Erdoğan’ın kafamıza attığı çayın öyküsü

Doğu Karadeniz halkının büyük çoğunluğunun geçimi çaya bağlı. Erdoğan’ın mitinglerde ve il gezilerinde halkın kafasına attığı çay paketleri ise, bölge halkının temel geçim olanağını elinden alıp sermayeye teslim etmeye yönelik bir planın özel bir simgesi. Çaykur’un kota kontenjan sınırlamalarına tepkisini eylemlerle gösteren çay üreticileri gerçek bir örgütlülük kuramazsa o planların altında kalacak

Erdoğan’ın kafamıza attığı çayın öyküsü

Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim. Çay sadece koyu bir demden ibaret değildir. Kiminin geçim kaynağı, kiminin sohbet sofrasına dem olan, kimininse tiryakisi olduğu, tabir yerindeyse “milli” içeceğimiz çay, ciddi bir rant kapısı haline geldi. Öyle uzun uzun ülkemizde çay tüketim istatistiklerini yazmayı gerektiren bir durum yok, ciddi bir çay tüketicisi ülkeyiz. Bunun en büyük nedeni, tiryakiliğin ve damak tadının ötesinde çayın yoksulların ve orta gelir grubunun ikramda kullanabileceği ekonomik ve pratik bir içecek olmasıdır. Haliyle sermayenin ve tabiî ki siyasal iktidarın da çaya özel bir ilgisi vardır.

Ülkemiz çay piyasası uzun yıllar ÇAYKUR tekelinde olsa da AKP iktidarı ile birlikte durum tamamen değişmiştir. Turgut Özal’la başlayan çayda özelleştirme ve ÇAYKUR’u tekel olmaktan çıkarma politikası, Recep Tayip Erdoğan ile birlikte sıçrama yaşamıştır. Bu özelleşme sürecinin yüzde 70’inde AKP iktidarının imzası vardır. Turgut Özal-Mesut Yılmaz ikilisinin başlattığı süreci Recep Tayyip Erdoğan tamamlamıştır.

Bir bölgenin geçimi çay üzerine kurulu

Köy ve kent arasında yaşayan yarı feodal yapıya sahip Doğu Karadeniz insanının tamamına yakını geçimini çaydan sağlamaktadır. Ticaretle ilgilenip ekonomik düzenini bunun üzerine kuran insanlar da çaydan gelen gelirle ticaret hayatını ayakta tutmaktadır. Eğitimden sağlığa, ulaşımdan hizmet sektörüne kadar, taşeron veya kadrolu işçi olan, memur, şoför, esnaf olan yöre insanı aileden çay üreticisidir. Bölgemizde çayla kurulan ekonomik ilişki çok çeşitlidir. Aileye ait çay üretiminden elde edilen gelir yeterli olduğu için çay tarımıyla ilgilenen, mevcut çay üretimi aileye yeterli olmadığı için memur olan veya iş bulmak için köyden ayrılan aile fertlerinden tutun da ailecek göç edip büyükşehirlerde iş bulup çay tarlasını kiraya vereninden, izin günlerini çay tarlasında geçireninden işsiz kalıp çay toplayanına kadar çeşitlilik gösteren çay üretim ilişkisi vardır. Bu üretim ilişkisinde yer alanları aile boyu üreticiler, çay toplayan işçiler (yarıcı, yevmiyeli veya götürü usulü çay toplayanlar) ile toplanan çayı işleyen nakliyeciler ve fabrika çalışanları (kadrolu-mevsimlik) olmak üzere sınıflandırabiliriz.

Artık orta sınıfın yok olduğu, zenginle yoksul arasında uçurumun açıldığı günümüz Türkiye’sinde, bölgemizde çaya bağımlı olmayan bir hayat kurmayı başarıp çayı yarıcıya (kiracı) bırakanlar dışında, çaydan bağımsız hayat kuramayanların, göçmen işçilerin, fabrikada taşeron-mevsimlik çalışanların tamamının ortak kaderi çaydır. Üstelik bu ortak kaderi taşıyanlar bölge nüfusunun yüzde 80’ine yakındır. Kısacası çaydan elde edilen gelir bölge insanının en önemli geçim kaynağıdır. Bu durum pandemi döneminde daha da görünür olmuştur. İşsiz kalan veya pandemi nedeniyle eve kapanalar için çay ciddi bir kurtuluş olmuştur. Çay tarlasında çalışarak işsizliğe, ekonomik sorunlara çare arayan bölge insanı, eve kapanmanın yarattığı psikolojik tahribattan uzak durmuş oldu

Çay üretiminde asıl yükü taşıyan kadınların emeği ise başlı başına bir yazı konusudur. Çaydan elde edilen gelir yetmeyeceği için erkekler önceliği başka bir işte çalışmaya verir. Eve kapatılan kadınsa hem ev içi işlerle hem de çay tarımı ile ilgilenmek zorundadır.

Çay sadece çay değildir

Bölgemizdeki çay üretim ilişkisinin anlatımını bir yazıya sığdıramayız ancak çaydan gelecek gelire bağlı bölge insanının kaderi ile oynayan, rant elde edenleri iki kelime ile anlatabiliriz: Halk düşmanları.

Erdoğan’ın her ziyarette halka fırlattığı çayın Orçay adlı bir markaya ait olduğu, bu firmadan 200 gramlık paketler halinde tanesi 4,20 TL’den 800 bin adet alındığı basına yansımıştı. Erdoğan’ın her fırsatta kafamıza çay fırlatmasının ardında işte bu Orçay’ı finanse etme isteği yatıyor.

Orçay sahiplerinin giderek çayda tekel haline getirilmesinin, AKP iktidarının çay üzerinden kurduğu saadet zincirinin, kontrgerilla ilişkilerinin ithal-kaçak çaya yönelmesinin arka planını okumadan anlayabileceğimiz bir şey değil çay.

Küçük bir işletmeden çay tekeline

1986 yılında Doğu Karadeniz’in ücra bir köşesinde kurulan çay fabrikası ile bu ücra köşede dünyaya gelip yıllarca ülkeyi yöneten kişi arasındaki ilişki, sadece Güneysulu olmakla açıklanabilir bir ilişki değildir. Rize Güneysu’da kurulan Orçay’ın (Ortaköy Çay Sanayi ve Ticaret A.Ş.), hızla büyümesi ve kısa süre önce halka arz edilmesi ile birlikte, artık çay devleri arasına girmeyi başarmış ve en nihayetinde çay tekelliğine doğru ilerlemiş olması ticari bir başarı değildir. Ortaklar Mehmet, Fatih ve Ahmet Erdoğan’ın (köylüleri Recep Tayyip Erdoğan’la aynı soyadını taşıyan bu ailenin) ticari hayatına baktığımızda bunu daha iyi anlıyoruz. Sadece ticari değil, aktif bir siyasi hayat da söz konusu. Fatih Erdoğan’ın eşinin AKP’den milletvekili olması da “ticari başarı”ya açıklık getiriyor.

Halka arz edilen Orçay kurulduğunda küçük bir işletmeydi. Bugün kendi ifadeleri ile 11 bin metrekare kapalı alan, günde 150 ton yaş çay işleme, yılda 2 bin ton kuru çay üretme ve 6 bin ton kuru çay paketleme kapasitesine ulaşmış durumda.

Halka arza toplam 75 bin 496 kişi katılmış. Halka arz fiyatı ve büyüklüğü 79 milyon 200 bin lira olan şirket 5,46 kat talep topladığı için 432 milyon 534 bin liraya denk talep oluşmuş. Belki bu rakamlar çayda tekelleşmek için yeterli değildir. Ancak Orçay’ın ortaklarından Mehmet Erdoğan aynı zamanda Çay Borsası’nın başkanlığını yapıyor ve şirketinin büyüklüğünü aşan bir güçle çay piyasasına yön verebiliyor.

Çay Borsası

Çay Borsası çay piyasasını düzenleyen neoliberal bir kurumdur. Bugün çayda yaşanan sorunların kaynağı yine bu borsa özelinde kurulan iktidar-sermaye ilişkisidir. Bu ilişki de özelde Recep Tayip Erdoğan-Mehmet Erdoğan ilişkisidir. Çaykur’un çay üreticisi halkı özel çay şirketlerinin insafına terk eden kota ve kontenjan uygulamasından vazgeçmemesinin nedeni özel sektörün daha çok çayı daha ucuza almasının önünü açmaktır. Çayda kota ve kontenjanı en çok savunan ve çayda özelleştirme programını uygulayan yine bu Çay Borsası’dır. Çay Borsası kota ve kontenjanı savunacak ki Orçay günlük 150 ton yaş çayı ucuza işleyebilsin. AKP Genel Başkanı Recep Tayip Erdoğan ile Orçay arasındaki ilişki sadece çay ilişkisi midir? Elbette değil. Orçay ortağı Fatih Erdoğan’ın Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yaptığı Pasifik İnşaat A.Ş.’nin Ankara’nın en önemli arazisi olan EGO Garajı’nı ihalesini Ziraat Bankası kredisi ile alması sanırım ticari bir başarı değildir. Tabiî bu kredi ile inşa edilen Next Level AVM’ye kredi borçlarının ödenmemesi nedeniyle Ziraat Bankası el koydu. Pasifik İnşaat A.Ş. ile Orçay A.Ş.’nin Pasifik Grup’a bağlı dört şirketten ikisi olması da sanırım tesadüf değildir. İktidar-sermaye ilişkisine basit bir örnek gibi görünen Orçay vakası, iktidarın bölgemizde yürüttüğü tarımda tekelleşme planlarının bir parçası. Orçay eliyle sektörü dizayn edip bölgemizin tarımsal birikimini sermayeye teslim etmek istiyorlar. Bu oyunu fındıkta başardılar. Fındıkta İtalyan devlerini bölgemize soktular. Çayda da Doğuş Çay’ın yıllar önce ABD gıda devine satılması, yine ABD kahve devi Jacobs’un Ofçay’ı alması dönüşümün boyutlarını gözler önüne seriyor. Bu nedenle Orçay’ın halka arzı başlı başına incelenmesi gereken bir durumdur.

Çayı kader bilenler çayın kaderini neden belirlemiyor?

Erdoğan’ın müjde diye açıkladığı 4 TL’lik çay fiyatı aslında brüt 3,85 TL olup devletin ödediği net yaş çay fiyatı kesintilerle 3,75’e kadar inmektedir. Özel sektörün 2,5 TL’den çay aldığı bu günlerde, 3,75’ten özele çay satmak bir hayal.

Çayı ekenler, yetiştirenler, toplayanlar, işleyenler, çayın kaderinde söz hakkına sahip olmadığı için bugün özel sektör halkın sırtından inmiyor. Devletin halkın sömürülmesindeki rolünün alenileştiği aldığı, halkın çaresizliğe itildiği bir dönemde halka çare olacak reçeteyi devrimcilerin oluşturması gerekir. Halkın kota ve kontenjanla ezdirildiği dönemde fabrika önlerinde eylemler organize edilmiş olsa da eylemlerden öteye gidemedik. “Bundan sonra ne yapacağız?” sorusuna cevap veremedik. Ürünü elinde kalan çay üreticisinin başına leş yiyiciler gibi üşüşerek “ver kurtul” sloganı ile düşük fiyata çay alan tüccarlara çayı vermek nasıl halk için kurtuluş değilse, halkın çaresizliğini örgütlemeyen, çaresizliğe reçete yazmayan devrimciler için de fabrika önlerinde eylem yapmak kurtuluş değildir. Fabrika önlerinde, çay alım yerlerinde eylem örgütlemek kuşkusuz çok kıymetlidir ancak tek başına yeterli değildir. Eylem, sorumluluğun sona ermesi anlamına gelmiyor. Dönemsel eylemler örgütleyerek devrimcilerin halkın sorunlarına çare araması takdire şayandır. Ancak sonrasına dair programı oluşturmak kendine devrimciyim diyen herkesin asli görevidir. Kota ve kontenjanla halkın emeğini sömüren, özel sektöre halkı ezdiren iktidara karşı isyanı örgütlemek dünden daha mümkündür. Afili cümlelerin faydası yok. Sömürü çarkına çomak sokacak bir hareket kurmak, ezilen halkın kendisini örgütlü bir güce dönüştürmek zorundayız. Sömürüye karşı halkı örgütlü bir güç haline getiremezsek bu halk düşmanı düzeni değiştiremeyiz. Halkın örgütlü gücünü iktidara taşımadıktan sonra, halkın sorunlarını dillendiren ve çözüm iddiasında bulunan temsilcileri bir yerlere getirmek de çözüm olmaz. Tecrübeyle sabit.


* Dursun Ali Koyuncu: Halkevleri Doğu Karadeniz Bölge Temsilcisi

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur