Tarımın zugzwang hali

Toprakları ve emekleri üzerindeki iradeleri teslim almış üreticiler için kurallar bellidir. Pahalıya alıp ucuza satmak. Yani çaresizce sömürülmek. Şirketlerin her türlü tasarrufu ellerine geçirdikleri zamanlardan bu yana üretmek ve yaşamlarını sürdürmek için yaptıkları her hamlede kaybettiler

Tarımın zugzwang hali

Zugzwang satranç literatüründe “hamle zorlaması” anlamına gelen bir kavramdır. Hamle sırası geldiğinde yapacağınız hamle nedeniyle kaybedeceğiniz anı tanımlar. Bu durumda yapılacak en iyi hamlenin hamle yapmamak olduğu durumu anlatır. Ancak satrançta pas geçemezsiniz, yapacağınız hamle durumunuzu daha da kötüleştirecek ve kaybetmenize neden olacaksa da hamleyi yapmak zorundasınız. Kaybedeceğini bilerek hamle yapmaya mecbur olma halidir zugzwang.

Ülke tarihinin en derin yapısal krizi yaşanırken, akıl dışı maliyetlerle üretim yapma zorlaması altında olan tarım üreticilerinin durumu tam olarak zugzwang’da olmaktır. Kaçınılmaz olanı yaparak yani üreterek bir yok oluşa yol almak. Bu defa rüzgâr çok sert esiyor. En dayanıksızlar, en çok borçlu olanlar yine oyun dışı kalacak. Mülksüzleşme ve yoksullaşma çok derin olacak. Varoluşunun kaynağı oldukları tarihsel sömürü düzeninin çarkları döndükçe her daim kendi varoluşlarını riske ederek kendileri ve diğerleri için üretmeye devam edecekler. Tarla sürülüp tohum toprağa düştükten sonra geri dönüşleri yoktur.

Hep olduğu gibi doğanın kendileri için neler getireceğini ve kaça satacaklarını bilmeden üretecekler. Şirketler ve tüccarlar çok kazansın diye devletin hasat zamanı kendilerini yok sayarak ithalat yapacağını bilerek üretecekler. Bu yıl fazladan, satın alamadıkları girdileri kullanmadan ve ödeyemeyecekleri elektrik faturaları yüzünden yeterli ürünü alamayacaklarını bilerek üretecekler. Toprakları ve emekleri üzerindeki iradeleri teslim almış üreticiler için kurallar bellidir. Pahalıya alıp ucuza satmak. Yani çaresizce sömürülmek.

Şirketlerin her türlü tasarrufu ellerine geçirdikleri zamanlardan bu yana üretmek ve yaşamlarını sürdürmek için yaptıkları her hamlede kaybettiler. Şirketlere ve kimyasala bağımlı üretirken hep daha çok borçlandılar. Başka türlü üretinceye kadar, çaresiz ve eşitsiz döngünün içinde hayatlarını devam ettirme gayretlerinde aç gözlü şirketlerin ihtiyaç duyduğu zamana kadar var oldular. Topraklarından kovulup yaşama başka türlü tutunmaya çalışırken maden ocaklarında katledildiler. O kadar çok borçlandılar ki, birikmiş öfkeleriyle canlarına kıydılar. Öfkeleri bazen sokaklara taşsa da değiştirecek güçleri hiç olmadı.

Siyasal eyleminin amacı hep varoluşunu sürdürmek içindi. Bu nedenle öldüklerinde bile kızdık onlara. Sahip olduklarından ortak bir geleceğin uğruna bile vazgeçmek istemez, “haksızlığa ancak kendileri uğrarsa karşı çıkarlar”*. Tarihsel bir zorluktur bu hallerini değiştirip dönüştürmek. Şiirde bu kadar denk gelmişken yazmamak olmaz.

mülk düşkünüdürler amansız derecede
bir ülkenin geleceği küçücük topraklarının ipoteği altındadır
ve bir kaya parçası gibi dururlar su geçirmeden,
zamanın derin ırmakları önünde…*

Onlar hamlelerini yaparken olacakların kayıtsızlığından sıyrılıp bu metaforik anlatının içinde kendimize de bir yer açmalıyız.

Onlar azalırken aslında yitirdiğimiz geleceğimizdir, gıdanın egemenliği ve güvencesidir. Artık üretemeyen üreticileri tekrar topraklarıyla buluşturamaz, topraklarımızı aç gözlü maden ve enerji şirketlerinden koruyamayız. Yoksulların gıdaya erişimi tehdit altındadır.

Bu nedenle diye devam etmeye niyet ederken siyasal olanı dramatize etmek zor görünüyor.

Tarım sermaye birikiminin gerçekleştiği bir üretim faaliyeti olarak devrimci olanın, yeni olguların ve paradigmaların keşfedilmeyi beklediği, toplumsal-siyasal süreçlerin bütününü kesen dinamik bir sorun alanıdır. Bu nedenle tarım sorunu bu ülkenin geleceği için atılan her adımda, konuşulan her programda önemle yer almalıdır. Devrimci siyasetin yeniden inşa gayreti içinde olanlar için de böyle olmalıdır. Tarihin şaşmaz bilgisi her zaman yol gösterir: Köylü-üreticiler işçi sınıfının müttefikidir.


* Şükrü Erbaş’ın “Köylüleri niçin öldürmeliyiz” şiirinden.


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur