Kariyerist ve tecavüzcü vakıfların önlenemez yükselişi

Meclis’te alkışlar gülüşmeler ve tebrik sırasına girerek ‘bize hiçbir şey yapamazlar’ gücünü gösteren AKP’nin tecavüzü görmezden gelerek savunan vekilleri biliyorlar ki; çocuğa tecavüzü ifşa ederlerse yani duvarlarındaki bir tuğlayı çekerlerse hepsinin kıçı dışarıda kalacak. Hangisi temiz ki diğerini kötülesin. Hangisi pürü pak ki diğerine tu kaka desin. Hangisi kendi çabasıyla zenginleşti ki diğerine haramzade desin. Tabii ki TÜRGEV savunulacak, tabii ki Ensar Vakfı’na paralar akıtılacak ve bu bağırıla bağırıla söylenecek

Kariyerist ve tecavüzcü vakıfların önlenemez yükselişi

“Şuradan gelen 150 bini TÜRGEV’e, buradan gelen 100 bini Ensar’a verelim…” diye açıklama yaptı biliyorsunuz Erdoğan. Sonra da ekledi “biz bu dernek ve vakıflarımızı kimseye yedirmeyiz!” diye. Katıksız bir Recep Tayyip Erdoğan tavrıdır bu.

Açlıktan ölümünüzü izlese, can çekiştiğinizi anbean takip etse, sokağa çıkamayacak kadar yoksullaştığınızı görse bile, ki görüyor, Erdoğan kininden vazgeçmez. Tahayyül edemeyeceğiniz bir nefret, erişemeyeceğiniz bir yok etme isteğiyle doludur şahsı. Muhalifinin 40 bin evliyadan onaylı tavsiyesini sırf inadına yapmaz hatta sırf tezat olsun diye evliyasını da dinini de değerini de yıkar. Daha önce bazı cemaatlerin sesi çok çıktığı için “Kur’an ve İslam’ın güncellenmesi gerektiğini” söylediği gibi. Onun sözünün üstüne söz olamaz, olmamalı.

Kuru inadı sebebiyle faizi kilitleyen, piyasayı öldüren, zamların 24 saate sığmadığı, bir gün 12 saat olsa her 12 saatte bir zam gelecek neredeyse, marketlerde peynirlerin alarmlandığı karpuzların dilimlendiği, bazı reyonların uzak diyarlar kadar ıssız kaldığı bir ülkede tek adamın derinlikli cahil inadı her şeyin ana sebebi.

Yazının girişinde bahsettiğim vakıfların neden bu kadar kollandığını Erdoğan’ın kendi yakın çevresinin savaş cephesinde canlı tutmaya çalıştığı fedaileri olarak tanımlayabiliriz. Canlı tutmak zorunda olduğu bu fedailer Erdoğan ve geniş ailesinin emeklilik yatırımı çünkü. Bugün beli tutulsa hastaneye gidecek sağlık sigortası olmayan milyonlarca insanın yöneticisi olan bu tek adamın ve çeperinin servet transfer köprüsüdür işte bu vakıflar. Bunu Kılıçdaroğlu gündeme getirdiği için yazmıyorum buraya. Çok daha öncesinde Türkiye’nin hemen her ilçesinde temsilciliği bulunan TÜRGEV ve Ensar Vakfı’nın yöneticilerinin kariyerlerine baktığınızda bunu çok rahat görebilirsiniz. Örneğin Diyarbakır eski TÜRGEV yöneticisi aynı zamanda bir Üniversite’de öğretim görevlisi, eski Milli Görüşçü, onun öncesinde Gülen cemaati ve Nur cemaati evlerindeki sohbetlerden çıkmayan biri. Bunlara yakın olan kesimden birkaç kişi THY’de yönetici, yönetici yardımcısı, insan kaynakları uzmanı ve daha nice pozisyondalar. Buraya atanan insanlar ise tahmin edebileceğiniz üzere iyi eğitimli bireyler de değiller. Çoğu alakasız bölümlerden mezun, birçoğu özel üniversitelerde okumuş, dil bilmeyen ama cemaat yurtlarında büyüyen kimseler.

Erdoğan’ın ve yakın çevresinin bir gelecek hediye ederek satın aldığı bu insanların kendisinin servet transferine yardım etmeleri sevgilerinden değil mecburiyetlerinden. Al gülüm ver gülüm bağıyla birbirine çok sıkı bağlanmış bu yapının Erdoğan’ın koruması altına alınması da çok doğal.

Ensar Vakfı’nın Karaman’daki tecavüz silsilesini hatırlayalım. 42 çocuğa 8 yıl boyunca sistematik olarak tecavüz eden Ensar Vakfı’nda çalışan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeninin bu rezilliğinin nasıl örtbas edildiğine bakalım. “Bir kereden bir şey olmaz” savunmasından tutun da “bir vakıf üzerinden dini değerler aşağılanıyor, herkes töhmet altında bırakılıyor” hezeyanına dek türlü çeşit açıklama duyduk. Vakfın AKP ile olan organik bağı sebebiyle canhıraş şekilde savunulmasını anlamak mümkündü. Ancak unutmayalım ki dini eğitim veren yapı ve kişilerin çocuk istismarında geçmişi bir hayli bozuk. Çocukların ailelerinin bu işe ses çıkarmaması, nasıl sustukları/susturuldukları konusunu daha sonra yazacağım. Anadolu irfanının burada nasıl devrede olduğunu da anlatacağım.

Karaman’daki olaydan itibaren Erdoğan’ın özel olarak ilgilendiği, korumaya aldığı, yücelttiği Ensar Vakfı, seküler kesimin gözüne soka soka yapılan devasa etkinliklerle bir kör inadın geldiği noktayı göstermekte. Nasıl ki “bu Bakara iyi makara” diyenin Büyükelçi yapıldığı ve sonra çıkıp “ben bu sözlerin hesabını Rabbime veririm” diye ‘temizlendiği’ bir ülkede bittabi bir vakıfta yıllarca çocuklara tecavüz edenler korunacak ve yüceltilecekti.

Meclis’te alkışlar gülüşmeler ve tebrik sırasına girerek “bize hiçbir şey yapamazlar” gücünü gösteren AKP’nin tecavüzü görmezden gelerek savunan vekilleri biliyorlar ki; çocuğa tecavüzü ifşa ederlerse yani duvarlarındaki bir tuğlayı çekerlerse hepsinin kıçı dışarıda kalacak. Hangisi temiz ki diğerini kötülesin. Hangisi pürü pak ki diğerine tu kaka desin. Hangisi kendi çabasıyla zenginleşti ki diğerine haramzade desin. Tabii ki TÜRGEV savunulacak, tabiî ki Ensar Vakfı’na paralar akıtılacak ve bu bağırıla bağırıla söylenecek.

Hocalarından öğrendikleri takiye ve rantiye kültürünü 15 Temmuz savaşını kazanarak kendilerine bağlayıp emsalsiz bir hayat yaşamak istiyorlar. O yüzden sizin Karaman’da çocuğunuz tecavüze uğramış neee ömür boyu bir daha iş bulamayacak olsanız ne? Siz de aynı kirli çarkın içinde misiniz değil misiniz? Soruya cevabınız evetse bol kariyerli yıllar…


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur