‘Geçinemeyenler’ hareketi başladı mı? – Ali Ekber Doğan (İleri)

Son 7-8 yıldır tek adam rejimiyle ömrü uzatılmaya çalışılan, uzun bir İslamcı tek parti hükümeti döneminden, sancılı bir biçimden çıkıyoruz. Bu Türkiye halkları tarihinde sosyal kurtuluş mücadelesini yükseltmek bakımından istisnai bir momentumdur. Bu tarihsel anın bilinciyle, sosyalist parti-grup ve öbekler gözlerini, bu sürecin sunduğu bütünsel sıçrama olasılıklarına dikerek hareket etmelidir

‘Geçinemeyenler’ hareketi başladı mı? – Ali Ekber Doğan (İleri)

Tam da geçen hafta bu topraklarda Bedreddini ruhun canlanma alametleri artıyor demişken, dikişleri kopan Saray Rejimi’nin ülkeyi açıktan yıkıma sürükleyip, bir haftada toplumun ücretli en geniş kesimlerini yüzde 50 yoksullaştıran politikalarına karşı öfke dün sokaklara taştı. “Barınamıyoruz” ve “Geçinemiyoruz” çığlığı artık daha iç yakıcı ve bir o kadar korkusuzca atılıyor. Büyük bir hızla derinleşen ülkeyi ucuzlatma, toplumu sefalete sürükleme politikasının, kısa süre içinde sanayi ve finansı olmasa bile hizmetler sektörünü de vurması, iflas eden şirketler ve küçük esnaf derken işsizliğin de artması kaçınılmaz gözüküyor. Dolayısıyla, bu acılı çığlığın toplumsal öfke patlamalarına dönüşmesi iktidarı da, düzen muhalefetini de kaygılandırıyor. Bu yüzden, bugünden itibaren dalga geri çekilebilir, ancak yaşanan bir sıçramadır ve bu çığlık ODTÜ’de, Boğaziçi’nde, bazı yerelliklerde ve 25 Kasım Kadına Karşı Şiddeti protesto eylemlerinde yankılanmaya devam edecek gibi gözüküyor.

Yeni bir sosyal muhalefet dalgasının AKP’nin kara kışıyla sürmesi, yeni ve daha büyük patlamalara gebe olmasını tahmin etmek için kahin olmak gerekmiyor. Dalganın mülksüz proleterlerlerin yaşadığı semt ve mahallelerde, sanayi, lojistik havzalarında hayatın olağan akışını durduracak eylemli bir harekete dönüşüp dönüşmemesi “geçinemiyoruz” çığlığıyla büyüyen sosyal davanın geleceği açısından belirleyici olacak. Diğer türlü, 17-25 Aralık yolsuzluk protestoları sırasındaki gibi bir süre sonra belli sol muhitlere sıkışması, metropollerin merkezi semtlerindeki yoksullaşsa da küçük burjuva eğilimlerini sürdüren prekaryanın belirleyiciğine girmesi gibi sorunlar galebe çalacak.

Bunun yanında, Türk Lirasının değersizleştirilmesiyle derinleşen yoksullaşma ve karşısında gelişen protestoların erken seçim olasılığını güçlendirdiği de anlaşılıyor. Yakın gelecekte ön plana çıkacağı aşikar olan seçim faaliyetlerinin “geçinemiyoruz” eylemselliği içinden geçirilerek ve mahallelerde geçinemiyoruz inisiyatifleri temelinde örgütlenerek yürütülmesiyse, sosyalist örgütler ve bütün olarak hareket açısından, seçim sonrasında yaşanacak mücadele ve çatışmalar sürecini daha güçlü ve örgütlü biçimde karşılamanın en güvenli yolu olacaktır.

“Geçinemiyoruz” sınıfın iki uzak bölüğünü birleştirebilir

Toplumun yüzde 80’inin hayatını alt-üst eden ekonomik saldırıya karşı, “geçinemiyoruz” eylemlerinin büyümesinin, emekçi sınıflar mücadelesininin sıçratacak bir buluşmanın dinamiklerini taşıması bakımından önemlidir. Bir başka ifadeyle, kara kışı ısıtmasını umduğumuz bu eylemselliğe, günümüz Türkiye kapitalizminde sınıfın belirleyici bölükleri olan en mülksüz-düşük gelirli ve vasıfsız denilen işler arasında geçinmeye çalışan toplumsal proletaryayla, yüksek eğitimli güvencesiz ve yoksullaşan prekaryayı yakınlaştırma potansiyeli açısından da bakmak gerekiyor. Bu noktada iki sınıf bölüğünün birbiriyle bakışımlı örgütsel faaliyetler içinde daha fazla karşılaşması bir imkandır. Bu imkan eğitimli prekaryanın, mülksüz proletaryayı kültürel-entelektüel birikimleriyle asimile etmesine-kötürümleştirmesine mani olacak bir radikal eşitlenme perpektifiyle yönetilebilse, dünyadaki sol isyan hareketlerinin ciddi bir handikapının aşılmasında bir mesafe alınmış olacaktır. Bu anlamda geçinemiyoruz eylemlerinin yaygınlaşarak sürmesi, tarihsel önemde ama çok da kolay olmayan bir karşılaşma ve kaynaşma sürecinin de kapısını açabilir.

Sınıfın günümüz kapitalizminde kilit noktalarda bulunan bu iki bölüğünün kaynaşmadan birleşmeye geçmesiyse, çok daha karmaşık bir meseledir. Öncelikle cılızlaşmış devrimci arzunun canlandırılmasına, onları birleştirecek güçlü bir sosyalist blokun neşet etmesine, bu blokun politik devrimle varmayı hedeflediği sosyalist Türkiye vizyonunun asgari programı niteliğindeki bir geçiş programına sahip olmasına ve bu taleplerin birleştirmeyi hedeflediği belirgin bir sosyal-sınıfsal ittifak tasarımının varlığına bağlıdır. 1970’lere kadar, işçi-köylü ittifakı, 1970’lerde işçi-gençlik (küçük burjuvazi) ittifakı belki anlamlıydı ama bugünün dünyasında devrimci sosyalist mücadelenin kaldıracı olacak temel ittifak, metropollerin çeperinde ya da Hinterlandındaki işçi-işsiz toplumsal proletaryayla ve metropolün merkezindeki beyaz-gri yakalı prekaryanın ittifakı olacak gibi görünüyor. Bu ittifakı önüne koyacak sosyalist örgütler, önerecekleri geçiş programıyla tarım işçilerini, küçük üreticileri ve küçük esnafı da kendilerine eklemleyebilir.

Yeni bir süreç açılıyorken…

Önümüzdeki seçimli, çatışmalı süreçten saray karşıtı muhalefet zaferle çıkarsa, önümüzdeki birkaç yıl yeniden rejim değişikliği ve restorasyon sürecinin de bir dizi seçime, kemer sıkma programlarına, emekçilere acı reçetelerin dayatılmasına ve belki de hiç bilmediğimiz yeni türde sosyal-sınıf mücadelelerinin ortaya çıkmasına gebe olduğunu görmek, yığınağı ona göre yapmak gerekir.

Son 7-8 yıldır tek adam rejimiyle ömrü uzatılmaya çalışılan, uzun bir İslamcı tek parti hükümeti döneminden, sancılı bir biçimden çıkıyoruz. Bu Türkiye halkları tarihinde sosyal kurtuluş mücadelesini yükseltmek bakımından istisnai bir momentumdur. Bu tarihsel anın bilinciyle, sosyalist parti-grup ve öbekler gözlerini, bu sürecin sunduğu bütünsel sıçrama olasılıklarına dikerek hareket etmelidir. Kendi içlerindeki güç ve eylem birlikleri ve ittifaklarını popüler eko-sosyalist blok-cephe örgütlerine evriltmek bu sıçramanın bir vesilesi olabilir. Bununla birlikte, kendisine yönelmeye başlayan ilgi ve desteği isabetli kanallara yönlendirebilen ve sosyal mücadelenin farklı alanlarına ve gündemlerine dönük siyasetini buralarda gerçekten geliştirici katkılar yaparak toplumsallaştıran sosyalist yapılar kelimenin gerçek anlamıyla siyaset sahnesinin etkili-kitlesel bir aktörü olma yoluna da girebilir. Büyüme istidadı olan yapılar yeni dönemi karşılamak için başka neler yapabilir sorusuna ilk aklıma gelenlerle yanıt vermek isterim:

• Olanak ve kazanımlarının bekçisine dönüşmeden, büroculuk-lokalcilik-dernekçilik türü daraltıcı-temsiliyetçi, yoldaşların tartışma ve ortak iş süreçlerinde birbirleri üzerinde anti-demokratik anlamda iktidarlar kurduğu merkeziyetçi ve bürokratik formlardan kaçınmak;

• Yerine, sosyalist politika tartışmasını parti üyeleri dışındakileri de kucaklayacak şekilde, dijital demokrasi araçlarının da etkin kullanımıyla yapılabileceği İngiltere’deki People’s Momentum benzeri geniş-özerk tartışma forumlarının önünü açmak;

• Parti yönetimleriyle tartışma forumları arasında volan kayışı işlevi görecek politik kurullar ihdas etmek;

• Halkın gıda politikası, ev-içi emek, hinterlandda sınıflar, göçmen işçiliği gibi farklı konularda, alanının örgütlü, örgütsüz, kurumsal-bireysel zenginliğini kucaklayacak yıllık konferanslar yapmak;

• Barınma hakkı, geçinemiyoruz, işsize iş, çalışma saatlerinin kısaltılması, ırkçılık karşıtlığı gibi konularda dönemsel kampanyalar düzenlemek;

• Üretim-tüketim kooperatifleri, komünler, dayanışma ağları gibi meta ilişkileri dışındaki sosyal paylaşım kanalları ve müşterekleşme düzlemleri perspektifiyle birleştirmek, mülksüz proletaryayı da dahil ederek genişletmenin yollarını bulmak;

• Derelere, ormanlara, vadilere müştereklere sahip çıkarken savunmacılığın ötesine geçip, yeniden müşterekleştirme perspektifiyle yakınlarındaki bireyselleştirilmiş, özelleştirilmiş, çitlenmiş yerleri geri almaya da çağırmak.

Derinleşen ekonomik, sosyal ve siyasal kriz süreci içindeyken geçiş sürecini halkın evindeki yangın anlamına gelen sosyal sorunu merkeze koyarak yürütmek gerektiği her geçen gün daha fazla anlaşılıyor. Bu sürece yığınak yaparken, sonrasına dair örgütlerin ve sosyalist hareketin içe ve dışa dönük tartışmalarının neler olabileceği konusunda fikri bir yenilenmeyi bugünden başlatmak oldukça yararlıdır.

Elbette yürüyen ve büyüme istidadı gösteren mücadeleler süreci içinde, bu tartışmalar sırasında yukarıda tarif edilen yeni türde örgütsel politika ve perspektiflerle işleyiş mekanizmaları da değişecektir. Yine de örgüt olarak, yavaş yavaş emareleri görülen ve bir kaç yıl içinde önümüzde açılacak boşluklara daha hızlı ve bilinçli hamleler yapıp, buralarda mevziler kazanmak anlamında bu genişleme, sıçrama sürecini başarıya vardırmak için hangi noktalarda nelere ihtiyaç duyulduğu ve duyulacağını bugünden görebilmek önemlidir.

Kaynak: İleri

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur