2022’nin heybesi… – Hediye Levent (Evrensel)

Türkiye’nin de 2021 sonlarında başlayan ve büyük ihtimalle 2022’de somut gelişmelerle perçinlenecek dış politikada dümen kırma girişiminde de bu faktörlerin etkisi var. Türkiye’nin bölge ülkelerinden farklı olarak dış politikadaki sıkışmışlığı kontrol edilemeyen şartlar sebebiyle değil daha çok artık işlevsel olmayan yaklaşımlarda ısrar ederek yarattığı da bir gerçek

2022’nin heybesi… – Hediye Levent (Evrensel)

Yıl biterken sadece Türkiye içindekiler değil, bölge ülkelerinin büyük çoğunluğu da ekonomik krizi konuşuyor.

Arap ayaklanmalarının doğrudan yaşanmadığı ülkeler de küçüklü büyüklü ekonomik dalgalanmalarla boğuşuyor.

Ancak kronik hatta kısır döngüye düşmüş ekonomiler de var. Türkiye’ye en yakın örnekler Lübnan, Suriye, Irak.

2021 genel olarak bölgede bir taraftan Arap ayaklanmalarının hasar dökümünün yapıldığı bir taraftan da ABD’de Joe Biden dönemi dış politikasının belirginleşmesinin beklendiği yıl oldu. Elbette İsrail ile Arap ülkelerinin normalleşme süreçlerini başlatması gibi çarpıcı gelişmeler de yaşandı ancak bu gelişmelerin bölgedeki ekonomik ve siyasi istikrarsızlıktan çıkış yolları arama, ayaklanma döneminde büyük ölçüde değişmiş olan bölgesel siyasi şartlara uyum sağlama ve tabii ki Biden döneminin diplomasi ağırlıklı dış politikası ile oluşan rüzgarı avantaja çevirme gibi gayretlerle hızlandığı aşikar.

Türkiye’nin de 2021 sonlarında başlayan ve büyük ihtimalle 2022’de somut gelişmelerle perçinlenecek dış politikada dümen kırma girişiminde de bu faktörlerin etkisi var. Türkiye’nin bölge ülkelerinden farklı olarak dış politikadaki sıkışmışlığı kontrol edilemeyen şartlar sebebiyle değil daha çok artık işlevsel olmayan yaklaşımlarda ısrar ederek yarattığı da bir gerçek.

Muhtemelen 2022, bölge kadar Türkiye açısından da ilginç ve öngörülemeyen gelişmelerin yaşanacağı bir yıl olacak. Türkiye her ne kadar dış politikada çıkmaz sokaklara kendi hamleleri ile girmiş olsa da dümen kırma niyeti ile her şey kolaylıkla yoluna girmeyecek gibi görünüyor. Çünkü bölgede Türkiye açısından da zorlayıcı yeni şartlar var. Türkiye, 2011’de tutturduğu yolda 10 sene ‘istikrarla’ devam ederken bölgede düşmanlıklar dostluğa, dostluklar mecburi soğukluklara, karlı sıcak çatışmalar diplomatik müzakerelere evrile evrile 10 yılı geride bıraktı.

Kısacası Türkiye, ekonomik krizle birlikte iyice yıpranan yaptırım gücü, bol krizli ve bazı ülkelerle tamamen kopmuş ilişkilerin sayesinde biriken sorunlar yığını gibi engellerin yanı sıra artık alternatifsiz olma payesini de elinde tutamıyor. Evet, Türkiye hâlâ ve bütün aşınmalara rağmen bölgenin en güçlü ülkelerinden biri ve hâlâ Avrupa ile bağları kopmamış olan bir NATO üyesi ülke. Bütün bu etkili kartlar artık Türkiye’yi “İyi ilişkiler kurulması gereken” ülke yapıyor. Ancak son 10 yılda hem Türkiye hariciyesinin ısrarlı agresif yaklaşımları hem de bölgedeki yeni siyasi şartlar sebebiyle Türkiye artık bölgenin önde gelen ülkeleri tarafından “Köprüleri yeniden kurmak için aceleye gerek yok” yaklaşımları ile bekleme odasına yönlendiriyor. Aslında 2022’de daha net göreceğimiz bu yaklaşımın en çarpıcı örneğini bir süredir Mısır sergiliyor. Türkiye’ye yönelik düşmanca, hesap soran söylemleri yok ancak dost olma hevesi de göstermiyorlar. Muhtemelen 2022’de Türkiye, ilişkilerini tamir etmek için son 10 yılda savaş külliyatı gibi bir yığın oluşturan dış politikasından dümen kırmak için epeyce taviz vermeye zorlanacak.

Yazının başında bölgenin neredeyse tamamı küçüklü büyüklü krizlerle boğuşuyor demiştik. Haliyle insanın aklına “bölge ülkeleri bir taraftan ekonomik dalgalanmalarla uğraşırken neye güvenip Türkiye’ye bekleme odasını gösterir?” sorusu geliyor.

Cevap hem çok basit hem çok komplike, hem fırsatları göreni bölgenin önde gelen ülkelerinden yapacak kadar kıymetli hem uyum sağlamayanı daha da zorlayacak kadar acımasız; bölgedeki yeni şartlar.

Nedir peki bu bölgedeki yeni şartlar?

Her bir bölge ülkesinin pozisyonuna göre bu şartlar değişiyor ancak bir örnek üzerinden açıklamak gerekirse Mısır-Suriye-Lübnan gaz boru hattı projesine bakılabilir.

Malum Lübnan derin bir ekonomik kriz yaşıyor. En son çare olarak IMF’nin kapısını çalan Lübnan hâlâ talebine olumlu yanıt verilmesini bekliyor. Diğer taraftan ülke dışına yasal yollarla büyük bir göç yaşandı son 3 yıl içinde. Pasaportla çıkabilen çıktı, şimdilerde Lübnan dışında iş, eğitim vs. gibi yasal yollarla gidiş imkanı sağlayamayan Lübnanlıların Kıbrıs’a yasa dışı yollarla geçmeye çalıştığına dair haberler yer almaya başladı ülke basınında. Zaten on yıllardır elektrik başta olmak üzere kamu hizmetleri konusunda sorunları olan Lübnan’da artık günlük elektrik kesintileri bazı yerlerde birkaç güne çıktı, bol sıfırlı kiraların ödendiği şehir merkezlerinde bile 8-12 saate ulaştı epeydir. Elektrik yok çünkü elektrik üretimi yok. Savaş döneminde bile Suriye’den elektrik satın almaya devam eden Lübnan’ı önce Suriye’ye yönelik yaptırımlar vurdu sonra derinleşen ekonomik kriz sebebiyle merkez bankasının boşalması. Yerel küçük santrallerin çalıştırılabilmesi için yakıt gerek, yakıt için de para. Devletin yakıt alımı için teminat gösterecek rezervi bile olmayınca işler hepten kilitlendi. Hizbullah İran’dan biraz yakıt temin etti, ortalık bir kez daha karıştı. Sonuçta Lübnan’da her şeyin ucu en az birkaç bölgesel krize değiyor. Suriye’de de durum Lübnan’dan daha iyi değil.

Bu arada Arap ayaklanmasının kanlı silahlı çatışmalarının artık bittiği bütün taraf aktörlerce kabul edildi. ABD’de Biden koltuğa oturdu. Zaten ayaklanma döneminde ardı arkası kesilmeyen mülteci akınları ile hâlâ boğuşan Avrupa ülkeleri için ekonomik kriz sebebiyle Suriye, Lübnan ve Irak gibi ülkelerden yeni akınların başlaması ihtimali bile ürpertici.

Ayrıca her ne kadar gerilimleri diplomatik kulvarlara sokmaya çabalasalar da bölge içindeki çekişmeler de kendini göstermeye başladı. Suriye ve Lübnan’ın köşeye daha da sıkıştırılması demek yardıma hazır İran’a alan açılması demek vs. vs.

Yavaş yavaş bölgesel gücüne ulaşmaya çabalayan Mısır devreye girdi. Zaten Suriye’de Esad yönetimi ile hiçbir zaman bağları koparmayan Sisi yönetimi, Şam’ın tekrar bölgeye açılması için kulis çalışmalarına da girişti. Elbette buradaki tek amaç Suriye’yi, Lübnan’ı kurtarmak değil.

Velhasıl Mısır gazının boru hattı ile Suriye’ye ve oradan da Lübnan’a ulaştırılması için 2011 öncesinde büyük ölçüde tamamlanmış olan ancak ayaklanma döneminde askıya alınan proje raflardan indirildi. Birkaç ay içinde hatların tamir, tadilat gerektiren kısımlarının elden geçirilmesi, bölgesel siyasi konsensüs sağlanması gibi süreçler tamamlandı. Burada en önemli aktör elbette ABD. ABD de Suriye’ye para akışı olmayacağı ve ödemenin gaz ile yapılacağı bir formül belirlenmesi ile ‘Kendi yaptırımlarını delen ülke’ pozisyonuna düşmeden yeşil ışık yakmış oldu. Aslında bu boru hattında Suriye kavşak olacaktı. Suriye’ye ulaşan boru hattının bir ucu Lübnan’a diğer ucu Türkiye’ye uzanacaktı. Hatta Türkiye tarafı hattın inşasını tamamladı, Suriye içinde de kısa bir bölümü inşa ediliyordu ki, savaş patladı.

Neyse, biz dönelim boru hattına. Bölgede değişen şartlar sayesinde boru hattı sadece boru hattı olmanın çok ötesinde bir sürecin yolu da oldu. 2022’de kullanıma açılacağı söylenen boru hattı Suriye’nin bölge siyasetine dönüşünün, Lübnan’ın yine bölge ülkeleri eliyle çöküşünün engellendiği, Mısır’ın elbette Suudi Arabistan gibi ülkelerin onayı ile düşman saflar arasında gayet ‘şık’ bir hamleyle buzları çözmeye giriştiği bir dönemin gerekçesi…

Bölgedeki yeni şartlar demek yeni siyasi uzlaşılar, yeni müzakereler, yeni çıkar odaklı müttefiklikler, ticari anlaşmalar, bölgesel istikrar korkusu ve daha birçok şey demek.

Türkiye’nin bu şartları avantaja çevirmesi için bölge ülkelerinin birkaç yıl önce vazgeçip yol aldığı silahlı milisler gibi konularla başlaması gerekiyor.

Her açıdan 2022 zorlayıcı bir yıl olacak gibi görünüyor, en çok da Türkiye için.

Hayırlısı…

Kaynak: Evrensel

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur