Kolombiya’da sol, sonunda yükseliyor – Carlos Cruz Mosquera

Kolombiya'da geçen hafta yapılan seçimler sol için on yıllardır en iyi sonucu gördü ve seçimlerde Gustavo Petro'nun ülkenin ilk sosyalist cumhurbaşkanı olmasına aday olduğu doğrulandı. Bu, uzun süredir ABD destekli sağcı liderlerin egemen olduğu bir ülkede büyük bir değişim

Kolombiya’da sol, sonunda yükseliyor – Carlos Cruz Mosquera

Kolombiya’da solcu, ilerici koalisyon Tarihsel Pakt (Pacto Historico), 13 Mart Pazar günü yapılan Kongre seçimlerinin ardından ülkenin en popüler siyasi hareketi oldu.  Bu tarihi zafer, ittifakın temsilcilerinin çoğunun köylü ve işçi sınıfı kökenli olması nedeniyle, iki yüzyıllık egemen sınıf hegemonyasını tehdit ediyor. Mayıs ayında yapılacak olan devlet başkanlığı seçimi sonuçlarına bağlı olarak, bu zaferin küresel yansımaları olabilir.  Kritik bir biçimde Batı, bölgedeki bu en istikrarlı müttefikinin koşulsuz sadakatini kaybıyla karşılaşabilir.

Koalisyonun başkan adayı Gustavo Petro, ülkedeki pek çok kişi gibi şiddet ve yoksulluktan kurtulmak için başkente göçmek zorunda kalan tarım işçisi bir aileden geliyor. Petro, beklenildiği gibi, 4 milyondan fazla bir oyla koalisyonun ön seçimlerini kazandı. İttifaktaki bir siyah köylü aktivist olan Francia Marquez de herhangi bir politik makamı olmamasına rağmen 1 milyona yakın bir oy alarak tarih yazdı ki bu sayı başat adayların ön seçimlerde aldığından daha fazla.

İlerici koalisyonun ülkedeki en baskın siyasi güç olması karşısında, merkez ve sağ kanat partiler Mayıs ayındaki devlet başkanlığı seçimine yönelik olarak bu ilerleyişi durdurmak amacıyla ittifak oluşturuyor. Bundan sonrası Tarihsel Pakt’ın, ilk kez oy verecek ya da yön değiştirecek seçmenleri harekete geçirme ve daha popüler merkez partileri ve liderlerini koalisyona katılmaya ikna etme yeteneğine, Petro’nun 2018 seçimlerindeki başarısızlığını aşmasına bağlı.

Ülkedeki kutuplaşmış siyasi kamplara karşı bir alternatifi temsil ettikleri iddiasındaki merkezciler, aslında isimleri dışında ülkenin geleneksel muhafazakâr sağ kanat elitlerinin bir parçası. Petro’nun merkezcilerden ziyade merkeze daha yakın olan ılımlı siyasi önerileri, bu elitleri ve Batılı müttefiklerini alarma geçirdi. Petro ve koalisyonu, ülkenin muazzam zenginliğinin temkinli bir yeniden dağıtımı talebinde bulunuyor ve kendi sol yaklaşımlarının, Küba ve Venezüella’daki süreçlerden farklı olduğunu vurguluyor. Petro geçenlerde şakayla karışık şekilde, Bogota Belediye Başkanı olduğu sırada kimsenin malını “kamulaştırmadığı”, zenginlerin kendisinden korkmasına gerek olmadığını söyledi.

Batı destekli elitler, Petro’nun ılımlı ekonomik politikalarından değil ama demokratik siyasi alanın açılma olasılığından korkuyorlar. Temkinli olmakta da haklılar. Bölgenin ortak darbe ve diktatörlük deneyimlerini yaşamayan Kolombiya, iki yüzyıldan fazla bir süredir Latin Amerika’da en uzun süreli demokrasiye sahip ülke olmakla övünüyor. Ancak var olan, iki yüzyıllık bir oligarşik diktatörlük. Egemen sınıflar, zengin ailelerin iktidarı liberal ya da demokratik partiler ya da onların yakın dönemdeki uzantıları aracılığıyla paylaştığı göstermelik bir demokratik cepheyle, ülkenin siyasi sistemini tekellerinde tutabildiler.

Ilımlılığına rağmen Tarihsel Pakt, ülkede ve bölgede sonuçlar yaratarak elitlerin iki yüzyıllık yönetiminde kesin bir kopuşa yol açacak. Esas kritik nokta, 2016 barış anlaşması ve silahsızlanmanın düzgünce uygulanması konusundaki ısrarın, bugüne dek Batı destekli ordunun ve paramiliter gücün kullanılması ve devletin çarpık bilgilendirmesiyle baskı altında tutulan daha radikal siyasi hareketlerin gelişmesine ve siyasi iktidarın karşısına çıkmasına yol açabilecek olması.

Kolombiya ve Batı

Batı’nın Kolombiya’ya hem ticaret hem de bölgenin jeopolitik önemi açısından tarihsel bir ilgisi var. Bağımsızlık mücadelesi sırasında verilen mali destek nedeniyle borçlanan Kolombiya’nın yeni türeyen elitleri, ABD ve İngiltere ile eşitsiz ticari ve siyasi ilişkilere mecbur bırakıldı. Durum o kadar berbattı ki, bağımsızlık lideri Simon Bolivar, bir keresinde bu ilişkinin “suç, felaket ve dehşet kaosu” yarattığı ve “Kolombiya’nın bu akbabaların parçaladığı bir kurban olduğu” şikayetinde bulunmuştu.

Bolivar’ın bu sözleri iki yüzyıl sonra hâlâ geçerli. Ülkenin yıllık Gayri Safi Yurtiçi Hasılasının çoğu, Batı’ya olan tarihi borçların ödenmesine akıp gidiyor; ekonomi de Batılı kapitalistler başta olmak üzere birkaç kişinin çıkarına hizmet etmeye devam ediyor. Kolombiya’nın ABD hükümeti ve şirketlerinin çıkarlarına bağlı olarak siyasi bakımdan boyun eğdirilip ekonomik olarak sömürüldüğü genelde tartışmasız kabul edilmesine karşılık, bu işte Avrupa’nın da parmağı var. İngiltere’nin, Kolombiya’da yüzden fazla çokuluslu şirketi var ve bunlar arasındaki BP’nin, ticari menfaatlerini korumak için Kolombiya Savunma Bakanlığı ile milyonlarca sterlinlik bir anlaşması var.

İngiltere hükümeti, onlarca yıldır insan hakları ihlallerinin olduğu Kolombiya’daki asker ve polis gücüne destek için on milyonlar harcadı. Kolombiya polisi ve sağcı suikastçiler, genç protestocuları öldürmek ve bastırmak için birlikte çalışırlarken İngiliz askeri ve polis güçlerinin onlara eğitim ve destek sunduğu da ortaya çıktı. Dahası Avrupa Birliği uzun süredir çatışmaları sona erdirmeye yönelik barışçı çözümü destekliyor gibi görünse de üyesi devletler şiddete yönelen Kolombiya devletine eğitim ve finans sağlamaya devam ediyor. İspanya da aynı İngiltere gibi ülkenin korkunç insan hakları sicilini görmezden geldi ve modern askeri teçhizat, özellikle uçak sağlayarak devletin yanında iç savaşı körüklemeye devam ediyor.

Çatışma içindeki Kolombiya, 2017’de NATO’nun ilk Latin Amerikalı ortağı oldu. Bu durum güvenlik işbirliği temelinde meşrulaştırıldı. Daha yakın zamanda sağcı ABD Kongre üyeleri Marco Rubio ve Bob Menendez, sözüm ona Çin ve Rus etkisini önlemek için Latin Amerika ile daha sağlam bir askeri işbirliği önerisinde bulundu. Haftalar sonra da Kolombiya, temel amaçlarından biri güvenlik işbirliği ve savunma ticareti alanlarında ek menfaatler sağlamak olan ABD-Kolombiya Stratejik İttifak Anlaşması’nı imzaladı.

Kolombiya’nın elitleri ve Batılı müttefikleri, bu çerçevede haklı olarak Tarihsel Pakt’a karşı temkinliler. Barış yanlısı ve antimilitarist duruş, yalnızca Kolombiya’da değil tüm bölgede çıkarlarını tehdit ediyor.

Yeni bir Kolombiya mı?

Onlarca yıldır Kolombiya solu, sürmekte olan sömürge mirasını ve yığınların şiddetli kapitalist sömürüsünü sonunda aşacak bir Kolombiya’yı, “Nueva Kolombiya”yı hayal ediyor. Tüm tarihsel önemine karşılık Tarihsel Pakt, henüz bu ideale hayat veremez. Yapılabilecek olan şey zemini hazırlamak. Kolombiyalıların devam eden çatışmaya barışçıl bir çözüm için sahip oldukları tek umut bu. Komünistler, sosyalistler, sosyal demokratlar, liberaller ve siyah ve yerli aktivistlerden oluşan koalisyon, yeni Kolombiya’nın nefes alan bir örneği.

1991 anayasasının büyüttüğü ve birçoklarının önceki yıllarda umutlarını bağladığı liberal demokratik ideal, pratikte meyve vermedi. Bu durum insanlar için daha açık hale geldikçe, devlet de açık bir baskıyla karşılık veriyor. Güçlü yabancı müttefiklerin desteğiyle Kolombiya yönetici sınıfı, bir geçişin olgunlaşmasını engellemek için güçleri dahilindeki her şeyi yapacaktır. Tarihsel Pakt’ın Mayıs ayında iktidarı almayı başarması için, seçmenler arasında daha çok zemin kazanması ve devlet mekanizmasına karşı, enformasyon savaşına, seçim yolsuzluğuna, şiddetli ordu ve paralimiliter saldırganlığına karşı mücadeleye hazır olması gerekiyor.
Kolombiya, onlarca yıllık savaş ve zulmü barışçı ve demokratik olarak sona erdirecek tarihi bir şansa sahip. Halkı harekete geçirmek ve egemen sınıfın en sonunda, kaçınılmaz olarak yeni Kolombiya’yı kabul etmesi bize bağlı.

* Carlos Cruz Mosquera, Londra Queen Mary Üniversitesinde öğretim üyesi ve doktora adayıdır.

[Jacobin’deki İngilizce orijinalinden Pınar Meriç tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur