Hüzünlü bir 1 Mayıs

Şehrin içinden geçmeyen bir kortej, sahil yolunda her şeyden uzak, tarih dışı, yolunu hedefini şaşırmış bir çaresizlikte yürüyordu. Binalara, sokaklara ve diğer insanlara ulaşmayan her ses, slogan, pankart kendi kendiyle baş başa kalıyordu

Hüzünlü bir 1 Mayıs

1.

Eskiden, 1 Mayıs gelmeden önce tartışmaları gelirdi: Nerede kutlanacaktı veya kutlanmalıydı 1 Mayıs? Taksim mi olacak yoksa başka bir alan mı? İzinli bir alanda mı yapılmalıydı ya da doğrudan Taksim’i mi zorlamalıydık? Tırnak içinde devrimciler/radikaller Taksim Meydanı’nda ısrar ederler, tırnak içinde oportünistler/reformistlerse izinli bir alanda kutlanmasını daha doğru bulurlardı.

Sonuçta 1 Mayıs gününün sıcak gelişmelerini ve gündemini Taksim ve civarındaki irili ufaklı çatışmalar, meydana çıkma girişimleri belirlerdi. Mecidiyeköy’den Taksim yönüne bazen Beşiktaş-Maçka-Osmanbey yönünden bazen de Unkapanı- Şişhane-Tarlabaşı -Ömer Hayyam- Karaköy-Galata yönünden başlayarak büyük bir daire çizilerek ulaşılmaya çalışılırdı. Kitle bazen saatlerce dolaşır durur bazen ara sokaklardan bir fırsat kollar ya da doğrudan meydana çıkmak için polisle karşı karşıya gelmeyi göze alırdı. Velhasıl günler önceden başlayan hazırlıklar, 1 Mayıs sabah erken saatlerden başlayan heyecan/coşku/ gerilim zirve yapar, öğlen saatlerine yer yer de ikindiye kadar süren bir mücadele yaşanırdı. Herkes elinden geldiğince, gücü yettiğince 1 Mayıs’ı yaşatmaya çalışır, kutlardı.

Akşama doğru günün stresi yavaş yavaş azalır, bir yandan mücadele etmenin verdiği huzur, bir yandan halkın direnişinin yarattığı umut, bir yandan gözaltına alınmamanın verdiği rahatlıkla akşama belli mekânlarda/ yerlerde insanlar bir araya gelirlerdi. Gün içinde yaşanan mücadele pratiğiyle insanlar akşam muhabbetine hazırdırlar. Sosyal temasın sosyal medya üzerinden değil de yan yana /yüz yüze aynı fiziksel ortamda yapıldığı bir dönemde muhabbetin ayrı bir güzelliği/ neşesi/ önemi/ öğreticiliği olurdu. Kimi gün içindeki polis kovalamacasını anlatır. Kimi hangi siyasetin ne kadar bir kitle getirdiğine dikkat çeker. Kimi en doğru siyasi duruşu kendi hareketinin gösterdiğini duyurur yüksek sesle mekandakilerine. Herkes kendi açısından anlatacak bir şeyler bulur, sonuçta o kadar çok yönü var ki  mücadelenin ve hayatın herkese anlatacak bir şeyler verir kimseyi dışarda bırakmaz. Muhabbet bu minvalde hoşgörülü ve kuşatıcı bir şekilde sürerdi.

Gel zaman git zaman şunu anladım: 1 Mayıs işçinin emekçinin ezilen halkların bayramı, tamam. 1 Mayıs siyasi hareketlerin kendilerini silkinip toparlamak için bir vesile, bu da tamam. Neredeyse bir yıl hiçbir şey yapmadan geçirip 1 Mayıs günü çok keskin ve gözü kara davranışlara da tamam, hepsine eyvallah…

Karl Marx, “İşçinin hayatı ne zaman başlar?” diye soruyordu. Cevap olarak da iş gününün, çalışma saatlerinin bitip günün kalan zamanlarını kendi için geçirmeye başladıkları yerlere, o özgür oldukları saatlere işaret ediyordu.

1 Mayıs akşamları benim hoşuma giden de o akşam saatlerinde dostların kahvelerde, meyhanelerde bir araya gelip her yaştan insanın çocuksu bir sevinç içerisinde, bildik mekanlarda buluşmaları, birbirlerine sevecenlikle sokulmalarıydı. İşgünü, çalışma saatleri, hayatlarının sömürücü sınıflara tahsis etmek zorunda kaldıkları başkaları adına yaşadıkları hayatlarıydı. Emekçilerin kendilerine ait hayatları da çalışma ve mücadeleden sonra kalan o kısacık muhabbet saatlerinden oluşuyordu galiba. Çünkü o vakit artık ne patron ne devlet ne keskin devrimcilik ne kaçkın oportünistlik ne siyasi küskünlükler ne anlamsız sayılabilecek ayrımlar/ tartışmalar, ne şu ne bu kalıyordu. Hayat o an başlamıştır: Bir çeşit sınıfsız, imtiyazsız, özgür saatler. Yükselen tabak bardak sesleri, şarkılar, türküler, sloganlar, gülüşmeler.

2.

2022 yılı 1 Mayıs’ının Maltepe Meydan’ında kutlanacağının açıklanması, açıklamanın yapıldığı andan itibaren 1 Mayıs’ın telaşını, gerilimini, hazırlıklarını söndürdü sanki. Ne bileyim 30 Nisan’da, 2 Mayıs’ta ya da başka bir gün Maltepe’de miting yapılabilir/ yapılsın ama sanki başlamadan direniş potansiyellerin önünü kapattı bu karar. Zaten motivasyonu çabuk düşen, bırakmaya vazgeçmeye meyyal bir yanımız var, bu tip kararlar da o yanımızı daha da besliyor! Diyelim ki Taksim’e yoğun polis önlemleri yüzünden çıkılamıyor, o vakit klasik bir miting yapıp içimiz rahatlatmak yerine 8 Mart’ta kadın hareketinin yaptığı gibi bariyerlerin gerisinde kalma pahasına bile çeperinde kalınabilirdi Taksim Meydanı’nın.

1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma günü olarak kutlanır. Diyelim ki birlik ve mücadele açısından iyi durumda olmadığımızı kabul etsek dahi en azından 1 Mayıs’ın “dayanışma” yanını öne çıkaracak eylemler bulmayı yaratmayı deneyebilirdik. Hayat pahalılığından dolayı temel besin maddelerine ulaşamayanlara, açlık sınırında yaşayan insanların yoğun yaşadığı mahallelerde büyük kazanlarda yemekler yaparak farklı bir dayanışma örnekleri sergilenebilirdi. Başka bir eylem de motokuryelerin geçen aylarda yaptıkları eylemler gibi bir eylem planlanarak motorculardan oluşan bir konvoy 1 Mayıs flamalarıyla tur atabilirdi şehrin ana caddelerde. Âdet yerini bulsun diye klasik bir miting yapmak yerine daha yaratıcı ve yeni eylemler/ etkinlikler düşünülmelidir kısaca.

3.

Büyük bir meydan muharebesinden kalan yorgun, yaralı bir ordunun toplanma yeri gibiydi 1 Mayıs’ta Maltepe miting alanındaki insanlar. Ne kürsü kitleyi coşturabilecek kıvamdaydı ne kitle kürsüyü peşi sıra sürükleyecek canlılıktaydı. Polisler bile her zamanki hırçınlıklarında değildiler. Bitmiş bir savaşın anısına saygı için gelmiş gibiydik. Denizin ve geniş düzlüğün verdiği ferahlık duygusu gevşemeye yol açmıştı sanki. Haykırmak için değil birkaç eski dosta rastlamaya bakılıyordu. Marşlar ve sloganlar için gırtlak patlatılmıyor, ezberimizden silinmesinler diye kısık sesle yapılan bir tekrar çalışması gibiydi. Kitle getirme, gövde gösterisi yapma gibi klasik mikro yarışmalar bile yapılmadı. Kimse kürsüye yakın olalım kavgasına girişmiyordu.

Yorgun, bir anıyı yâd eder hali vardı kitlenin. Sanki döğüşenler döğüşmüş, ölenler ölmüş, kalanlar da son yaralarını pankartlara sarıp, hafif esen rüzgârın hüzünlü şarkısını dinliyorlardı.

Şehrin içinden geçmeyen bir kortej, sahil yolunda her şeyden uzak, tarih dışı, yolunu hedefini şaşırmış bir çaresizlikte yürüyordu. Binalara, sokaklara ve diğer insanlara ulaşmayan her ses, slogan, pankart kendi kendiyle baş başa kalıyordu.

Sahil yolu, deniz kenarı bireysel yürüyüşler için uygun olabilir ama toplumsal eylemler için fazlasıyla rahatsız edecek rahatlıkta yerler. Miting sonrası Maltepe Meydanı’na yakın yerlerde oturan kitlenin oturduğu mekanlarda 1 Mayıs neredeyse konuşulmuyor gibiydi. Konuşulacak bir şeyler olmamıştı belki de. O bildik 1 Mayıs akşamının canlılığından eser yoktu. Oturduğumuz masayı, çayı, akşam saatlerini hak etmediğim duygusuna kapıldım. Havada az veya çok hâkim düzene bir biçimde monte, inşa, ikame, adapte hevesi gördüm. Bütün derdimizin düzeni tağyir, tebdil, ilga olması gereken bir günde.

Hüzün, doğrudur bize yakışır, fakat 1 Mayıs’larda değil. Birlik, mücadele, dayanışma gününde hiç değil.


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur