İkitelli’den 1 Mayıs çağrısı: “Bu düzene karşı mücadele güçleniyor”

İkitelli-Atakent Güç Birliği, 1 Mayıs'a çağrı yaptı. Eylemde Türkçe, Kürtçe, Arapça ve Ermenice dillerinde "Yaşasın 1 Mayıs" yazılı pankart açıldı

İkitelli’den 1 Mayıs çağrısı: “Bu düzene karşı mücadele güçleniyor”

İkitelli-Atakent Güç Birliği, dün (24 Nisan) Arena Park AVM karşısında 1 Mayıs’a çağrı yaptı. Emek Partisi, Halkların Demokratik Partisi (HDP), Halkevleri, Devrimci Parti, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Atakent Gönüllüleri’nin katılımıyla yapılan eylemde Türkçe, Kürtçe, Arapça ve Ermenice dillerinde “Yaşasın 1 Mayıs” yazılı pankart açıldı.

Açıklamada ekonomik krizin derinleştiği söylenerek şunlar belirtildi:

En temel tüketim maddelerinden faturalara kadar her şey, her gün zamlanarak emekçilerin hayatını devam ettirmesini imkansız kılıyor. Bundan 4 ay önce tarihin en büyük zammı olarak duyurulan ve 4250 lira olarak belirlenen asgari ücret, açıklandıktan 2 ay sonra enflasyon baskısı ve döviz kurundaki yükselişin altında eridi. 4250 lira olarak açıklanan asgari ücret bugün Türk-İş’in açıkladığı açlık sınırı olan 4927 liranın altında kaldı. Emekçiler için bu ekonomik koşullarda asgari ücret almak demek aç kalmakla eşdeğer hale geldi. Devletin resmi kurumlarının açıkladığı enflasyon rakamları %60’ı aşmış durumda, bağımsız kurumlarca hazırlanan raporlar ise enflasyonun %120’leri aştığını gösteriyor. Marketlerde her gün etiketler değişiyor, emekçilerin hayatını devam ettirebilmesi için gerekli olan her şeye zam üzerine zam geliyor. Domatesin kilosu 25 liraya, bir sap maydanoz 10 liraya dayanmış durumda. Evlere gelen faturalar geçen senelere oranla en az %50 zamlı şekilde geliyor; doğalgaza, elektriğe, suya son 1 ayda en az %20 zam gelmiş durumda. Bugün emeğin başkenti olan İstanbul’da, İBB verilerine göre halkın en az %60’ı ekonomik olarak geçinemediğini, %87’si kredi kartı borçlarını ödeyemediğini belirtiyor. Emekçiler için hayat şartları her geçen gün daha da yaşanılmaz ve dayanılmaz bir hal alıyor, emekçiler geçinemiyor.

Bu kriz koşullarını yaratan ve sorumlusu olan iktidarın ise emekçilerin sorunlarına çözüm aramak yerine halkı sefalete iten politikalarında ısrar etmeye devam ettiği söylenen açıklama şöyle devam etti:

Dünyada da krizler üreten kapitalist düzenin Türkiye’deki politik temsilcisi ve bekçisi olan iktidar, sınıfsal olarak aldığı tavırla birlikte sırtını emekçilerden değil; tamamen sermaye güçlerinden ve emperyalistlerden yana dönmüştür. Dünyada emekçileri sefalete mahkum eden kapitalizmin Türkiye’de iktidarın politikaları ile geldiği durum da benzer bir haldedir. Milyonlarca işçi ve emekçi kapitalist düzenin doğasındaki sömürü ve bağımlılık ilişkilerinden dolayı geçinememekte, sermaye grupları ise bu düzenden kar sağlamaya devam etmektedir. Türkiye’yi iktidarı boyunca birçok özelleştirme ile yabancı sermaye güçleri için ucuz emek cennetine çeviren ve bununla övünen iktidarın yarattığı ekonomik bağımlılık, doların ve euro’nun sürekli yükseldiği koşullarda sadece iktidara ve patronlara hizmet ediyor. Emekçilerin vergileri ile yabancı yatırımları “kur korumalı mevduat” ile garanti altına alınıyor, yabancı ve yerli şirketlerin karı, emekçilerin cebinden karşılanıyor. Vatandaşın faturalarında indirime gitmeyen, asgari ücrete ek zam yapmayı erteleyen, enflasyonla mücadele edeceğiz diyerek tarihin en büyük enflasyon rakamlarına ulaşan iktidar; kriz döneminde vatandaşın vergileri ile garantili ihaleler, teşvikler vererek sermaye gruplarının krizden kazançlı çıkmasını garanti altına alıyor. Emekçiler %120’lik enflasyonun altında evine ekmek götüremiyorken, geçim sıkıntıları yüzünden intihar sayıları artarken; metal şirketleri, enerji şirketleri, bankalar %100’leri aşan karlar açıklıyor. Bu iktidarın kimin iktidarı olduğunu, kimi koruyup kolladığının resmidir.

“İçeride ve dışarda hakları, emekçileri birbirine düşman eden bu savaş politikalarına son verilmelidir”

Açıklamanın devamında “Savaş politikalarına son” denilerek şunlar söylendi:

Türkiye’yi içerdeki kriz koşulları ile birlikte şiddetin ve savaşın içerisine sokan iktidar, farklı coğrafyalardaki ve ülke içerisindeki güvenlik harcamalarına milyarlarca liralık bütçeler hazırlıyor. Ülke içinde Kürt halkını hedef tahtasına koymaya devam eden iktidar, yarattığı ayrıştırıcı ve hedef gösterici politik atmosferle birlikte halkların taleplerine ve siyasi temsilcilerine karşı şiddeti meşru hale getiriyor. 107 sene önce bugün Ermeni halkına karşı ülkenin egemen güçleri tarafından başlatılan sistematik tehcir ve soykırım politikalarının günümüzde de bu toprakların azınlıklarına ve halklarına karşı sürüyor olduğunu görüyoruz ve bu durumu kabul etmiyoruz. Emekçilerin eğitime, sağlığa, ulaşıma ücretsiz erişilebilmesi için harcanması gereken bütçenin neredeyse tamamı savunma ihtiyaçları için, emperyalist ülkelerin yayılmacı politikalarının ürünü olan NATO için harcanıyor, bu durum üzerinden iktidar kendi kirli planlarını sürdürmeye devam ediyor. Rusya-Ukrayna savaşı ile birlikte “savaş olsun ki daha fazla SİHA satalım” diyenler; emekçilerin gündelik hayatta yaşadıkları sorunlara “vatan meselesi” diyerek kılıf uydurmaya devam ediyorlar. İçeride ve dışarda hakları, emekçileri birbirine düşman eden bu savaş politikalarına son verilmelidir.

“İktidarın baskı ve sefalet düzenini kabul etmeyen işçiler, emekçiler, kadınlar, çevre savunucuları ise bu düzene karşı çıkmakta”

İktidarın politikalarının yaşamı olumsuz etkilemeye ve krizi beslemeye devam etmekte olduğu belirtilerek bu düzene karşı mücadelenin güçlendiği vurgulandı. Açıklamada “Buna karşın iktidarın baskı ve sefalet düzenini kabul etmeyen işçiler, emekçiler, kadınlar, çevre savunucuları ise bu düzene karşı çıkmakta, bu sefalet düzenine razı gelmemektedir. 1 Mayıs’a giderken, Türkiye’de bu sefalet ve baskı düzenine karşı çıkanların mücadeleleri ve işaret ettikleri örgütlü mücadele zemini, bu seneki 1 Mayıs sürecinin emekçiler açısından önemini ortaya koymaktadır” denildi. Açıklama şöyle devam etti:

Geçtiğimiz aylarda başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanında aldıkları ücretlerle geçinemedikleri için iş bırakan, greve çıkan yüzlerce emekçi; yaratılan bu dengesiz tabloya isyan etti. Kamu emekçileri kendilerine dayatılan iktidarın kendi lehine çıkardığı meslek yasalarına, hak ihlallerine karşın bulundukları alanlardan ses yükselttiler. Haklarını alabilmek için direnen, greve çıkan, eylem yapan binlerce emekçiyi abluka altına alan, anayasal haklarını kullanmalarının önüne “vatan meselesi” diyerek geçen iktidar; emekçilerin alın terinden, vergisinden beslenen şirketlerin yolsuzlukları, soygunları için hiçbir adım atmıyor. İktidar greve çıkan, hakları için direnen işçilerin tarafında değil; patronların tarafında yer alıyor fakat işçiler, emekçiler bu durumu tersine çevirdiler. Üretimden gelen güçlerini kullanarak, örgütlü mücadeleleri ile haklarını nasıl alabileceklerini, Türkiye’de nasıl iktidar ve patronların değil; emekçilerin sözlerinin hakikat olduğunu gösterdiler. 1 Mayıs’ın yolu işçi sınıfının direnişlerinin ve mücadele birikimlerinin yoludur.

Kadınlar her gün sokaklarda, evlerde, iş yerlerinde erkek şiddeti ile karşı karşıya kalıyorlar, hükümet kadınları koruyacak bir yasa çıkarmak yerine onların haklarını koruyan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkarak kadına ve LGBTİ’lere karşı şiddeti meşrulaştırıyor. İş yerlerinde “eşit işe eşit ücret” almak istiyoruz diyen, hayatın arka planına itilmek istemeyen emekçi kadınlar karşısından hükümet şiddete başvurmaktan çekinmiyor. Buna karşın kadınlar İstanbul’un meydanlarında seslerini duyurmaya, bu düzene karşı örgütlenerek erkek egemen bakış açısını ve onunla özdeşleşen sömürü çarklarını yıkacaklarını gösterdiler. 1 Mayıs’ın yolu emekçi kadınların direnişlerinin ve mücadele birikimlerinin yoludur.

İstanbul gibi dünyanın en güzel doğal güzelliklerinin bulunduğu bir kenti, Kanal İstanbul gibi bir rant projesi ile beton sermayesinin hizmetine açanlara, İstanbul’un Kuzey Ormanları’nı 5’li çetenin karı için halkın cebinden geçiş garantili yolları ihaleye çıkarıp milyonlarca ağacı kesenlere karşı; çevre savunucuları doğayı ve canlıları savunmak için alanlardaydılar. 1 Mayıs’ın yolu çevre direnişlerinin ve mücadele birikimlerinin yoludur.

“Tüm işçileri, emekçileri, kadınları, halk kesimlerini 2022 1 Mayıs’ında alanlarda buluşturmak, birlikte direnişin ve değişimin sesini yükseltmek yaşamak kadar önemli hale gelmiştir”

Açıklamanın sonunda “1 Mayıs Dünya, Türkiye ve İstanbul’da işçi sınıfının yüzlerce yıllık mücadelelerin ve direnişlerin bir birikimi olarak başka mücadele alanları ile birleşerek gelişiyor” denilerek 1 Mayıs çağrısı yapıldı:

Başta işçi sınıfının, emekçilerin talepleri olmak üzerine tüm halk kesimlerinin talepleri ile şekillenecek, iktidarın baskılarına karşın emekçilerin, halkın örgütlü mücadelesi ile sesini yükselteceği bir 1 Mayıs bizleri bekliyor. Kaderi bir olan tüm işçileri, emekçileri, kadınları, halk kesimlerini 2022 1 Mayıs’ında alanlarda buluşturmak, birlikte direnişin ve değişimin sesini yükseltmek yaşamak kadar önemli hale gelmiştir. Bizlere yaşanabilecek, geçinilebilecek bir düzen sunmayan kapitalizme ve onun Türkiye’deki politik temsilcisi iktidara karşı; tüm Küçükçekmece ve İstanbul halkını ekonomik krizin yüküne, yoksulluğa, sefalet zamlarına, grev ve örgütlenme hakkı üzerindeki baskılara, iş cinayetlerine, şirketlere peşkeş çekilen ihalelere, kadın cinayetlerine, nefret söylemlerine, savaşa ve emperyalist savaş örgütü NATO’ya karşı; birlik, dayanışma ve mücadele ile birlikte kendi talepleri için bulunduğu her alanda örgütlü bir şekilde 1 Mayıs’ı güçlendirmeye çağırıyoruz.

Sendika.Org

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur