Patronun “cennet”i işçinin “uçurum”u – Çiğdem Toker (Sözcü)

“Ben 28 yaşındayım. Biri bana o çöpü karıştırma dediğinde ben utanıyorum. Ama yoksulum, mağdurum, mecburen ben bu işi yapacağım. Çünkü uçurumun kenarındayım. Tutunacak son dalım budur.”

Patronun “cennet”i işçinin “uçurum”u – Çiğdem Toker (Sözcü)

Tutunacak son dalı, “atık toplama” olan işçi, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na geçen hafta bunları dedi. Çünkü İstanbul’da valilik kararının ardından depolara baskınlar düzenlendi. Gözaltı işlemleri yapıldı. Geçimini bu yolla sağlayan atık kağıt emekçileri zorda. Kılıçdaroğlu, Ümraniye’de atık kağıt işçileriyle bir araya geldi. Çankaya Belediyesi’nce halen uygulanan projeyi, yaygın bir çözüme dönüştüreceklerini söyledi.

Bir yanda kamu kaynaklarından yaptığı serveti vergi cennetlerine taşıyan patronlar (Pandora Papers), diğer yandan hayatta kalmak için atık toplayana devlet baskısı. İki haber de aynı haftanın gündemiydi.

Servetini “cennet”e taşıyan ile atık kağıt işçisinin tek ama önemli ortak yanı ise şu: Yurttaşlık.

Ne var ki, bir yurttaşın “vergi cenneti”, diğerinin uçurumu.

Atık işçisini uçuruma itense, “vergi cenneti” düzeninin ta kendisi.

Hakiki bir değişim ancak bu neden-sonuç ilişkisi daha berrak ve yaygın görüldükçe mümkün olsa gerek.

“Boş kağıda kararname”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Tele-1 yayınında Merdan Yanardağ’a dedi ki:

“Bakanlar Kurulu kararları çıkarılıyordu. Ama nasıl? Boş kağıtlara bakanlar imza atıyordu. En son üstü dolduruluyordu. Sayın Erdoğan imzasıyla yayımlanıyordu. İmza atanlar neye imza attıklarını bilmiyorlardı.”

Babacan, konunun bakanlara özel sorulması gerektiğini, kimsenin “boş kağıda imza attım diye alenen itiraf edemeyeceğini” de ekledi.

Gelin biraz geriye gidelim. Zira Babacan’ın sözleri, kimilerine şaşırtıcı gelse de gerçek biraz farklı. Ne bu “yönetme biçimi” yeni, ne de kamuoyuna açıklanışı. AKP iktidarında bakanların boş kararnameye imza attığını, partinin kurucu kadrosundan, eski başbakan yardımcısı Abdüllatif Şener açıklamıştı.

CHP’li Şener, hükümeti ve eski partisini, tanık olduğu usulsüzlüklere ortak olmamak için, en güçlü yıllarında bırakan bir isim. Onunla 2007’de bir nehir söyleşi yaptık. (“Adım da Benimle Beraber Büyüdü”/ Doğan Kitap-2008)

Bugüne de ışık tutan kalıcı bilgiler içeren çalışmamızda, o dönemlerde krize dönüşen Merkez Bankası Başkanlığı (2006) atamasını da konuştuk. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e gidip gelen kararnamelere ilişkin bölümden:

“-…Giden kararname sayısını hatırlamıyorum.

-Neden?

-Çünkü Bakanlar Kurulu kararıyla yapılan atamada, bakanların tamamı atanan isimden haberdar olmuyor. Genellikle ilgili bakan ile başbakan biliyor. Diğerleri bilmedikleri bir isim için boş kararnameye imza atıyorlar. Beş yılda gördüğüm atama kararnamelerinin büyük çoğunlugu böyledir. Başbakan ilgili bakanla görüşüyor, isim belirliyor; imzaya açılıp sonra isim yazılıyor.

-İmzalar tamamlanıp gönderilirken son aşamada mı isim yazılıyor?

-Evet.”

(sayfa 393)

Şener’in aktardığı bu süreçte, Babacan’ın, Hazine’den sorumlu devlet bakanı görevinde olduğunu da ekleyelim.

Adana Cezaevi ihalesindeki usulsüzlük

Sayıştay raporlarındaki bir bilgi çarpıcıydı. (Anka Ajansı 30 Eylül’de geçti)

Sayıştay’ın Adalet Bakanlığı raporu, Adana Kürkçüler Cezaevi ihalesi kapsamında bir usulsüzlüğü ortaya çıkardı. İhalenin ana konusu cezaevi binası yakınında, bir yapı daha projelendirilmişti: “Vardiya Alarm Toplanma Tesisi”. Bütçe ödeneği bu amaçla çıkarılmıştı. Ancak Adalet Bakanlığı, alarm toplanma tesisi yerine, hakim ve savcı lojmanı yaptırmıştı. Cezaevi kampus alanının 20 kilometre uzağında ama Adana Adliyesi’ne yakın.

Sayıştay, bu duruma “mealen” dedi ki:

“Bir ödeneği, tahsis amacına göre kullanmak en önemli bütçe ilkelerinden biri. Vardiya alarm toplanma binası yapacağım diye aldığın bir ödeneği cezaevi binasının çok uzağında hakim ve savcılara lojman olarak yaptırman kanuna uygun değil.”

Aykırılık bu kadar da değil. Hatırlatalım: Adalet Bakanlığı, 21/b usulüyle cezaevi yapma yetkisini OHAL’de çıkarılan bir KHK ile almıştı. Sayıştay bunu hatırlatarak, “Bu yetkiye lojman dahil değildi. Eğer lojman yaptıracaksan açık ihale usülüyle yapmalıydın.”

Bunca bilgiyi hatırlatmamın nedeni, raporda bu ihaleyi üstlenen firma ile ihale bedeli bilgilerinin olmayışı. Sonrasında bir değişiklik olmadıysa, Adana Kürkçüler Cezaevi ihalesini 21/b usulüyle üstlenen firmanın adı Diy-Mar İnş+Akar Müşavirlik. 2017 yılı ağustosunda yapılan bu ihalenin sözleşme bedeli ise 201.3 milyon TL’ydi.

Kaynak: Sözcü

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur