Nazizmin ininde ezildiği gün

Hitler’in iyi donanımlı askeri birlikleri Moskova’yı ele geçirip gamalı haçlı bayrağını Kremlin’e dikme hayali kurarlarken, proletaryanın generallerinin yönettiği Kızılordu birlikleri 1 Mayıs 1945’te Sovyet bayrağını Reichstag’ın çatısına diktiler

Nazizmin ininde ezildiği gün

9 Mayıs 1945, Sovyetler Birliği’nin Nazi Almanya’sı karşısında kazandığı zaferin 77. yıldönümüdür. Alman ordusunun 8 Mayıs’ta müttefik güçlerle teslim anlaşması imzalamasıyla İkinci Dünya Savaşı sona ermişti.

Sovyet Kızılordu’su Nazi Almanya’sının dört yıl süren topraklarını işgaline son vererek işgalci birlikleri inlerine kadar kovalamış, zaferini orak çekiçli kızıl bayrağı Berlin’in göbeğindeki Reichstag binasının çatısına dikerek zaferle taçlandırmıştı.

Bu büyük zaferde, faşist bloka karşı savaşan bütün devrimci güçlerin, anti-Hitler koalisyonun katkısı elbette önemlidir ama en büyük pay, başında J. Stalin’in bulunduğu SBKP ve SSCB halklarının etrafında sımsıkı kenetlendiği Kızılordu’ya aittir. Sosyalizm ve Stalin düşmanları ne derlerse desinler ne kadar yalanlarla kusurlu göstermeye çalışırlarsa çalışsınlar, Alman faşizminin dize getirilmesi dünya tarihinin gelmiş geçmiş en zorlu, en cansiperane, en parlak zaferidir.

Sovyet halkları dünyayı kana bulayan işgalci Alman-İtalyan-Japon faşist ittifakına boyun eğmedi, sosyalist anavatanı, Ekim Devrimi’nin yolunu ve kazanımlarını sonuna kadar korudu ve savundu. Almanya’da ve öteki birçok Avrupa ülkesinde faşizmin yıkılmasını sağladı ya da yıkılmalarına ortam hazırladı. Kızılordu, Avrupa ve dünyayı büyük ve tehlikeli bir beladan kurtarmakla kalmadı, aynı zamanda bütün ülkelerin işçilerinin ve mazlum halkların faşizmden kurtuluş kavgalarına esin kaynağı oldu.

Sovyetler Birliği’ne karşı “yıldırım savaşı” (Blitzkrieg) stratejisiyle saldıran Hitler, planını on hafta içinde Moskova’yı ele geçirmek üzerine yapmıştı. “Bin Yıllık Reich” vaadi gibi bu da boşa çıktı. Moskova yakınlarına varabilmesi uzun zaman almakla kalmadı, üstüne üstlük tarihte eşi benzeri görülmemiş Stalingrad savunmasıyla geri püskürtülen işgalci birlikler Berlin’e kadar kovalandılar.

İki ayrı dünyanın, iki ayrı uygarlığın savaşında kaybeden faşist emperyalizm oldu. Alman Genelkurmayı, sömürücü sınıfların kaldırıldığı, halkların kardeşçe birliğinin gerçekleştirildiği, tarihte o zamana kadarki en ileri sosyal eşitliği yakalamış bir toplumla savaşmanın ne demek olduğunu, kafasını Sovyet duvarına çarpınca öğrendi. Hitler’in iyi donanımlı askeri birlikleri Moskova’yı ele geçirip gamalı haçlı bayrağını Kremlin’e dikme hayali kurarlarken, proletaryanın generallerinin yönettiği Kızılordu birlikleri 1 Mayıs 1945’te Sovyet bayrağını Reichstag’ın çatısına diktiler.

Faşist blokun askerlerinin dörtte üçünden fazlası Sovyet ordusunun üzerine sürülmüştü. Hitler karşıtı koalisyonun öteki ülkeleri faşist bloka ait 176 faşist tümeni yenerlerken, Sovyet-Alman cephesinde Kızılordu 607 faşist tümeni bozguna uğrattı. Nazi Almanya’sının Doğu Cephesi’nde faaliyet gösteren Wehrmacht, SS birlikleri ve diğer askeri oluşumlarının kayıpları 7.181.100, müttefiklerinin askeri birliklerinin geri dönüşü olmayan kayıplarıysa 1.468.145 kişiydi. Sovyetler Birliği’nin insan kaybıysa 26,6 milyondu. Bunlar sadece savaş esnasında öldürülen komünist (3 milyon) ve vatansever askerler, partizanlar değildi, önemli bir kesimi soykırım mantığıyla hedef alınan işgal bölgelerindeki sivil Sovyet yurttaşları, toplama ve esir kamplarında işkenceyle öldürülen savaş esirleriydi. Faşistler başka hiçbir şeyde değil, yalnızca kan dökücülükte emsalsiz olduklarını, insanlık tarihinin bu en ölümcül savaşında gösterdiler.

Gerici tarihçilerce iddia edildiği gibi Nazi işgalcileri “General Kış” veya İngiltere ve ABD’nin desteği sayesinde değil, Sovyet halkının birliği, fedakarlığı, kahramanlığı, kararlı direnişi sayesinde yenildi. SBKP, zaferin yarı yarıya daha savaş başlamadan hazırlık aşamasında kazanılacağını bilecek deneyime sahipti. Sosyalist sanayileşmede ve tarımın kolektifleştirilmesinde hamleler zamanında yapılmasaydı aynı başarıya ulaşılamazdı. Dirayetli Stalin önderliğindeki SBKP, Hitler’in eninde sonunda Rusya’ya saldıracağını biliyordu, silahlanma ve lojistik hazırlıklarını buna göre yaptı. Sosyalist ekonominin verdiği güç ve imkanlarla silah teknolojisindeki gecikme hızla telafi edildi ve savaş sürerken dahi faşist Almanya’nın üzerinde bir kapasiteyle ve düşmandan daha kaliteli silah ve teçhizat üretildi. Hızla Katyuşa roketleri, tanklar, savaş uçakları (vb.) geliştirildi ve bunların seri üretimleri gerçekleştirildi.

Almanya İkinci Dünya Savaşı’nı sosyalizmi yeryüzünden silmek, halkları köleleştirmek ve dünyanın hâkim gücü haline gelmek için başlattığında, sosyalizmin Fransa ve öteki kapitalist ülkelere benzemeyen dinamik ve birleştirici gücünü hesaba katmamıştı. İki güç arasındaki savaş aslında tarihin ve çağın en ileri sistemi ile en gerici, en barbar sistemi arasında bir boy ölçüşmesiydi. Umduklarının tersine insanlığın en tehlikeli, en amansız düşmanları çarpışmayı kaybettiler. Savaş sonrasında faşist blokun yüzündeki maske düşerken, Sovyetler Birliği’nin itibarı yükseldi. Ardından sosyalizmin dünyanın üçte birini kucaklayan bir sistem haline gelmesiyle birlikte emperyalist sistem büyük bir kayba uğradı. Bu başarıyı küçümseyerek bugün ders diye 21.yüzyıla reformist reçeteler yazanlar, hayatlarında ve tarihlerinde tek bir zafer elde edemeyenlerdir.

***

Ne yazık ki, bir yandan içten içe büyüyen geriye dönüş süreci, bir yandan da emperyalist Soğuk Savaş stratejisi sosyalizmin dünya çapındaki yenilgisiyle sonuçlandı. Bunu fırsat bilen iflah olmaz bütün inançsızlar, bütün liberaller, bütün Troçkistler, bütün Marksizm dönekleri şimdilerde emperyalistlerle birlikte hala aynı kara propagandayı yürütüyorlar: Sanayi ve kolektifleştirme hamleleri yanlışmış, Stalin Hitler’le anlaşmış ya da Rusya’ya saldıracağını tahmin edememiş, savaşı iyi yönetememiş, en iyi generallerini harcamış, Hitler’den bile acımasız bir diktatörmüş… Dünya tarihinde bir başka örneği daha görülmeyen Sovyet halkının inanılmaz bir direngenlik, özveri ve kahramanlıkla yürüttüğü Büyük Anti-faşist Savaş işte böyle lekeleniyor.

Bunlar Stalin’in başarılarını hazmedemeyen yeminli düşmanlarının hezeyanlarıdır. Dünya tarihinin en büyük zaferi ve sosyalizmin en ileri mevzilere taşınması hasımlarının korkulu rüyasıdır. Bütün emperyalistlerin, bütün gerici siyasetçi, tarihçi ve yazarların karalama defterlerindeki bir numaralı kişinin hala Stalin olması tesadüf değildir.

Emperyalistler ve sosyalizm düşmanları, faşizme karşı zaferin simgesi 9 Mayıs 1945 tarihinin hatırlatılmasını istemiyorlar. Daha yakınlarda Rusya-Ukrayna Savaşı bahane edilerek, Kızılordu ve SSCB’ye ait amblemler Almanya’da yasaklandı. Almanya’nın faşizmden kurtarılmasının hatırlatılmasını sınırlamak, Hitler’e ve takipçilerine koltuk çıkmaktan başka bir şey değildir.


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur