Bursa Su Kolektifi eylemdeydi: “Bitti deseniz de müsilaj bitmedi, bitmiyor”

Bursa Su Kolektifi, "Siz bitti deseniz de müsilaj bitmedi bitmiyor" çağrısıyla bugün (22 Eylül) Bursa Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü önünde üyeleri ve yurttaşların katılımıyla basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasının ardından Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne yazılı dilekçeler veren yaşam savunucuları, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın "Müsilaj Eylem Planı" adı altında kurduğu 3 aylık sürecin gidişatını sordu

Bursa Su Kolektifi eylemdeydi: “Bitti deseniz de müsilaj bitmedi, bitmiyor”

Bursa Su Kolektifi’nin müsilaj konulu düzenlediği üçüncü basın açıklamasında, “Müsilaj Eylem Planı”nda 3 aylık süresi dolduğu halde gereği yerine getirilmeyen maddeler ve son yapılan araştırma sonuçlarına göre 14 Eylül 2021 tarihinde yayınlanan Marmara Çevre İzleme Projesi (MAREM) Raporu ışığında halen devam eden müsilaj sorununa yönelik sorular yer aldı.

Bursa Su Kolektifi adına basın açıklamasını Esen Ocak ve Habib Göbelez okudu.

“Müsilaj felaketi karşımızda olanca gerçeği ile durmaktadır”

Her geçen gün doğamızı ekolojik çöküşe sürükleyen kapitalist sistemin yağmalama politikalarının neden olduğu yangınlar, seller, kuraklık, müsilaj ve daha birçok felaket ile karşı karşıya olduğumuzu belirten Esen Ocak,  “Bir ekolojik çöküş felaketi olarak hiç gündemimizden düşmeyecek olan Marmara Denizi’nin kirletilmesi ve bunun sebep olduğu müsilaj felaketi karşımızda olanca gerçeği ile durmaktadır.” dedi.

Açıklamada, Müsilaj eylem planı çerçevesinde oluşturulan kurulların üzerinden 3 aydan fazla süre geçmesine rağmen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan hangi hedeflere yönelik ne gibi çalışmalar yapıldığına dair açıklamaların kendileri tarafından duyulmadığını belirten yaşam savunucuları, “Konu ile ilgili bilim insanlarının, araştırmacıların oluşturdukları yıllardır Marmara Denizi üzerine araştırmalar yapan ODTÜ Bilim Gemisi Araştırma Ekibi, MAREM Araştırma Ekibi ve daha birçok bilim insanının yaptığı araştırma neticeleri Marmara Denizi’nin kirletilmesinin bütün hızıyla, artarak devam ettiğini bunun sonucu olarak bu bölgede ekosistemin çöküşünün dramatik boyutlara ulaştığını gözler önüne serdi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Müsilaj Bilim ve Teknik Kurulu, tüm yetkililer, ulusal ve uluslararası basında büyük yankılar uyandıran bu bilimsel açıklamalar karşısında neden halen suskundur?” diye de sordu.

“Aynı vizyonsuzluk yangınlarda, sellerde, mal ve can kaybına neden oldu”

Basın açıklamasının devamında şunlar söylendi:

Bizler Bursa Su Kolektifi olarak müsilaj sorununun en başından beri takipçisi olduk. Müsilaj ile ilgili olan plansızlığın ve basiretsizliğin yangın ile mücadelede de gösterildiğini hatta sellerde de aynı vizyonsuzluğun mal ve can kaybına sebep olduğunu biliyoruz ve aynı duyarlılıkla takip ediyoruz. Akdeniz kuşağında ve iklim değişikliği etkilerinin en fazla görüleceği coğrafyamızda, kurumların ve iktidarın yetersizliğinden dolayı bu tip afetlere karşı savunmasız, öngörüsüz ve plansız bir şekilde yakalanacağımızı söylemek, can ve mal kayıplarından bahsetmek bir kehanet değil gerçeklerdir.

İklim krizine rağmen duyarlılık zamanla unutuluyor

İklim krizi ve su kıtlığı olmak üzere pek çok gelişme ile orman alanlarının azalmasının doğurduğu sorunların önemini her geçen gün arttırmaktadır. Buna rağmen ülkemiz ormanları bilinçsiz kullanımlar ve özel sektördevlet işbirliğiyle yürütülen ekonomik kazanç odaklı kalkınma politikaları nedeniyle ciddi baskı altında kalmaktadır. Bu tür gelişmeler sonucunda ve artan iletişim olanaklarının etkisiyle toplumun farklı kesimlerinde ormanları koruma duyarlılığı ön plana çıkmaktadır. Ne var ki, ormanları koruma duyarlılığı, yangınlar, madencilik, yeşil yol ve HES gibi kamuoyunun gözünden kaçırılamayan ve ormanlara doğrudan zarar veren olaylar sırasında zirve yaparken, diğer zamanlarda unutulup gitmektedir.

İklim Grevi’ne destek açıklaması

Bu sene ülkemizde Antalya’da yaşadığımız orman yangınlarından sonra Dersim, Bingöl dağlarında da aynı acıları yaşadık. Yanan ormanlar için herkesin seferber olmasını ve yangınları söndürmede gereken yardımda bulunmasını istiyoruz. Bu yangınlara bir dur demek gerekiyor. Bu iktidar için dağların tek anlamı var: Altındaki maden. Ülkemizde maden ruhsatı verilmemiş tek dağ yok.

Bizler diyoruz ki denizlerimiz, derelerimiz, ormanlarımız sadece bize ait değil dünyaya aittir. Her ortamda gerçekleri duyurmaya, denizlerimizi, akarsularımızı, göllerimizi, özgür sularımızı yağmalayanlara, kirletenlere, meta gibi alıp satanlara da hesap sormaya, suyun sesi olmaya, her geçen gün daha da güçlü haykırarak ve mücadele ederek devam edecek ve 2 gün sonra yani 24 Eylül’de gerçekleşecek İklim Grevi’ne de aynı inanç ve düşüncelerle destek vereceğimizi belirtmek isteriz.

Yaşam savunucuları, verdikleri dilekçede “MAREM Bilimsel Araştırma Sonuçları Raporu” çerçevesinde ortaya çıkan önemli tespitleri altı madde halinde şöyle sıraladı:

  1.   Marmara Denizi’ndeki kirlilik göstergelerinde çok ciddi artışlar tespit edildiği, sudaki oksijen seviyelerinin yaşama elverişli seviyelerin çok ciddi derecede altına düştüğü, bazı bölgelerde hiç oksijen kalmadığı, özellikle Ergene deşarjının etki alanı olan orta Marmara Denizi kesitinde anoksik bölgelerin oluştuğu,
    2. Biyoçeşitliliğin ciddi derecede azaldığı önceki yıllara göre canlı türlerinde dramatik yok oluşlar tespit edildiği,
    3. Marmara Denizi genelinde müsilaj kütlesinin mevcut halde bulunduğu, form değiştirerek tüm su kütlelerini, farklı derinliklerde etkilemeye devam ettiği, farklı bölgelerde farklı oranlarda bakteriyolojik olarak parçalanmaya başladığı,
    4. Marmara Denizi’nin tüm üst su kütlesinde müsilajı parçalayan baskın bakteri gurubu olarak vibrio gurubu tespit edilmiştir. Söz konusu vibrio grubu bakteri aynı zamanda bir insan patojenidir, tespitine yönelik,
    5. Balıkların iç organlarında vibrio bakterisi tespit edilmiştir bakteri bulunan istavritlerin iç organlarında oluşan deformasyon bunların beslenmelerini ve üremelerini engelleyerek giderek balıkların küçük kalmasına ve her geçen yıl rekoltenin azalmasına sebep olacaktır, bu balıklarla beslenen büyük balıklarda enfekte olacak göç yolları ile bu enfeksiyon Akdeniz ve Karadeniz e de taşınabileceği,
    6. 2020 senesi Kasım-Aralık aylarında faaliyete geçmiş olsa da, deşarj noktasından başlamak üzere tüm dağılım alanında Ergene deşarjının ölçüm cihazlarına bile gerek duyulmayacak ölçüde aşırı olumsuz etki yaptığı, Marmara Denizi alt ve üst su kütlelerini ciddi oranda etkilediği, söz konusu deşarj devam ettirildiği takdirde Karadeniz’in yok olma sürecine gireceği ve kuzeyinden başlamak üzere Ege Denizi’nin büyük bir risk altına sokulmuş olacağı…

MAREM ekibinin 13 Eylül 2021 tarihli “Kütlesel Müsilaj Oluşumunun Durumu ve Marmara Denizi Ekosisteminde Bıraktığı Etkiler” başlıklı raporuna buradan ulaşabilirsiniz.

Yaşam savunucuları son olarak verdikleri dilekçede şu ifadelere yer verdi:

6 madde halinde sıralanan tespitlerin, Müdürlüğünüz ya da Bakanlığınızın ilgili müdürlükleri tarafından ayrı ayrı değerlendirilerek bu sorunları nasıl bertaraf edeceğinizi, daha büyük sorunlar oluşmasını engellemek için deniz yüzeyinden müsilaj toplamak dışında yaptığınız uygulamaları ve ayrıca, Müsilaj Eylem Planında üç ay içinde hazırlanması öngörülen Stratejik Eylem Planı neden hazırlanıp yayınlanmadığını, Atıksu Arıtma tesisleri deşarj standartlarının neden güncellenmediğini, Bölgesel Eylem Atık Yönetim Eylem Planı ve Deniz Çöpleri Eylem Planı neden verilen süresi içinde hazırlanıp yayınlanmadığını ve tüm bu tüm bu soru, bilgi edinme taleplerimizi eksiksiz olarak yanıtlanarak, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nda belirtilen yasal süresi içinde göndermenizi arz ederiz.

Sendika.Org

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur