türkiye-israil normalleşmesi normal mi?

filistinli farklı siyasetlerin temsilcileri, ihtiyaçlarının yardım değil, israil’in boykot edilmesi olduğunu her fırsatta söylüyor. akp yönetiminde türkiye israil’e karşı hiçbir zaman caydırıcı bir siyaset uygulamadı. ama olan kadarından dahi vazgeçileceği görülüyor

türkiye-israil normalleşmesi normal mi?

israil’in yeni cumhurbaşkanı yitzhak herzog’un mart ortasında türkiye’ye yapacağı ziyaretin kesinleştiğini erdoğan açıkladı. erdoğan, “bu ziyaretle ikili ilişkilerimizi geleceğe yönelik farklı bir zemine, olumlu istikamette oturtmanın gayretinde olacağız. bu yaklaşım israil’de de mevcut,” dedi.

erdoğan, daha önce israil’in özel temsilcilerini türkiye’ye gönderdiğini hatırlatarak herzog’un ziyaretinden önce türkiye’den özel temsilcilerin de ülkeye seyahat edeceğini açıkladı. bir de tabii türkçe basında çıkan, israilli bir dışişleri görevlisinin gizlice türkiye’yi ziyaret ettiği haberleri var.

erdoğan’ın geçmişte israil ile ilgili ifadelerini hatırlayanlar için şaşırtıcı olabilecek bu gelişmeleri nasıl anlamalıyız?

cumhurbaşkanlığı sözcüsü ibrahim kalın, geçtiğimiz aylarda seta genel direktörü burhanettin duran’a bir röportaj vermişti. bu röportaj, 2022’nin ilk günü kriter dergi’de yayımlandı[1] ve daha sonra başka mecralarda da alıntılandı. herzog’un ziyareti, kalın’ın bu röportajda sarf ettiği, “türkiye her alanda kendi imkân ve kabiliyetlerini artırırken, ittifak ilişkilerini de güçlendirmeye devam ediyor. bu denge politikası, krizlerin çözümünde elimizi güçlendirecektir. yeni açılımlar ve normalleşme adımları bölgesel ve küresel duruşumuzu sağlamlaştıracak diye düşünüyorum. balkanlar, kafkaslar, orta asya, ortadoğu ve afrika bölgeleriyle olan güçlü bağlarımız daha fazla derinlik kazanacak” sözleriyle anlam kazanıyor. yayılmacı siyaset bundan daha iyi ifade edilemezdi.

bütün bunlar akla iki soruyu getiriyor. bunlardan ilki şu; akp iktidarı döneminde türkiye ve israil arasındaki -ticari ilişkileri hiçbir biçimde etkilemeyen- “gerginlik” bu iki devletin kendi aralarındaki meseleye, yani mavi marmara’ya mı dayanıyordu sadece?

bir islami hassasiyet olarak filistin

cumhurbaşkanının ve başka akp’lilerin, hatta genel olarak islami hareketlerin türkiye’deki temsilcilerinin geçmişte kurdukları cümlelere bakılırsa öyle değil.

evet, filistin halkının taleplerinden, örneğin geri dönüş hakkından ziyade, mescid-i aksa’nın “müslüman” olmasına vurgu yapılıyordu, osmanlı dönemindeki pozisyon bir çözüm olarak öneriliyordu. türkiye’de yaşayan yahudileri tedirgin edecek düzeyde, bolca antisemitizm yapılıyordu ama bunlara prim vermeyip israil’in filistinliler için ne anlama geldiğini bilerek konuşan islamcılar olduğu gibi akp yönetimi de israil karşısındaki tutumunda kararlı gibi görünüyordu.

şunu hatırlamakta yarar var. türkiye cumhuriyeti’nin israil ile ilişkilerinde hep abd ve nato taraftarlığı hakim oldu. ama akp döneminde bu değişti. daha 2004 yılında, hamas’ın kurucularından ahmed ismail hasan yasin’in, israil’in düzenlediği ve birçok sivilin de can verdiği bir saldırıyla öldürülmesi kınanmıştı. ama türkiye’nin israil’e karşı en bilinen tutumu, gazze saldırısının hemen ardından, 2009’da davos’ta, dünya ekonomik forumu’nda, erdoğan’ın o zamanki devlet başkanı şimon peres’e yönelik, “one minute” diye başladığı konuşma oldu. aynı yılın ekim ayında planlanan anadolu kartalları askeri harekatı’na israil’in katılması engellendi.

burada bir parantez açmak istiyorum. ihvan, sadece mısır’a özgü bir örgütlenme olmadı, uluslararası bir hareketti ve hamas da, akp de bu hareketin çevresinde yer aldı, birçok ihvan toplantısı türkiye’de yapıldı, sol görüşlü filistinliler sınırdışı edilmeye çalışılırken hamas türkiye’de rahatlıkla çalıştı.

mavi marmara süreci

gazze’ye yönelik ablukayı kırmak üzere, insani yardım malzemeleri taşıyan ilk konvoy, george galloway’in önderliğinde ingiltere’den yola çıkmıştı. ikinci konvoy da gazze’ye özgürlük hareketi ve ihh tarafından organize edilen özgürlük filosu oldu. filoda üç yolcu, üç de kargo gemisi vardı, mavi marmara bunlardan biriydi. israil deniz komandoları 31 mayıs 2010 günü bu gemilere müdahale etti, beş gemiye can kaybı olmadan el konuldu, mavi marmara’da ise gemide bulunan 9 kişi öldürüldü, 60 kişi yaralandı; bunların biri daha sonra hayatını kaybetti. bunlar bildiğimiz, belki unuttuğumuz ayrıntılar.

olay, uluslararası alanda büyük tepki aldı, filistin’le dayanışma grupları dünyanın her yerinde israil’i kınayan eylemler yaptı, bm insan hakları komisyonu raporunda israil’in bu insanları infaz ettiği söylendi. türkiye israil ile ilişkilerini kesti; yeniden ilişki kurmak için üç şart öne sürdü. katliam için özür dilenmesi, ailelere tazminat ödenmesi ve gazze ablukasının kalkması.

yani mavi marmara’dan sonra bile, ilişkilerin kesilmesinin tek sebebi türkiye vatandaşlarına karşı işlenen suçlarla ilgili değildi. şartlardan özür 2013 yılında, netanyahu’nun erdoğan’a açtığı telefonda geldi, tazminat da kabul edilmişti. o tazminatın türkiye cumhuriyeti’ne ulaştığı ama ailelere ulaşmadığı, mavi marmara sanıklarının aralık 2016’da istanbul’da yargılandığı davada açıklığa kavuşacaktı. davanın seyrini türkiye ve israil arasında birkaç ay önce imzalanan anlaşma belirledi. israil vatandaşı olan sanıklar hakkındaki suçlamalar düştü, iktidar onların uluslararası mahkemelerde yargılanması hakkından da, o anlaşmayla vazgeçmişti. davanın gidişatı hakkında fikir verebilecek bir şey, o gün çağlayan adliyesi’ne filistin bayraklarının hatta filistin bayrağının bulunduğu bilekliklerin girmesinin bile yasaklanmış olmasıydı.[2] tazminat davadan sonra ailelere ulaştı.

tazminat ödenmişti, özür dilenmişti ama abluka yerinde duruyordu. üstelik anlaşma metninde iki devletin başkentleri olarak ankara ve kudüs gösterilmişti; abd başkanı donald trump da israil’in başkentinin tel aviv’den kudüs’e taşınmasını istiyordu ama bu henüz gerçekleşmemişti bile!

filistin’den vazgeçmek

geçtiğimiz yıllar, filistinlilerin geriye dönüş hakkını savunmak için başlatılan büyük geri dönüş yürüyüşü eylemlerinde, aralarında sağlık görevlileri ve gazetecilerin de bulunduğu 223 kişinin öldürülmesine, 6 bin kişinin vurularak kalıcı biçimde sakat bırakılmasına, silahlı yerleşimcilerin şiddetinin adeta ikinci bir nakba gibi filistinlileri evlerinden etmesine tanık oldu. pandemi sürecinin başında filistinliler aşı hakkından mahrum bırakıldı. işgalin ortadan kalkması, onu bırakın ablukanın gevşemesi bir yana, israil işgal gücünün en acımasız olduğu dönemlerden birinden geçtik. uluslararası af örgütü, çok yakın bir zamanda hazırladığı raporda israil’in filistin halkına karşı apartheid uyguladığını kabul etti.

öyleyse türkiye neden ve nasıl israil ile normalleşme sürecine giriyor?

netanyahu’nun ardından yönetime gelen ve daha önce savunma bakanlığı yapmış olan başbakan naftali bennett’in uyum içinde çalıştığını vurguladığı herzog’un türkiye’ye gelmesiyle simgelenen gelişmeler neyin işareti?

bir gazeteciye göre israil dışişleri’nde çalışan üst düzey bir görevli, bugünün ortadoğusu’nda, bütün sahada top çevirmeleri gerektiğini çünkü artık -abd’yi kastederek- bir komiser bulunmadığını söylüyor. abd’nin bir başka yere, yani suriye’ye odaklandığı, oluşan boşluğu israil’in doldurmasının beklendiğini de ekliyor ama türkiye ile ilişkilerde çok temkinli davranacaklarını da söylüyor. bu israil dışişleri’nin aşırı iyimser bir yaklaşımı gibi görünse de haklı olabileceğini düşündüren başka yakınlaşmalar var.

çünkü suriye savaşı bölgede yeni dengeler, yeni ilişkiler, yeni ortaklıklar ve hatlar oluşmasına sebep oldu. esad yönetiminin kaybetmeyeceği belli olduktan sonra, aralarında, “isyancıları” destekleyenlerin de bulunduğu arap başkentleri şam’la ilişkilerini normalleştirmeye başladı. islamcılık dahilinde değerlendirilen politik grupların çizgileri değişti. ne davutoğlu’nun öfkeli gençleri yani ışid’in ne de akp’nin suriye’deki vekilleri olan güçlerin israil ile hiçbir sorunu olmadı.

israil 2020 yılında arap birliği üyesi dört ülkeyle anlaşma imzaladı; birleşik arap emirlikleri, bahreyn, sudan ve fas. ırak kürdistan yönetimi’yle uzun zamandır yakın olduğunu, bölgede çıkan petrolün neredeyse yarısının israil’e ihraç edildiğini, suudilerin de şartlı da olsa ilişkileri normalleştirmeye hazır oldukları mesajını verdiklerini hatırlatayım.

ihvan yenilince

yani israil’in filistin’e yönelik politikalarında değişiklik yok ama ilişkilerinde var.

ama sadece israil’in değil. erdoğan’ın, 2013’ten sonra ilk ziyaretini yaptığı birleşik arap emirlikleri (bae), katar’a 2017’den beri ambargo uygulayan ülkelerden biri; ambargonun sebebi katar’ın müslüman kardeşler’e destek vermesiydi. akp rejimi[3] 15 temmuz’da cemaat’e destek verdiği için bae ile düşmandı. katar’a yönelik ambargo geçen yıl kalktı.

anadolu ajansı’nın haberine göre, ukrayna ziyaretinden dönerken uçaktaki gazetecilerin sorularına cevap veren erdoğan, herzog’la doğalgaz konusunun da görüşüleceğini söyledi. israil doğalgazının[4] türkiye’de kullanılacağı ama bundan önemlisi avrupa’ya geçişi için israil’le müşterek bir çalışma yapılabileceğini vurguladı. gördüğünüz gibi o da iyimser.

erdoğan, çoktandır rabia işaretini, 2013 yılında, ihvan liderlerinden muhammed biltaci’nin 17 yaşındaki kızı esma’nın öldürüldüğü rabiat’ül adeviye meydanı’nı kastederek yapmıyor, rabia artık onun elinde, mısır’da yenilen ihvan hareketini hatırlatmıyor; tek millet, tek vatan, tek bayrak, tek devlet anlamına geliyor.

filistin’e dönersek; ihvan mısır’da yenildi, akp yenilgi yoluna girdi ama hamas yenilmedi, filistin sol örgütlerinin de yer aldığı direniş cephesinin bir parçası. devletlerarası ilişkilerde hiçbir şey karşılıksız değil. hamas mensuplarının türkiye’de istenmediği haberleri çıkalı epey oldu.

bölgede yeni dinamikler

erdoğan, içeriye bölgeye yön veren güçlü lider ve güçlü türkiye’yi anlatırken dışarıda ekonomik çıkış noktaları arıyor. birleşik arap emirlikleri ile doğrudan yatırım ilişkileri içeren çeşitli anlaşmalar imzalandı. suudi arabistan’la, kaşıkçı cinayetinin unutulduğunu, geride kaldığını düşündüren yakınlaşmalar var. yani bölgede, ortak düşmanı iran olan yeni bir ortaklık şekilleniyor.[5] iran, aynı zamanda suriye yönetimi ve lübnan hizbullahı demek. birbirinden farklı yönetim biçimlerini temsil eden bu üç siyasi hattı bir araya getiren de abd’nin bölgedeki varlığı, yukarıda andığım israilli diplomatın terimiyle, “komiserliği”.

şunu da unutmamak gerek. türkiye’de kendisini muhalif sayanların önemli bir kesimi için “araplar” başlığında toplanan güçler ve devletler arasında önemli gerilimler var ve bu gerilimler sadece anlaşmalar ya da açıklamalar üzerinden yürümüyor. suudi arabistan yüzünden büyük bir insanlık dramının yaşandığı yemen’de savaşan ve iran’ın desteklediği husiler ocak ayında bae ve suudi arabistan’a füze saldırıları düzenledi; üstelik bunlardan bir tanesi tam da herzog’un bae ziyareti sırasında gerçekleşti. tsk’nin mahmur, şengal ve derik’i bombalamasının ardından başika’daki üssüne düzenlenen saldırıyı da şii bağlantılı “özgür sincar” (ahrar sincar) adlı örgüt üstlendi. yani bir ateş hattı var bu alanda.

türkiye’nin bu hatta israil’in bulunduğu tarafta yer alması yani normalleşmesinin doğalgazla ilgili olduğunu cumhurbaşkanı açıkça ifade ediyor. türkiye’nin çeşitli bölgelerinde çıkan doğalgazın müjdesi var, kendisi yok. altını çizeyim; israil’le hedeflenen anlaşma gazı sadece kullanmak üzere almayı değil, avrupa’ya birlikte satmayı da içeriyor. o büyük işin kime, kimlere ihale edileceğini tahmin etmek güç değil.

filistinli farklı siyasetlerin temsilcileri, ihtiyaçlarının yardım değil, israil’in boykot edilmesi olduğunu her fırsatta söylüyor. akp yönetiminde türkiye israil’e karşı hiçbir zaman caydırıcı bir siyaset uygulamadı. ama olan kadarından dahi vazgeçileceği görülüyor. akp, islamcılığın belki de tek olumlu hattını, filistin dostluğunu da terk ediyor. üstelik bu konuda yalnız değil, deva partisi genel başkan yardımcısı da konuyla ilgili açıklamasında, israil’le normalleşmeyi olumlu bulduğunu ifade etti. henüz başka partilerden ses yok. umarım herzog bu ülkede hak ettiği biçimde karşılanır, emperyalizmi dilinen düşürmeyenler, emperyalizme karşı mücadeleyi gerçekten dert edenler, sömürgeciliğe karşı olanlar bu karşılamada yer alır.

Dipnotlar:

[1] https://kriterdergi.com/soylesi/cumhurbaskanligi-sozcusu-buyukelci-ibrahim-kalin-2022-bolgedeki-normallesme-adimlarinin-hizlandigi-bir-yil-olacak

[2] http://bdsturkiye.org/bds-haberler/bds-turkiye-mavi-marmara-davasini-mahkeme-degil-hukumet-dusurdu/

[3] bu ifadeyi 15 temmuz sonrasındaki dönem için kullanmayı tercih ediyorum.

[4] http://bdsturkiye.org/bds-haberler/%ef%bb%bf%ef%bb%bfbds-turkiye-albayrak-steinitz-gorusmesiyle-filistin-gazinin-yagmalanmasi-sureci-resmen-basladi/

[5] “şeytan” iran’ın karşısında “mazlum” israil’in fikrinin inşası için bkz.

https://www.sabah.com.tr/gundem/2022/02/11/israilli-isadamina-suikasti-mit-engelledi

https://www.timesofisrael.com/liveblog_entry/mossad-helped-foil-12-attack-plots-on-israelis-in-turkey-over-past-2-years-tv/

https://www.salom.com.tr/haber-121262-mossad_ve_mIt_son_2_yilda_baglarini_guclendirdi.html


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur