Kadın emeği siyaseti üzerine: Bu alanda daha örgütlü olmamız gerekiyor – Semiha Arı (Kadın İşçi)

Türkiye’de feminist hareket kuşkusuz ücretli-ücretsiz emek konusunda hem araştırma hem de eylem ve kampanya düzeyinde politikalar üretti, üretiyor. Ancak bu alanda oluşan eğilimleri takip edip üzerine söz kurma ve politika yapma konusunda daha örgütlü olmamız gerekiyor

Kadın emeği siyaseti üzerine: Bu alanda daha örgütlü olmamız gerekiyor – Semiha Arı (Kadın İşçi)

Bu senenin başlarında Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV) tarafından kadınların emek süreçleri ve istihdam deneyimleri üzerine bir araştırma raporu yayımlandı.[1] Bu çalışmada Süreyya Yıldız ve ben bağımsız araştırmacılar olarak yer almıştık. İşçi/göçmen işçi havzası diyebileceğimiz Sefaköy ve civarında yaşayan ve/veya çalışan hem Türkiyeli hem Suriyeli kadınlarla bire bir görüşmeler yaptığımız bu araştırma her şeyden önce deneyim aktarımına dayandığı için önemliydi. Öte yandan kısa bir zaman diliminde küçük bir grup kadınla yapıldığı için kuşkusuz bazı sınırlılıkları da oldu. Hazır 8 Mart’a doğru giderken bu araştırmanın sonuçları üzerinden kısa bir değerlendirme yapmaya çalışacağım.

Kadın emeğinin katmanları

Kadınların ücretli çalışmasına dair verileri çoğu zaman istatistiklerden ve çeşitli raporlardan elde ediyoruz. Örneğin DİSK’in araştırmalarından Covid-19 salgını süresince kadın istihdamında ciddi bir kayıp olduğunu (bir milyondan fazla), kadın işçilerin dörtte birinin asgari ücrete bile erişemediğini ve kayıt dışı çalışanların en çok kadınlar olduğunu biliyoruz.[2] Deneyim siyasetini odağa aldığımız feminist çalışmalar ise sadece bu verileri doğrulamıyor ya da yorumlamıyor, aynı zamanda ücretli-ücretsiz kadın emeğinin nasıl katmanlı olduğunu ve patriyarka ile kapitalizmin kesişim noktalarında nasıl şekillendiğini gösteriyor. Kadınların ücretli çalışmayı nasıl tecrübe ettiği, çalışma koşullarının nasıl olduğu, ev içi işlerin ve bakım emeğinin, yani ücretsiz çalışmanın ücretli çalışma ile nasıl bir arada sürdüğü feministler için olmazsa olmaz sorular.

Görüştüğümüz kadınlar arasında büyük bir tekstil firmasının deposunda çalışan bir kadın, “Çalışan kadın güçlü filan olmaz” dediğinde tam da bu kesişim noktalarını düşünmüştük. Çünkü çalışma saatleri uzun, çalışma koşulları ağır, ücret ise düşüktü. Erkeklerle aynı ücreti alamıyorlardı. Kadınlarda fıtık -vajinal fıtık dahil- gibi hastalıklar yaygındı. Kadınların bu şikayetleri arttıkça yerlerine erkek işçiler alınıyordu. Ciddi bir mobbing söz konusuydu. O kadar saat çalıştıktan sonra da eve gidip ev işlerini yapmak zorundaydı. Onun için ücretli-ücretsiz çalışma deneyimi tümüyle emek sömürüsü demekti.

En büyük hayali emekli olmaktı

Görüştüğümüz kadınların çok azı kayıtlı çalışıyordu ve sigortalı işi elde tutmak her şeye katlanma nedeniydi. Çünkü nihayetinde emekli olma şansı vardı.[3] Örneğin çocukluğundan başlayarak uzun yıllar tekstil atölyelerinde kayıt-dışı çalıştırılmış ve sigortalı çalışmanın önemini zamanla anlamış bir kadın işçi için sigortalı çalışmak en büyük motivasyondu. En büyük hayali emekli olmaktı. Yıllarca tekstil atölyelerinde çalıştığı için hastalanmış, usta olmasını sindiremeyen erkek işçilerin tacizine ve yıldırmasına maruz kalmış, yeri gelmiş inşaatlarda temizlik yapmıştı. Kısacası, nerede sigortalı çalışma olanağı varsa orada çalışmış ve yaşadığı her şeye katlanmak zorunda kalmıştı. Dolayısıyla kadınlar için kayıtlı-ücretli iş bulmak zaten zorken, o işi sürdürmek ve elde tutmak başka bir mücadele gerektiriyor. Örneğin taciz ve mobbing nedeniyle sık sık iş değiştirmek ya da ücretli işi tamamen bırakmak çok sık yaşanan bir durum.

Enformel çalışma genişliyor

Peki, ücretli çalışma sadece ofislerde, atölyelerde veya fabrikalarda mı gerçekleşiyor? Araştırma sırasında ev eksenli parça başı çalışmanın özellikle Suriyeli mülteci kadınlar üzerinden yaygınlaştığını gördük. Kuşkusuz evden parça başı çalışma Türkiye’de uzun zamandır çok yaygın. Ancak bizim gördüğümüz, kendi hesabına çalışma biçiminden ziyade, aracılar ve özel istihdam büroları üzerinden yürüyen, sermayenin emek maliyetini düşürme hedefine yönelik bir durumdu.

Şunu belirtmek gerekir ki, mülteci kadınlar için ücretli çalışma konusu hepten açmaz. Dil sorunu, ayrımcılık, ev içi sorumluluklar ve birçok durumda ücretli çalışma geçmişinin olmaması ya da kendi ülkelerinde çalıştıkları mesleği Türkiye’de yapamamak, hepsinin yolunu bir şekilde evden parça başı çalışmaya çıkarmıştı. Aracılar yoluyla çeşitli firmalardan gelen giysilerin üzerine ekstra parçaları dikme ya da boncuk-nakış işleme gibi el emeği gerektiren, evden yapılan ve adet üzerinden ücret alınan işlere yönelmek zorunda kalmışlardı.

Bu işler, kadınların emek süreci üzerinde kontrollerinin olmadığı ve ücretlerin son derece keyfi bir biçimde belirlendiği/ödendiği işler. Evde tüm gün tekstil ürünlerinden iplik temizleyerek geçinmeye çalışan bir Suriyeli kadının aldığı günlük ücret sadece 40 TL idi. Tekstil ürünleri evi çok kirlettiği için temizliğe de fazladan mesai harcaması gerekiyordu. Bazıları bu iş hem çok düşük ücretli hem de solunum yolu rahatsızlıklarına neden olduğu için bir noktada yapmaktan vazgeçmişti.

İş sayılmayan iş

Feministler yıllardır kadınlar için güvenceli ve formel işler talep ederken geldiğimiz nokta; yüzde 25 civarı bir kadın istihdamı oranı -ki yarısı kayıtsız güvencesiz işler- ve ücretli çalışmanın giderek daha fazla ev içine yönlendirilmesi… 2000’lerin başından beri hem hükümetin hem sermayenin “istihdam politikası” adı altında özellikle yoksul kadınlara uygun gördüğü belli mekanizmalar var: Mikrokredi programları, STK güdümlü gelir getirici projeler ve türlü türlü girişimcilik programları. Son dönemde ise kadın kooperatifleri popüler hale geldi.

Bunların ortak özelliği kadınların hali hazırda evde yaptıkları işleri ya da el becerisine dayalı faaliyetleri piyasalaştırmak ve kadınların kendilerini istihdam etmelerini sağlamak. Örneğin AKP’nin koskoca 11. Kalkınma Planı’nda kadın istihdamı hedefini tümüyle girişimcilik ve kadın kooperatifleri üzerine kurması hem sermayeye hem patriyarkaya yarayacak bir işlev oluşturma çabası olarak düşünülebilir. Yani kadınlar ev içinde ücretsiz gerçekleştirdikleri işleri yerine getirmeye devam edecek, diğer yandan yine ev içi cinsiyet rollerine uygun -ya da bu işlerin devamı sayılabilecek- işler yaparak eve katkı düzeyinde bir gelir elde edecekler. Bu hem işsizliği hem de yoksulluğu yönetme açısından da işlevli.

Kadın emeğinin bu tür kullanımı sermayenin en iyi gördüğü ve kullandığı alanlardan birisi haline geldi. Araştırmada bunun özellikle tekstil sektörüyle bağlantılı işlerde yaygın olduğunu gördük. Bir tekstil firması, örneğin, iki yüz işçiye ihtiyacı varsa yarısını fabrikada kayıtlı çalıştırıp gerisini aracılar yoluyla gündelik çalışma üzerinden kiralayabiliyor. Aracılar -ve özel istihdam büroları- bunu yaparken, kadınların o işleri zaten evde yaptığını hesaba katarak ücretleri aşağıya çekiyor ve nihayetinde karşılarında pazarlık gücü olmayan, örgütsüz ve her ücreti kabul etmeye hazır yoksul kadınlar olduğunu biliyorlar. Görüştüğümüz kadınlardan biri bu durumu şöyle anlatmıştı:

Bizim mahallelerde tanesi 50 kuruştan, 5 kuruştan çalışan binlerce kadın var, adet başı çalışıyorlar. Bir sürü boncuk diziyor, tişörtlerden ip temizliyorlar falan. Çok ucuza çalışıyor ve inanılmaz saatlerde çalışıyorlar. Belki evde 16 saat boyunca makas elinde kesiyor bizim mahalledeki kadınlar. Bütün gün aldığı para 50 TL bile etmiyor ama çalışıyor olarak da görünmüyor, adlanmıyor. Hiçbir sağlık güvencesi yok, hiçbir şeyi yok.

Kadınların bu bağlamda harcadıkları emek sermayenin ucuz işgücü ihtiyacını karşılarken, kadınlar “çalışıyor olarak görünmüyorlar”, işçi sayılmıyorlar. Bunun nedenlerinden biri, kadınlar için geliştirilen ücretli çalışma ya da istihdam modellerinin giderek daha fazla ev içi işlerin parçası ve devamı olması, düşük ve düzensiz gelire dayanması.

Kadın kooperatifleri çözüm mü?

KADAV bu araştırmayı “Kadınların Güçlenmesi İçin Kooperatifler ve Dayanışma Temelli Ekonomi Alternatifleri” çalışması kapsamında gerçekleştireceğini söylediğinde, kadın kooperatiflerini iktidar tarafından kurgulandığı haliyle sorunlu bulduğumu ve kadın kooperatiflerinin bir istihdam çözümü olarak dayatılmasına karşı olduğumu baştan belirtmiştim. Onlar için de bir kooperatif savunusu ya da yergisi söz konusu değildi. Sadece kadınların buna nasıl baktığını anlamak ve bu eğilimi tartışmak istiyorlardı. Nitekim görüştüğümüz kadınlara kooperatifler hakkında ne düşündüklerini sorduğumuzda çoğu fikir sahibi değildi ya da hiç duymamıştı. Diğerleri ise bunun bir istihdam çözümü olamayacağını düşünüyordu. Tam zamanlı ve sigortalı işlerde çalışıp emekli olma isteği birçok kişinin ortak ifadesiydi.

Kuşkusuz kadın hareketi içinde kadın kooperatiflerini demokratik ve kolektif bir dayanışma ekonomisi biçiminde, bir alternatif olarak düşünen gruplar var ve bunda bir sorun yok. Sorun, kadın kooperatiflerinin hükümetlerin yanı sıra uluslararası örgütlerin, kalkınma ajanslarının ve özel sektörün işbirliğiyle çok taraflı bir uzlaşı üzerinden kurgulanması ve esasında bir tür öz-örgütlenme modeli olan bu yapılara çok fazla müdahale edilmesi. Formel istihdamda zaten az olan payımız giderek daralırken, hükümetin son on yıldır kadın kooperatiflerini yoksullukla mücadele, kalkınma ve kadın istihdamı hedefleriyle teşvik etmesi, son bir yılda yüzlerce kadın kooperatifinin kurulmasını bizzat sağlaması istihdam politikalarının ne yöne evrildiğini ve kadınlardan ne beklendiğini göstermesi nedeniyle önemli.

Şunu hatırlamakta fayda var. Kadın emeği hem sermayenin hem siyasal iktidarın hem de kalkınma dünyasının üzerine her zaman plan program ürettiği bir konu. İster Dünya Bankası’nın yoksullukla mücadele programı olsun, ister bir kalkınma ajansının istihdam yaratma projesi olsun, hepsinde kadınlar ve kadın emeği merkeze alınır çünkü kadın emeğinin hem evlerin/hanelerin ayakta kalmasında hem de topluluk kalkınması olarak adlandırdıkları şeyde hayati olduğunu bilirler. Türkiye’de feminist hareket kuşkusuz ücretli-ücretsiz emek konusunda hem araştırma hem de eylem ve kampanya düzeyinde politikalar üretti, üretiyor. Ancak bu alanda oluşan eğilimleri takip edip üzerine söz kurma ve politika yapma konusunda daha örgütlü olmamız gerekiyor. Çünkü iktidar yapılarının kadın emeği üzerine neoliberal formüllerle ürettiği plan ve programlar, son gelişmelerde görüldüğü üzere, şimdiye kadar ortaya koyduğumuz taleplerin altının oyulması anlamına da geliyor.

Dipnotlar:

[1] Kadınların İstihdam ve Emek Deneyimlerine Bakış, Kadınlarla Dayanışma Vakfı, 2021. http://35.158.122.154/wp-content/uploads/2022/01/TR.pdf

[2] DİSK-AR salgının bilançosunu çıkardı: 3,6 milyon istihdam kaybı! DİSK, 28.08.2021. http://disk.org.tr/2021/08/disk-ar-salginin-bilancosunu-cikardi-36-milyon-istihdam-kaybi/

Asgari Ücret Gerçeği Raporu, DİSK, 2.22.2021. http://arastirma.disk.org.tr/?p=7995

[3] Gerçi Türkiye’de emekli maaşı da insanları yoksulluktan kurtarmıyor. Görüştüğümüz kadınlar arasında, daha çocuk yaşta fabrikalarda çalışmaya başlamış bir işçi emeklisi de vardı. Ama geçinemediği için emekli olduktan sonra da çalışmaya devam etmişti.

Kaynak: Kadın İşçi

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur