Eğitim sendikaları ve eğitim emekçilerinin eşitlik talebi

Meslek kanunu eşitsizleştirme, eşitsizleştirerek köleleştirmenin meşruiyet kanunudur. Ona karşı takınılacak tavır da bir yol ayrımına işaret etmektedir: Eğitim-Sen ya eşitlik mücadelesinin bir aracı olacak ya da eşitsizliklerden beslenen “sendikalar sisteminin” bir parçası olacaktır

Eğitim sendikaları ve eğitim emekçilerinin eşitlik talebi

2002 yılında eğitim emekçilerinin 149 bin 383’ü Eğitim Sen, 125 bin 863’ü Türk Eğitim Sen, 18 bin 28’i Eğitim-Bir-Sen üyesiydi. 2021 yılında ise eğitim emekçilerinin 71 bin 642’i Eğitim Sen, 213 bin 188’i Türk Eğitim-Sen, 427 bin 386 Eğitim Bir Sen, 50 bin 453’ü eğitim işe kayıtlıdır. Yıllar içindeki değişimin anlamı nedir, nasıl okumalıyız?

Örgütlü eğitim emekçisi sayısındaki muazzam artışın eğitim emekçilerinin çalışma ve sosyal yaşamlarında kazanımlar getirmesi beklenirken, tam tersi sonuçlar doğurduğunu görüyoruz. 2002 yılında eğitim emekçilerinin ne kadarı okul dışında çalışıyordu, 2022’de ne kadarı? 2002 yılında eğitim emekçilerinin aldıkları ücretin reel karşılığı neydi, 2022’de nedir? Okullar arası eşitsizlikler ne kadardı, şimdi ne kadar? Eğitim fakültesini bitirenlerin yüzde kaçı atanıyordu, şimdi yüzde kaçı? Oranlardan da ziyade atama bekleyen öğretmen ne kadardı, şimdi ne kadar? Öğretmenler dışındaki eğitim emekçilerinin çalışma yaşamları ve statüleri nasıldı, şimdi nasıl? Özel okulların sayısı nasıl bir değişim geçirdi, özel okullarda çalışan öğretmenlerin çalışma koşulları nasıl bir değişim geçirdi? Kişilerin eğitime harcadıkları paranın gelirlerine oranı nasıl değişti? Öğretmenlerin çalıştırılma biçimleri çeşitlendi mi, sözleşmeli öğretmenlik ne zaman çıktı, ücretli öğretmenlik niye var, bugünkü sayılar bu amaca uygun mu? Sorular uzatılabilir, lakin uzayan soruların gösterdiği esaslı bir mesele var, eğitim kamusal bir hak olmaktan çıkmış, eğitim emekçileri yeni mezunu, işsizi, atama bekleyeni, ücretlisi, sözleşmelisi, kadrolusu, öğretmenler dışındaki eğitim emekçileri, özel okul ve dershane emekçileri bütünüyle kölelik düzeninin farklı parçaları haline getirilmiştir. “Sendikalar” haklardaki muazzam yıkımla birlikte nasıl irileşmişlerdir, onlar irileşirken Eğitim Sen niye küçülmüştür?

Engel ne?

Piyasalaştırma, köleleştirme, eşitsizleştirme süreçlerinin yarattığı yıkımı örgütsel olarak yaşayan da bu yıkım politikalarına karşı çıkışla var olan Eğitim-Sen olmuştur. Daha açık söylemek gerekiyor, eğitim emekçilerinin kaderiyle onların yaşamsal taleplerinin ortaya çıkardığı Eğitim Sen’in kaderleri yıkım politikalarına direnemedikleri oranda bütünleşmiştir. Eğitim Sen geriledikçe eğitim emekçileri hak kayıpları yaşamış, parçalı yapı yerleşikleşmiş, daha fazla piyasanın boyunduruğu altına girmiş, ya da tersten ifade edilirse bunlara ciddi dirençler oluşturamadıkça Eğitim Sen gerilemiştir. Diğer “sendikalar” başlangıçlarından itibaren yıkım politikalarının sahibi olan iktidarın ya doğrudan aparatı ya da emekçilerin dikkatini yıkım politikalarına direnişten uzaklaştırma görevini yerine getiren kullanışlı muhalif aparatları olarak bu eşitsizliklerden, yıkımdan beslenen, varlıklarını bu politikalara borçlu olan örgütlerdir. Eşitsizliklerden beslenmeyi somut bir örnekle ifade edelim: Yeni atanan sözleşmeli öğretmenler “başlarına bir şey gelmesin”, bir üst statü olan “kadrolu” olabilmek için büyük bir çoğunlukla Eğitim Bir Sen’li ya da Türk Eğitim-Sen’li, ikisini hiçbir şekilde hazmedemeyenler de Eğitim İş’li olmaktadır. Başka bir örnek daha verelim, bugün KPSS’den şikayetçi, onun kaldırılmasını mücadele konusu yapan, buna bağlı olarak eğitim fakültesi kontenjanlarını tartışıp bu konuya yığınak yapan bir sendika var mı? Ya da Eğitim Sen bunu niye ana mücadele konusu yapmaz? KPSS, sözleşmelilik, adaylık, mülakat gibi birçok cendereden geçen genç öğretmenlerin bunlardan çizik almadan geçebilmek için yaptıkları zorunlu tercihler ortadayken hem Eğitim Sen hem eğitim emekçileri konunun kaybedeniyken nasıl bu kadar sessiz kalınabilir? Hiçbir sendika sözleşmeli çalışmanın kaldırılmasını, ataması yapılmayan öğretmenleri, ücretli öğretmenleri, eğitim fakültesi kontenjanlarını doğrudan bir mücadelenin konusu yapmamıştır. Söz konusu ücretli öğretmenlik ya da ataması yapılmayan öğretmenler olduğunda tüm sendikalar durumun kölelik koşulları olduğunu tekrarlar, ücretli öğretmenlere yardım edilmesi gereken bir kesim gözüyle bakar, ancak hiçbiri bunu öz sorunu olarak görüp, ücretli öğretmenleri ve ataması yapılmayan öğretmenleri mücadele arkadaşı olarak tanımlamaz. Diğer sendikaların bu yaklaşımları gayet anlaşılabilir, çünkü atama döneminde bakanla görüşüp atama sayısını 3000-5000 filan artırdık demek, bu konuda sahte umutlar satmak onları popüler kılmaktadır zaten, peki Eğitim Sen niye aynı yerdedir? O niye bunları yapmamıştır? Şimdi yapmasının önünde engel var mıdır?

Eşitlik mücadelesini örgütlemek…

Eğitim emekçilerinin çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi, eğitimin piyasadan arındırılması mücadelesi başat mücadele konusudur ve bunun en önemli güncel ifadesi eğitim emekçilerinin eşitlik mücadelesidir. Eşitlik mücadelesinin ne kadar önemli olduğu, farklı statülerde eğitim emekçilerinin kendilerine hasmış gibi duran sorunlarının aslında ne kadar ortak sorunları olduğunun bugünlerdeki göstergesi Meslek Kanunu olmuştur. Aynı işi yapanların rütbelendirildiği, ücret eşitsizliği yaratan kanun, yapıcıları tarafından ironik olarak mesleğe itibar kazandıran kanun olarak tanımlanmaktadır. Eğitim emekçilerinin büyük bir çoğunluğunun onaylamadığı ancak hayat pahalılığı ve reel gelir kayıpları nedeniyle “ekonomik zor”la kerhen kabul ettikleri kanun, eğitim emekçilerinin “özgür iradeleriyle” seçtikleri ya da seçmedikleri unvanlar olarak görülemez.

Meslek kanunu eşitsizleştirme, eşitsizleştirerek köleleştirmenin meşruiyet kanunudur. Ona karşı takınılacak tavır da bir yol ayrımına işaret etmektedir: Eğitim-Sen ya eşitlik mücadelesinin bir aracı olacak ya da eşitsizliklerden beslenen “sendikalar sisteminin” bir parçası olacaktır. Basitçe ifade edersek, Eğitim Sen sendika binalarında uzmanlık-başöğretmenlik sınavlarına hazırlık kursları, özel üniversitelerle “indirimli” yüksek lisans anlaşmaları mı yapacak ya da okul okul dolaşıp ücretli, sözleşmeli, kadrolu öğretmenlerle eşitlik, ataması yapılmayan öğretmenlerle sınavsız koşulsuz atama mücadelesini mi kuracak? Mevcut meslek kanununun kabulü basit bir kabul değildir, yukarıdaki sorunun cevabı da hem onu hem bunu olamaz, olamayacağı her şey bir yana son 20 yıllık deneyimle ortadadır. Eğitim emekçileri her koşulda eşitlik mücadelesini örgütleyecektir.


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur
Önceki içerik