Kadın Savunma Ağı çalıştayının sonuç metni yayımlandı: “Yaşasın dayanışmamız, yaşasın feminist özsavunmamız”

Kadın Savunma Ağı, pandemi dolayısıyla 2 yıldır yapamadığı kadın yaz kampını bu sene tüm Türkiye’deki gönüllüleriyle çalıştay olarak İzmir/Dikili’de düzenledi. Çalıştayda kapitalizmin güncel krizlerinin dinamikleri ve kadınlar üzerindeki etkisi ve krizler karşısında kadın hareketinin stratejisinin nasıl olması gerektiği, tartışmaların ana konusu oldu. Çalıştayın sonuç metni yayımlandı. Metinde patriyarkal kapitalizmin çoklu krizleriyle nesneleştirilen tüm kadınlara, feminist direnişi yeniden kurma çağrısı yapılırken "Gelin Kadın Savunma Ağı’nı bulunduğumuz her yerde kuralım" denildi

Kadın Savunma Ağı çalıştayının sonuç metni yayımlandı: “Yaşasın dayanışmamız, yaşasın feminist özsavunmamız”

Pandemi koşulları dolayısıyla online çağrının yapılmadığı ve 70 kadının katıldığı Kadın Savunma Ağı Çalıştayı’nda gelecek dönem programını oluşturmak için 3 gün boyunca kadınlar pek çok başlıkta tartışmalar yaptı. Yapılan tartışmalar, Kadın Savunma Ağı’nın sitesinde de özetlenmişti. Bugün ise çalıştayın sonuç metni yayımlandı.

24-26 Eylül tarihleri arasında İzmir’in Dikili ilçesinde kamp yapan kadınlar sonuç metninde “Artık çok daha iyi biliyoruz. Biz kadınlar yan yana geldiğimizde, dayanışma kurduğumuzda, birlikte daha güçlüyüz. Örgütlü olmak bizim gücümüz. O halde kadından kadına kurduğumuz ağları çoğaltmak için daha ne bekliyoruz. Gelin Kadın Savunma Ağı’nı bulunduğumuz her yerde kuralım” dedi.

Sonuç metninin tamamı şu şekilde:

2017 yılında Kadın Savunma Ağı olarak “kadın kadını savunur” diyerek bu çağrıyla çıkmıştık yola. Şimdi birbuçuk yılı aşkın süredir pandemi koşullarında yaşayan; yarısı pandemiyle geçen bir kadın örgütü inşa etme deneyiminin içinden geçen kadınlar olarak konuşuyoruz: Dört yanımız patriyarkal kapitalizmin yol açtığı yıkımla, “krizin binbir tonuyla” kuşatılmışken, artık çok daha fazlasını, çok daha iyi biliyoruz!

Bu bilgiyle özgürlükten, kaynaklardan ve güvenlikten yoksun bırakılarak nesneleştirilen bedenlerimizi ve varlıklarımızı bu yıkıcılığın karşısına dikiyoruz. Savaş ganimeti, üretim-yeniden üretim aracı, damızlık kız ve erkek egemenliği alanı nesneler haline getirilmeyi reddediyoruz. Aklımızdan, emeğimizden, eylemimizden ve birbirimizin ellerini tutan ellerimizden güç alarak arzulayan, düşünen, eyleyen ve hayatı dönüştüren öznelere dönüşüyoruz. Erkek egemenliğinin değerleriyle örülen neoliberal bireyciliğin karşısına feminist toplumsallığımızı; pandeminin başından beri bize güç veren feminist özsavunma ağlarımızı koyuyoruz. Kapatıldığımız evlerden birbirimizle paylaştığımız dertlerimizi; dertlerimize çare olsun diye ürettiğimiz feminist politikaları; kadınlara, LGBTİ+’lara yönelik erkek şiddetinin, kadın cinayetlerinin yükseldiği bir dönemde İstanbul Sözleşmesi’ni yürürlükten kaldıran iktidarın sokaklarda karşımıza diktiği barikatları yıkan kolektif gücümüzü harmanlayarak, feminist direnişin yeni yollarını, araçlarını, kazanımlarını hayal ediyoruz!

Hayalimizi feminist analizle, siyasetle, mücadeleyle ve örgütlenmeyle gerçeğe dönüştürmek için gözümüzü kaçırmadan yaşadığımız gerçekliğe bakıyoruz. Bu gerçekliğe karşı harekete geçmeye cüret ediyoruz. Patriyarkal kapitalizmin çoklu krizleriyle nesneleştirilen tüm kadınları (“Trans kadınlar kadındır!”), feminist direnişi yeniden kurmaya çağırıyoruz. Dünyayı sırtında taşıyanları, bizi ezen toplumsal koşulları kolektif direnişimizle alteden failler olmaya; feminist bir özsavunma hareketi kurmaya çağırıyoruz!

İstanbul Sözleşmesi biziz! Kadın kadını ekonomik krizlere, işsizliğe, bakım yüküne karşı savunur!

Patriyarkal kapitalizmin pandemik saldırıları içinde kadınları hedef alanlar özel bir ağırlığa sahip. Yaratılan büyük istihdam krizinin ve toplumsal krizin yükü, orantısızca kadınların sırtına yüklendi. Gelir kaynakları yok edilen, ağır borç yükünün altına ezilen “artık nüfus” yığınlarının içinde, en çok kadınlar işsiz veya en niteliksiz işlere mahkûm kaldı. Özelleştirilerek ve özel alana itilerek sırtımıza yıkılan bakım işlerinde emeğimiz sonsuz bir kaynak gibi sömürüldü; enerjimiz kırılma noktasına kadar gerildi; zorunlu sosyal bağları sürdürme yeteneğimiz sonuna dek tüketildi. Milyonlarca insanı hiçbir önlem almadan sürü bağışıklığıyla istihdam etme ve patentli aşı siyasetleri, sağlık sorununu ücretli-ücretsiz çalışan kadınların sırtına yükledi. Çoğunlukla ön cephe mesleklerde çalışan kadınların (bakım işçileri, sağlık sektörü ve market çalışanları) sağlık riskleri ve çalışma koşulları ağırlaştı. Teknoloji devlerinin trilyonlarını katlayan evden-uzaktan çalışma yöntemleri, artan çocuk bakımı ihtiyacı ve evde eğitim yükünün kadınların sırtına yıkılması, kadınların ücretsiz çalışma süresinde artışa ve geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin pekiştirilmesine yol açtı. Kadın işsizliği, erkek egemenliğinin en önemli kaldıraçlarından biri haline getirildi.

Yaşadığımız bakım krizinin de, kadın işsizliğinin de yapısal olduğunu biliyoruz. Feminist özsavunma hareketi bakım krizine, kadın işsizliğine karşı feminist dayanışmamızla, feminist taleplerimizle bu yıkımı durduran, gerileten, tersine çeviren bir özne yaratmaktır. Borçlu, işsiz ya da güvencesiz çalışan, evin- ailenin-toplumun tüm yükünü sırtlayan; emeği görünmeyen, karşılıksız kalan, sonsuz bir kaynak gibi sömürülen tüm kadınların itaatsizliğiyle oluşacak bu öznenin, patriyarkal kapitalizmin karşısına dikilmesi gerektiğini biliyoruz. Sadece kitlesel protestolarla değil, ev ev, işyeri işyeri, sokak sokak ve okul okul tüm yerelliklerde kolektif gücümüzü örgütleyeceğiz.

İstanbul Sözleşmesi biziz! Kadın kadını erkek şiddetine, faşizme ve dinci gericiliğe karşı savunur!

İşsizlikle, bakım emeği yüküyle hapsedildiğimiz evler kadınlar, çocuklar ve LGBTI+’lar için birer şiddet yuvası haline geldi. O evlerde cinsiyetçi eril işbölümüyle bir yandan değersizleştirip, bir yandan kutsallaştırılan bakım emeğinin sürekliliği, sadece evlerde değil, sokaklarda, kentlerde, meydanlarda ve tüm ülkede kadınların özerkliğini yok eden erkek şiddetiyle yönetildi. Evin içindeki şiddet evin dışındaki şiddetle; erkek şiddeti devletin şiddetiyle, neoliberal patriyarkal sömürü yaygın ırkçılık-göçmen, kadın düşmanlığı ve dincilikle şekillenen faşizmle her zamankinden daha çok bütünleşti; hayatımızın her alanını kuşattı. Patriyarkal kapitalizmin birbirinin üstüne yığılarak derinleşen çoklu krizleri karşısında demokratik usulleri tümüyle terk eden iktidar, patriyarkanın krizine karşı erkeklere kadınlara, LGBTİ+lara, göçmenlere, “düşman” ilan edilenlere “vurma özgürlüğü” bahşetti. Cezasız bırakılan erkek şiddeti ve kadın düşmanlığı, patriyarkal kapitalizmin meşruiyet krizinde faşist rejimlerin en önemli çimentolarından biri haline getirildi.

Feministlerin yazdığı İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı alan, faili devlet adamları olan kadın cinayetlerini örtbas edip cezasızlıkla ödüllendiren, kadınların hak arama mücadelesinin karşısına barikatlar kuran, LGBTİ+’ları yok sayıp nefreti örgütleyen faşizmin ve onun en önemli dayanaklarından birisi olan erkek şiddetinin karşısında direnmek dışında bir seçeneğimiz yok. Feminist özsavunma, erkek şiddetine ve faşizme karşı; erkek egemenliğinin ve faşizmin politik ve toplumsal normlarını temelden ihlal eden aşağıdan bir direniştir. Bu saldırılar karşısında feminist özsavunmayı faşizmin/erkek egemenliğinin karşında kolektif bir hareket biçimine dönüştürüp birbirimizi savunurken, hep birlikte üreteceğimiz yol ve yöntemlere, genişleyen alet çantamıza, yanyana geleceğimiz herkese şimdiden merhaba!

Dinsel baskılar Afganistan kadar uzağımızda değil. Dinci gericilik faşizmin ve patriyarkayı doğallaştırmanın bir başka temel aracı haline getirilirken, hayatlarımızın her anına, makbul/makbul olmayan kadın ayrımlarını dayatan Diyanet fetvalarıyla şekil verilmeye; kadınlar aileye, çocuklar imamhatiplere kapatılmaya çalışılıyor. Ataerkil egemenlik ve sömürü ilişkilerini “doğallaştıran”, dinsel kurum ve uygulamalarla mücadele ancak yeni bir kurucu toplumsal ilke olarak feminist laiklik mücadelesiyle mümkün. Laikliği savunacağız, hayatımızın kamusal-özel-etik-bedensel-düşünsel hiçbir alanında dinsel baskılara, dinsel kurumların ve dinselleştirilmiş toplumsal ilişkilerin açık veya örtük egemenliğine boyun eğmeyeceğiz; Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya başta kürtaj hakkı olmak üzere dinci gericiliğe karşı mücadele eden kadınlarla yan yana gelerek gücümüzü ve feminist laiklik mücadelemizi büyüteceğiz.

İstanbul Sözleşmesi biziz! Kadın kadını ekolojik krize, doğanın yıkımına karşı savunur!

Kriz pandemiyle başlamadı ama pandemi bu krizin sonucu. Patriyarkal kapitalist üretim ve birikim modelleri gezegenimizin en ücra köşelerini, en derin yerlerini, ağaçlarını, sularını, topraklarını, hayvanlarını tıpkı kadın bedeni ve emeği gibi sömürgeleştiriyor. Yağmur ormanları, dereler, yeraltındaki madenler ve sular, gezegenimizin her parçası kar için satılabilir-öldürülebilir-işgal edilebilir nesnelere dönüştürülüyor; gezegenimiz ve içindeki canlılar öldürülüyor. İklim krizi ve hayvanlardaki patojenlerin insanlara aktartılmasına yol açan kapitalist biyo-kütle ticareti, başta kadınlar olmak üzere dünyanın ezilenlerini süreklileşen bir felaketler dizisi içinde hayatta kalma savaşı vermek zorunda bırakıyor. Milyarlarca hayvana işkence eden, öldüren endüstriyel hayvancılık ve bağlı sektörler iklim krizine yol açan sera gazı salınımının ve ekolojik kriz içinde giderek büyüyen gıda krizinin başlıca sorumluları.

Bedenlerimizi, ağaçları, hayvanları yaşamın her parçasını sürekli kar elde edilebilecek egemenlik nesnelerine dönüştürenler eşit ve özgür bir parçası olarak yaşamak istediğimiz dünyayı çürütürken, hepimizi öldüren bir sisteme eşit biçimde katılamayacağımızı biliyoruz. Kadınlar olarak “doğaya daha yakın” olduğumuz için değil, doğa ve kadın bedeni üzerindeki tahakkümle yağmanın; ekolojik krizin ağırlaştırdığı erkek egemenliğinin ancak birlikte son bulacağını bildiğimiz için feminist ekoloji mücadelesini, feminist bir özsavunma hareketi olarak iklim krizine, doğanın yıkımına, sömürgeleştirilmesine ve erkek egemenliğine karşı mücadele eden tüm kadınlarla birlikte büyüteceğiz.

Artık çok daha iyi biliyoruz: Yalnızlığımızın, açlığımızın, mutsuzluğumuzun sorumlusu neoliberal patriyarkal kapitalizm. Ama artık birşeyi daha çok daha iyi biliyoruz: Bizler, kimi biyolojik özelliklere sahip insanları “kadınlar ve erkekler” haline getiren toplumsal-tarihsel egemenlik ilişkilerine karşı, kendisini direnişle inşa eden özneyiz. Bizler ne mutlak/özsel/doğal bedenler, ne söylemde/performansta kurulan kimlikler olarak değil, patriyarkanın cinsiyetçi işbölümü tarafından ve ona karşı direnişte oluşan; bu tarihsel ikiliği ancak maddi temelleriyle aşarak özgürleşebilecek bir direniş kategorisi olarak “kadınlarız”. Bize göre feminizm bir kimlik siyaseti değil, farklı bedenli-sınıflı-ırklı vs. konumlardan da yaşanan patriyarkal kapitalist ezilme-sömürülme deneyimine karşı kadınların kolektif siyasal direniş pratiği; patriyarkanın aramıza çizdiği sınır çizgilerine karşı bir aracı deneyim köprüsü; bizi örgütleyen ve bizim örgütlediğimiz harekettir.

Sadece birbirine benzeyen kadınları değil, patriyarkal tahakküme maruz kalan tüm kadınları “patriyarkaya karşı bilinçli suç ortaklığımızın” parçası; trans kadınları da cis kadınları da feminist hareketin özneleri olarak görüyoruz. Feminist bir örgütün en önemli amacının, patriyarkal kapitalizmin savaş alanı haline getirdiği insani varlıklarımızın özgür kolektif birliğini yaratmak, oluşturacağımız güçle bugünü değiştirmek ve geleceği kurmak olduğunu biliyoruz. Bizleri zorunlu annelik-zorunlu bakım emeği-zorunlu aile-akrabalık ilişkilerinin hapishanesine kapatıp yalnızlaştıran patriyarkal kapitalizme karşı yıkıma sürüklenen, yok sayılan başta LGBTİ+ bireyler ve emeğiyle geçinen tüm insanlar, büyük insan kitleleri, gezegen ve canlılarla kuracağımız mücadele birliğini, özerklik ve sınır çizgilerine saygıya dayalı gönüllü bir akrabalık bağının parçaları sayıyoruz.

Yaptıklarımız kadar yap(a)madıklarımızın, katkılarımız kadar eksiklerimizin ne olduğunu biliyoruz. Sadece eylem anında değil hayatın her anında ve alanında yanyana duran kadınların üretken birliği feminist kamusal alanı olarak feminist bir örgütü inşa edebilmenin, hedeflediğimiz kolektif güçlenme aracına dönüştürebilmenin ellerimizde olduğunu biliyoruz. Deneyimlerimizi, örgütlülüğümüzü, emeğimizi, politik iddiamızı, hem örgütlü gücümüzü, hem de kadın hareketini güçlendirmek için seferber etmenin mümkün olduğunu da biliyoruz.

Kadın Savunma Ağı’nın tüm gönüllülerini bugüne kadar kullandığımız tüm kolektif güçlenme ve feminist özsavunma araçlarına, patriyarkal kapitalizmin çoklu krizininin merceğinden yeniden bakarak yaratıcı katkılarda bulunmaya; “İstanbul Sözleşmesi Biziz” diyen feminist bir örgütü, hayatın her alanını sarmalayan feminist bir özsavunma hareketini inşa etmenin neşesini ve coşkusunu büyütmeye çağırıyoruz.

Kadın Savunma Ağı olarak yola çıktığımız ilk günden beri feminist harekete güç veren; işte, evde, parkta, mahallede ve sokakta feminist ilişki ağlarını yaygınlaştırmaya çalışan bir örgüt olarak tüm kadınlara yeniden sesleniyoruz: “Gelin beraber dünyayı değiştirelim, gelin beraber birbirimizi güçlendirelim, gelin birbirimizi savunduğumuz, kolladığımız, önemsediğimiz ağları örgütleyelim”. Gelin dayanışmamız ve feminist özsavunmamızla yeni bir dünyanın kurucuları olalım.

İlgili haber:

Sendika.Org

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur