AKP’lilerin utandıran ‘terör’ eylemi – Barış Terkoğlu (Cumhuriyet)

Urfa’da AKP’li ya da muhalif, gözü kör olmayan herkes farkında. İktidarın gücünü arkasına alarak mafyalaşmış, vahşice cinayet işlemekten çekinmeyen, bunu yaparken de öldürdüklerine “terörist” suçlaması yapabilen bir yapı, şehrin hâkimi olmaya çalışıyor. “Bitmeyen istifa”ların, “artık istemiyorumlar”ın, “beni affedinler”in nedeni de bu zehirli iklim

AKP’lilerin utandıran ‘terör’ eylemi – Barış Terkoğlu (Cumhuriyet)

AKP Urfa Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba’nın sözlerinden sonra bir daha dinledim. Hani herkesin eleştirdiği, AKP’nin yine Urfa milletvekili Kasım Gülpınar’ın “Allah emaneti bize verdiğinizden dolayı, size inşallah hesap sormayacak” dediği sözleri kastediyorum. Gülpınar “biz” derken aslında kendisini kastediyordu. Dört dönemlik vekilliğin ardından, siyasete veda edeceğinin mesajını veriyordu.

Fakıbaba’nın sözlerine de bakın. O da “Şanlıurfa’nın kimyası değişti” dedi, “istifa ettim” diye devam etti. Şimdilik ikna edilmişti ama rahat değildi.

Bu kadar değil…

Duyduğuma göre Şanlıurfa Valisi Abdullah Erin de Cumhurbaşkanı’yla görüşmüş ve affını istemiş. Erdoğan’ın “Görevde kal” emriyle tekrar koltuğuna oturmuş.

Sahi devletin tatile çıktığı, AKP’li siyasetçilerin bile “yeter” dediği Urfa’da neler oluyor?

Saldırı nasıl başladı?

Aslında ipucunu Fakıbaba verdi. 3.5 yıl önce, 14 Haziran 2018’de, Urfa’da, AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın seçim çalışması sırasında, dört kişi hayatını kaybetmişti. Devletin Anadolu Ajansı, olayı “Suruç’ta AK Partililere silahlı saldırı” diyerek vermişti. Haberlere bakarsanız, PKK yanlıları AKP’lilere saldırmıştı. Oysa olayın tanıkları da mağdurları da öyle söylemiyordu. Halihazırda öldürülen 4 kişiden 3’ü, vekil Yıldız’ın düşman bildiği ailenin üyeleri, baba Esvet Şenyaşar ile oğulları Adil ve Celal’di.

Fakıbaba, yıllar sonra hata yaptığını bugün şöyle anlattı:

“Suruç’ta yaşanan olaya terör olayı denildiğinde utandım. Genel merkezi aradım, Suruç’taki olay terör olayı değil dedim. Ben daha önce o dükkâna gittim. Videoları izledim, Şenyaşar ailesi beni çok güzel karşılamış. İlk gün ‘terörist’ dediğim için utandım. Cumhurbaşkanını ‘terör’ dememesi için, iki tarafa da başsağlığı dilesin diye tembihledim.” 

“Terör” lafının uydurma olduğu itiraf edilince Şenyaşar ailesinin ne düşündüğünü merak ettim.

Anne Emine Şenyaşar ve saldırıdan yaralı kurtulan oğul Ferit Şenyaşar, Şanlıurfa Adliyesi’nin önünde, her gün olduğu gibi adalet nöbetindeydi. Dün, 254. günüydü.

Şenyaşar, olayların başlama anını bir daha anlattı:

“Söylediği gibi, olaydan üç gün önce Fakıbaba da milletvekili İbrahim Halil Yıldız da işyerlerimize geldi. Güzel karşıladık, uğurladık.

Üç gün sonra Yıldız tekrar geldi. Bizi tanıyorlar. Onlara oy vermediğimizi biliyorlar. Girdiği işyerinde ben yoktum. 100 metre ilerideki öbür dükkânımızdaydım. Üç kardeşim ise o dükkândaydı. Kamera kayıtlarında var. Vekil, ‘ne sorununuz var’ diye soruyor. Ağabeyim de eliyle işaret ederek çarşıdaki hırsızlıklardan, kapkaçtan şikâyet ediyor. ‘Aralarında sizin akrabalarınız da var’ diyor. Vekil kızıp dışarı çıkıyor. Dükkâna birlikte girdiği akrabaları ve yandaşları ağabeyime ağır hakaretlerde bulunuyor. Kardeşim de onları dışarı çıkarmaya çalışıyor. O sırada kardeşime bir tanesi vuruyor. Arbede de böyle başlıyor.”

Linç ederek öldürdüler

Ferit Şanyaşar’ın anlattığına göre vekil Yıldız olay yerini terk etti. Ancak dükkânın önünde destekçileri toplandı. Birkaç dakika sonra 40-50 kişilik bir grubun dükkâna saldırısı başladı.

Şenyaşar, kendisinin ve öteki kardeşi Fadıl Şenyaşar’ın saldırıyı duyarak olay yerine geldiklerini anlattı. Kendilerini savunmaya çalıştıklarını söyledi. Ancak asıl facia hastanede olmuştu. Zira hastaneye yaralı getirilen kardeşler ve olayı öğrenerek hastaneye gelen baba burada linç edilerek öldürülmüştü:

“İşyerinde hepimiz yaralandık. Bizi Suruç Devlet Hastanesi’ne kaldırdılar. Babam ve annem olayı duyunca beraber hastaneye gelmişler. Büyük bir grup hastanede toplandı. Hepimize saldırdılar. İki kardeşim ve babam hastane içinde katledildi. Bir kardeşime işyerinde üç kurşun sıkılmış. Otopsi raporunda vücudundan 17 mermi çıktı. 14’ü hastanede olmuş.”

Kısacası işyerinde başlayan olaylarda, milletvekili Yıldız’ın kardeşi ölünce hastanede intikam alınmış. Yaralı iki kardeş ve hastaneye çocuklarını görmeye gelen baba orada katledilmiş.

Polislere de tehdit etti

Peki, hastanedeki saldırıyı kim organize etti?

Ferit Şenyaşar, şöyle anlatıyor:

“Organize eden milletvekili. Annem kendi kulaklarıyla duymuş. Vekil Yıldız, ‘Bunlar teröristtir, bunları öldüreceğiz’ demiş. Orada bulunan polisleri de müdahale etmesinler diye tehdit etmiş. Polisler de onun sözünü dinlediler. Aradan çekildiler.

Düşünün hepimiz sedye üzerinde hastaneye gittik. Hastaneyi de siyasi gücü sayesinde kendi köyünün yakınına yaptırmış. Akrabaları, yandaşları hastanede toplandı. Linç edildik. Şu an tutuklu olan kardeşim başka hastaneye götürülmüştü. O da aynı hastaneye getirilse o da öldürülecekti.”

Ferit Şenyaşar, kıl payı kurtuluşunu tekrar hatırladı:

“Ben de yaralıydım. Hastanede, daha ambulanstan indirilmeden saldırdılar. Bilincimi kaybettim. Birileri araya girmiş, beni hastanenin içine almış. Şanlıurfa Valisi olayları önlemeye çalışmış. Arka kapıdan çıkarıp başka hastaneye götürmüşler. Giderken ambulansa yoğun bir saldırı oldu. Ambulansın ön ve arka camları kırıldı. Tekerleklerine kurşun sıkıldı. Yolda ikinci ambulansa sevk edildim. Mucize eseri kurtuldum.”

İlk gün ‘terör’ dediler

Fakıbaba, bugün hata yaptığını kabul etti, partisinin vekilini katliam nedeniyle işaret etti. Şenyaşar, o günleri şöyle aktarıyor:

“Tüm bakanlar vekilin arkasında durdu. Fakıbaba dahil ilk gün bizi terörist ilan ettiler. Oysa olayın terörle alakası yok. Bu sadece siyasi bir söylem. Neler yapıldı? Ailemizin sosyal medya hesapları, telefon kayıtları araştırıldı. En son mezarları bile araştırdılar. Onun tutanağı bile var. Örgütle bağlantı kurabilmek için her şeyi yaptılar. Herhangi bir örgüt bağlantısı tespit edilemedi. Bunu savcılık da hâkim de kabul etti.”

Şenyaşar, yargının da vekili koruduğunu anlatıyor. Kendisiyle birlikte olayı duyarak dükkâna koşan kardeşi Fadıl Şenyaşar’a, kasten öldürmekten 37 yıl 9 ay hapis cezası verilmiş. Dosyası şu an istinaf mahkemesinde. Şenyaşar, kardeşinin savunmak için iki el ateş ettiğini, iki kişiyi yaraladığını ancak vekilin kardeşini onun öldürmediğini iddia ediyor. Bilirkişi raporunun da bunu teyit ettiğini söylüyor. Öte yandan davada yaşanan tuhaflıklar daha derin:

“Saldırı işyerinde başlayıp hastanede devam ediyor. Ama iki dosyayı ayırdılar.

Sadece dükkândaki olaylar için dava açtılar. Orada da suçlu biz gösterildik. Saldıranlardan sadece biri ‘tahrik altında öldürmek’ten 18 yıl yedi. Diğerleri yatarı olmayan sembolik cezalarla bırakıldı. Vekilin adı bile geçmedi. Onun ağır silahlarla görülen Şükrü Yıldız gibi yakınlarına dava açılmadı.

Hastanedeki saldırının iddianamesiyse 3.5 yıldır yazılamadı. Dosyaya gizlilik kararı kondu. Tek bir kişi bile tutuklanmadı. Dosyaya bugüne kadar bakan 8 savcı gitti. Dosya, 9. savcının elinde.”

Ferit Şenyaşar, Yıldız ailesinin bir zamanlar Bucaklar’ın yaptıklarına özendiklerini, bunun tüm Urfa tarafından bilindiğini anlatıyor. Valinin bile çaresiz kaldığını, kendilerine “Bekleyin bir gün her şey ortaya çıkacak” dediğini söylüyor.

Terör diyen terör

Acılı anne ve oğlu, nöbete devam ediyor. İki talepleri var. Elazığ Cezaevi’nde hücrede tutulan Fadıl Şenyaşar’ın adil bir şekilde yeniden yargılanması. Dükkânda yarım bıraktıkları işi hastanede tamamlayan katillerin cezalandırılması.

Urfa’da AKP’li ya da muhalif, gözü kör olmayan herkes farkında. İktidarın gücünü arkasına alarak mafyalaşmış, vahşice cinayet işlemekten çekinmeyen, bunu yaparken de öldürdüklerine “terörist” suçlaması yapabilen bir yapı, şehrin hâkimi olmaya çalışıyor. “Bitmeyen istifa”ların, “artık istemiyorumlar”ın, “beni affedinler”in nedeni de bu zehirli iklim.

CHP’lilerden duyduğuma göre CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da bu ay sonunda Urfa’ya gelerek Şenyaşar ailesine destek ziyaretinde bulunacak.

Evet, aradan 3.5 yıl geçti. Olaya ilk gün “terör” diyen Fakıbaba, yanlış yaptığını kabul ederek “utanıyorum” dedi. İlk gün, ölenlerin üzerine “terör” yazan örtü örtmeye çalışanlar bunu beceremedi.

Madem helalleşmeyle hesaplaşma arasında kaldık. Öyleyse arınmaya “terör” diyerek “terör” uygulayan kirli elleri bükerek işe başlayalım.

Kaynak: Cumhuriyet

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur