Munzur’(l)a Koşan Çocuk üzerine

Unutma ki bir daha yaşanmasın kötü olaylar. Romanda Dersim Katliamı'nı birebir yaşayan insanların tanıklıkları yanında, 12 Eylül darbesinin yöredeki yıkımına da tanıklık ediliyormuz

Munzur’(l)a Koşan Çocuk üzerine

Müslüm Kabadayı’nın yayımlanan son kitabı, aynı zamanda ilk romanı Munzur’(l)a Koşan Çocuk, bir çocuğun yaşam serüvenini anlatırken bir ailenin, bir köyün, bir kentin ve bir bölgenin de yakın tarihine not düşüyor. İnsanın direngen yaşamının her zorluğun üstesinden gelebileceği ve gücü elinde bulunduranların doğaya, insana ettiği eziyete karşı insanın var olma mücadelesi dile getiriliyor.

Yazarın yöre insanlarının anlattıklarından yola çıkarak kurguladığı roman, babasız kalan Hasan ve annesinin, amcası tarafından evde istenmemesiyle başlayan yaşama mücadelesini konu ediniyor. Tunceli, Munzur ve Elazığ çevresinde yaşanmış olaylara tanıklık ediyor.  Doğumundan başlayarak talihsizlik zincirinin halkalarına eklenen küçük Hasan’ın (Daha sonra Keko Hasan olacaktır) başta “Böylesi daha iyi,” dedirten yuva değişikliği ile okuyucu, köydeki koşullar ile şehirdeki koşulları karşılaştırma olanağı buluyor.

Doğa, insan aklını kullanmayı bilmediği sürece acımasızdır. İnsan, doğa koşullarına göre davranırsa doğa ile dost olur. Ya acımasız insana ne demeli? İnsanın insanla dost olması kolay mıdır? Küçücük bir çıkar için anayı evladından ayıran vicdan da doğanın bir dayatması mıdır? Sert iklimin insanı da sert olur derler. “Kaşık düşmanı” bellediği kardeş karısını ve yeni doğan bebeğini ayrı evlere dağıtmak nasıl bir vicdandır?

Durmaksızın çalışan, ama ne kadar çalışırsa çalışsın karnını zor doyuran köylü tipi olan Sarı Ali (Hasan’ın amcası), iş gücünden yararlanmak için bebekken evden uzaklaştırdığı on yaşına basan Hasan’ı, şehirde okuyup kendini kurtarması olasılığını hiç de tınmadan köye geri getirir.

Tam bir “gücü, gücü yetene” düzeni sürüp gitmektedir, hem devlet tarafından hem de ailedeki güç sahipleri tarafından. Devletin jandarması, sivil polisi düzen sağlamak adına ortalığı temizlerken, götürülenlerden haber alınamazken, Sarı Ali gibiler de güçleri yettiğince en yakınlarının yaşamlarını karartmaktadırlar. Halasının yanında Elaziz’de okuma olanağı varken köye getirilen Hasan’ın okuma özlemi hiç bitmeyecek, bu özlemini çocuklarına okuma olanağı sağlayarak ancak giderecektir.

Mert, çalışkan bir delikanlı olan Hasan kardeşleriyle birlikte amcası Sarı Ali’ye karın tokluğuna çalışmaktadır. Yol ve köprü yapımı için kireç üretmek isteyen bir şirket için kireç üretme işine giren Hasan, kazandığı tüm parayı amcasına ve ağabeyine vermektedir.

Sevdiği kızı, yoksulluğu nedeniyle Hasan’a vermezler. Hasan bir süre bunun acısıyla yıkılır. Günü gelince bir başkasıyla evlenir Keko Hasan. Kendisi için yaptığı eve ağabeyi el koyar. Dedik ya “gücü, gücü yetene” düzenidir bu. Keko Hasan ve karısı, buna da ses çıkartmazlar ve çalışkanlıklarına güvenirler. Kimseye muhtaç olmazlar. Keko Hasan, kireç ocağı olarak kullanılan yerleri meyve bahçesine çevirmekte, oraları güzelleştirmektedir. Yetiştirdiği meyveleri komşularına dağıtır. Doğadaki tüm canlıların yaşama hakkına bağlı olan Dersim halkının “khal gağan” kültürünün Keko Hasan’ın kişiliğinde cisimleştiği, romandaki birçok olayda görülür. Onun için Munzur kutsanır ve Hasan’ın yaşam mücadelesi Dersim coğrafyasına can veren Munzur suyuyla özdeşleşir.

Keban Barajı’nda su tutulmaya başlamasıyla bir zamanlar yapımında çalıştığı yolların, köprülerin su altında kalışına tanık olur.

Keko Hasan’ın çocukları büyümüş, üniversiteli olmuşlardır. Munzur’un önüne set çekilip yaşadıkları alanların su altında bırakılması projesine karşı yöre halkını evlerine, doğalarına sahip çıkmaya çağırır Keko Hasan.

Keko Hasan’ın yaklaşık yetmiş seksen yıllık yaşam hikâyesi imiş gibi görünen hikâye, aslında Munzur ve çevresinin hikayesidir. İnsan, doğa ve siyaset birbirinden nasıl farklı düşünülebilir ki?

Doğayı kendi çıkarına göre biçimlendirmek isteyen patronlar ve onların temsilcisi olan açgözlü siyasetçiler değil midir? Planlamalar yapılırken halkın yararını değil de yandaşların eline geçecek rantı hesaplayan siyasetçiler hep olacak. Karşılarında da halk olacak.

Unutma ki bir daha yaşanmasın kötü olaylar. Romanda Dersim Katliamı’nı birebir yaşayan insanların tanıklıkları yanında, 12 Eylül darbesinin yöredeki yıkımına da tanıklık ediliyor.

Yerel sözcüklere, deyimlere, atasözlerine yer verilen Munzur’(l)a Koşan Çocuk, rahat okunan, akıcı bir roman. Konuşma dilinin rahatlığını görebiliyoruz.

Muzur’(l)a Koşan Çocuk, Sonçağ Yayınları, Ankara Ocak 2022, 283 s.


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur