Sakal, bıyık ve 3. seçenek – Ergin Yıldızoğlu (Cumhuriyet)

TL’nin dolar karşısında bir yılda yüzde 45 değer kaybetmesiyse, bu dış kaynak girişine bağımlı ekonomide halkın buna yakın bir oranda yoksullaşması, iç talebin gerilemesi anlamına gelecektir

Sakal, bıyık ve 3. seçenek – Ergin Yıldızoğlu (Cumhuriyet)

Rejimin, ülkeyi, siyasal İslamın sınıfsal çıkarlarının peşinden sürükleyerek getirdiği noktada durum, “Aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık” atasözünü anımsatıyor. Tabii, verili gerçekliğin korunabilmesi için olasılıklar yelpazesinin dışına itilen bir yolu seçerek doğrudan karşıya tükürmek de var. Ancak bu seçenek, henüz zayıf bir olasılık bile değil. Biz, sakal ve bıyık üzerinde odaklanalım.

Türkiye’de, insanlar her sabah biraz daha yoksullaşırken adeta, “Dolara ne olacak?” kaygısıyla kalkıyor. Aklıma 1982 Meksika krizi sırasında, Plantu’nun Le Monde’da yayımlanmış bir karikatürü geliyor: Yıkık dökük bir kulübenin kapısının eşiğinde, boynu bükük tek bir mısır bitkisinin önünde oturmuş, üstü başı perişan iki köylüden biri öbürüne “Bugün dolara ne oldu acaba?” diyordu.

Rejim “yüksek faiz enflasyonu azdırır” iddiasıyla, sürekli faiz indiriyor. Enflasyon ise azdıkça azıyor. Türk Lirası’nın dolar karşısındaki yıllık kaybı yüzde 45’e dayandı. Rejim, “Meraklanmayın biz ekonominin kitabını yazdık” diyor ve bir sayfa daha açıyor: “TL değer kaybettikçe ihracat artacak, cari fazla vereceğiz, bu da enflasyonu dizginleyecek.”

Rejim hangi evrende yaşadığına inanıyor bilemiyorum ama bu evrende, Türkiye ekonomisinde, TL değer kaybederken iki gelişme yaşanıyor.

Birincisi, ithalat fiyatları arttığından, ithalata dayalı üretimin, dolayısıyla ihracatın maliyeti de artıyor. Bu durumda, üretici kâr oranından vazgeçerek umudunu kâr hacmini artırmaya bağlar, fiyat kırarak piyasada kalmaya çalışırsa mallar değerlerinin altında fiyatlardan ihraç edilir, ekonomiden dış evrene değer transferi hızlanır. Bu transfer, ülkede sermaye birikiminin dönmeye devam etmesini sağlayan artık-değer “havuzundaki suyun seviyesinde” rejimin bu havuza soktuğu rant/talan hortumuna ek bir kaçak daha yaratır, havuzdaki boşalmayı hızlandırır. Başka bir metafor kullanırsak ekonomide bir “kara delik” herkesi, öncelikle de orta sınıfı ve en yoksulları tehdit edecek biçimde büyümeye başlar.

İkincisi, Türkiye, kapitalizmi, özellikle egemen (banka-sanayi) sermayesinin birikim süreci açısından, hem de tüketim mallarının ithalatında, dış kaynak girişine bağımlı bir ülkedir. Özal döneminde pekişen bu bağımlılık, siyasal İslamın rejimi döneminde, ülke ekonomisi, tarım üreticisi üzerindeki etkilerine bakmadan desteklenen rejim yandaşlarının zenginleşme hırsıyla daha da güçlenmiştir. Döviz değerlendikçe banka-sanayi sermayesinin birikim sürecini çevirmek de giderek zorlaşır.

TL’nin dolar karşısında bir yılda yüzde 45 değer kaybetmesiyse, bu dış kaynak girişine bağımlı ekonomide halkın buna yakın bir oranda yoksullaşması, iç talebin gerilemesi anlamına gelecektir. İthal mallarının fiyatlarının artışı tüketim mallarına, sanayinin üretim maliyetlerine yansır; enflasyon artmaya devam eder. Faiz düştükçe bu süreç hızlanır, “kara delik büyür” ve bir aşamada döviz krizi, borç krizine dönüşür, ekonomi durma noktasına gelir. Bu, faizi indirmeye devam etmek, sakala tükürme kısmıydı.

Bıyığa tükürmeye gelince: Hâlâ serbest piyasa ayetullahlarının fetvalarıyla düşünenler, faizleri artırmaktan, “yapısal reformlardan”(?) söz ediyorlar. Kısacası, halkı yoksullaştırarak, iç talebi daraltarak enflasyonu sınırlama, anlamına gelen “kemer sıkma” politikası istiyorlar. Bugünün dünyasında, yabancı sermayenin ilgisini çekebilmek için reel faizlerin “carry trade”e uygun bir düzeye çıkarılması gerekir.

Böyle bir “kemer sıkma” politikasının, hızla yoksullaşmakta olan bir halkın, büyük konut stokunun üzerine geldiğinde, toplumsal doku üzerinde yaratacağı yıkımın derinliğini, siyasi türbülansın gideceği yönü önceden kestirmek olanaksızdır.

Üçüncü yola, karşıya tükürme olasılığına gelince, düşünmeye üç soruyla başlayabiliriz: Ülke, siyasal İslamın kurduğu iktidarın ekonomik, siyasi, güvenlik yapılanmalarından, kültürel deli gömleğinden nasıl kurtulacak ve yaralarını nasıl saracak? Son 20 yılda talan edilen servet, kamuya nasıl geri dönecek, nasıl bir toplumsal inşa sürecinde kullanılacak?

Kaynak: Cumhuriyet

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur