Ekonomistler ekolojiyi anımsadı – Ergin Yıldızoğlu (Cumhuriyet)

“Kâr makinesinin” tüketim arzusu, iklim krizini önleme çabalarını sabote ediyor. İklim krizi derinleştikçe, “kâr makinesinin” önüne, giderek artan oranda, çeşitlilikte hem siyasi hem de ekolojik engeller dikiliyor

Ekonomistler ekolojiyi anımsadı – Ergin Yıldızoğlu (Cumhuriyet)

COP26 iklim zirvesinin pratik sonuçlar doğuracağına pek kimse inanmıyor (Project Syndicat, “The Great COP-Out?” -Büyük kaytarma-, 4/11/ 2021). İngiltere Kraliçesi bile “Bu kadar lafa karşılık bir şey yapılmaması çok sinir bozucu” diyor. Siyasi oportünizm bir etken ama esas sorun yapısal. İklim krizini önlemeye yönelik gerçekçi önlemler, uygarlığın temel çelişkilerine çarpıyor. Yine de COP26, hiç olmazsa, “ekonomistleri” ekolojiyi hesaba katma noktasına getirdiği için yararlı oldu.

İki çelişki…

Kapitalizmin yapısal (uzun erimli) krizi devam ediyor. Kapasite fazlası, aşırı birikim, finansal şişme, kırılmaya başlayan tedarik zincirleri, derinleşmeye devam eden gelir dağılımı bozukluğu, yeniden gündeme gelen “stagflasyon” olasılığı vb., emek-sermaye çelişkisinden çıkan enerjiyi bize gösteriyor. Egemen kriz yönetim modelinin tükendiğini söylemek, aynı zamanda bu çelişkinin artık yönetilemediğini, devletin kâr oranları düşme eğiliminin karşıt eğilimlerini harekete geçirme ve düzenleme modelinin verimliliğini kaybettiğini söylemek oluyor. Egemen Batı kapitalizminin karşısında Çin gibi bir yeni kapitalist merkezin yükselmiş ve kendi küreselleşme (mekân düzenleme) dinamiklerini harekete geçirmiş olması da merkez sermayesinin mekâna kaçarak (spatial fix) kriz eğilimlerini dışlaştırma/öteleme kapasitesini sınırlıyor. Özetle kapitalizmin birinci çelişkisi (emek-sermaye çelişkisi) yapısal krizi derinleştirmeye devam ediyor.

Ancak kapitalizmin kriz üreten bir çelişkisi daha var. Bu da sermaye birikim sürecinin sınırsız genişleme, “kâr makinesinin” emeği ve doğayı sınırsız tüketme eğilimi ile doğanın kendini yenileme kapasitesi arasındaki çelişkidir. Bu ikinci çelişki, yaklaşık yarım yüzyıldır giderek sertleşti. Nihayet son on yıl içinde, “uygarlık yok edici” (extinction level) bir krize yol açtı. Bu iki çelişki şimdi birbirini etkiliyor ve enerjisini bu etkileşimden alan bir kısırdöngü içinde derinleşiyorlar. “Kâr makinesinin” tüketim arzusu, iklim krizini önleme çabalarını sabote ediyor. İklim krizi derinleştikçe, “kâr makinesinin” önüne, giderek artan oranda, çeşitlilikte hem siyasi hem de ekolojik engeller dikiliyor.

Stratejik unutma

Cambridge Üniversitesi’nden, ekonomist Prof. Sir. Dasgupta, Financial Times’da yayımlanan bir söyleşide, “Küresel, varlık sürdürülebilirliği portföyümüzü yönetmeyi başaramadık… Geçtiğimiz on yıllarda büyük bir refah artışı yaşadık ama bu, doğaya büyük zarar verme pahasına gerçekleşti…” diyor. Prof. Dasgupta’ya göre, geleneksel ekonomik modeller “doğanın” bir varlık (asset) olduğunu yadsımışlar ve insan etkinliğinin bu biyolojik alan üzerindeki aşındırıcı etkisini ihmal etmişler. Halbuki, “ekonomik düşünceye doğayı da katmak dev bir adım olmaz”mış. Prof. Dasgupta da Polanyi’nin Büyük Dönüşüm başlıklı yapıtını unutmayı seçenlerden anlaşılan!

Polanyi’nin Büyük Dönüşüm başlıklı çalışması 1944 yılında, liberalizm ve serbest piyasa fantezilerinin yol açtığı Faşizm ve Dünya Savaşları dönemi kapanırken, bir yapısal kriz yerini genişleme dönemine bırakırken yayımlandı. Kitabı okurken Polanyi’nin “Artık bu fanteziler bitti, insanlık dersini aldı, şimdi yeni bir dönem” diye düşündüğünü hayal etmek olanaklı. Polanyi, kendi kendini düzenleyen bir piyasanın, aslında hiçbir zaman hiçbir yerde var olmadığını (dolayısıyla, karşımızda doğal, değil ideolojik bir yapıntı olduğunu E.Y) gösterdikten sonra, kitabın II. Kısım 4. Bölümü (Toplumlar ve ekonomik sistemler), s. 73’te (Beacon Press 1957) olağanüstü bir öngörüyle “piyasa mekanizmasının insanların kaderinin ve doğal çevrelerinin hatta tüketim güçlerinin tek belirleyicisi olmasına izin vermek toplumsal yıkımla sonuçlanır”(abç) diyor, devam eden paragraf ve sayfalarda, piyasanın her şeyi metalaştırma sürecinin, insanların kültürü, özgürlükleri, sağlıkları üzerindeki yıkıcı etkilerine ilişkin uyarılarını sürdürüyordu.

Tüm bu uyarılar, 1970’lerde sermayenin temsilcilerinin, ekonomistlerin “stratejik unutma” sürecine, “serbest piyasa” ideolojisine kurban gitti. Ancak, Polanyi’nin öngördükleri, 1980’lerden bu yana giderek artan bir yeğinlikte gerçekleşmeye başladı ve geldik bugüne!

Kaynak: Cumhuriyet

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur