Batı demokrasileri savaş ve çatışma propagandacılığına dönüştü – John Pilger

Yedi yıldır Kiev’in ekonomik ablukası altında olan Rusça konuşan Ukraynalılar hayatta kalmak için savaşıyorlar. Pek duymadığımız “yığınak yapan” ordu ise, Donbas'ı kuşatan 13 Ukrayna ordu tugayıdır: tahminen 150.000 asker. Bu ordu eğer saldırırlarsa, Rusya’ya yönelik provokasyon neredeyse kesinlikle savaş anlamına gelecektir

Batı demokrasileri savaş ve çatışma propagandacılığına dönüştü – John Pilger

Marshall McLuhan’ın “siyasetin halefi propaganda olacaktır” kehaneti gerçekleşti. Ham propaganda artık Batı demokrasilerinde, özellikle de ABD ve İngiltere’de kuraldır.

Savaş ve barış konularında, bakanlık aldatmacaları haber olarak bildiriliyor. Uygunsuz gerçekler sansürlenir, iblisler büyütülür. Şirketlerin olayları tersine çevirmeleri model olmuş, artık normal hale gelmiştir. McLuhan 1964’te meşhur “Ortam mesajdır” sözünü söylemişti. Şimdi artık yalan mesaj haline gelmiştir.

Ama bu yeni bir şey mi? Gerçeği tepe taklak yapmanın babası Edward Bernays’in savaş propagandası için bir kılıf olarak “halkla ilişkileri” icat etmesinin üzerinden bir asırdan fazla zaman geçti. Yeni olan, ana akımdaki muhalefetin tamamen ortadan kaldırılmasıdır.

Captive Press’in (Esaret Altındaki Basın) yazarı, büyük editör David Bowman, bunu “bir çizgiyi takip etmeyi, kabul edilemezi yutmayı reddeden ve cesur olan herkesi def etmek” olarak nitelendirdi. Burada bağımsız gazetecilere ve muhbirlere atıfta bulunuyordu, yani, medya kuruluşlarının bir zamanlar genellikle gururla yer verdiği dürüst başkaldıranlara. İşte o alan ortadan kaldırıldı.

Son haftalarda ve aylarda koca bir dalga gibi gelen savaş histerisi bunun en çarpıcı örneğidir.  Burada “anlatıyı şekillendirmek” jargonuyla bilinen şeyin, pek çoğu olmasa da gene de çoğu saf propagandadır.

Ruslar geliyor. Rusya kötüden de kötü. Putin şeytanın teki, “Hitler gibi bir Nazi”, diyordu, ağzından salyaları akarak, İşçi Partisi milletvekili Chris Bryant. Ukrayna Rusya tarafından işgal edilmek üzere; bu gece, bu hafta, gelecek hafta. Kaynaklar arasında, şu anda ABD Dışişleri Bakanlığı adına konuşan ve “ABD hükümetinden geldiği” için Rus eylemleri hakkındaki iddialarına dair hiçbir kanıt sunmayan eski bir CIA propagandacısı da yer alıyor.

‘Kanıt yok’ kuralı Londra’da da geçerlidir. Canberra hükümetini hem Rusya hem de Çin’in saldırmak üzere olduğu konusunda uyarmak için özel bir uçakla 500.000 sterlin kamu parasını harcayarak Avustralya’ya uçan İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss hiçbir kanıt sunmadı. Avustralya ve Yeni Zelandalı kafalar başlarını salladılar; “Anlatı” orada tartışılamaz.  Nadir bir istisna olarak eski Başbakan Paul Keating, Truss’ın savaş çağırılarını “manyaklık” olarak nitelendirdi.

Truss zevkle konuşurken, Baltık ve Karadeniz ülkelerini biraz karıştırdı. Moskova’da, Rusya Dışişleri Bakanı’na İngiltere’nin Rostov ve Voronezh üzerindeki Rus egemenliğini asla kabul etmeyeceğini söyledi; ta ki bu yerlerin Ukrayna’nın bir parçası değil, Rusya’da olduğu işaret edilene kadar. Rus basınında 10 Downing Street’e giden bu taklitçinin soytarılıklarını okuyun, duyacağınız acıdan yüzünüz buruşacaktır.

Boris Johnson’ın son zamanlarda kahramanı Churchill’in palyaço bir versiyonunu oynadığı bu saçmalık, gerçekleri, tarihsel anlayışı ve gerçek savaş tehlikesini kasıtlı olarak kötüye kullanmak olmasaydı Moskova’da hiciv olarak alınıp eğlence olarak kullanılabilirdi.

Vladimir Putin, Ukrayna’nın doğusundaki Donbas bölgesinde “soykırıma” atıfta bulunuyor ve bize hatırlatıyor. 2014 yılında Ukrayna’da Barack Obama’nın Kiev’deki “nokta kişisi-atanmış memuru” Victoria Nuland tarafından düzenlenen darbenin ardından, neo-Nazilerin istilasına uğramış olan darbe rejimi, Ukrayna nüfusunun üçte birini oluşturan Rusça konuşan Donbas’a karşı bir terör kampanyası başlatmıştı.

Kiev’deki CIA direktörü John Brennan tarafından denetlenen “özel güvenlik birimleri”, darbeye karşı çıkan Donbas halkına yönelik vahşi saldırıları koordine etti. Video ve görgü tanıklarının bildirdiğine göre, otobüslerle getirilen faşist caniler Odessa kentindeki sendika merkezini yakıyor ve içeride mahsur kalan 41 kişiyi öldürüyor. Polis beklemede. Obama, “usulüne uygun olarak seçilmiş” darbe rejimini “dikkate değer itidali” nedeniyle kutluyor.

ABD medyasında Odessa vahşeti “müphem” ve “milliyetçilerin” (neo-Nazilerin) “ayrılıkçılara” (federal bir Ukrayna referandumu için imza toplayan insanlar) saldırdığı bir “trajedi” olarak oynandı. Rupert Murdoch’ın Wall Street Journal gazetesi kurbanları lanetledi: “Hükümet, Ölümcül Ukrayna Yangınına Büyük Olasılıkla İsyancılar Yol Açmıştır, Diyor.”

Amerika’nın Rusya konusundaki önde gelen otoritesi olarak takdir edilen Profesör Stephen Cohen ise şunları yazdı:

Odessa’da etnik Rusların ve diğerlerinin pogrom benzeri yanarak ölmesi… Dünya Savaşı sırasında Ukrayna’daki Nazi imha mangalarının anılarını yeniden uyandırdı… [Bugün] eşcinsellere, Yahudilere, yaşlı etnik Ruslara ve diğer ‘saf olmayan’ vatandaşlara yönelik Nazi-benzeri saldırılar, 1920’lerin sonunda ve 1930’larda Almanya’yı harekete geçirenleri hatırlatan meşaleli yürüyüşlerle birlikte Kiev yönetimindeki Ukrayna’da yaygındır…

Polis ve resmi yasal makamlar bu neo-faşist eylemleri önlemek veya kovuşturmak için neredeyse hiçbir şey yapmıyorlar. Aksine, Kiev, Nazi Alman imha pogromlarıyla işbirliğine giren Ukraynalıları sistematik olarak rehabilite ederek ve hatta anıtlaştırarak onları resmen cesaretlendirdi… sokakları onurlarına yeniden adlandırdı, onlara anıtlar inşa etti, onları yüceltmek için tarihi yeniden yazdı ve daha neler.

Bugün, neo-Nazi Ukrayna’dan nadiren bahsedilmektedir. İngilizlerin neo-Nazilerin de yer aldığı Ukrayna Ulusal Muhafızları’nı eğitiyor olması yeni bir haber değil. (15 Şubat’ta Consortium News’te Matt Kennard’ın Gizliliği Kaldırılmış raporuna bakın.) Şiddet yanlısı ve onaylanan faşizmin 21. Yüzyıl Avrupa’sına dönüşü Harold Pinter’in dediği gibi, “olurken bile asla olmadı.”

16 Aralık’ta Birleşmiş Milletler, “Nazizm, neo-Nazizm ve çağdaş ırkçılık biçimlerini körükleyen uygulamaların yüceltilmesiyle mücadele” çağrısında bulunan bir karar yayımladı. Buna karşı oy kullanan sadece ABD ve Ukrayna’ydı.

Hemen hemen her Rus, Hitler’in ordularının 1941’de Batı’dan gelen istilasının Ukrayna’nın “sınır ülkesi” düzlüklerinden geçerek ve Ukrayna’nın Nazi tarikatçıları ve işbirlikçileri tarafından desteklenmesiyle gerçekleştiğini biliyor. Sonuç 20 milyondan fazla Rus’un ölümü.

Jeopolitik manevraları ve alaycılığını bir kenara bırakırsak, oyuncular kim olursa olsun, bu tarihsel hafıza, BM’nin Nazizm’i yasaklamak için 130’a karşı 2 oyla kabul ettiği hafta Moskova’da yayımlanan Rusya’nın saygı talep eden, kendini korumacı, güvenlik önerilerinin arkasındaki itici güçtür. Bunlar:

  • NATO, Rusya sınırındaki ülkelere füze konuşlandırmayacağını garanti eder. (Slovenya’dan Romanya’ya kadar zaten konuşlandırılmışlar ve Polonya takip edecek.)
  • NATO, Rusya sınırındaki ulus ve denizlerde askeri ve deniz tatbikatlarını durduracak.
  • Ukrayna NATO üyesi olmayacak.
  • Batı ve Rusya bağlayıcı bir Doğu-Batı güvenlik anlaşması imzalayacak.
  • ABD ve Rusya arasında orta menzilli nükleer silahları kapsayan dönüm noktası anlaşması tekrar onaylanacak. (ABD 2019’da bu anlaşmayı terk etti.)

Bunlar, tüm savaş sonrası Avrupa’sı için kapsamlı bir barış planı taslağına tekabül ediyor ve Batı’da memnuniyetle karşılanmalı. Ama İngiltere’de bunun önemini kim anlıyor ki? Onlara söylenen ise, Putin’in bir parya ve Hıristiyanlık için bir tehdit olduğudur.

Yedi yıldır Kiev’in ekonomik ablukası altında olan Rusça konuşan Ukraynalılar hayatta kalmak için savaşıyorlar. Pek duymadığımız “yığınak yapan” ordu ise, Donbas’ı kuşatan 13 Ukrayna ordu tugayıdır: tahminen 150.000 asker. Bu ordu eğer saldırırlarsa, Rusya’ya yönelik provokasyon neredeyse kesinlikle savaş anlamına gelecektir.

2015 yılında Almanlar ve Fransızların arabuluculuğunda Rusya, Ukrayna, Almanya ve Fransa cumhurbaşkanları Minsk’te bir araya gelerek geçici bir barış anlaşması imzaladılar. Ukrayna, şimdi kendi başlarına cumhuriyet olduklarını ilan eden Donetsk ve Luhansk’taki Donbas’a özerklik teklif etmeyi kabul etti.

Minsk anlaşmasına hiç şans verilmedi. İngiltere’de, Boris Johnson tarafından güçlendirilen düşünce, Ukrayna’nın dünya liderleri tarafından “dikte edildiği” yönünde. İngiltere ise kendine düştüğü kadarıyla Ukrayna’yı silahlandırmakta ve ordusunu eğitmektedir.

NATO, ilk Soğuk Savaş’tan bu yana Yugoslavya, Afganistan, Irak ve Libya’daki kanlı saldırganlığını göstererek Rusya’nın en hassas sınırına doğru etkili bir şekilde yürüdü ve geri çekilme sözlerini bozdu. Avrupalı “müttefikleri” kendilerini ilgilendirmeyen Amerikan savaşlarına sürükleyen ve büyük bir sessizlikle hiç konuşulmayan şey ise, Avrupa güvenliği için gerçek tehdidin NATO’nun kendisinin olduğudur.

İngiltere’de, “Rusya”dan bahsedildiği anda bir devlet ve medya yabancı düşmanlığı tetiklenir.  BBC’nin Rusya’yla ilgili her haberindeki tepkisel düşmanlığına dikkat edin. Neden?  İmparatorluk mitolojisinin restorasyonu her şeyden önce kalıcı bir düşman gerektirdiği için mi? Elbette, bundan daha iyisini hak ediyoruz.

[Scoop’taki İngilizce orijinalinden Mehmet Bayram tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur