Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, Güney’de örgütleniyor: “Öğretmenlerin birlikte hareket etmekten başka çaresi yok”

30 Ağustos'ta kuruluşunu duyuran Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, Akdeniz illerinde de yaygın bir örgütlenmeye girişmiş durumda. Özel sektörde çalışan öğretmenlerin yarıdan fazlasının "merdiven altı" diye anılan kurumsallaşmamış işyerlerinde çalıştığı ve bu eğitim emekçilerinin pandemide mutlak güvencesizlikle karşı karşıya geldiği koşullar önce dayanışma ardından da sendikal örgütlenme çabalarını kamçılamış. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, "Öğretmenlerin güvencesizliğe ve mesleğin değersizleştirilmesine karşı bir araya gelmekten başka çaresi yok" diyor

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, Güney’de örgütleniyor: “Öğretmenlerin birlikte hareket etmekten başka çaresi yok”

Özel okullar ve kurs merkezlerinde kısa süreli sözleşmelerle, esnek çalışma saatleri ve mobbingle güvencesiz çalıştırılmaya mahkum edilen öğretmenler, pandemi sürecinde derinleşen hak gasplarına karşı dayanışma ağlarıyla başlattıkları mücadeleyi Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ile büyütüyor.

“Özel öğretim kurumlarına sendika girecek” iddiasıyla yola çıkan sendika, geçtiğimiz günlerde kuruluş işlemlerini tamamlayarak e-devlet sisteminde görünmeye başlamış ve özel eğitim kurumlarında çalışan tüm öğretmenleri üye olmaya çağırmıştı.

ÖZEL SEKTÖR ÖĞRETMENLERİ SENDİKASI, TÜM ÖĞRETMENLERİ ÜYELİĞE ÇAĞIRIYOR

Antakya’dan fizik öğretmeni İsmail, Mersin’den tarih öğretmeni Ceren ve Antalya’dan biyoloji öğretmeni Yiğit ile özel sektör öğretmenlerinin pandemi sürecindeki deneyimlerini, sorunlarını ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın Güney bölgesindeki örgütlenme mücadelesini konuştuk.

Üç yıldır kurs merkezlerinde öğretmenlik yapan İsmail, “İlk yıldan itibaren sömürü başlıyor: Uzun çalışma saatleri, düşük ücretler vs. Pandemi süreciyle ise bu haksızlıkları iliklerimize kadar hissettik” derken, altı yıldır çeşitli özel kurumlarda çalışan Ceren öğretmene göre, “Geçim sıkıntısını fırsat bilen patronlar, bu süreci muazzam boyutlara varan emek sömürüsüyle yürütüyor.”

Antalya’da son iki yıl içinde yoğun bir çalışma temposuyla üç ayrı kurumda öğretmenlik yaptığını belirten Yiğit ise “Her geçen yıl güvencesizliği hayatın her alanında hissediyorum” diyor. Üç öğretmen de sendikalaşma konusunda ortak bir mesaj veriyor: “Özel sektör öğretmenlerinin birlikte hareket etmekten başka çaresi yok.”

KAĞIT ÜZERİNDE HAKLARIMIZ VAR AMA…

Pandemi sürecindeki uzun kapanma dönemi boyunca en çok zorlanan grupların başında öğretmenler geliyor. Kuşkusuz, özel sektör öğretmenleri bu zorluğu daha yakıcı hissetti. Bu dönemde neler yaşadınız?

İsmail: Pandemi döneminde özel sektör öğretmenlerinin yaşadığı sorunları üç kategori üzerinden anlatabilirim. Bu, farklı kurumsallaşma düzeyleri olan okullara göre şekilleniyor. Birincisi, sektörde kurumsal olmayan yerler var, ben bunları “merdiven altı kurslar” olarak nitelendiriyorum. İkincisi yarı kurumsal işleyenler, üçüncüsü ise kurumsal olarak faaliyet gösterenler. Buralarda çalışan öğretmenler, bulundukları kuruma göre pandeminin yakıcılığını farklı düzeylerde hissettiler.

Mesela kurumsal olmayan yerlerde çalışan öğretmenler kapanma dönemi boyunca işten atıldılar. Yani yaklaşık 1,5 yıllık bir süreden bahsediyoruz ki bu öğretmenler sigortaları olmayan ve elden ücret alan insanlardı. Devlet de resmi olarak çalışıyor görünmedikleri için bu öğretmenlere ücretsiz izin desteği ya da kısa çalışma ödeneği vermedi.

Yarı kurumsal yerlerde, örneğin önceden kurs olan, ardından kolej olarak faaliyet göstermeye devam edenler öğretmenlerin sigorta girişlerini yaptığı için ücretsiz izin desteği ya da kısa çalışma ödeneğinden faydalanabildiler. Bu, 1200-1500 lira arası bir meblağdı. Ve bazı kurumlar, sadece bu ücreti alan öğretmenlerin Zoom üzerinden ders vermeye devam etmesini isterken, bazıları da üzerine bir miktar daha ekleyerek kapanma döneminde sistemi işletmeye devam ettiler.

Kurumsal olan, köklü yerler ise gerekli altyapıyı kurup öğretmenlerin okula gelmesini ve çevrimiçi olarak derslerin verilmesini sağladıktan sonra ücretleri tam olarak yatırdılar. Ancak bunlar da, örneğin 4000 TL alan bir öğretmenin ücretsiz izin desteği ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanmasını sağlayıp maaşlarının kalan kısmını elden verdiler. Yani kapanma sürecinde çalışmaya devam eden öğretmenlerin sigorta primleri yatırılmazken işsizlik sigorta fonundan sağlanan ödenekler burada da patronların çıkarına kullanılmış oldu. Yetmedi, bu kurumlar, bazı aylarda yatırdıkları maaşlarda kesintiye gittiler. Kısacası, en kurumsal yerde çalışan öğretmenler bile bu mağduriyetleri yaşadı.

Vaka sayılarının en yüksek olduğu dönemlerde dahi öğretmenler olarak okuldaydık ve dip dibeydik. Koronaya yakalanan arkadaşlarımız oldu ve işe gelmedikleri günler maaşlarından kesildi. Kağıt üzerinde haklarımız var ama pratikte bunları kullanamayacağımız bir sistem işliyor ve pandemi sürecinde bu durum iyice ayyuka çıkmış oldu.

YA İŞSİZLİK YA DA KORKUSU

Bu süreçte devlet, patrondan yana tavır almayı sürdürdü ve onları destekledi. Bize düşen ise ya işsizlik ya da işsizlik korkusu oldu. İşimiz kaybetmemek için daha uzun çalışma saatlerine, düşük ücretlere ve güvencesizliğe teslim olduk. Örneğin pandemi öncesinde 08.00-18.00 arası çalışırken, pandemide saat 21.00’a kadar Zoom üzerinden dersler verdik, soru çözüm gruplarındaydık vs. Ya da saat 18’e kadar kurumlardaydık, ardından eve geçip bu kez de gece 9’a kadar Zoom üzerinden öğrencilerle soru çözüyorduk.

Bu süreçte hem fiziksel hem de psikolojik anlamda yıprandık. Zaten pandemi nedeniyle sağlığımızdan endişe ediyorduk. Diğer yandan çocuğu olanlar, anne ve babasına bakmak zorunda olanlar… Mesela anne veya babasının ödemesi gereken borçlar var, yaşlı oldukları için anne ve baba bankaya gidip ödeyemiyor. Bu durumda öğretmen anne ve babasının yerine borcu ödemeli fakat bunun yerine kuruma ders vermeye gidiyor. Burada öğretmen borç ödemeye mi gitsin yoksa kuruma ders vermeye mi gitsin? Bir örnek sadece. Buna benzer çok fazla çaresizlikler yaşadık.

MAAŞ YERİNE HARÇLIK

Ceren: Pandemi süreci başladığında bir kurumda halihazırda görev yapmaktaydım. Pandemi her yönüyle insanları çok zor süreçlerin içine soktu. Bizler de hem sağlık sorunlarının hem de mesleki faktörün getirdiği zorlukları bir arada yaşamak zorunda kaldık. Elbette en yoğun biçimiyle risklerle karşı karşıya kalan sağlık çalışanları oldu.

Okulların kısa süre içinde kapatılıp uzaktan eğitime geçilmesi aslında özel kurumlarda hemen aynı etkiyi yaratmadı. Zira kurum sahipleri yayılan haberleri sürekli atlatmaya, kurumun açık kalacağını belirtmeye devam ettiler. Bir süre bunun sürmesi şüphesiz öğretmenler, veliler ve öğrenciler açısından kafa karıştırıcı olmaya devam etti. Okulların kapanacağı kesinleştiğinde ise uzun saatler devam eden online eğitim süreci başladı.

Benim çalıştığım kurum zorunlu olarak online eğitimi de okuldan yürütmemizi istedi. Bu bir şekilde anlaşılabilir gelse de aslında internet sisteminin yeterli olmadığı, bizim kendi imkanlarımızı kullandığımız, kaçak biçimde gelen öğrencilerle yüz yüze olmaya mecbur kaldığımız durumlara sebep oldu. Evlerimizden verdiğimizde ise kurum sahiplerinin zamansız ve usulsüz kontrol mekanizması işletip online derse müsaadesiz dahil olma hali durumu daha da can sıkıcı hale getirdi. Tüm bunların yanında yaşadığım en yıpratıcı durum kurum müdürünün maaş yerine cebimize harçlık sıkıştırması oldu sanırım. Buna itiraz ettiğimizde ise -sanırım bunu bir tek ben yaptım- bu süreçte kayıtların geri çekilmiş olması bahane edildi. Benim ders saatlerimde değişiklik olmamasına rağmen bunu yaşadım.

EĞİTİMİ HİZMET SEKTÖRÜYLE EŞDEĞER TUTAN ZİHNİYET

Yiğit: Pandemiyle birlikte eğitimdeki piyasalaşmanın ne kadar derinleştiğini gördük aslında. Eğitimci olmayıp, eğitimi sadece hizmet sektörüyle eşdeğer tutan zihniyetlerin açtığı ve bizlerin de işsiz kalmamak adına çalışmak zorunda olduğumuz kurumlarda sigortasız çalıştırılma, evden çalışma bahanesiyle maaşların yarı yarıya düşürülmesiyle karşılaştık. Bu hak ihlalleri kurumlar arasında farklılık gösterse de bu süreç herkes gibi öğretmenler açısından da zorlayacı oldu. Online eğitime geçilmesiyle ders notlarının sürece uygun hale getirilmesi, sürekli bilgisayar başında olmamız hem psikolojik hem de fiziksel açıdan sağlık sorunlarını beraberinde getirdi.

ÖZEL OKUL ZİNCİRİ SAHİBİNİN EĞİTİM BAKANI YAPILDIĞI ÜLKEDE

Yani özel sektör öğretmenlerinin birlikte hareket etme ihtiyacı pandemi süreciyle birlikte hasıl oldu diyebilir miyiz?

Ceren: Kesinlikle öyle. Yıllardan beri süren bu durum aslında pandemi ile zirveye ulaştı ve öğrencilerle birlikte öğretmenlerin de yaşadığı niteliksiz koşullar eğitimin adeta sermayeleştirildiği ülkede bir arada olmanın, örgütlü mücadele etmenin önemini bir kez daha gösterdi. Özellikle iktidar-cemaat kavgaları içinde başlayan dershane, etüt düzenlemeleri ile birçok kurum başka başka adlarla “merdiven altı” diye tabir edebileceğimiz şekilde çalışmaya başlayınca öğretmenlerin kayıtsız ve sigortasız, yani zulüm denilecek koşullarda çalıştırılmasına elverişli ortam hazırladı. Özel okul zinciri sahibinin Milli Eğitim Bakanı yapıldığı ülkede eğitimin de tüm devlet mekanizmasında olduğu gibi şirket biçimiyle yönetilmesi şaşırtıcı olmasa gerek. Ama şaşırtıcı olmaması buna razı olacağımız anlamına da gelmiyor tabii.

Yiğit: Elbette. Eğitimin özelleştirilmesiyle uzun yıllardır bu sorunlarla mücadele ediyoruz aslında. Ancak pandemi koşullarında bu sorunlar giderek arttı. Bu dönemde sağlığımızın hiçe sayılıp değersizleştirildiğimizi hissettiğimizde de bir araya gelme ihtiyacımız bizi örgütlü mücadeleye yöneltti.

PANDEMİYLE BİRLİKTE DURUM DEĞİŞTİ

İsmail: Özel sektör öğretmenlerinin örgütlenme ihtiyacı yeni değil. Uzunca zamandır böyle bir ihtiyaç vardı ama bu neden gerçekleşmedi? Bana göre bunun yanıtı patronların örgütlülüğü, işsizlik korkusu ve hiçbir şeyin değiştirilemeyeceğine dair öğrenilmiş çaresizlik. Ancak pandemiyle birlikte bu durum değişti. İlk olarak bir dernek tecrübesi ile bu ihtiyaca yanıt verildi. “Özel Sektör Öğretmenleri Birlikteliği Derneği” adıyla kurulan yapılanma kısa sürede kitleselleşti ancak bürokratik yönetim anlayışının ve sistem eksenli bakış açısının bizim ihtiyaçlarımıza yanıt vermediğini gördük.

Bizim ihtiyacımız, hak mücadelesinin asgari taleplere indirgenmediği, özellikle yerellerdeki öğretmenlerin sözünü söyleyebildiği daha demokratik bir yapıya sahip olan ve emek eksenli bir bakış açısına sahip olan bir yapılanmaydı. Bundan hareketle Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası kuruldu. Farklı kentlerde çalışan bir grup öğretmen olarak önce Telegram ve WhatsApp gruplarında bir araya geldik, ardından çevrimiçi bir toplantıyla sorunlarımızı ve çözüm önerilerini masaya yatırdık. 8-10 kişiyle başlayan bu toplantılarda demokratik ve emek eksenli bir mücadelenin sendika ile yürütülebileceğini tartıştık. İlk olarak sosyal medyada “Özel Sektör Öğretmenleri Sendika Girişimi” adıyla bir sayfa kurduk ve çağrı yaptık. Kısa süre içinde de kitleselleştik. Resmi olarak 30 Ağustos 2021 günü İstanbul’da düzenlenen “Öğretmen Buluşması” ile kuruluşumuzu ilan ettik.

ÖZEL SEKTÖR ÖĞRETMENLERİ SENDİKASI YOLA ÇIKTI: ARTIK DAHA GÜÇLÜYÜZ

GÜVENCESİZ ORTAMIN KAMÇILADIĞI BİR KARARLILIK DA VAR ASLINDA

Güney bölgesi özelindeki örgütlenme çalışmalarını düşündüğümüzde ne gibi zorluklar var karşınızda?

İsmail: Bu bölgede örgütlenirken birçok kentten öğretmen ulaştı bize. Antalya’dan, Adana’dan, Antep’ten, Mersin’den, Isparta’dan, Muğla’dan… Yani çoğu yerde varız. Küçük şehirlerde patronlar kendi aralarında daha fazla örgütlüdür. Her ne kadar rakip olsalar da söz konusu öğretmen hakkı ve güvencesi olunca birbirleriyle sürekli iletişim halindeler. Dolayısıyla patronu karşınıza alıp hakkınızı aradığınızda direkt işsiz kaldığınız gibi başka bir yerde iş bulmama riskiniz de var. Ayrıca küçük şehirlerde hem “tanıdık kişi” aracılığılıyla işe girme kolaylığı hem de hakkınızı ararken işsiz kalma riski nedeniyle akıllara ilk olarak örgütlü mücadele etmek gelmiyor.

Ceren: Aslında yaşanabilecek zorluklar temelde her bölgede benzerlik gösteriyor. Özellikle yıllardır bahsettiğimiz zorluklara maruz bırakılmış, işten çıkarmalarla, maaş düşürmelerle tehdit edilmiş öğretmenler hem güvencesizlik hem de işsiz kalma endişesini taşıyabiliyor. Bu hepimizde yaşanabilecek en doğal reaksiyonlardan biri aslında. Hepimiz işsiz kalmanın, güvencesiz çalışmanın neler getirdiğini biliyor, insanca yaşayamamanın ne demek olduğunu anlıyoruz. Bu yüzden bir araya gelirken hepimizin yaşadığı handikaplar, sıkıntılı süreçler olabilir ama bunlar güçlü biçimde el ele veremememize neden olamaz. Birlikte mücadele etmenin yaratacağı güven ve dayanışma hepimizi daha güçlü kılacaktır.

Yiğit: Genel olarak yaşanan zorluklar her bölgede ortak aslında. Özel sektörde çalışan öğretmenler olarak işten çıkarılma, mobbinge uğrama, ifşa edilme gibi endişeler taşıyoruz. Hepimizde güvencesiz ortamın kamçıladığı bir kararlılık da var aslında mücadele etme açısından. Birbirimizden aldığımız güç ve dayanışmayla bunların üstesinden geleceğimizi düşünüyorum.

BURADA BİR YANLIŞ VAR

Her sene değişen sınav sistemi sizleri nasıl etkiliyor?

İsmail: Her sene sınava giren öğrenci sayısı artıyor. Ben 2009’da sınava girdiğimde yanlış hatırlamıyorsam bir milyon civarı öğrenci vardı. Şimdi 4 milyona yaklaşmak üzere. Bu durum üniversite sayısı arttırılarak çözülmeye çalışıldı fakat maalesef nitelik düştü. Yani diplomalı işsiz sayısı arttı doğalında. Bir de öğrenciler tam olarak bilmedikleri için daha çok bölüm var diye sayısalı seçtiler. Bu durumda öğrenciler ya üniversiteyi bitiremediler ya da belki de sevmediği için mezun olduktan sonra işsizler kervanına katıldılar. Biz özel sektör öğretmenleri olarak burada bir yanlış görüyoruz fakat müdahale edici bir noktada bulunamıyoruz maalesef. Bunun yanında çok fazla öğrenci sayısı kapatılması hedeflenen özel öğretim kurslarının daha çok artmasına sebep olurken bu durum özel sektördeki öğretmenlere çok daha fazla mesai saati olarak geri dönüyor.

Ceren: Öğrencileri oldukça etkileyen bu durum aslında öğretmenleri de ziyadesiyle etkiliyor. Çünkü aslında değişen şey sadece sınav sistemi değil öğrencilerin öğrenme durumu, oturmuş düzen ve öğretmenlerin öğretim teknikleri. Bu durum öğretme ve öğrenme durumların kalıpsal olduğu anlamı ile karıştırılmamalı. Elbette her an değişen koşullarla eğitim sistemi ve eğitimciler kendini güncellemeli, çağdaş yöntemlere uyum sağlamalı. Ancak burada karşılaştığımız ise deneme tahtası ya da oyuncak gibi memnun olunmayan bir sistemin öğrencilerin ve öğretmenlerin psikolojisi, emeği düşünülmeden yerle bir edilmesi. Bakan değiştikçe sistemin değişmesi eğitimin şirketleştirildiğinin ve kişisel hırslara yem edildiğinin bir kanıtı olarak karşımızda.

Yiğit: Her sene değişen sınav sistemi öncelikli olarak öğrencileri etkilemekle birlikte öğretmenler içinde oldukça zorlayıcı hale geliyor. Özellikle son yıllarda değişen sistemin getirisi olan yeni nesil sorularla, farklı bir anlatıma geçmek zorunda bırakıldık. Bu durum hem öğrenci hem de öğretmen açısından düşünüldüğünde belli bir dönem alıştığımız düzlemin altüst edilmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla bu durum bizler için daha fazla mesai, kendini değişen duruma doğalından değil de bir baskıyla güncelleme, uyum sağlama ihtiyacını dayatıyor.

MERDİVEN ALTINDA ÇALIŞANLAR ÇOĞUNLUK

“Merdiven altı” olarak nitelendirdiğiniz kurumların kapatılması halinde kaç öğretmenin işsiz kalacağını düşünüyorsunuz?

İsmail: Çok fazla. Bu tarz kurumsal olmayan yerlerde çalışan öğretmen sayısı özel sektörde çalışan öğretmen sayısının yarısından fazladır bence.

Ceren: Sayısını tahmin edemeyeceğimiz kadar çok öğretmenin burada kayıtsız biçimde çalıştırıldığını düşünürsek binlerce insanın bu süreçten etkileneceğine emin olabiliriz. Ben bunların örneklerinden biriydim mesela. Her birimizin bu riskle hayatına devam ettiği bir gerçek.

Yiğit: İlk senemde yaşadım aslında bu durumu ve benim gibi birçok arkadaşımın da yaşadığını biliyorum. O yüzden kapatılırsa bu tarz yerler binlerce öğretmen arkadaşımız bu süreçten etkilenecektir.

Öğretmenler nasıl bir anlaşma ile çalışıyor bu kurumlarda?

İsmail: Bu merdiven altı kurs dediğimiz yerler de önemli sayıda öğretmen MEB’de çalışan öğretmenler oluyor. Tabii ki burada MEB’de çalışan öğretmenlere maaşlar yetemeyebiliyor. Kira, çocuk masrafları, artan enflasyon gibi sebeplerden ötürü… Geri kalan öğretmen ihtiyacı ise MEB’de çalışmayan öğretmenler ile 2-3 günlük resmi olmayan anlaşmalarla gideriliyor. Kurumsal olmayan bu tarz yerlerde çalışan özel sektördeki öğretmenler bu şekilde birkaç yer ile anlaşıyor ve kendini yeniden üretebilecek bir maaş elde edebiliyor tabii sigortasız bir şekilde. Zaten pandemide de en çok sıkıntı yaşayan bu öğretmenler oldu. Bu durumda bu kurumlar kapanırsa yine en çok zarar gören bu öğretmenler olacak.

Ceren: Kendi tecrübemden ve başka öğretmen arkadaşlarımın anlattıklarından yola çıkarsam emeğinin karşılığını almasını bırakın, onun yarısını dahi alamıyoruz. Bunun yanında güvencesizlikle sınanıyoruz. Hiçbir şekilde sözleşme bile görmemiş öğretmenler var. Diploma dahi sormadan sadece vereceği maaşa evet demesini arzulayan kurum sahipleri var. Bunlar anlaşmaların niteliğini gösteriyor.

Yiğit: Genellikle bu tarz kurumlarda branştan branşa değişen oldukça düşük fiyatlarla ders saat ücreti üzerinden anlaşmalar sağlanıyor. Hiç bir güvencenin sağlanmadığı, kurumu açma kapama görevini bile üstlenmeniz beklenen anlaşmalar bunlar. Bu tarz kurumlarda emeğinin karşılığını alamayan, haklarından habersiz birçok arkadaşımız çalışıyor.

ÖĞRETMENLER ODASINDA KONUŞTUĞUMUZ SORUNLARI BİR ÇIĞLIĞA DÖNÜŞTÜRELİM

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası olarak Güney bölgesindeki özel kurumlarda çalışan öğretmenlere çağrınız nedir?

İsmail: İster büyük şehirlerde ister küçük şehirlerde olsun, özel sektörde çalışan öğretmenler birlik ve dayanışma içerisinde olmadıkça daha çok sömürülecek. Sonuçta biz hizmet sektörünün içinde görülüyoruz, eğitim sektörü değil! Eğitim sektöründe süreç sonunda bir üretim vardır. Bir fikir, proje veya prototip… Bizim sektörde ise veliye hizmet var. Çocuğuna sınavda yüksek puan aldırmak isteyen veliye hizmet sunuluyor. İşsiz öğretmen sayısı muazzam boyutlara ulaşmış halde ancak kurumlar daha az sayıda öğretmen ile süreci yürütüyor ki bu da hem daha çok çalışma hem de daha güvencesiz çalışma demek oluyor.

Biz bu koşullarda ne kadar iyi öğretmen olursak olalım, ne kadar patronlarla iyi geçinirsek geçinelim, en çok zararlı çıkan yine biz öğretmenler olacağız. Özellikle bu ağır süreçte sosyal güvencelerimizi iyileştirmek, bunun yanında meslek itibarımızı geri kazanmak için yapmamız gereken tek bir şey var: Birlik ve dayanışma içinde örgütlü mücadele yürütmek. Patronlara şirin gözükerek en fazla birkaç yılımızı kurtarabiliriz. Fakat daha sonraki yıllarda sömürüyü ve hak gasbını bugün olduğundan daha çok hissedeceğiz. Dolayısıyla biz özel sektör öğretmenlerinin birlik olmaktan, birlikte söz söylemekten ve birlikte hareket etmekten başka çaresi yok. Tek başına değil, birlikte dayanışma ile daha güçlü durabilir, geleceğimizi kurtarabiliriz. Ayrıca özel öğretim kurumları hakkında bir karar alınacağı zaman en çok emek veren biz öğretmenlere de danışılması gerekir. Çünkü burada emek vermenin yanında gençleri hayallerine yaklaştıran da bizleriz. Bu yüzden bizim de bu sektörde söz hakkımız var demek için sendikalaşmamız gerekir.

Ceren: Bunu ancak sürecimizi gözden geçirerek anlayabiliriz. Bir girişim olarak başlayan süreç sendikalaşma halini tamamladı. Üyelik süreçlerimiz başladı. Şimdi sırada bizimle aynı dertlere, sorunlara, imkansızlıklara sahip her bir öğretmen arkadaşımızı bu sese ortak etmek, gerekirse bu düzene isyan ediyoruz demek, davet etmek vaktidir. Güvenceli yaşamak, haklarına sahip çıkan, meleğini yabancılaşmadan yapan öğretmenler olabilmek her birimizin isteği. Bu nedenle toplumsal cinsiyet eşitliğini, sosyal hakları, güvenceli yaşamı, cinsel yönelim eşitiliğini savunan, sömürüye, işçileştirilmeye, sermayenin çark dişlisi olmaya karşı duran her bir meslektaşımızı bizimle birlikte olmaya çağırıyoruz.

Yiğit: Bunu aslında yaşadığımız deneyimlere bakarak ortaklaştırabiliriz. Dayanışmayla başlayan süreç şu an sendikalaşmayla devam ediyor. En başta yapmamız gereken öğretmenler odasında konuştuğumuz sorunları büyük bir çığlığa dönüştürme ve her bir öğretmen arkadaşımızı bu sürece dahil etmek olmalı. Öğretmenler olarak güvenceli çalışmak, değersizleştirilen mesleğimizin her koşulda karşılığının olması için bir arada bulunmamız gerekli. Bu doğrultuda görülmez kılınan öğretmen emeğine karşı haklarını savunan, sömürüye dur diyebilen, cinsel yönelim eşitliğini savunan her arkadaşımızı sendikal mücadele içerisinde görmek istiyoruz.

Sendika.Org/Antakya (Vecih Cuzdan)

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur