Noam Chomsky ve Alexandria Ocasio Cortez: “Sınıf savaşı artık tek taraflı değil” – Laura Flanders

İşçiler basitçe diyorlar ki, "Berbat, baskıcı işlere ya da sağlık hakkı olmayan güvencesiz işlere geri dönmeyeceğiz." Son 40 yılın tek taraflı sınıf savaşı iki taraflı hale geliyor...

Noam Chomsky ve Alexandria Ocasio Cortez: “Sınıf savaşı artık tek taraflı değil” – Laura Flanders

Bu tarihsel, nesiller arası zihinlerin karşılaşmasında, Laura Flanders, New York’tan Kongre üyesi Alexandria Ocasio-Cortez (Demokratik Parti – New York 14. Seçim Çevresi Vekili) ve MIT [Massachusetts Institute of Technology] emekli profesörü Noam Chomsky’yi insanlar, politika ve gezegen için çıkış yolunu tartışmak üzere -ilk defa- bir araya getiriyor. İşçi grevlerinden ırksal ayaklanmalara, iklim eylemlerine, Büyük İstifa’ya [The Great Resignation][1] kadar, kolektif örgütlenmenin yenilenen gücü, ekonomik düşünce ve seçimsel politikalardaki değişen akıntılar üzerindeki fikirlerini söylüyorlar.

İçgörülerine uygun olarak ulusumuzun tarihinden dünyadaki yerine, Amerika’da kimin seçimlere girip kazanabileceğine kadar her şey üzerinde farklı düşünmemizi istiyorlar. Bu ilk yüz yüze gelişleri, karşılıklı hayranlıkları aşikar. Laura [konuşmayı] düşünme ve düşünülemez üzerine bazı düşüncelerle sonlandırıyor.

“Şimdi Amerikan tarihindeki önemli grevlerden biri olmakta, işçiler basitçe diyorlar ki, ‘Berbat, baskıcı işlere ya da sağlık hakkı olmayan güvencesiz işlere geri dönmeyeceğiz.’ Son 40 yılın tek taraflı sınıf savaşı iki taraflı hale geliyor…” -Noam Chomsky, Düşünce İnsanı, Aktivist, Yazar.

“Sinisizm kendimizi incitmek için bize verilmiş bir araçtır.” -AOC, D-NY 14. Seçim Çevresi Vekili

Laura Flanders: Bir tarihsel anda konuşuyoruz. Çok özel bir an. Uzun zamandan beri kabul gören piyasalar, hükümetler, birbirimizle ve hatta doğayla ilişkilerimiz hakkındaki iddiaların kıskaçları gevşiyor. Konuklarımdan birinin onlara verdiği isimle, rıza imalatçılarının [Chomsky’nin ‘manufacturers of consent’ ifadesi] milyonlarca insanın her gün yaptığı ve düşündüğü şeyler üzerinde eskisi kadar çok kontrolü yok gibi gözüküyor. Milyonlarca işçi çalışmayı reddediyor, yöneticilerin söylediğine inanmıyor, diğerleri bütün zorluklara rağmen cinsiyetçi polise, güç sahibi cinsiyetçi erkeklere karşı ve hatta elinde kırbacı at üstündeki sınır muhafızlarına karşı ayaklanıyor. Bir zamanlar düşünülmesi bile mümkün olmayan bir sürü şey şimdi düşünülüyor.

Konuklarımız hayat boyu muhalif olarak bilinen, farklı artyetişim, bağlam ve nesillerden gelen, her zaman bu konular üzerinde konuşan, ortak yanları bu olan insanlar. Ulusumuzun tarihinden, dünyadaki yerinden tutun da, kim seçime girmeli ve kazanmalıya kadar her konuda farklı düşünmemizi talep ediyorlar. Sonuncusu gibi, bazı düşünülemeyecek şeyler oldukça heyecan verici, diğerleri ise korku verici, örneğin insanlığın belki de uçurumun kenarında olduğu gibi. Korku verici olduğu kadar heyecan verici olasılıklar da dahil olmak üzere bütün bunları tartışmak için tanıtıma ihtiyaç duymayan iki kişi var: MIT’den emekli profesör, yazar ve kamu entellektüeli Noam Chomsky ve Bronx’un yerlisi, Demokratik Parti’den New York 14. Seçim Çevresi’nin Kongre’deki Temsilcisi Sayın Vekil Alexandra Ocasio Cortez (AOC).

İkiniz de hoş geldiniz. Katıldığınız için çok memnunum. Siyasal diskur düzeyinde düşünülemeyecek yeniler üzerinde konuşmak için birazdan Noam’a ve hükümet düzeyindeki düşünülemeyecek yeni olasılıklar üzerinde konuşmak üzere AOC’ye döneceğim. Ama önce, eğer yanlış değilsem, aslında bu sizin ilk karşılaşmanız, dolayısıyla belki birbirinize söylemek isteyeceğiniz bir şey vardır. Noam sen başla.

Noam Chomsky: [AOC’ye] Aslında sanal olarak tanıştık. Bu bir adım daha ötesi. Yaptıklarına hayranlık duyuyor ve yakından takip ediyorum.

AOC: Benim için de öyle. Tek ve biricik Profesör Noam Chomsky ile konuşuyor olmak benim için büyük bir onur ve an. Umarım bu pandemiyi toplum olarak bir an önce atlatır ve yüz yüze konuşma fırsatı da buluruz.

Ben de o günü sabırsızlıkla bekliyorum. Noam senle başlayalım. Sen ve ben şöyle ya da böyle otuz yıldır konuşmaktayız. Ve bu zaman zarfında, senin ifadenle, Amerika’da uzun bir düşünülemeyecek düşünceler listesi vardı. Ancak, bugün gazetelerimizden birinde, New York Times’ta, ‘işçiler gerçek güç sahibidirler’, ‘ekonominin planlamaya ihtiyacı var’, ‘ve belki de, çevre, sağlık hizmeti gibi şeyleri piyasaya bırakmak en iyi fikir değildir’ gibi şeyler okudum. Sen de benim gördüğümü görüyor musun? Bazı şeyler değişiyor mu? Düşünülemeyecek olanları düşünürsen, sana göre ne değişti ve ne değişmedi?

NC:İlk önce hatırlamamız gereken şey 45 yıldan beri neoliberalizm denilen bir sosyoekonomik ve politik sistem altında yaşadığımızdır. Neoliberalizmin formel bir tanımı var, senin söylediğin gibi: piyasalara güvenmek. Bu aslında tam bir sahtekarlıktır. Neoliberalizm bu değildir. Hiçbir zaman piyasalara güvenilmiyordu. Bu ‘serbest ticaret anlaşmaları’ denilen şeyler aslında radikal bir biçimde korumacıdırlar. Şimdi bunu gözlerimizle görüyoruz, ilaçlar üzerindeki fiili tekel durumunda olduğu gibi. Aslında 45 yıldır arka arkaya gelen mali krizler yaşadık. Her krizden sonra vergi mükellefleri suçluları kurtardı. Bu her zaman tek taraflıdır. Örneğin Obama’nın TARP [Troubled Asset Relief Program – Zor Durumdaki Varlıkları Kurtarma Programı] insiyatifinin iki unsuru vardı: biri krizin suçlularını kurtarmak, şu saldırgan borç tüccarları ve benzerlerini, ikincisi krizin kurbanlarına, evlerini işlerini kaybeden insanlara destek sağlamaktı. Hangisi yerine getirildi? Sadece birincisi. Bu neoliberalizmin gerçekten ne olduğunu gösteriyor: sınıf savaşı.

Ama Noam, yıllar önce neoliberalizm kelimesini bile söyleyemezdik, nerede kaldı ki sosyalizm. Ekonomimizdeki sistemleri konuşmadık, ama bence bugün konuşuyoruz. Hala sınırlanmış olan ne kaldı?

NC: Ama 60-70 yıl öncesinde konuşuyorduk. Eisenhower örneğin, liberal olarak bilinen biri değildi, ama, “Yeni Antlaşma [Roosevelt’in New Deal yasaları] politikalarını kabul etmeyen, işçilerin baskı altında kalmadan özgürce örgütlenebileceklerine inanmayan birisi bizim politik sistemimize ait değildir,” dedi. Bu 1950’lerdeydi. Bu Carter’la biraz değişti. Sonra Reagan ve Thatcher’la siper hepten yıkıldı ve her şey değişti. O zamandan beri yaşadığımız siyasal sistemin adı tek taraflı sınıf savaşıdır. Sonuçlarını hesaplamadık bile. Süper saygın Rand Corporation[2] birkaç ay önce servet transferini, sade, gösterişsiz bir biçimde söyleyecek olursak, soygunu, tahmine çalıştı. Onların tahminine göre, neoliberal dönem boyunca, nüfusun en tepedeki %1’inin bir kesiminin nüfusun alt %90’ına karşı gerçekleştirdiği soygun 50 trilyon dolara yakın. Bu önemli ölçüde düşük bir tahmin. Reagan yoksul halkı soymanın pek çok yolunu açtı: vergi cennetleri, paravan şirketler ve pek çok başka yol. En az birkaç on trilyon dolar eksik. Tek taraflı sınıf savaşı. Yoksullar için piyasalar, zenginler için korumacılık.

Fakat şimdi üzerinde konuşuyoruz. Bana bir kayma var gibi gözüküyor. Burada sana gelmek istiyorum AOC. Seninle daha öncede mülakat yaptım, o zaman seçim kampanyası yürütüyordun ve gençler ve politika üzerinde duruyordun. Neyin mümkün olduğu konusunda ne kadar çok şeyin değiştiğinin bir göstergesi olarak, üzüntüyle hatırlıyorum ki, bir optimist olan ben bile o mülakatı , “Eğer bu defa kazanmazsan tekrar seçime girecek misin?’’ diye bitirmiştim. Çünkü güçlü Joe Crowley’ye karşı daha ilk seçimde kazanamayabileceğini düşünmüştüm. Ama kazandın ve üstelik kazanan sadece sen değilsin. Bariyer yıkıldı mı sence?

AOC: Bariyerin yıkılması ile karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum, hem seçimsel politikalarda hem de seçim politikalarının dışındaki örgütlenmelerde. Mesela, yıllardır görmediğimiz kadar çok grevin olması; politik müesses nizamımız ve kapitalist sistem açısından biraz kral çıplak cinsinden gibi bir durumla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum. Bir kere insanlara bunların ismini verip, ne olduğunu anlattığımız ve içinde yüzdükleri suyu tanımladığımız zaman insanlar nefes almak için yüzeye çıkabileceklerini, alternatiflerin olduğunu fark ediyorlar. Ben kazandıktan sonra, benim kazanmamı ve bölgemde olmakta olanları marjinalize etmek için medya tarafından yürütülen büyük ve ortaklaşa bir çaba vardı, hala var. Buna göre, şans eseri seçilmiştim. New York valisi Andrew Cuomo, bunun ‘tamamen bir kaza olduğunu’ söyledi. Demokratik Parti’deki her önemli görevli ve üye olup biteni inkâr gayreti içindeydi. Ve bu durmadı. Eğer seçimden muzaffer çıkan sadece ben olsaydım belki anlaşılabilirdi, ama başkaları da vardı. Ve daha önce konuşulması olağanüstü tabu olan şeyler üzerinde konuşuyorlardı: İlhan Omar, Rashida Tlaib ve Ayanna Presley gibileri vardı. Daha sonra Jamal Bowman ve Cory Bush da katıldı. Öyle gözüküyordu ki, bir çatlak meydana gelmiş ve metastaz yapmaya başlamıştı. Bu sadece seçimlere uygulanan bir şey değildi, insanlar işgüçlerini hizmete sunmamak, geri çekmek veya geçen seneki ırksal çatışmalarda olduğu gibi sokakları kapatmak gibi teknikleri kullanarak gerçek güçlerini görmeye başladılar.

Noam, sen ne düşünüyorsun? AOC seçildiğinde sen, ‘muhteşem ve önemli’ demiştin.

NC: Aynen öyle. Son kırk yılın tek taraflı sınıf savaşının iki taraflı olmaya başladığının bir göstergesi. İnsanlar sadece aldıkları darbelere katlanmak yerine, sürece katılmaya başlıyorlar. Hatırlamakta yarar var, Reagan ve Thatcher, işçi sınıfına, yoksullara, azınlıklara karşı önemli bir saldırıya geçecekleri zaman önce onların savunmalarını yok etmek gerektiğini anlamışlardı. Bu birkaç şekilde yapılır. Reagan ve Thatcher’ın ilk hamleleri yasal yollardan işçi hareketine şiddetli bir saldırıydı, böylece büyük şirketlere de aynı yolu açtılar. İnsanların kendilerini savunabilecekleri ilk yolu ellerinden aldılar. İşçi hareketi her zaman saldırılara karşı halkı savunmanın öncüsü oldu.

Çok önemli bir şeyi söyleyerek başladık: bugün işçilerin bu saldırı tarafından kendilerine sunulan berbat işlerine geri dönmeyi reddetmeleri. Bunun adı grevdir. Şimdi büyük bir grevimiz var. Amerikan tarihindeki en büyük grevlerden biri. İşçiler diyorlar ki, berbat, baskıcı, güvensiz işlere geri dönmüyoruz. Kabul etmiyoruz. Evet, bu şimdi ekonomide önemli bir faktör. Evet, bu bir grev. Başka şekillerde de kendini gösteriyor. Örneğin geçen seneki öğretmen grevleri, çok önemliydi. Bu eyaletler sendikaların olmadığı kırmızı[3] eyaletler. Müthiş halk desteği vardı. Bir tanesi Arizona’daydı. Kapıların üstünde öğretmenleri destekleyen işaretler vardı. Arizona hiç de radikal bir eyalet filan değildir. Öğretmenler sadece ücretlerinin arttırılması için grev yapmıyorlardı -söylemeye gerek yok ki, sonuna kadar hak ediyorlardı, aynı zamanda da çocukları ve 45 yıldır şiddetli bir saldırı altında olan devlet okullarını ve kamusal eğitimi korumak için grevdeydiler. Neoliberalizmin gurusu Milton Friedman açıktan kamusal eğitim sistemine karşıydı ve yok etmek için elinden geleni yapıyordu. Trump’ın başkanlığı zamanında tarihte ilk defa kamusal eğitimi yok etmek isteyen biri eğitim bakanı oldu.

Aynı şey sağlık hizmetinde de oluyor. Sizin seçim bölgenizde Sayın Vekil, hemşireler kendilerine yöneltilecek eleştirileri biliyorlar, ama buna rağmen, “’bu hasta hemşire oranı ile çalışamayız” diyorlar, “İhtiyacımız olan koruyucu gereçler olmadan çalışamayız.” Pandemi sırasında her ikisini de gördük: hem cesurca çalışmayı hem de cesurca iş durdurmayı. Bu cephede ne görüyorsunuz? Buradan nereye varılır? Çünkü sanayilerdeki sendikalar sanayilerden ortaya çıktılar. Bugün, Bezos ekonomisi, Amazon ekonomisi ve hizmet ekonomisi var. Ve pek çoğu aynı şekilde örgütlü değil.

AOC: Harika bir soru. Birbiriyle iç içe geçmiş sistemlerden bahsetmek istiyorum. Bu tartışmada konuştuğumuz şey sadece kapitalizmin açık bir eleştirisi değil, aynı zamanda beyaz-üstünlükçülüğün açık bir eleştirisi. Beyaz-üstünlükçülüğün daha iyi anlaşılması, sadece insanların kukuletalar giydikleri malum ırkçı sosyal kulüplerin değil, fakat bir sistem olarak beyaz-üstünlükçülüğün Amerika’daki gelişmesinin daha iyi anlaşılması. Bunun geri dönüp bağlandığı yer şurası ki, vazgeçilmez sektörlerde işçi sınıfı güçlerinin pek çoğunda kadınlar, renkli derili kadınlar baskındır, ister fast-food işçileri olsun, ister hemşireler olsun, ister çocuk bakıcıları, ister öğretmenler olsun. Kapitalist sınıfın ‘işçi açığı’ diye bahsettiği şey aslında insan haysiyetine yaraşır iş açığıdır. Bu daha çok işçi sınıfı arasında, çok ırklı işçi sınıfı içinde yoğunlaşan ve aynı zamanda renkli derili kadınların yoğun olduğu mesleklerdedir. Bu nedenle bu işler hem hızla terk ediliyor hem de yerlerini doldurmakta büyük zorluklar var. Bu birbirinin içine geçmiş durum sadece zorlukları değil, çözümleri de aydınlatıyor. Çünkü öğretmenlerin Batı Virginia gibi yerlerde yaptıkları vahşi kedi grevlerine[4] benzer şekilde itiraz eden, koşullarını kabul etmeyen, reddeden bu hemşireler de sistemimizi koruyorlar. Eğer onlar bunu yapmazlarsa bir çöküşle karşılaşacağız. Bazı insanların durdurmaya çalıştığı bu grevleri bahsettiğimiz işçi sınıfı kesiminin kavgası olarak görüyorum. Dolayısıyla, işimizin insan haysiyetine uygun olmasını talep etmek, samimiyetle söyleyecek olursam toplumumuzun sürdürülebilirliği talebidir. Ve onlar bunun yukarıdan gelmeyeceğini biliyorlar. Fosil yakıtlar endüstrisinde bile gördük ki, petrol, kömür ve fosil yakıtlar şirketleri, eğer yapabilirlerse, türler yok oluncaya kadar kârlarını almaya devam edeceklerdir. Gördüğümüz direniş toplumu savunmak içindir.

Buradan çıkan iki şey var iklim konusunda. Ama oraya gitmeden, Sayın Vekil’in biraz önce söylediği, altını çizmek istediğim bir şey var Noam. Seninle ilk sohbetlerimizi yaptığımız 90’lı yılların başında, kimlik politikası denilen şeye karşı, solun içinde bile, sert ve can sıkıcı bir tepki vardı. Fakat şimdi her yerde insanların bunu anladığını işitiyorum, Sayın Vekil’in şimdi söylediği gibi. Eğer beyaz erkek üstünlüğünün gücünü karşımıza almazsak ihtiyacımız olan değişimleri elde edemeyeceğiz. Sen de bu konuda bir değişim olduğunda hemfikir misin? Senin de uzun meslek hayatında bu konuda öğrendiklerin oldu mu?

NC: Değişim var. Beyaz erkek üstünlüğünün Amerikan tarihindeki derin bir akım olduğunu unutmamak gerekir. Hemen gitmeyecek. Fakat, değişimler oldu, ana akımda bile, New York Times birkaç yıl önce 1619 Projesini[5] yayımladığı zaman, ki birkaç yıl öncesinde böyle bir şey yapılamazdı, o arada genel bilinç ve farkındalıkta değişimler olmuştu. Tabiî derhal ve kuvvetli bir tepki oldu. Beklenir bir şeydi, beyaz erkek üstünlüğü Amerikan tarihinin ve kültürünün derin bir parçasıdır. Kesip atmak kolay olmayacak. Ama çok önemli ilerlemeler var. Ve pek çok anlaşmazlık olacak, kolay bir kavga olmayacak.

Her ikiniz de bir başka zor mücadeleye odaklanmış haldesiniz: insanlığın gezegende var olma savaşı. Durumu haddinden fazla bir umutsuzlukla sunduğumu düşünmüyorum. AOC senin ilk önergen, on yıllık bir ulusal seferberlik tasavvur eden Yeni Yeşil Anlaşma’ydı [Green New Deal]. O on yılın ikinci yılındayız. Noam senin yeni kitabının başlığı The Precipice: Neoliberalism [Uçurum: Neoliberalizm]; başlığın tamamını bulurum şimdi. Hala o uçurumdan düşmekten kaçınabilecek bir noktada mıyız? Noam, çok mu geç?

NC: Yakınlaşıyoruz. Hayatta kalmak için, geçtiğimiz günlerde yeniden gündeme gelen, Sayın Vekil AOC’nin önergesinin [önerge, yasa tasarısı değil, Temsilciler Meclisi ya da Senato’nun hissiyatını ifade ederler] hayatta kalmak için kesinlikle gerekli olduğunu söylemeliyim. Aslında, ileriye dair beklentilerinizin ne olduğunu sormak isterim. Ya o önergenin bir benzeri uygulamaya konulacak ya da sonumuz kötü. Bu kadar basit. Çok değil ama hala vaktimiz var. Ne kadar geç kalırsak o kadar zorlaşacak. Eğer gerekli adımları on yıl önce atmaya başlamış olsaydık çok daha kolay olacaktı. Eğer erken 1990’larda Kyoto Protokolü’nü reddeden tek ülke olmasaydık çok daha kolay olacaktı. Ne kadar çok beklersek o kadar zor. Eğer mevcut koşullara bakarsanız, biraz beyaz erkek üstünlüğü durumundaki gibi, iyi ve kötü yanları olan bir karışım. Baş bilimsel gözetleyici IPCC [The Intergovernmental Panel on Climate Change – Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli] 9 Ağustos’ta şimdiye kadarki en dehşet verici raporunu açıkladı: fosil yakıtları hemen şimdi yıldan yıla azaltmaya hemen başlamalı ve yüzyılın ortasında da kullanmayı durdurmalıyız. AOC’nin önerisi hayata geçirilebilir. Tepki ne oldu? Dört gün sonra Başkan Biden petrol karteli OPEC’e petrol üretimini arttırması için çağrıda bulundu. Daha sonra Avrupa’daki büyük güçler de buna katıldı ve enerji şirketlerine fosil yakıtların üretiminin arttırılması çağrısında bulundular. Fosil yakıtları azaltmaya başlamamız konusundaki korkutucu uyarıya verilen cevap bu. Petrol dergilerinde heyecanla keşfedilen yeni petrol yataklarından, petrol çıkarmanın yeni yöntemlerinden bahsediyorlar. Karar anlaşması hakkındaki fikrinizi duymak isterim. Biden’ın önerileri iklim krizi ile başa çıkacak yararlı adımlar içermiyordu. İklim krizini inkâr eden Cumhuriyetçiler ve yanlış bir şekilde ‘ılımlı’ diye tanımlanan sağcı Demokratlar fosil yakıtlara verilen fonların Kongre’deki başlıca yararlanıcıları arasındadır. Dolayısıyla her şeyi bloke ediyorlar. Şimdi bulunduğumuz nokta burası.

Uluslararası, popüler ve gençlerden oluşan bir grup iklim krizine karşı mücadele ediyor. Greta Thunberg, Davos’ta birbirini tebrik eden ve sonra kayak yapmaya giden güçlü ve önemli kişilerin toplantısında konuştu. Onlara, “Bu ne cüret? Bize ihanet ettiniz,” dedi.

Ben de söylemeliyim ki, cesur ve yürekli değişim yaratmanın şansı nedir, bizim yaşam süremizde diyeceğim ama daha çabuk olması gerekiyor?

AOC: Bu önergeyi sunarken cesaret verici şeylerden biri, kılavuz ilkelerden biri, bunu bir yasa tasarısı yerine, önerge olarak sunma kararı alırken niyetimiz herkesin kullanacağı bir örnek oluşturmaktı. Böylece, sadece bizim ülkemizde değil küresel olarak insanlar toplumumuzu ve gezegenimizi korumak için yapılması gereken değişiklikleri anlayacaklardı. Bu yönüyle çok başarılı olduğuna inanıyorum. Çünkü, önergeyi geçirmiş olsak bile, yani önergenin kendisini, aslında sonuç olarak o bir önergedir, Kongre’nin sezgisinin bir beyanıdır, resmi olarak bağlayıcı değildir. Ama, inanılmaz derecede cesaretlendirici olan şey, bunun kitlevi olarak benimsenmiş olmasıdır. Dolayısıyla, bir kere ortaya konup Temsilciler Meclisi’ne sunulunca ve herkesin erişimi mümkün olunca ABD boyunca kitlesel hareketler görmeye başladık. Medyada yer almasalar da belediyeler ve eyaletler oradaki hedefleri benimsemeye, kabul etmeye başladılar. Los Angeles şehri, Austin şehir meclisi, Maine Eyaleti, New York City çok daha keskin olan bu hedeflere sahip çıkmaya başladılar. Dolayısıyla federal düzeydeki yasayı beklemedik.

Karşı durduğumuz şeyi küçümseyemeyiz diye düşünüyorum. Kongre’nin bir kısmının büyük para, kara para, Wall Street ve özel çıkar tarafından ele geçirildiğine dair yaygın bir hissiyat ve anlayış olduğunu biliyoruz. Fakat, bu paranın petrolden gelen para olduğunu, petrolden gelen bu paranın Wall Street’in yakıtı olduğunun ve Kongre’yi ele geçirdiğinin aynı derecede anlaşıldığını zannetmiyorum. ABD’de uzun yıllardır sağcı hareketlerin yakıtı olan Koch Sanayi Şirketleri ve Koch kardeşler petrolcü bir ailedir. Muazzam servetlerine kritik enerji üretimi araçlarının kontrolü sayesinde sahip oldular. Böylece, harekete geçilmesinin önünü kesmek için Cumhuriyetçi Parti’yi ve Demokrat senatörlerin kritik bir kesimini elde ettiklerini görüyoruz. Fakat, önemini kabul etmemiz gereken şey sistemimiz ve eylem yollarımızın sadece seçimcilik ile sınırlı olmadığıdır. Seçimcilik ile angajmanımız sınırlı olduğunda seçim sisteminin dışındaki kapasitelerimizle yeniden angajmana giriyoruz, bu işçi sınıfı örgütleri ve diğer taban hareketi eylemleri olabilir. Birlikte yapılan eylemlerde bir nokta var ki egemen sınıflar için görmezlikten gelinmesi çok zordur, çünkü o takdirde kendi meşruiyetlerini tehdit etmeye başlar.

Noam, burada senin de fikrini söylemeni istiyorum. Kitabının başlığının son kısmı, Precipice: Neoliberalism, Pandemic and Urgent Need for Radical Change [Uçurum: Neoliberalizm, Pandemi ve Acil Radikal Değişim İhtiyacı] ‘acil değişim ihtiyacı’. Sayın Vekil’in çok iyi tarif ettiği -senin de on yılladır söylediğin- ‘ele geçirmeyi’ dikkate alırsak, bu ‘acil radikal değişim ihtiyacı’ nereden geliyor?

NC: Her zaman geldiği yerden: halktan, kurbanlardan. Sınıf savaşının, tek taraflı sınıf savaşı sırasında susturulan diğer kısmı. İlginç şeyler oluyor; AOC’nin söylediklerine eklememe müsaade edin. Batı Virginia’yı alın mesela, fosil yakıt için verilen fonların önde gelen alıcılarından olan Batı Virginia Senatörü iklim değişikliğine karşı tedbirlerin ve daha birçok şeyin önünde duruyor, bloke ediyor. Pozisyonu çok açık bir şekilde Exxon Mobile’in pozisyonuyla aynı, sözleri şöyle: ortadan kaldırmak değil, inovasyon gerekli. Bunun adı yeşil yıkamadır.[6] Atmosfere fosil yakıtları boca etmeye devam edin ve bir gün birisinin zehrin bir kısmını ortadan kaldıracak bir yol bulacağını ümit edin. Bunun adı sorumlu olmak, sosyal olarak sorumlu şirketler. Batı Virginia’daki insanlara bir bakın, bizim insanlarımız, kömür madenleriyle bilinen bir eyalet. Maden işçilerini temsil eden Birleşik Maden İşçileri Sendikası geçenlerde bir geçiş programı kabul etti. Program Batı Virginia’daki maden işçilerini; kendileri, içinde yaşadıkları topluluk ve tabiî dünya için yıkıcı olan işler yerine yenilenebilir enerji sektörüne, daha iyi işlere, daha iyi bir hayata kavuşturacak bir program. İşte sendika, onların temsilcisi.

Green New Deal kitabını beraber yazdığım ekonomist Robert Pollin bu durumu inceledi ve harika bir iş çıkardı. Batı Virginia, Ohio ve California’daki taban hareketleri grupları ile çalıştı, pek çoğu aynı yönde adımlar atıyorlar. Aslında çok büyük bir sürpriz değil. Biraz geriye bakacak olursak, iklim değişikliğine karşı ilk mücadeleyi verenler işçi sendikalarıydı. Tony Mazzocchi ve sendikası[7] 1970’lerdeki ilk çevrecilerdi.

Eğer Joe Manchin[8] hakkında biraz daha bilgi sahibi olmak istiyorsan, kısa bir süre önce yayımladığımız yazıya bak: tam pandeminin ortasında Morgantown’daki ilaç fabrikasının off-shore edilmesi ve 2000 sendikalı işçinin işsiz kalmasına ne kadar ilgisiz kaldığını görmek için. Sana dönersem AOC, bu zamanda hem iktidarda olmak hem de aktivist olmak çok zor olmalı. Çünkü hatırlıyorum, seninle konuştuğumuz zaman Standing Rock’tan gelmiştin, orada gördüğün aktivizmden esinlenmiştin, şunu da söyleyelim pek çok kabile halkı oradaki çevresel mücadeleyi sürdürüyor. Kongre’de iki çalışma tarzı arasında kalmamak çok zor olmalı, tekrar seçilebilmek yapılması gerek işler var ve üzerinde konuştuğumuz değişmesi gerekenler uzun zaman alacak şeyler. 

AOC: Evet bir yandan içinde iş görmek zorunda olduğum, diğer yandan nasıl işlediklerini bildiğim ve hoşlanmadığım sistemler gündelik hayatta olağanüstü çelişkiler sunuyor. Ve doğası gereği çelişkili olan diğer bir şey de aktivizmimizin çoğunun seçim sistemlerinin reddini değil ama tek başına seçim sisteminin yetersiz olduğu talebini ihtiva etmesidir. Seçimlerin, seçim sisteminin ötesine geçen bir örgütleme ve mobilizasyona ihtiyacı var. Bunun yarattığı doğal gerilim şu ki, bazıları bunu seçimciliğin reddi olarak görüyorlar, fakat diğerleri seçim politikalarını bu daha geniş mobilizasyonun toplamı ya da hatta hepsi olarak değil bir parçası olarak anlıyorlar. Seçilmiş bir görevli olarak konuşuyorum: Kongre’de olanların çoğunun daha mevzuat Kongre’ye gelmeden önce ortaya çıkan büyük bir mobilizasyon ve baskının sonucu olduğunu anlıyorum. Neyin Temsilciler Meclisi’ne geleceği, neyin gelmeyeceği de dışsal mobilizasyonun sonucudur: sermayenin mobilizasyonu mu halkın mobilizasyonu mu?

Bununla beraber, geçenlerde bir oylama sırasında, İsrail’e daha çok silah verilmesini destekleyen ve ‘çekimser’ oyu kullandığınız bir oylamada, gözyaşlarınıza engel olamadığınızı söylediniz. O an hakkında bir şeyler söyler misiniz?

AOC: Göz önündeki biri olarak çok zor olan şeylerden biri şu ki biliyorsunuz benim görevim temsil ettiğim seçmen topluluklarına karşı hesap verebilir ve sorumlu olmaktır. Böyle bir pozisyonda olmanın insani zorluklarının maliyetini açıktan tartışmak çok zor, çünkü bu sizin işiniz; özellikle de dijital ve kitlesel medya mekanlarında insanları işleriyle, pozisyonlarıyla özdeşleştirmek çok normaldir ama hayatlarımıza yapılan tehditler çok gerçektirler. O haftanın olaylar dizinine bakarsak, başlangıçta Demokratik Parti liderliği İsrail’in Demir Kubbe füze sistemi için 1 ile 2 milyar dolar arası fazladan bir yardımı içeren bir ek tasarıyı araya soktu. Bütçe görüşmeleri sırasında yapılan, amacı mevcut şirketlerin, daha önceden de yapıldığı gibi, fonlanmasına dair rutin, devam etmekte olan bir yasa yapma sürecinde buna devam etmek yerine ek bir tasarı daha sundular. Diğer birkaç kişiyle daha birlikte üzerinde çalışarak, hafta başında, bu ek tasarının geri alınmasını sağlamaya çalıştık. Bana göre, her zamanki, ‘normal’ anti-Filistin mobilizasyondan çok daha militan bir retoriği olan, Kongre üyelerinin yaşamlarını tehdit etmeyi de içeren bir medya mobilizasyonu gördük. Hatta, ilerici diye bilinen Haaretz gazetesi bile salı günü beni ve diğer üyeleri elimizde Kudüs’e doğru fırlattığımız Hamas roketleriyle resmeden olağanüstü ırkçı bir yazı yayımladı. O zaman açıklayamadım ama şimdi söyleyebilirim, 20 bin Sterlinlik bir zırhlı araba tahsis edildi ve onunla dolaştım. Çünkü güvenilirliği çok yüksek olan bir tehdit mesajı ele geçirilmişti. Olup bitenden ve ek fonlamayı başarılı bir şekilde savdıktan sonra, Demokratik liderlik sadece bu tek tasarı hakkında bir oylamayı daha zorlamaya karar verdi. O hafta Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası [NDAA – National Defence Authorisation Act] oylaması vardı ve o tasarı da onun parçası, savunma bütçesinin parçası olmalıydı. Bu ek fon tasarısını oradan çıkarmaya karar verdiler ve çok yanlış olan bir anlatı ortaya attılar. Bu anlatıya göre, İsrail’in savunma sistemi için esas olan fon buydu. Bu bir yalandı. Bu Kongre’nin zaten onaylamış olduğu toplam fona ek bir fondu. Zaten hedeflenmiş anti-semitik saldırıların hedefinde olan Yahudi toplumumuza, yanı sıra Müslüman kardeşlerimize de yapıldığı gibi, ırkçılık ve gericiliğin son dört yıllık travmasını yaşayan hepimiz arasında bir kırılma noktasına ulaştı. Oylamayı o sabaha koymuşlardı ve bir saat içinde oylama yapılacaktı.

Sadece vicdanımla, inançlarımla oy vermemek, taraftar topluluğumuzu da bu amaçlara destek olmaya örgütlemek için çok çalıştım. Hem taraftar topluluğumuz hem de ben insani düzeyde köşeye sıkıştırıldık. Bence büromuza gelen telefonların büyük çoğunluğu yanlış anlatıya tepkiliydi. Ofisimizin etrafında olması gereken insan kalabalığı oluşmadı. Ama taraftarlarımız bunu anlayışla karşıladı. Bunun üzerine kendimi çokça suçladım. Fakat, aynı zamanda da bunu Filistinlilerin ve bütün halkların onuru ve insan hakları için verilen büyük mücadele bağlamında görüyorum.[9]

O oylama hakkında yazdığın yazının linkini web sitemize koyduk AOC. Senin için acı verici ve zor olduğunu biliyorum, anlattıkların için teşekkürler. Senin düşüncelerin ne Noam?

NC: AOC’nin burada ve bir önceki soruya verdiği cevapta gösterdiği gibi politika yapmanın aslı mobilizasyon ve aktivizmdir. Kongre’de olan bunun yansımasıdır. Bu savunma fonu oylamasındaki mobilizasyon hakkında söylenenler çok ilginç. Fonlama Demir Kubbe denen savunma sisteminin yenilenmesi hakkındaydı. Kongre’de, “Saldırı altındaki insanlardan desteği nasıl çekeriz!” diyerek çok belagatli konuşmalar yapıldı. Ne olduğunun farkında mısınız: “Saldırıya uğrayan insanlara biraz savunma yardımı yapalım,” diyen birini duydunuz mu? Saldırıya uğrayan insanlar bir açık hava hapishanesinde olan iki milyon insandır. Sürekli ve korkunç saldırı altında olan insanlar; son durum her günkü saldırının belirli bir andaki tırmanışıydı sadece. Yüksek teknolojili Amerikan silahlarıyla yapılan saldırılar, bu insanların içme suyu bile yok artık.

Gazze’den bahsediyorsun?

NC: Evet, Gazze tabi. Çocuklar su içemedikleri için ölüyorlar. Dünyadaki en kötü insan hakları vahşetlerinden biri. Su ve elektrik sistemi sürekli saldırı ve abluka altında mahvolmuş durumda, bu insanlara savunma yardımı yapmaya ne dersiniz?

Sen ve AOC gibi insanlar için savunmaya ne dersin? Birey olarak sadece ikiniz üzerinde odaklanmıyoruz ama Kongre üyelerinin anlattıklarından işittiğim bir başka şey yapılan ağır eleştirilerin, insanları hayatlarının tehlikede olduğunu düşünmeye sevk eden, derecesiydi. Sen Noam, on yıllardır uğradığın saldırılara rağmen ayakta kalmanın önemli örneklerinden birisin, üstelik hepsi de sadece sözlü saldırılar değildi, bunun hakkında konuşabilir misin? Çünkü bir anlamda sen, ‘korkmayın’ tavrının örneğisin.

NC: Kendi kampüsümde bile polis koruması da dahil olmak üzere uzun bir dizi örnek verebilirim ama bu önemli değil. Önemli olan, üstünde odaklanmamız gereken şey, suçluları, onlara karşı koyanlardan korumak için gösterilen büyük hevestir, kurbanları savunmak için tek bir kelime bile yok. Bu aslında piyasa sistemine çok benziyor. Daha önce piyasalardan konuşuyorduk, piyasayı yoksullar için savunursun zenginler için değil, zenginler piyasaların yıkımından korunmalıdır. Bu da tek taraflı sınıf savaşının bir biçimi. Ve üstünde durmamız gerek şeyler bunlardır. Eğer AOC’nin bahsettiği en önemli noktaya dönecek olursak: mobilizasyon ve aktivizm politika yapmanın çekirdeğidir. Bunun dramatik örnekleri var, ama fazlasıyla mütevazi olduğu için bahsetmedi, örneğin Güneşin Doğuşu hareketi iklim aktivizminin en önünde olan hareketlerden biri, Kongre’deki ofisleri, Nancy Pelosi’nin [Demokratik Parti’li Temsilciler Meclisi Başkanı] ofisini işgal ettiler, değişim talep ederek sivil itaatsizlik noktasına vardılar. Ama bu sefer binadaki polisler tarafından dışarı atılmadılar, çünkü bir Kongre üyesi onlara katıldı: AOC. Göstericiler sokağa atılmadı. Biden’ın iklim programına yol açtı. Tamam, en iyi program değil, ama eskisinden daha iyi. Kongre üyelerinin desteği ve popüler aktivizmin karşılıklı etkileşimi sonuç veriyor. Bu eski bir ders. Bunu öğrenmeliyiz. Amerikan toplumunu büyük ölçüde ileri götüren New Deal’e[10] bakın. Nasıl ortaya çıktı? Militan işçi sınıfı hareketi -CIO[11] oturma grevleri örgütlüyordu- ve sempati duyan bir yönetimin kombinasyonu. Bu kombinasyon can alıcı önemdedir.

LF: AOC, sen seçim zaferinden hemen sonra, Noam’ın tarif ettiği bu eylemler içinde bulundun. Bir ara işinin bir kısmının da bu ‘dışarlıklılık’ ve diriliği muhafaza etmek olduğunu söyledin. Nasıl gidiyor sence ve ilerici ajanda için vizyonun nedir -hem iç hem dış politika açısından?

AOC: Nasıl yol alacağımız hakkındaki düşündüklerimizden biri, neo-faşist bir yönetim altında bir muhalefet partisini itmekten yöneten parti içindeki bir azınlık partisi olmaya nasıl gidileceğidir? Ve aktivizm ile gücümüzü yayma/mobilizasyonun potansiyeli arasındaki gerginlik bu iki farklı rejim altında nasıl yönetilir? Bence başarılı olduğumuz şeylerden biri, uzlaşma ve altyapı [tasarıları arasındaki] çatışması[12] etrafında Kongre’deki son karşı karşıya gelmenin nasıl evrileceğini görmek için çalışmak oldu. Çünkü tarihsel olarak, Kongre’deki ilerici grup güç gösterebilen bir politik gruptan çok bir sosyal kulüp gibi oldu. Ve bu dinamik yüzünden Parti’nin neoliberal, büyük şirketlerden yana ve muhafazakâr kanadı, çok uzun bir zaman önemli bir iç direnişle karşılaşmadan, Demokratik Parti’nin ajandasını dikte edebildi. Ama bu ayın başında deneyimlediğimiz şey Kongre’deki ilerici grubun tarihi içinde gerçek bir dönüştürücü olaydır. Seçilişimi takip eden ilk iki yıl içinde, bir önceki Kongre’de, ben ve diğer üç kadın vekildik, belki, sadece belki, beş kişiyi daha yanımıza alabilir ve Parti’ye muhalefet etmek için belki on kişi olabilirdik. Ama, bir yasanın kabulü için gerekli 218 vekilin 95’ini oluşturan ilerici grubun, başlattığı bu mücadelede, eğitim, sağlık, çocuk bakımı, işçi haklarının korunmasından iklime kadar, çoğunluk için pek çok yarar içeren paketin oylanmasına öncelik verilmediği taktirde altyapı tasarısına oy vermeyeceklerini belirtmesi Parti ve büyük medya için şok oldu, haberini nasıl yapacaklarını bilemediler. Pek çoğu, kabak tadı vermiş olan anlatıyı tekrar ettiler: Parti içinde sorun çıkaran bir avuç ilerici. Ama gerçek şu ki, bu büyük şirket yanlısı grup bir avuç insandır ve stratejileri engel çıkarmaktır. Ve bunu söylememek için de kendilerine eziyet etmektedirler. Ama ben bunun hızlandırıcı bir olay olduğunu düşünüyorum; ilerici grubun çalışan insanlar lehine keşfettiği bu güç deneyimini eline alıp almayacağını ve ileriye doğru yol alma stratejilerinde nasıl uygulayıp uygulamayacağını göreceğiz. Ama toplantılardaki konuşmaların, en azından benim grup üyeleriyle aramdaki etkileşimden kalkarak, bir şeylerin ortaya çıktığı önemli bir an olduğunu söyleyebilirim. Son bir not, çok önemli olan bir şey, işçi sınıfından insanlara her zaman, ‘düşündüğünüzden daha çok gücünüz var,’ dedik, işgücünüzü geri çekmenin etkisi tahmininizden daha büyüktür dedik. Kanımca, bazen Kongre üyeleri de kendi güçlerini hafife alıyorlar. Çünkü, etrafımızda olanların pek çoğu sermayenin, Wall Street’in ve Parti liderliğinin isteğiyle oluyormuş gibidir ve sıradan üyeler kendi güçlerini unuturlar. Ve pek çoğunun, keşfettikleri bu şeyi daha önce hissettiklerini zannetmiyorum.

Bence, Kongre İlerici Grubu’nun sözcüsü Pramila Jayapal’ın da senin gibi aktivistlikten -göçmen hakları ve benzeri haklar için aktivizm- gelmesi tesadüf değildir. Noam ve AOC, birlikte geçirdiğimiz bu harika zamanın sonuna doğru geliyoruz. Noam, gelecek hakkındaki vizyonunu sorarak sonlandırmak istiyorum, oraya nasıl varacağımızı düşünüyorsun, ‘başka bir dünyanın mümkün olduğu’ ifadesini hep duyarız, on yıllardır bunun mümkün olduğunu düşünürüz. Bu programda bize bunun inandırıcı, hissedilir, elle tutulur olduğu inancını veren anları isimlendiriyoruz, belki tanıştığın bir kişiyi, belki yaptığın bir şeyi, dahil olduğun bir olayı, şahit olduğun bir şeyi, yani sana üzerinde konuştuğumuz bu devasa değişikliklerin olabileceğini, belki olmakta olduğu hissiyatını veren şeyi söyleyebilir misin? Hayır mı? Bir gelecek vizyonun var mı? Varsa nedir? Hayata dair anlam verdiğin şeyler, kanaatlerin var mı?

NC: 1930’larda başladı, hatırlayacak kadar yaşım var. Ailem birinci nesil işçi sınıfından göçmenlerdi, çoğunlukla işsizdiler, ama çok umutluydular, şimdilerde olduğu gibi değildi. Mutlak anlamda şimdikinden çok daha kötü durumdaydılar, ama psikolojik olarak çok farklıydı. Birlikte çalışıyoruz hissiyatı, koşullarımız berbat ama birlikteyiz, militan bir işçi hareketimiz, birlikte çalışan politik örgütlerimiz, gruplarımız, derneklerimiz ve sempati ile yaklaştığını söyleyebileceğimiz bir yönetim var, bir araya gelebilir ve bu durumdan çıkabiliriz inancı vardı. Ve haklıydılar. Yapabildiler. Her şeyi değil ama pek çok ilerlemeyi başardılar. Bu tarih boyunca hep olmuştur. 1960’ı alın, Kuzey Carolina, Greensboro’da öğle yemeği yemek için girdikleri lokantada siyahlara ayrılmış yerde oturmayan birkaç siyah çocuk hemen tutuklandılar ve lokantadan atıldılar. Böylece bu olay bitebilirdi. Ama, ertesi gün birkaç tane daha fazlası geldi. Çok geçmeden Kuzey’den gelen iki kişi onlara katıldı, hemen sonra SNCC[13] çalışanları Güney’de ücretsiz otobüs özgürlük seferleri düzenlediler, hayatını kendi ellerine alarak oy vermek için kayıt yaptırmaya giden siyah bir çiftçiye destek vermek için başlamışlardı. Kısa bir zaman sonra bu büyük bir harekete dönüştü. Her zaman böyledir. İnsanlar, isimlerini kim biliyor, hiç kimse. Ama işte bir şeylerin gerçekleşmesini sağlayan insanlar onlar. Bir arkadaşım bunu çok güzel formüle etti: kim oldukları bilinmeyen sayısız insanı onurlandırmalıyız etmeliyiz dedi, çünkü en sonunda tarihe geçen şeylerin temelini oluşturan şey onların yaptıklarıdır. İlham verici olanlar onlardır. Onurlandırmamız ve saygı duymamız gereken onlardır. Destek vermek için katılmamız gerekenler.

AOC, senin vizyonun nedir? Bunun mümkün olduğunu seziyor musun?

AOC: Düşündüklerim Profesör Chomsky’nin söyledikleriyle büyük ölçüde örtüşüyor. Anlayışımızda bir dönüşüm var; tarih neyi temsil eder, değişim nasıl olur, birkaç önemli insanın herkes adına pazarlık etmesinden tarihin daha doğru bir resmine doğru bir dönüşüm, bu da kitle mobilizasyonudur, her zaman üstü örtülmeye çalışılmış ve yeterince tartışılmamıştır, tam da çok güçlü ve etkin olabilmeleri nedeniyle. Bana umut veren şudur ki, Arundhati Roy’un söylediği gibi: başka bir dünya sadece mümkün değil zaten buradadır. Bana umut veren şey bu dünyanın olduğu cepleri bulmak. Bronx[14] dünyada işçi kooperatiflerinin kişi başına oranının en yüksek olduğu yer. Bu, milyonlarca insanın yaşadığı ilçemizde yeni bir ekonomi. Dolayısıyla, bu mu, yoksa, insanları kitlevi olarak hapse tıkma politikası, yoksa köleciliğe karşı örgütleme tartışmaları mı? Sadece hapishaneleri ortadan kaldırmak değil, ama bugünkü ölçekte olduğu gibi anti-sosyal davranışlara başvuran insanların olmadığı bir toplumu yeniden örgütlemek ya da anti-sosyal sistemlerimizin olmaması. Bunlar insanların tartıştığı sadece teorik olan şeyler değil. Ama aktif olarak angaje olan ve çözümler üreten topluluklar var. Yine Bronx’ta şiddete karşı teşvik programlarımız var. Burada suç işleme ve dolayısıyla bizim sistemimizde ömür boyu hapse atılma riski olan gençlere mentorluk yapan, bu iş için ücret alan, daha önce hapis yatmış insanlar var. Yeniden şiddet suçu işleme oranını %50’nden daha fazla düşürdük. Bu bildiğim herhangi bir polis müdahalesinden daha etkin. Benim üzerinde çalıştığım şey nasıl çözüm bulduğumuz değil, ama toplumumuzu dönüştürmek için, bulduğumuz çözümleri nasıl ilerleteceğimizdir. Bu çalışma sinisizm döngüsünü kıracak olan bir çalışma, bence sinisizm solun diğer düşmanlarından daha büyük olan bir düşmanı, çünkü bu bize kendimize zarar vermek için verilmiş bir araç. Umut eylemi eylem de umudu yaratır. Ve böylelikle daha ileriye gideriz.

Arundathi Roy, “Başka bir dünya sadece mümkün değil, sakin bir günde, meydana gelmekte olduğunu, nefes alışını duyabilirsiniz,” dedi galiba. Bu sohbette ben de onun nefes aldığını kesinlikle işittim. Sinisizme meydan okuyan bu hikayelerin haberini yapmaya devam edeceğiz. Her ikinize de hayat boyu sinisizme karşı durma kararlılığınızdan ötürü teşekkür ederim. Bu bir saati birbiriniz ve Laura Flanders Show’da bizimle birlikte geçirdiğiniz için size çok çok minnettarım. Söyleyeceğiniz son bir yorum ya da birbirinize söyleyecek bir şeyiniz yoksa size ayırdığımız vaktin sonuna gelmiş bulunuyoruz.

AOC: Ayırdığınız vakitten dolayı size ebediyen minnettarım, tabii Profesör Chomsky’ye samimi takdirlerimi söylemek isterim; Laura, çok çok teşekkürler.

NC: Mücadeleye devam, can alıcı olan budur.

Mücadeleye devam, tamam, hepinize çok teşekkürler.


Laura Flanders, Roar Magazine’de yayımlanan haftalık ‘The Laura Flanders Show’un yöneticisi ve sunucusudur.


Çevirenin notu:

ABD’de Demokratik Parti’nin, Britanya’da İşçi Partisi’nin solundaki, daha radikal sosyal politikalardan ve reformlardan yana olanlara Demokratik Sosyalistler deniyor. Seçimleri toplumsal dönüşümün asıl manivelası olarak görseler de parlamento dışı kitle hareketi muhalefetini, kampanyalar yürütmeyi politika yapmanın önemli bir yanı olarak görüyorlar.

Batı’daki Sosyal Demokrat partiler 19. yüzyılın ikinci yarısında, sanayileşmenin yükselmesi ve işçi sınıfının yeni bir sosyal sınıf olarak kentlerde ortaya çıkmasıyla kurulmuş partiler. Hatta çoğu, işçi sınıfının önce yaşam koşullarını iyileştirmek üzere örgütlendikleri sendikaların kuruluşunu takip etmiş, sendika liderleri pek çok ülkede partilerin de liderleri olmuşlar. İşçi sınıfını müesses nizama karşı siyaset sahnesinde savunmak üzere ortaya çıkan Sosyal Demokrat partiler, özellikle Avrupa’da ve Rusya’da, çok geçmeden ya Marksizmle buluşmuşlar ya da ondan ciddi bir şekilde etkilenmişler. Türkiye’de böyle bir parti hiçbir zaman olmadı.

Daha sonra pek çok ülkede iktidar partisi olmuşlar, iktidarda olmadıkları zaman da ana muhalefeti temsil etmişler. En sağa savruldukları neoliberalizm çağında bile ortaya çıkış ilkeleri ve tarihleri dolayısıyla bu partilerde Sosyal demokrasi ideolojik bir damar olarak kalmaya devam etmiş, parti merkezlerinin çok daha solunda olan kişi ve gruplar bu partilerin içinde var olmaya devam etmişler. Hatta kimi tarihsel konjonktürlerde öne çıkabildiler, hatta parti yönetimine, iktidara aday olabildiler.

Bu söyleşideki Alexandra Ocasio-Cortez 2020 seçimleri öncesi Demokratik Parti’deki, 2016 v3 2020’de başkanlık seçimlerine katılan, Bernie Sanders’in sol kanat üyelerinden biri. Oldukça popüler, çok genç bir milletvekili. Onun yanında 92 yaşındaki, görmüş geçirmiş, Marksist Chomsky var, AOC’den çok daha radikal, lafını dolandırmıyor, ilkeleri açık ve sarih: tarih sınıf mücadelesinden ibarettir ve tarihte yazılacak olanlar sınıf mücadelesine dair olanlardır. Tavsiyesi: işlerin iyiye gitmesini istiyorsanız, sınıf mücadelesine katılın, destekleyin.

Söyleşide, umarım okuyucular da benim kadar keyif almıştır.

Dipnotlar: 

[1] The Great Resignation. Büyük İstifa, Amerikalı akademisyen Anthony Klotz’un pandemi ilk başladığında işlerinden istifa edenler için kullandığı bir terim. Pandeminin ilk dalgalarında geçici bir olgu olduğu zannedilen bu durum daha da derinleşti. Guardian’a göre ağustosta 4,3 milyon Amerikalı işinden istifa etti, nisanda rekor sayı daha da yükseldi. Birleşik Krallık’ta Brexit’i takiben başlayan TIR sürücüsü yokluğu artarak sürüyor. Geçen ay ankete katılan firmaların dörtte birinden fazlası eleman kıtlığının işlerini aksattığını belirtti.

[2] Rand Corporation: 2. Savaş sonunda Amerikan Hava Kuvvetleri için araştırma ve geliştirme yapmak kurulan şirket daha sonra özel bir şirkete dönüştü. Britannica’ya göre, “Bugünkü misyonu, araştırma ve analiz yoluyla politika ve karar vermeyi geliştirmek.”

[3] Cumhuriyetçi Parti’nin hakim olduğu eyaletler.

[4] İşçilerin sendikaların onayını almadan iş durdurmaları.

[5] 1619 Projesi: Tarihini ilk Afrikalı kölenin Amerikan toprağına ayak bastığı tarihten alan bu proje, New York Times tarafından köleciliğin 400. yılında, “köleciliğin sonuçları ve Afro-Amerikalıların katkılarını ulusal hikayemizin merkezine koymak” diye tarif edilen bir kitap projesiydi.

[6] Yeşil yıkama (greenwashing): İklim krizini engelleyecek gerçek tedbirleri sudan, aldatıcı bahanelerle engelleme ve kötü bir ürün ya da uygulamayı gerçekte öyle olmasa da çevre dostu olarak sunma çabası. Beyin yıkamaya atıfla ortaya çıkmış bir ifade.

[7] 2002’de ölen Tony Mazzocchi, Uluslararası Petrol Kimya ve Atom Sanayi İşçileri Sendikası’nın lideriydi.

[8] İklim krizi tedbirlerine karşı olmakla bilinen sağcı, neoliberal Demokratik Parti Barı Virginia Senatörü ve işadamı.

[9] 22 Ağustos’taki oylamada AOC ‘çekimser’ kaldı.Kendisinin de içinde olduğu Demokratik Parti içindeki sol grubun diğer üyeleri ise ‘hayır’ oyu kullandılar.

[10] New Deal (Yeni Anlaşma) 1929’daki Büyük Depresyon’a karşı Roosevelt yönetiminin büyük altyapı yatırımlarını içeren iyileştirme programı.

[11] CIO (Congress of Industrıal Organizations – Endüstriyel Örgütler Kongresi) Amerikan işçi sendikaları kongresi. 1955’te AFL (American Federation of Labor – Amerikan Emek Federasyonu) ile birleşerek AFL-CIO’yu kurdular.

[12] Altyapı Yasa Tasarısı Biden yönetiminin Kongre’ye sunduğu -ve kabul edilen- 1.75 trilyon Dolarlık geniş bir altyapı projeleri yasası. Bazı Cumhuriyetçiler de destek beyan ettikleri için ‘partiler arası tasarı’ da deniyor. İlericiler ise yoksulluk ve iklim krizine cevap vermekte yeterli olmadığı gerekçesiyle ‘uzlaşma’ dedikleri daha kapsayıcı ikinci bir yasa tasarısı hazırlıyorlar. Bu durum İlericiler, Biden’ın altyapı paketine oy verecek Cumhuriyetçiler, muhafazakâr Demokratlar arasında bir güç mücadelesine yol açıyor. Sınıf mücadelesinin bir biçimi aslında.

[13] SNCC (Student Nonviolent Coordinating Committee-Barışçıl Eylemler İçin Öğrenci Koordinasyon Komitesi) 1960’larda ABD’deki siyahların yürüttüğü sivil haklar mücadelesi sırasında kurulan bir örgütlenme.

[14] New York Şehri Meclisi’nin de desteklediği New York’taki işçi kooperatifi hareketi ABD’deki en büyük kooperatif hareketi. 2014’te Şehir Meclisi’nin 1.2 milyon Dolarlık fonuyla başlayan hareket o gün 23 olan kooperatif sayısını bugün üç haneli rakamlara ulaşmış durumda. Hareketin başarılı olduğu yerlerden biri de AOC’nin seçim çevresi olan Bronx ilçesi.

[9 Kasım 2021 tarihinde Roar Magazine’in sitesinde yayımlanan İngilizce podcast’ten Sevil Kurdoğlu tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur