AKP zamları yeni iktidara bırakıyor, bu da enkaz bırakmanın bir çeşidi – Barış Soydan (T24)

Seçimden sonra gelecek iktidar bir enkazla karşı karşıya kalacak

AKP zamları yeni iktidara bırakıyor, bu da enkaz bırakmanın bir çeşidi – Barış Soydan (T24)

Çizim: Tan Oral

“AKP ekonomide son kozunu oynamaya hazırlanıyor” başlıklı geçen yazımda iktidarın asgari ücrete kallavi zam, EYT’lileri memnun edecek formül ve elektrik, doğalgaz zamlarının ertelenmesi gibi seçim ekonomisi uygulamalarıyla kan kaybını durdurmaya ve giden oyların bir kısmını geri getirmeye çalıştığını yazmıştım.

Elektrik, doğalgaz, benzin ve şekerde yapılması gereken ama yapılmayan zam oranları gün geçtikçe büyüyor. Neden “yapılması gereken”? Çünkü birincisi, emtia fiyatları pandeminin hafiflemesinden bu yana bütün dünyada çok arttı. İkincisi, Türk Lirası son yıllarda dolar karşısında korkunç bir değer kaybına uğradı. Böylece ortaya katmerli etki çıktı.

Dolardaki artışı çok konuştuk, emtia fiyatlarına bakalım. Emtia fiyatlarındaki artış, pandemi sonrasında ekonomilerin hızlı açılması ve çarkların tüm dünyada doludizgin dönmeye başlamasıyla ilişkili. Fabrikaların daha çok kömüre, doğalgaza, pamuğa ihtiyacı var. Talep artınca fiyatlar arttı. Öyle ki, Çin’de fabrikalar yeterli enerjiyi tedarik edemedikleri (ya da bu fiyatlardan etmek istemedikleri) için üretimlerine ara verdi.

Emtia fiyatlarındaki artışlar korkunç. Uluslararası piyasalarda kömür fiyatları son bir yılda yüzde 198, petrol (Brent) fiyatı yüzde 117 arttı. Sadece enerji emtiası değil tüm ürünlerde sert artışlar var. Merkez Bankası’nın son enflasyon raporunda yer alan tabloya bakalım:

Peki emtia fiyatlarındaki artışlar Türkiye’de ilgili ürünlere yansıdı mı? Özellikle enerji emtiasındaki artışlar yansımadı. Petrol fiyatı son bir yılda uluslararası piyasada yüzde 117 arttı ama Türkiye’de benzinin fiyatı aynı dönemde sadece yüzde 6.4, mazotun fiyatı yüzde 11.1 yükseldi. Bu nasıl oldu? Devletin benzinden, mazottan aldığı özel tüketim vergisinden (ÖTV) vazgeçmesiyle. Buna “Eşel Mobil Sistemi” adı veriliyor. Bu sistemle devletin bu yıl akaryakıt fiyatlarını sabit tutmak için feragat ettiği ÖTV miktarı 42 milyar liraya ulaştı. Yıl sonuna kadar gelecek ek 14 milyar liralık miktar ile yaklaşık 56 milyar liraya ulaşması bekleniyor.

Tarım başta olmak üzere üretimde yoğun şekilde kullanılan mazotun devlet tarafından sübvanse edilmesini anlayabiliniz ama benzin? Bugünkü fahiş fiyatlarla araba sahibi olmak belirli bir gelir seviyesinin üzerinde olmayı gerektirdiğine göre benzin zamlarının devlet kasasından karşılanması, orta-üst gelir gruplarına bir tür servet transferi değil mi?

Benzin zammını yapmamak için 56 milyar liralık ÖTV’yi almamak devletin bu paradan tümüyle vazgeçtiği anlamına da gelmiyor. Devlet 56 milyar TL’lik açığı başka yerlerden kapatmak zorunda. Benzinin ÖTV’sini almamak, bundan doğan açığı kapatmak için otomobil fiyatlarına ya da başka bir ürüne ekstra vergi bindirmek demek.

Gelir dağılımını düzeltmek için şart olan asgari ücretten verginin kaldırılması talebinin bir türlü yerine getirilememesinin arkasında da devletin başka yerlerde vazgeçtiği vergilerin (ve tabii gereksiz, ölçüsüz harcamalarının) payı var.

Aynı şey elektrik ve doğalgaz için de geçerli. Enerjigünlüğü Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Kara, üretim maliyetlerindeki artış elektrik tarifelerine yansıtılmadığı için üretici şirketlerinin bilançolarında 4.5 milyar liralık finansman açığı oluştuğunu yazdı. Peki bu açık nasıl finanse edilecek ve faturayı kim ödeyecek?

Elektriğin kabaca üçte biri doğalgazdan, üçte biri de kömürden üretiliyor. Elektrik santrallerinin kullandığı doğalgazın fiyatı son bir yılda yüzde 185 arttı. Hammadde maliyeti artarken elektrik fiyatlarının artmaması şirketlerin (“Görevli tedarik şirketleri”) zarar etmesi anlamına geliyor.

“Elektrik şirketleri zarar etsin” deyip için içinden çıkamayız, çünkü santrallerini kurarlarken bankalardan on milyarlarca dolar kredi aldılar. Zora düşüp kredilerini ödeyemez duruma düşerlerse bankacılık sistemi zorlanır, enerji sektörünün krizi bankacılığa sıçrar. Bankacılık krizinin başka şeylere benzemediğini, peşinden bütün ülkeyi çökerttiğini 2001 krizinden biliyoruz.

“O zaman devlet ödesin” diyenler olabilir ama o da hiç adil değil! İki nedenle: Birincisi elektrik aboneleri arasında zenginler, hali vakti yerinde olanlar var. Devlet bizim vergilerimizle zenginlerin elektrik faturasını neden sübvanse etsin? İkincisi biraz önce gördüğümüz gibi devlet elektrik, benzin fiyatlarını sübvanse edince asgari ücretten vergiyi kaldırmak gibi sosyal adaleti sağlayıcı adımları bir türlü atamıyor.

Doğru tavır, yoksulların elektrik faturalarını desteklemeye devam ederken maliyet artışlarını üst gelir gruplarına eksiksiz yansıtmak. O da sektör uzmanlarının tahminine göre yüzde 15 elektrik zammı demek. (Zengin-fakir abone ayrımı nasıl yapılacak, ayrı konu.)

Aynı şey doğalgaz ve şeker için de geçerli.

Belli oldu: Seçimden sonra gelecek iktidar bir enkazla karşı karşıya kalacak. Yeni cumhurbaşkanı kucağında bulacağı zamları yapsa daha ilk aydan kötü adam olacak, yapmasa başka alanlardaki vaatlerini yerine getirecek kaynağı bulamayacak.

Seçim sorunları bir gecede çözmeyecek.

Kaynak: T24

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur