Ukrayna’dan yeni dünya düzeni çıkar mı? – Hediye Levent (Evrensel)

Aslında Ukrayna’da bir savaşı ‘an meselesi’ noktasına getiren krizler silsilesi yeni başlamadığı gibi birkaç diplomasi trafiğiyle de sona erdirilemeyecek kadar komplike. Şimdilerde Ukrayna gerekçesiyle bir kez daha patlayan krizin arka planını anlamak için en azından NATO’nun kuruluşuna kadar dönmek gerekiyor

Ukrayna’dan yeni dünya düzeni çıkar mı? – Hediye Levent (Evrensel)

Ukrayna krizi oldukça endişe verici bir eşiğe dayandı. Gerçi saat saat tırmanan Ukrayna gerginliği savaşa dönüşmeden yatıştırılsa bile başka bir yerde, başka bir gerekçeyle yeni krizlerin patlaması oldukça mümkün görünüyor. Çünkü mesele Ukrayna değil, artık birçok uzmanın dile getirmeye başladığı ‘yeni dünya düzeni’ ve ‘Sovyet ruhunun canlanması’!

‘Yeni dünya düzeni’ tanımından kasıt tam olarak nedir; henüz oldukça belirsiz ancak görünen o ki ABD, Avrupa ülkeleri, Rusya, Çin gibi ülkelerin adımları ile şekillenecek yeni bir güç dengesi, ticaret sistemi, güvenlik konsepti, on yıllardır ayakta olan paktların/birliklerin yeniden şekillenmesi dahil global bir dönüşüm süreci bizi bekliyor. Bu süreç pek de kolay ve hatta mücadele eden tarafların gücüne, nüfuz alanlarına ve hırslarına bakılırsa barışçıl olmayacak.

Biz dönelim Ukrayna krizine…

Aslında Ukrayna’da bir savaşı ‘an meselesi’ noktasına getiren krizler silsilesi yeni başlamadığı gibi birkaç diplomasi trafiğiyle de sona erdirilemeyecek kadar komplike. Şimdilerde Ukrayna gerekçesiyle bir kez daha patlayan krizin arka planını anlamak için en azından NATO’nun kuruluşuna kadar dönmek gerekiyor.

Oldukça genel bir ifadeyle NATO, Sovyetler Birliği’nin yayılmasını engellemek ve olası saldırılarına karşı koymak için kurulmuştu. Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra NATO kendini yeni şartlara göre konumlandırarak savunma değil güvenlik teşkilatı olarak genişlemeye devam etti.

Bu genişleme eski Sovyet coğrafyasını da içine alacak ve nihayet Gürcistan ve Ukrayna gibi Moskova’nın yanı başındaki ülkeleri kapsayacak şekilde sürdü.

Bu süreçte NATO tarafı diyor ki, “Biz bir güvenlik teşkilatıyız. Katılmak isteyen ülkeleri kriterlerimize uyduğu sürece reddedemeyiz.” Nedir bu kriterler? Meşhur Washington Anlaşması’nda öngörülen demokrasi, hukukun üstünlüğü ve bireysel hak ve özgürlükler esasında hareket etmek. Bu söylemlerin ne kadar sorunlu olduğunu Irak, Libya ve hâlâ devam eden Afganistan faciasından biliyoruz. Neyse…

NATO’ya göre, teşkilata katılmak isteyen Ukrayna’nın da geri çevrilmesi mümkün değil. Üyelik süreci nasıl ilerler, ne kadar sürede üye olur orası belirsiz ancak Ukrayna’nın NATO üyeliği ihtimalinin konuşulması bile Moskova açısından alarm zillerinin çalması için yeterli.

Çünkü Rusya da diyor ki, “NATO Soğuk Savaş döneminden kalma bir yapı ve neden hâlâ varlığını koruduğu belirsiz. Eğer savunma değil de güvenlik önceliği ile hareket ediyorsa eski Sovyet coğrafyasındaki ülkelerdeki askeri üsler ve kalıcı füze sistemleri neden ve kime/neye karşı var?”

Rusya’ya göre, NATO’nun amacı bir taraftan Rusya’yı kuşatmak, diğer taraftan da genişlemeye devam etmek.

ABD başta olmak üzere NATO blokuna göre, “Rusya, Putin döneminde açıkça dile getirilen Sovyetler Birliği ruhunu canlandırma ve bu amaçla genişleme yönünde politikalar yürütme niyetinde. Bu da Rusya’yı tehlikeli kılıyor.”

Rusya, eski Sovyet ülkelerindeki NATO varlığının çekilmesini, Gürcistan ve Ukrayna gibi ülkelerin üyelik taleplerinin iptal edilmesini istiyor.

NATO açısından bu taleplerin yerine getirilmesi imkansız olduğu gibi Ukrayna ve Gürcistan gibi ülkelerin NATO şemsiyesi altına alınmamaları bu ülkelerin “Rusya’nın insafına terk edilmesi” demek.

Hepimiz aynı soruyu soruyoruz; peki şimdi ne olacak? Gidişata dair kesin yorumlar yapmak mümkün değil ancak mevcut duruma bakıldığında Rusya’nın ABD ve NATO’dan daha rahat olduğu söylenebilir.

Çünkü;

-Rusya askeri operasyon başlatmadan, sadece operasyon ihtimali ile neredeyse bütün dünyayı tedirgin edebildi.

-Oldukça ateşli açıklamalar yapıyor olsalar da ABD ve NATO’nun Rusya’nın olası bir askeri operasyonuna nasıl bir karşılık verecekleri hâlâ belirsiz. Ukrayna için bir savaşa girmeye niyetli görünmedikleri söylenebilir.

-Rusya, AB ve NATO içindeki çatlakların iyice belirginleşmesini sağladı. Mesela Biden yoğun diplomasi trafiğine rağmen ne NATO’da ne de Avrupa ülkeleri arasında Rusya’ya geri adım attırabilecek ortak bir duruş gösterilmesini sağlayabildi.

-Rusya’nın olası bir askeri operasyonunda Ukrayna yalnız kalacak gibi görünüyor ki, bu da dümeni batıya kıran veya kırmaya niyetli eski Sovyet ülkeleri açısından endişe verici bir durum.

-Rusya’ya bir dizi yaptırım uygulanacağı duyuruldu ancak Rusya zaten yaptırımlara alışkın bir ülke. Hele de enerji konusunda Avrupa’nın Rusya’ya bağımlılığı düşünüldüğünde bu durumdan Rusya’dan daha çok zarar görecekleri söylenebilir. Sonuçta krizin tırmanması piyasaları ve petrol fiyatlarını etkileyeceği gibi Avrupa’nın enerji açığının çok kısa sürede Rusya’ya alternatif bulunacak şekilde kapatılması da mümkün değil. Biden Rusya’dan enerji tedarik eden ülkeleri ikna etmek için Katar’ın tedarikçi olarak devreye girmesi için girişimlerde bulunmuştu. Katar bu teklifi oldukça hevesli bir şekilde kabul etse de önceki gün Katar Enerji Bakanı, Avrupa’nın enerji ihtiyacını karşılayamayacaklarını söyledi. Ayrıca Katarlı bakanın da belirttiği “Asya ülkeleri ile uzun dönemli kontratlar yapılmış olması” gerçeği körfez ülkelerinin önemli bir kısmı için de geçerli.

-Rusya enerji konusunda Çin ile bir dizi görüşmeler yapıyordu bir süredir. Rusya açısından Çin Avrupa’dan daha kârlı bir müşteri olabilir.

-Rusya-Çin iş birliği sadece enerji konusunda değil dolar dışında bir para biriminin kullanılması, kendi bölgelerinde ticaret ve güvenlik başta olmak sistemin kendi çıkarlarına göre yeniden düzenlenmesi epeydir konuşulan niyetler.

-ABD ve Avrupa ülkelerinin ekonomik ve siyasi ambargolar/yaptırımlar uyguladıkları ülkeler listesi oldukça kabarık. Rusya ve Çin’in başını çektiği yeni sistemlere İran, Venezuela, Küba, Suriye gibi ülkelerin heyecanla katılacakları açık.

Velhasıl Doğu-Batı mücadelesini çok konuşacağız. Sadece şunu unutmamak gerekiyor; ABD’nin ve NATO’nun Ukrayna adına konuştuğu, Rusya’nın Ukrayna’yı ‘devlet bile saymadığını’ açıkça belirttiği bu krizde resmi söylemlerin vurguları ne olursa olsun mesele güç savaşları, nüfuz çekişmesi ve kısacası filler ve çimenler hikayesi… Sonraki krizlerde de farklı söylemlerle, gerekçelerle kılıflansa da temel sebep hep aynı kalacak. Ne kadar heyecanlı söylenirse söylensin, ne kadar kutsal kılıflarda sunulursa sunulsun her savaş ölen, sakat kalan binlerce insan, dağılan aileler, yarına dair ümidi olmayan milyonlar, yıkım, yıkım ve daha çok yıkım demek. Kesinlikle en kötü barış en iyi savaştan daha iyidir!

Kaynak: Evrensel

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur