“Ailenin korunması”, nafaka sınırlaması ve kadın düşmanlığın son veçhesi – Fatoş Hacıvelioğlu (5 Harfliler)

2019'da yapılan araştırmaya göre hükmedilen nafakanın yüzde 66.4’ü 0-500 TL arasında olup bunların ortalama tutarı 262 TL. Mahkemeler tarafından hükmedilen nafakaların yüzde 50.7’si ise yükümlüleri tarafından hiç ödenmiyor

“Ailenin korunması”, nafaka sınırlaması ve kadın düşmanlığın son veçhesi – Fatoş Hacıvelioğlu (5 Harfliler)

İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece kararnamesiyle çıkan AKP kadın düşmanı politikalarına kadınların kazanılmış haklarına yönelik saldırılarla devam ediyor. Son günlerde AKP’nin bir kez daha kadınların yoksulluk nafakası hakkını sınırlandırmaya yönelik bir çalışma içerisinde olduğunu basında çıkan haberlerden görüyoruz. Bir kez daha diyoruz çünkü nafaka konusunda getirilmek istenen düzenleme ilk olarak 2016 yılında adına “Boşanma Komisyonu” dediğimiz Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi İçin Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporunda dile getirildi. Raporda “boşanmada nafakaların süresiz olmasının, erkeğin hayatını ipotek altına aldığı” gerekçesi ile nafakanın 5 ila 10 yıl arasındaki bir süre sınırlandırılması gerektiği belirtilmişti. Bu raporun açıklanmasından sonra nafakanın sınırlandırılması ara ara gündeme getirilmeye çalışıldı ancak kadın örgütlerinden gelen tepkiler üzerine rafa kaldırmak zorunda kalındı. Aralık ayında Adalet Bakanlığı’nın “uzun boşanma süreçlerinin şiddete ve ekonomik sıkıntılara yol açtığı, tarafların ikinci evliliğini yapamadığı” gerekçesiyle Medeni Kanun’da düzenlenen kadınların yoksulluk nafakası, çocukların iştirak nafakası, ve aile arabuluculuğu ile konularda yeni düzenlemeler üzerine çalıştığını duyduk. Önümüdeki günlerde Meclise sunulacağı söylenen 6. yargı paketiyle yoksulluk nafakası ile ilgili, 2 yılın altındaki evliliklerde 5 yıl, beş yılın altındaki evliliklerde 7-8 yıl, 5 ila 10 yıl arasındaki evliliklerde ise 12 yıl nafaka verilmesi planlanıyor. Mahkemece bağlanan nafaka süresinin bitmesinin ardından 2 ya da 3 yıl gibi bir geçiş süreci ve bu ara sürenin dolmasının ardından ise şayet yoksulluk devam ediyor ise devletin erkeklerin yerine nafaka ödenmesi gündemde.

Tabi nafaka hakkını sınırlama çabasının ilk kez ortaya atıldığı 2016’dan bu güne bu düzenlemenin toplumsal altyapısı da iktidar ve erkekler tarafından elbirliği ile oluşturulmaya çalışıldı. Örneğin 2019 yılında Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Başkanı Ömer Uğur Gençcan, Karabük Barosu’nun düzenlediği bir toplantıda; “Ben 1988’den bu yana bu nafakanın süresiz olmasını içime sindiremedim. Ben yatmışım biriyle sen de yatmışsın biriyle. Ben sana bir ömür boyu nafaka… Ben tükürdüm sen tükürdün. Bir ömür boyu nafaka. Böyle bir şey mi olur?” sözleri boşuna sarf edilmedi. Nafaka Mağduru Erkekler, Boşanmış Babalar, Aile Meclisleri gibi isimlerle boşandıkları kadınlara ve çocuklara nafaka ödemek istemeyen, sayıları az ama sesleri gür çıkan, ve mecliste de temsilcileri bulunan bir kısım erkekler boşuna çıkmadı. Her seferinde nafaka konusundaki değişiklik önerilerini sevinçle karşılayan bu kadın düşmanı gruplar sansasyonel sosyal medya kampanyaları ile bu konuyu gündemde tutmaya çalıştı. Toplumsal algının oluşması için tekil mağduriyetlerden sözde “nafaka mağduru erkekler” yaratılarak nafaka ile ilgili yasal düzenlemeye zemin hazırlandı. Ne 2016 yılında ki TBB Boşanma Komisyonu raporunda ne de 2018 yılında Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı’nın düzenlediği “Gündem Buluşmaları: Nafaka Sistemi” Çalıştayı’nda bu erkeklerin sayısının ne olduğu, ne kadar nafaka ödediği, yani nasıl “mağdur” olduklarını açıklayan hiçbir veri paylaşılmadı. Kanundaki düzenleme ile hiçbir ilgisi olmayan yalan yanlış beyanlarla toplumda “boşandıktan sonra süresiz nafaka ödeyen mağdur erkekler” algısı yaratılmaya çalışıldı. Şu anda var olan hukuki düzenlemeye göre durum hiç öyle değil.

Nafaka Medeni Kanun’da bakım nafakası ve yardım nafakası olmak üzere iki başlıkta düzenleniyor. Yardım nafakası aile içinde yardım edilmediği zaman yoksulluğa düşecek olan üstsoy, altsoy ve kardeşlere verilmekle yükümlü olunan nafaka. Evlenme sonucu eşlerin birbirlerine ve çocuklarına karşı sorumlulukları nedeniyle talep edilebilecek olan bakım nafakası ise tedbir nafakası, iştirak nafakası ve yoksulluk nafakasından oluşmakta. Bakım nafakası evlilik içinde çocuklar veya eş için talep edilirse tedbir nafakası, boşanma nedeniyle müşterek çocuklar için talep edilirse iştirak nafakası ve boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eş için talep edilirse yoksulluk nafakası olarak adlandırılıyor. Şu anda özellikle gündemde olan yoksulluk nafakası Medeni Kanunu’nun 175. Maddesinde, “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir” şeklinde düzenlenmiş durumda. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, ister erkek ister kadın olsun, kusuru daha ağır olmamak şartıyla, geçimini sağlamak amacıyla diğer taraftan yoksulluk nafakası talebinde bulunabiliyor. Yani yasada sadece kadınlara ödenir şeklinde bir düzenleme yok. Ekonomik gücü daha düşük erkekler de nafaka talep edebilir.

Yoksulluk nafakasındaki en önemli kriter nafaka alacak tarafın kendi ihtiyaçlarını ve geçimini sağlayamayacak duruma düşmesi. Yasada yoksulluk nafakası için cinsiyet belirten bir ifade olmamasına karşın toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan ve boşanma ile daha da derinleşen kadın yoksulluğu sebebi ile nafaka alanların büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor. Yani eğitim ve istihdama erişimde eşit koşullara sahip olmayan, ücretsiz ev içi emek ve bakım emeğini üstlenmek zorunda kaldıkları için çalışma hayatına katılamayan veya çalışma hayatından ayrılmak zorunda kalan, yeniden çalışma hayatına katılması önünde bir dizi engel bulunan, çalışsalar dahi hayatlarını idame ettirebilecekleri gelire erişemeyen kadınlar olduğu için daha çok kadınlara yoksulluk nafakası ödeniyor. Dolayısı ile de kadınların ekonomik ve sosyal hayata eşit katılımlarının sağlanabilmesi için vazgeçilmez bir hak yoksulluk nafakası.

Kanunda yer alan ‘süresiz olarak’ ibaresi ise nafakanın süresiz olduğu anlamına gelmiyor. Yoksulluğa düşen kişinin yoksulluk koşulları değişirse, işe girerse ya da kişi yeniden evlenirse yoksulluk nafakası kendiliğinden ya da mahkeme kararıyla kalkabiliyor. Yani ortada nafaka bir kere karara bağlanıyor ve değişmiyor gibi bir durum yok. Toplumda yaratılmak istenen fahiş miktarlarda nafaka ödeniyor algısının aksine kadınlara bağlanan yoksulluk nafakası tutarları, hele ki ekonomik krizin yaşandığı bu dönemde kadınları yoksulluktan kurtaracak ya da geçimlerini sağlayacak miktarlarda değil. Zaten erkekler boşanma sonrası maddi yükümlülüklerden kurtulmak için türlü oyunlarla gelirini gizleyerek “makul” miktarlarda nafakanın hükmedilmesini engelliyor ve mahkemelerde bu durum maddi delillerle ispatlanamıyor. 2019 yılında Ankara Kadın Dayanışma Vakfı’nın yaptığı “Yoksulluk Nafakası Araştırması”na göre hükmedilen nafakanın yüzde 66.4’ü, 0-500 TL arasında olup bunların ortalama tutarı 262 TL. Tüm aralıklar için mahkemelerce verilen nafaka miktarlarının ortalaması ise sadece 370 TL ki bu nafakaların çoğunu çocuklar için ödenen iştirak nafakası oluşturuyor. Mahkemeler tarafından hükmedilen nafakaların yüzde 50.7’si yükümlüleri tarafından hiç ödenmiyor. Tarafların yüzde 40’ı ise ‘ödemek istemediği’ için nafakasını ödemediğini belirtmiş. Ayrıca boşanma sebepleri farklılık göstermekle beraber incelenen dosyaların yüzde 82.9 gibi büyük bir oranında kadına yönelik şiddet olgusu mevcut.

AKP “ailenin korunması” ve dolayısı ile boşanmanın engellenmesi politikalarını hayata geçirmek için toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı, kadın düşmanı grupların talepleri doğrultusunda bir tasarı hazırlıyor. Oysa Konda Araştırma’nın 2020 yılında hazırladığı Yoksulluk Nafakası Dosyası’na göre toplumun yüzde 76’sı gibi çok büyük bir kesimi boşanma ile yoksulluğa düşen kadına boşandığı eşinin nafaka ödemesi gerektiğini düşünürken, yani toplumda genel olarak bu konuya dair bir değişiklik talebi olmamasına rağmen nafaka alanların çok büyük çoğunluğunun, toplumsal eşitsizlik ve yoksulluk nedeniyle kadınlar olması, değişiklik yapılmak istenmesinin asıl sebebi. Çünkü AKP yıllardır yürüttüğü “ailenin korunması politikası” bağlamında boşanmanın önlenmesi için süresiz yoksulluk nafakasının kaldırılmasını gerekli görüyor. Bu düzenleme kadınların şiddetten uzak bir hayat kurmak amacıyla boşanma kararı almasını tek başına zorlayacak ve kadınları şiddet gördükleri eve mahkûm edebilecek nitelikte. Yoksulluğun giderek derinleştiği bu dönemde zaten kadınların birçoğu istihdamdan uzaklaşmış, güvencesiz, bakım işlerinden sorumlu bir durumdayken, boşandıktan sonra da ancak çok düşük ücretli, güvencesiz işler bulabiliyorken bir de nafakanın yıl ile sınırlandırılması boşanma kararı alınmasını daha da güçleştirecek.

Yeni düzenleme ile nafakanın ödenmesini gerektirecek koşulları ortadan kaldırmaktan sorumlu olan devletin bu görevini yerine getirmek yerine oluşturacağı bir fon ile mahkeme tarafından belirlenen sürenin sonunda, kadınları evlilik içinde yıllarca şiddette maruz bırakan, kadınların eğitim ve istihdama katılımını engelleyen, ev içi ve bakım emeği ile çıkarlar sağlayan, kadınları yoksullaştıran erkeklerin yerine nafakayı ödemesi planlanıyor. Nafakayı ödeme yükümlülüğü Medeni Kanuna göre evlilik akdi ile eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün bir devamı niteliğinde olduğundan kendi kusuru ile boşanmaya sebep olan kişide yani çoğunlukla erkeklerde olması gerekir. Devletin görevi erkekler yerine nafaka ödemek değil mahkemelerde verilen açlık sınırının altındaki nafaka miktarları ve nafakaların tahsil zorluğuna ilişkin sorunlara çözüm üretmekle birlikte en temelde kadınların işgücü piyasasına katılabilmeleri için ücretsiz ve erişilebilir kreşleri açmak, kadınların eğitime katılmaları önündeki engelleri kaldırmak, boşanmış kadınlara gerekli ve yeterli desteği sunarak kadınların erkeklerden nafaka almaya ihtiyaç duymayacağı bir düzen kurmaktır. Devletin erkeklerin yerine nafaka vermesi aynı zaman da AKP’nin yoksulluğu ortadan kaldıracak politikalar üretmek yerine sosyal yardımlar aracılığıyla yoksulluğu daim hale getirdiği “sosyal yardım “anlayışının bir ürünü. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın bütçesinin yüzde 80’inden fazlasını sosyal yardımlara ayırdığı düşünülürse kadınların erkeklerden, aileden ve devletten bağımsız bir hayat kurması yerine bağımlı bir hayata mahkum edilmek istendiği açık.

Şu hali ile temel sorun toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve bu eşitsizliğin yarattığı yoksulluk ve şiddet iken nafaka hakkının sınırlandırılmasına dair bir yasal değişiklik kadınlar için yoksulluğun ve eşitsizliğin daha da artması ve kadınların yıllarca mücadele ederek kazandığı haklara saldırı anlamını taşıyor.

Kaynaklar:

Kaynak: 5 Harfliler

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur