Halkevleri Kadın Sekreteri Av. Pınar Çelik Arpacı: “Kadınların nafaka hakkına dokunmayın”

"Siyasi iktidarın yapmaya çalıştığı, kadın alanına ilişkin bir hakkı gasp etmek. İktidar, kadına bakış açısının bir göstergesi olarak buna müdahale ediyor ve az da olsa kadınların şiddet içerisindeki bir evlilikten kurtulmak için güvence olarak gördükleri nafaka hakkını engelleyerek kadınların şiddet döngüsü içerisindeki evliliklerini yaşamalarını yani kendince o 'kutsal' ailelerini korumayı amaçlıyorlar"

Halkevleri Kadın Sekreteri Av. Pınar Çelik Arpacı: “Kadınların nafaka hakkına dokunmayın”

Adalet Bakanlığı’nın “uzun boşanma süreçlerinin şiddete ve ekonomik sıkıntılara yol açtığı, tarafların ikinci evliliğini yapamadığı” gerekçesiyle nafaka, mal rejimi, tazminat ve velayete ilişkin hükümlerin boşanma gerçekleştikten sonra karara bağlanması ile ilgili bir düzenleme üzerine çalıştığı biliniyor. AKP iktidarının üç yıldır üzerinde çalıştığı ancak kadın hareketinden ve toplumdan gelen tepkiler üzerine rafa kaldırmak zorunda kaldığı yoksulluk nafakasını sınırlandırma çabalarının son günlerde yeniden gündeme gelmesine kadın örgütleri tepki gösteriyor.

İktidar, tüm itirazlara rağmen İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çekildiği gibi toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı, kadın düşmanı grupların talepleri doğrultusunda kadınların kazanılmış haklarına yönelik yeni saldırıların da önünü açıyor. Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele 4. Eylem Planı’nda ya da İnsan Hakları Eylem Planı’nda gördüğümüz üzere kadınları ilgilendiren konularda Diyanet İşleri Başkanlığı’na giderek daha geniş yetki ve görevler tanınması bu çabaların göstergelerinden biri. Yine yakın zamanda Saray’da düzenlenen nafaka konulu bir toplantıda kadın örgütlerinin görüşleri yer bulamazken Diyanet’in başrolde olması da “makbul kadınlar” yaratılmaya çalışıldığının bir diğer göstergesi.

Türkiye’de boşanma davalarının diğer tüm davalar gibi uzun sürmesi, tarafların, özellikle de kadınların haklarına kavuşması bakımından büyük bir sorun. Konuya ilişkin Sendika.Org’a konuşan Halkevleri Kadın Sekreteri Av. Pınar Çelik Arpacı, “Asıl sorun kadın yoksulluğu, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadınların siyasi, sosyal ve ekonomik haklarına erişememesi iken kadınların nafaka hakkına dokunmayın” diyor.

“Kutsal ailelerini korumayı amaçlıyorlar”

Nedir bu yoksulluk nafakası ve kadınlar için önemi ne?

Kadınlar, istemedikleri bir evlilikten çıkarken nafaka onlar için bir güvence oluyor. Çünkü evlilik birliği içerisinde çalışıp ekonomik değer elde edemedikleri, yani parasal bir güçleri olmadığı için en azından “nafakam var” diyerek kadınlar boşanıyor. Diyarbakır Barosu’nun, Kadın Araştırmaları Vakfı’nın, İstanbul Barosu’nun araştırmalarına göre, kadınlara mahkemede bağlanan nafaka 200-400 TL arasında. Yani koparılan fırtınanın maddi değeri çok düşük. Ancak burada aslında istenen şey kadınların güçlenmesini engellemek ve evlilik içerisinde mahkum olmasını sağlamak. Çünkü nafaka hakkına ilişkin problem varsa, bu problem nafakanın tahsili, nafakanın azlığı problemidir. Ancak şu an nafaka sanki çok büyük bir problemmiş gibi, hatta ‘bir gün evli kaldı, nafaka aldı’ şeklinde gerçek dışı, manipülatif, tekil bir örnek üzerinden yapılan tartışmalar soruna ilişkin bir şeye işaret etmiyor. Medeni Kanun’a göre kadınlar boşanma süreci içerisinde bir dayanışma ilkesinden hareketle, evlilik bitse bile eşler arası dayanışma yükümlülüğü devam ediyor. Dayanışma yükümlülüğünün bir gereği olarak nafaka bağlanır kadına. Bu nafaka daha sonra boşanmak isteyen eş nezdinde yoksulluk nafakasına dönüşür. Ve burada kaldırılma şartları da var nafakanın. Kadın evlenirse, bir işe girip çalışırsa, yani kaldırılması da çok da kolaydır nafakanın. Bunun için çok büyük problemmiş gibi “nafaka mağduru erkekler”, “nafaka mağduru babalar” halinde platformlar kurulacak kadar ortada büyük bir sorun yok.

Ama burada şöyle bir sorun var: Siyasi iktidarın yapmaya çalıştığı, kadın alanına ilişkin bir hakkı gasp etmek. İktidar, kadına bakış açısının bir göstergesi olarak buna müdahale ediyor ve az da olsa kadınların şiddet içerisindeki bir evlilikten kurtulmak için güvence olarak gördükleri nafaka hakkını engelleyerek kadınların şiddet döngüsü içerisindeki evliliklerini yaşamalarını yani kendince o “kutsal” ailelerini korumayı amaçlıyorlar.

“2016’daki planı adım adım uygulamaya çalışıyorlar”

Peki kadınların tutumu nedir bunlar karşısında?

Aslında hak taleplerinden doğru varolan haklarını savunma hakkı doğuyor. Bunun için de Türkiye’deki en hareketli topluluk diyebiliriz. Kadın örgütleri bu haklarının gasp edilmesine ilişkin tepkilerini göstermeye çalışıyorlar. Nafaka hakkı tartışması eski bir tartışma. 2016 yılında boşanma komisyonu kararı ile aslında çizilen plan şu an adım adım uygulanmaya çalışılıyor. Altıncı Yargı Paketi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemeyi biz göremedik. Sadece basına sızan başlıkları biliyoruz. Kademeli olacağı, evlilik süresine bağlı olarak belli bir aşamada olacağı konuşuluyor ama bunun kadın örgütlerinin, baroların, hukuk örgütlerinin haberi olmadan yapılması aslında kadının da yok sayıldığını gösteriyor. Bu aslında erkek düzenlemesi.

Zaten aslında nafaka meselesinde nafakayı bir cinsiyete bağlamıyor. Nafaka bir hak olarak tanımlanıyor. Yoksulluğa düşecek tarafa veriliyor. Erkeğe de verilebilir. Uygulamada erkeklerin de nafaka aldığını görüyoruz. Ama ülkemizin gerçekliğinde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden doğan, kadınların ekonomik gücünün olmaması, evlilik içerisinde biriken maddi değerin erkek üzerinde olmasından kaynaklı haliyle pratikte kadının almış olduğu bir nafakadan söz ediyoruz. O yüzden aslında erkek dünyasına ilişkin bir konu nafaka konusu.

“Biz buna karşı feminist laiklik diyoruz”

Kadınları ilgilendiren konularda Diyanet İşleri Başkanlığı’na giderek daha geniş yetki ve görevler tanınmasını, yakın zamanda da nafaka konulu bir toplantıda kadın örgütlerinin görüşleri yer bulamazken Diyanet’in başrolde olmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Şiddet içerisinde olan bir evlilikte şiddet nasıl meşrulaştırılacak? Burada din önemli bir aygıta dönüşüyor. Yani o verilen ‘eğer eşin sana şiddet uygularsa bir bardak çay götür’ şeklindeki fetvaların kadınlara verdikleri öğütler kadınların aslında haklarına sahip çıkmamasını, şiddet ortamı varsa orada kalmasını öngörüyor. Yani kadınların oradaki fonksiyonu da o. Yani orada bir kanun tasarısı varsa kadın örgütleri yerine Diyanet’in olmasının anlamı bu. Uysal, ehlileştirilmiş, makbul kadın imajı çizmeye çalışılıyor. Bunun da dinle meşrulaştırabileceğini düşünüyor. Bazen kullandığı ayetlerle, bazen Diyanet’in Cuma hutbeleriyle, bazen Müftülük hatlarındaki aile danışmanlarının sözleriyle kadınları varolan durumu kabullenmeye, bunun bir ilahi durum olduğuna inanmalarını sağlamaya çalışıyorlar. Diyanet de burada elverişli bir araç.

Ama biz buna karşı feminist laiklik diyoruz. Laiklik meselesi ülkede çok dillendirilir. Ancak aslında esasına çok girilmeyen bir konu. Türkiye laiktir ama ne kadar laik olduğunu hiç konuşmadık. Şu an her toplantının gediklisi Diyanet oluyor. Ülkedeki gerçek laiklik, kadın hakları açısından çok kritik olur. Hani feminist laiklik tartışmasını da oradan yapıyoruz. Laik olmayan, laiklik ilkesinin unutulduğu bir ülkede kadınlar için yaşam daha zor olacaktır.

“Aile arabuluculuğunu İstanbul Sözleşmesi yasaklıyor”

“Boşanma davalarının hızlandırılması” adı altında nafaka, velayet, tazminat konularının boşanma sonrasına bırakıldığı bir düzenleme ile kadınların haklarını temin etmeden boşanmaların hızlandırılmasının amaçlandığını görüyoruz. Zorunlu arabuluculuğu yasaklayan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını takiben aile arabuluculuğunun sürekli gündeme getirilmesi bize neyi gösteriyor?

Aile arabuluculuğu aslında İstanbul Sözleşmesi’nde açıkça yasaklanmıştır. Çünkü boşanmaların çoğunda şiddet öyküsü vardır. Sadece cinsel şiddet değil, psikolojik, ekonomik ve sosyal şiddet olmak üzere boşanmaların çoğu şiddet içeriklidir. Bu noktada arabuluculuğa uygun değildir. Çünkü arabuluculuk için iki eşit, özgür iradenin masa başına oturabilmesi gerekir. Ancak içinde şiddet öyküsü olduğu bir olguda tarafların eşit bir şekilde ve özgür irade ile masaya oturabilmeleri mümkün değil.

Aile arabuluculuğunu İstanbul Sözleşmesi yasaklıyor. Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi (CEDAW) var ve biz CEDAW’a hala imzacıyız. CEDAW’ın 35 nolu kararında yine açıkça aile arabuluculuğunda kadınlara yönelik şiddetin olmayacağı belirtilmiş. Yani eğer bir yargı paketi varsa, yargı paketi uluslararası bir sözleşmeye aykırı olacaktır. Aile arabuluculuğu da ceza yargılamasındaki uzlaşma da şiddet hikayelerinde olacak bir şey değil. Burada boşanmayı hızlandırıp diğer kalemlerin devam etmesi şöyle bir tartışmayı getiriyor. Kadınlar zaten çoğu zaman “aman yeter ki boşanayım” diyerek haklarından vazgeçiyorlar pratikte. Tazminatlarını, nafakalarını birçok haklarını bırakarak boşanmak zorunda kalıyorlar. Çünkü can güvenliği problemi olan kadınların sayısı çok fazla boşanma süreçlerinde. Yani zaten bu hakların temini konusunda problem yaşıyoruz biz. Bir de boşanma yapılacak hızlı bir şekilde, diğer dava devam edecek ve yıllarca başka bir bağlantı olacak ikisi arasında. Yani boşanma olsa bile erkek eski karısının peşinde ve ona şiddet uygulamaya devam ediyor. Kadın cinayetleri çok fazla eski eşler tarafından işleniyor. Boşanma gerçekleştikten sonra maddi değeri olan davaların devam etmesi, ikisi arasındaki bu bağlantının devam etmesi başka krizlere, başka şiddet hikayelerine sebep olacak. Bu yüzden bu asla kabul edilemez. Evet, yargılama yavaş ama yargılamanın yavaş olmasının sorumlusu kadınlar değil yargıya ilişkin bir problem bu. Bunun çözülmesi gerekebilir. Bunun çözülmesi gerekebilir. Ancak kadınların haklarını parçalayarak bir kısmını bu şekillerde çözerek bir kısmını uzun yargılama süreçlerine bırakarak kadınların aslında şiddetli bir boşanma süreci içerisinde kalmalarına devam etmeleri anlamına gelir. Erkek de ne yapacak bu arada? Başka bir kadınla evlenebilecek. Kadın oradaki enkazla uğraşırken erkek başka bir kadınla evlenecek belki de onunla da bir şiddet döngüsü içerisine girecek ve onunla da boşanacak. Onunla da boşanma davası devam edecek. Bu sefer de üçüncü evliliğini yapan “mağdur babalar” görebileceğiz.

Av. Pınar Çelik Arpacı

“İştirak nafakası da kadına veriliyormuş gibi lanse ediliyor”

Asıl sorun kadın yoksulluğu, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadınların siyasi, sosyal ve ekonomik haklarına erişememesi iken kadınların nafaka hakkına saldıran iktidar neyi amaçlamaktadır? Mağdur erkekler algısı ile ne yaratılmaya çalışılıyor?

“Mağdur erkekler” meselesi yine kadınlar üzerinden kurulan bir şey. Çünkü orada iktidar, ikinci eşleri de ön plana çıkartıyor. Yani ilk eşe verilen nafaka, ikinci eşi ve çocukları da mağdur ediyormuş. Ancak burada sorumluluk alması gerekiyor. Evlendi ve dayanışma yükümlülüğü var diyoruz. Nafaka, eski eşler arasında hala süren bir dayanışma yükümlülüğünün şartıdır ve her davada da nafaka çıkmıyor. Yani burada “mağdur” erkeklik diye bir şey yok. Ödenen nafakalar, tahsil edilen nafaka sayısı çok az. Tahsil edilen nafaka oranları çok az. Çoğu zaman erkekler nafaka ödememek için sigortalı bir işe girmiyor. Nafaka sadece kadına verilmiyor. Müşterek çocuğa veriliyor. Kadınlar çoğu zaman nafaka almadan boşanırlar ama çocuk varken ortada, çocuğa nafaka bağlanır. Aslında erkek, çocuğa verilen nafakanın kadına veriliyor olmasından dolayı, çünkü velayet kimde kadında ve çocukların velayeti büyük oranda kadında kalır, çocukların ihtiyaçlarının ortak karşılanması gerekir. Erkeğin vermiş olduğu iştirak nafakası da erkek tarafından sanki kadına verilen bir şeymiş gibi lanse ediliyor. Çünkü kadına verilen yoksulluk nafakası iken çocuğa verilen iştirak nafakası. O da aslında gerçek dışı. Çoğu nafaka tartışması erkeklerin çocuklarına nafaka vermek istememelerinden kaynaklanıyor.

20 yıllık bir evlilik sonrası 50 yaşına gelmiş bir kadının nereden iş bulacağını bilemiyoruz. “Çocuklarımıza bak sen, ben sana bakarım” diyen bir erkek daha sonra boşanma sonrasında ona nafaka vermek istemiyor. Erkeğin ekonomik olarak belli bir seviyeye gelmesi sebebiyle evlilik bitiminde onu kadına ödemesi anlamını taşır. Yani o, ütülü gömlekle işe gidebilmişse, karnı doymuşsa, özbakımını yapıp temiz bir evde yaşamışsa bunun sonucunda kadının 20 yıllık emeğini nafaka olarak bağlarsınız.

“Devletin görevi nafaka ödemek değil”

Devletin görevi nafaka ödemek mi yoksa kadınların sosyal ve ekonomik hayata eşit katılımını güçlendirecek politikalar geliştirmek mi? Talepler neler olmalı?

Devletin görevi nafaka ödemek değil. Bu önemli bir şey. Kadınların sosyal ve ekonomik hayata katılamaması problemi, kamunun problemi. Kreşlerin olmaması, iş ve istihdamının sağlanmaması sebebiyle kadınlar çocuklar için bakım emeği vermek zorunda kalıyor. Burada devletin görevi hem kadınların iş ve istihdamını sağlamak hem de çocukların bakımını sağlamak. Bu olduğunda kadın 20-30 yıl boyunca çocuk bakmayacaktı. Yaşlı bakımı da kadınların omuzlarındaki bir yük. Kocasının babasına, annesine bakıyor. O yüzden aslında gelir elde eden bir işe giremediği için de evlilik bitiminde de hiçbir şekilde iş deneyimi olmayan yıllarca çocuk, yaşlı, hasta bakmış bir kişiye dönüşüyor. Oysa sosyal devlet politikaları olsa hem çocuk bakımı toplumsallaşırdı hem de kadına bir iş ve istihdam olanağı sağlardı. Bir zaman sonra “erkeğin borcunu niye devlet karşılıyor” denilerek o sosyal yardımlar benim de vergimden ödenecek diye şu tartışmayı açığa çıkartacak; kadınlar boşanıyor, nafakasını tüm ülke ödüyor. Kadınlara yönelik başka şekillerde suçlayıcılık göreceğiz. Kadına bu kez sosyal yardım olarak verilen şey de göze batacak. Kadınla erkek arasında evlilik birliği içerisinde dayanışma yükümlülüğüne kaynaklı olarak bu nafaka verilir. Bunun dışına çıkamaz nafaka tartışması. Birçok ülkede de öldükten sonra bile nafaka var. Çünkü mirastan nafaka ödenmeye devam ediliyor. Bizde ise nafaka, nafaka borçlusunun ölümü ile biter. Ama birçok ülkede nafaka alacaklısı halen zor durumda olduğu için borçlunun ölümünden sonra da devam ediyor. Asıl sorun kadın yoksulluğu, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadınların siyasi, sosyal ve ekonomik haklarına erişememesi iken kadınların nafaka hakkına dokunmayın.

“Nafaka miktarı çocuklar ve kadının ihtiyacını karşılayabilmeli”

Nafaka tartışması, yerellerdeki mahkemelerde nafakanın düşük tutulmasına sebep oluyor. 100 TL nafaka verilen davalar olabiliyor. Örneğin baktığım bir doyada, üç çocuklu bir anneye kişi başı 100’er TL’den 400 TL verildi, erkeğin maaşı ise 5 bin lira. Nafaka miktarına ilişkin problem çözülmeli. Nafaka miktarı çocuklar ve kadının ihtiyacını karşılayacak boyutlarda olmalı. Nafakanın tahsili de bir sorun. Erkekler kayıt dışı çalıştıkları için nafaka tahsil edilemiyor. Kayıt dışı çalışma da engellenmeli. Nafaka ile ilgili bu tartışmalardan vazgeçilmeli ve nafakanın ödenmesi teşvik edilmeli. Nafakanın ödenmesi için sosyal politikalar üretilmeli. Başka bir nokta da kadınların bakım emeğini toplumsallaştıran ve istihdamda yer almalarını sağlayan sosyal devlet oluşması konusudur. Bu çok önemlidir. Çünkü bu durumda erkeğin nafakasına gerek duyulmayacak bir hayat da kurulabilmeli.

Sendika.Org (Derya Saadet)

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur