Bilişimin açık kaderi* – Jessie Daniels

Beyaz üstünlükçü şiddetin dünyanın artık parçası olmadığı bir zaman ve dünyada yaşamak istiyorsak, ilk olarak beyaz üstünlükçü ideolojiye adanmış kişilerin bizim için taşıdığı oldukça hakiki tehdidi kabullenmemiz gerekiyor. Daha sonra da Yapay Zekâ ve beyazlığın emperyalizmin hizmetinde birbirine dolanmış olduğunun farkına varmamız gerekiyor. Ve nihayetinde beyazlığa olan ihtiyacımızı ortadan kaldıracak bir yol bulmamız gerekiyor

Bilişimin açık kaderi* – Jessie Daniels

Charlottesville’deki Sağda Birlik Buluşması’nda “‘Çeşitlilik’ = Beyaz Soykırım” pankartı (2017) Fotoğraf: Rodney Dunning / Flickr

Bir Yapay Zekâ (YZ) savunucusu “Herkesin keyfini süreceği bir dijital ütopya yaratmak için neden köleleri YZ’li robotlarla değiştirmeyelim?” teklifinde bulunuyor. Bu teklifi Yarden Katz şöyle yanıtlıyor: “21. yüzyıl Amerikan toplumunu kurtaracak güç olarak sinsi bir şekilde köleliğe başvurmak YZ uzmanlığına dayalı sanayideki beyazlığın çok açık bir kanıtıdır.” YZ abartısındaki ırkçı görüntü öyle bir ölçüde devamlılık gösteriyor ki, bunun bir hata değil de özellik olduğundan şüpheleniyor insan.1 Fizikçi, kozmolog ve makine öğrenmesi araştırmacısı olan Max Tegmark’ın YZ için attığı bir başka sevinç çığlığını düşünün. YZ’nin bizi “sadece güneş sisteminde değil … ayrıca kozmosta da kendi kaderimizin efendileri” yapabilecek potansiyelde olduğunu söylüyor. 1910’da toplum bilimci W. E. B. Du Bois, neden bir insanın beyazlık talebinde bulunmak isteyeceğine ilişkin merakını, “beyazlık dünyanın ebediyen sahibidir, Amen!” diye bitirdiği, meşhur bir yazıyla giderdi. YZ’nin bugünkü ırkçı kavramlarını ele alan Katz, “Du Bois beyazlığın ‘dünyanın mülkiyeti’ hakkında olduğunu düşünüyordu ama YZ’nin aydınları tüm kozmosu istiyorlar” diye yazıyor.

Bilgisayarımda, üç sütundan oluşan bir hesap tablosu tutuyorum. İlk sütunda beyaz üstünlükçü ideolojinin motive ettiği şiddet olaylarını takip ediyorum. İkinci sütuna, dijital medya teknolojilerindeki gelişmeleri, örneğin Facebook’un yükselmesini (2006’da yaygın bir şekilde mevcut, 2012’de ilk halka arz), yazıyorum. Üçüncü sütuna da, beyaz üstünlüğü, teknoloji veya daha seyrek olmak üzere her ikisi hakkındaki ana akım basın kaynaklarındaki popüler yorumlardan bir seçki kaydediyorum. Bu kullanışlı veritabanı, aşırı sağın platform kapitalizmindeki yayılması hakkında bana bilgi vermeyi sürdürüyor.

Bu sözünü ettiğim veritabanına başlama nedenim, küresel bağlantılı şiddetteki artışlar, YZ teknolojisinin yeniden ortaya çıkışı ve yeniden markalaşması ve beyaz üstünlüğün hepimiz için taşıdığı açık tehlikeyi kavrayamayan, belki de iyi niyetli kişilerin yardımcı olmaktan uzak yorumları arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamak istememdi. Bu güçlerin hangi yoğun şekillerde iç içe girmiş olduğunu derin bir şekilde anlamak ve kavramak için üç yeni kitap, Talia Lavin’in Culture Warlods, Yarden Katz’ın Artificial Whiteness ve Tyler Stovall’ın White Freedom kitapları okunabilir.

Bu üç kitabı bir araya getirmek, kendi hesap çizelgemde de elde ettiğime benzer çok önemli bir kavrayış sunuyor: salt sağ kanat, beyaz üstünlükçü şiddet yükselmiyor, mevcut teknoloji ve geleceğin YZ’sine katılan beyaz üstünlükçü öğeler de artıyor. Belki de iki fenomen aynıdır. Eğer aynı değillerse bile, öyle olabileceklerdir, çünkü dünyanın son on yıldaki hali ve sonraki on yıldaki olacağı hâl ezici bir çoğunlukla dünyaya yayılmış, YZ teknolojisinin beyazlığı yoluyla beyaz üstünlükçü şiddet aracılığıyla tanımlanacaktır. Onlara birlikte bakmak, her ikisini de alt etme şansını arttırır mı?

İlk sütun: şiddet. 21. yüzyılın başındaki ikinci on yılda, aşırı sağın şiddetinde küresel bir artış söz konusu.

2011 yılı Temmuz ayında Oslo’da (Norveç) bir beyaz üstünlükçü bir gençlik kampına bir bomba yerleştirdi ve ateşli bir saldırı düzenledi, çoğu çocuk olan 77 kişiyi öldürdü. 2012 yılı Ağustos ayında bir Neo-Nazi grubu olan Hammerskins’le bağlantılı beyaz bir adam Wisconsin’deki bir Sikh tapınağında ateş ederek 6 kişiyi öldürdü, üç kişiyi yaraladı. 2014 yılında Ku Klux Klan’a bağlı Carolina Knights’ın eski bir üyesi Kansas’taki iki Musevi toplum merkezinde ateş ederek üç kişiyi öldürdü. 2015 yılında 21 yaşındaki bir beyaz üstünlükçü, Charleston’da (Güney Karolina) Emanuel African Metodist Kilisesi’ndeki bir İncil eğitimine saldırdı ve dokuz kişiyi vurarak öldürdü. 2016 yılında, İngiliz İşçi Partisi milletvekili Jo Cox, Cox’un göçmen haklarını desteklemesine öfkelenen bir beyaz üstünlükçü tarafından öldürüldü. 2017 yılında, bir beyaz üstünlükçü, Charlottesville (Virginia)’deki “Sağda Birlik” eylemlerine karşı düzenlenen protestolarda Heather Heyer’i öldürdü ve 19 kişiyi yaraladı. 6 Ocak 2021’de, beyaz üstünlükçü güruh, ABD Capitol binasına zorla girince, beş kişinin ölümüne neden oldu.

Bu düzenli artışa rağmen, bu gibi verilere ulaşmak şaşırtıcı biçimde oldukça zor. Ne bir ajans ne de bir örgüt, küresel bağlantılı beyaz üstünlükçü şiddeti takip ediyor.2

Sonraki sütun: teknoloji. 2011’den beri bu aynı dönemde, başka bir şey daha oluyordu: YZ’nin acil ve engin önemde bir uğraş olarak yeniden ortaya çıkışı ve yeniden markalaşması. Google’nin CEO’su Sundar Pichai, YZ’nin insanlık tarihinde ateş veya elektriğin keşfinden daha önemli bir gelişme olacağına inanıyor. Bu kehanetler, teknolojinin milliyetçi amaçlarla kullanılmasıyla, tekno-milliyetçilikle bağlantılı. Bunun açık bir örneği, uzun bir süre Amerikan emperyalizmiyle ilişkilendirilen Henry Kissinger’in resmi açıklamalarıdır. Kissinger, 2018 yılında The Atlantic’te yayınlanan, YZ’nin Aydınlanmayı ve muhtemelen insanlık tarihini sonlandırma tehlikesini barındırdığını öne sürdüğü bir yazı yazdı.

YZ’nin önemi sıklıkla ve oldukça açık bir şekilde diğer ülkelerle ulusal bir rekabet açısından ifade ediliyor. Örneğin geçenlerde Harvard Üniversitesi’ndeki Belfer Bilim ve Uluslararası İlişkiler Merkezi “Çin, YZ üstünlüğü konusunda ABD’yi yeniyor mu?“ sorusunu ortaya koyan bir rapor yayınladı. Bu tür bir onlara karşı biz tekno-milliyetçiliği diğer ırkçılık biçimlerini de besler.

Son sütun: yorumlar. Özellikle, teknoloji hakkında, ırk hakkında ve her ikisiyle ilgili az sayıdaki olay üzerine bizi yanlış yönlendiren son on yıldaki yazıları derledim.

Gerçi, çoğunlukla, bu konular farklı depolarda tutuluyorlar. Teknoloji hakkındaki yazıların ezici çoğunluğu herhangi bir ırk, ırkçılık veya beyaz üstünlük çözümlemesinden yoksun. Basit bir alıştırma bu durumu sergileyecektir. Şu birçok “mutlaka okunması gereken teknoloji kitapları“ listesinden birini alın ve basit bir CTRL+F aramasıyla metinde “ırk”, “ırkçılık” veya “beyaz üstünlük” kelimelerini arayın. Muhakkak, sıfır sonuç elde edeceksiniz. 2013 yılında, Jamelle Bouie, teknoloji yazımının beyaz erkekliği hakkında düşünceli bir yazı yazdığında, beyaz erkek girişimci Jason Calcanis bu gözlemine bir Twitter akışıyla itiraz etti ve bir teknoloji haber hizmetinin kurucusu Michael Arrington bir blog gönderisinde kendi “beyin veritabanının ten rengini görmediğini” yazdı.

Bu aynı dönemdeki beyaz üstünlüğü anlamamıza yardımcı olması gereken yorumlar da pek yardımcı olmadı. 2013 yılında toplum bilimci, Angry White Men: American Masculinity at the End of an Era[1] kitabının yazarı Michael Kimmel, “Beyaz üstünlükçüler, kendi aralarında ırk bilinci, beyaz insanları koruma, beyaz insanların eşit hakları için protesto düzenleme hakkında konuştuklarında, aslında tüm beyaz insanları kastetmiyorlar” şeklinde yazdı. Kitabındaki sinirli beyaz insanları, ırkçı gayeyle değil de, azalan ekonomik hareketlilikle öfkelenmiş olan, “Amerika’nın Sıradan İnsanları” olarak adlandırdı. Kimmel, okuyucularını, “öfkelerinin korkutucu olduğu kadar üzücü, keskin olduğu kadar da aciz”3 olduğu konusunda inandırdı.

Neyse ki, hesap çizelgemi kullanarak anlama çabamı zenginleştiren üç mükemmel metin var. Birlikte ele alındığında bu kitaplar bağlantı kurmamıza yardımcı oluyor.

Talia Lavin’in, cesur ve zaruri Culture Warlords[2] kitabını okumak, birini çok tehlikeli bir iş yaparken seyretmek gibi; insan, becerikli dengeye gözünü dikmişken, aynı zamanda da her şeyin korkunç bir sona varacağı gerçeğiyle dehşete düşüyor. Kendisini Musevi biseksüel bir kadın olarak tanımlayan Lavin, en şiddet yanlısı beyaz üstünlükçülerin bir kısmıyla çevrim içi olarak sakınmaksızın bir sohbete dalıyor. Bunu, kılık değiştirme manevrasıyla, özü itibarıyla, beyaz üstünlükçü ideolojiye adanmışların ihtiyaçlarını karşılayan çeşitli platformlarda başka birisiymiş gibi davranarak yapıyor.

Lavin, sadece, anlatı özellikle rahatsız edecek bir düzeye geldiğinde geri çekiliyor ve dahil olduğu medya ortamını gözlemliyor. “Beyaz üstünlüğün bir beyaz uluslararası harekete dönüşmesinden ve dünyadaki ve ülkedeki faşistlerin birbiriyle koordinasyonundan bir avuç teknoloji şirketi sorumludur” diye yazıyor. “Bu şirketler (Google, Facebook, Twitter, Telegram), bu ideolojiyle yaralanmış görünen topluluklara karşı çoğunlukla hesap vermiyorlar, azgınca kâr ediyorlar ve seçilmemişler.”

Buna sadece küçük bir itirazım var. Lavin’in “beyaz uluslararası hareket” olarak adlandırdığı, benim de “küresel bağlantılı beyaz üstünlük” dediğim, yeni bir şey değil. 1990’larda, erken İnternet web sitelerinde ve tartışma forumları gibi Web 2.0 teknolojilerinde halihazırda oluşmaya başlamıştı. 4

Ancak Lavin, beyaz üstünlükçü ideolojinin, dünya çapında ivme kazanması ve yayılması ve kaçınılmaz bir şekilde takip eden şiddetten bu “bir avuç” sorumludur derken haklıdır. Ve bunu da gündelik yaşamımızı düzenlerken hepimizin kullandığı İnternet’e bağlıyor. “Tam da alışveriş yapabildiğiniz, arkadaşınızın kedisinin fotoğraflarına bakabildiğiniz veya müstakbel sevgilinizle sohbet edebildiğiniz İnternet’in kendisinde, neonaziler ve yetişmekte olan neonaziler birbirini buluyor ve birlikte bir radikalleşme dansı ediyorlar. Korkunç tango, çoğunlukla, tek bir yönde ilerliyor: gitgide daha fazla nefret söylemine doğru; seçilmiş hedeflere yönelik gaddar tacize doğru; ve nihayetinde … gerçek dünyadaki şiddete doğru.”

Lavin, bu tehlikeye yönelik anlamlı herhangi bir düzenlemenin eksikliğine işaret ediyor, hepimiz sürekli platformların şirketlerinin kendilerini düzenleyeceklerine yönelik başarısız sözlerini dinliyoruz. “Nefretle mücadelede şirketlerin cömertliğine bel bağlama fikri, en iyi ihtimalle saflıktır” diye yazıyor. “Nefret bir kâr yaratıyor.” Bu, aşırı sağ hakkında araştırmalar sırasında gözden kaçırılan, önemli bir kavrayış: iyi finanse ediliyor ve bazıları açısından son derece kârlı.

Kuşkusuz, bazıları platform kapitalizminin ırkçı kaptalizm olduğunu öne sürüyor5. Bu eşdeğerliği ciddiye alacaksak eğer, küresel bağlantılı beyaz üstünlüğe doğru ve içerisindeki para akışlarının şekline daha fazla dikkat etmemiz gerekiyor.6

Şiddete başvuran beyaz üstünlükçü ideolojiyle, beyazlık ikiz kardeş değiller. Ancak yakın akrabalar. Yarden Katz’ın Artificial Whiteness: Politics and Ideology in Artificial Intelligence[3] adlı kitabı, hala altında eziyet çektiğimiz beyaz egemenliğin tarihsel örgüsünü ve mevcut YZ ile büyülenme dalgasını anlamak için iyi bir çerçeve sunuyor. Katz, YZ’yi “beyazlık teknolojisi: sadece beyaz üstünlüğün amaçlarına hizmet etmeyen, ayrıca beyazlık biçimini bir ideoloji olarak yansıtan bir araç” olarak konumlandırıyor.

Katz’ın bu tespiti, 1910 yılında “dünya insanları arasında kişisel beyazlığın keşfi oldukça modern bir şeydir”7 diye yazan W. E. B. Du Bois tarafından destekleniyor. Aynı yazıda Du Bois, o zamandan beri bir asırdır birçok başka araştırmacı gibi, beyazlığın hakiki bir özü olmadığını da gözlemliyor. Kimin beyaz olup olmadığı arasındaki sınır, her yöne çekilebilir.

Beyazlık, içerisinde yer alanlara toplumsal, politik ve ekonomik kaynaklar, özellikle de arazi üzerinde orantısız bir pay hakkı veren sürekli değişen bir kategoridir. Çiftçi Yerleştirme Yasası[4], 1862 yılında başlayıp, 1934 yılına kadar süren bir arazi dağıtma programıydı. Federal hükümet, hepsi birden, hem yerli hem de yabancı 1,5 milyondan fazla beyaz aileye 160 akrelik[5] arsalar şeklinde 246 milyon akre[6] arazi vermiştir. Tüm bu araziler, teslim edilmeyen Kızılderili bölgesiydi, beyaz göçmenlerin bakış açısına göre sahipsizdi ve boşa harcanıyordu. Bu programın etkileri günümüzde gün gibi ortadadır. Bir araştırmacının işaret ettiği gibi, tüm beyaz Amerikalı yetişkinlerin yaklaşık %20’si, 46 milyon civarında Amerikalı, bu tek arazi temelli hak sahipliği programından yararlanarak arazi edinenlerin soyundan geliyor8. Brooking Kurumu’na göre, 2020 yılında beyaz bir ailenin ortalama zenginliği 929800 dolar, bu Siyah bir ailenin ortalama zenginliğinden (138100 dolar) 6,7 kat daha fazla ve bunun çoğu arazi ve ev sahipliği biçiminde9. Beyazlık, ırksal kimlik olarak kılık değiştirmiş bir emlak düzenidir.

Katz’ın ikna edici bir şekilde öne sürdüğü gibi, hem beyazlık hem de YZ, arazi edinmeyle ilgilidir. Her ikisi de “müphemlik ve bulanıklık” ile niteleniyor. Beyazlık veya YZ’nin tam olarak ne olduğunu saptayamamak, emperyalist iktidarı yönetme açısından her birine yararlı bir esneklik sağlıyor.

Katz, 1950’li yıllarda, ordunun bir parçası olarak ortaya çıkan YZ’nin erken bir sürümünü belgeliyor. Katz, tüm askeri sistemin “denetleyicinin de bir bilgisayar olduğu, merkezi denetim altındaki büyük bir bilgisayar sistemi” haline geleceğine inanan bir savunucudan söz ediyor. 1970’lerde ve 1980’lerde birçok kişi ABD’nin, YZ başarısı açısından Japonya’nın gerisine düşeceği konusunda kaygılanıyordu. Bu kaygılar, kuvvetli ırkçı ve cinsiyetçi öğelerle emperyalist söylemlerde yer aldı. Örneğin The Fifth Generation[7] (1983) kitabının özgün kapağını düşünün, kapakta Özgürlük Heykeli’nin yüzü bir Japon kadının yüzüyle değiştirilmişti; bu görüntü beyaz Amerikalılardaki korkuyu beslemeyi amaçlıyordu.

Bu tür uç gerekçeler gerekiyordu, diye yazıyor Katz, “çünkü YZ’nin ne anlama geldiği … belirsiz kalmaya devam etti. 1980’lerin başında uygulamacılara gönderilen bir anket sonucunda terimin 143 farklı tanımı vardı.” Katz, bu coşkulu tekrarla, 21. yüzyılın ikinci on yılında olanlar arasında dikkat çekici benzerlikler ve bazı temel farklılıklar buluyor.

2010’larda YZ ana akımda coşkuyla yeniden ortaya çıktı, diye yazıyor Katz, “politikacıların, akademisyenlerin, siyaset uzmanlarının ve gazetecilerin ağzında çok kolay bir şekilde telaffuz ediliyordu. Para, YZ üzerine çalışan bir dizi akademik, kurumsal ve devletin askeri girişimine aktı.” Para, aynı anda hem YZ tabanlı teknolojileri, hem de YZ’nin toplumsal anlamını açıklayacak küçük ölçekli uzman sanayiyi oluşturmaya aktı; “üniversiteler, YZ ve toplum üzerine merkezler ve lisans programları başlattılar, düşünce kuruluşları YZ politika raporları yazmaya başladılar ve basın durmaksızın YZ hakkında konuşmaya başladı.”

Katz’a göre, paranın satın aldığı ve ilerici söylemin meşrulaştırdığı “sermayenin kurulu uğraşları için yeni bir rüzgar. … YZ’nin yenilenmiş ilerici söylemi ve konunun insan aklı üzerine soyut sorularla ilişkisi, dikkati”, arazi ele geçirme ve mülksüzleştirme gibi, “bu somut uğraşlardan başka yöne çekmeye hizmet etti.” Bu iddialarını, bazı çok saygın araştırma merkezinin arkasındaki zengin bağışçıları ve sponsorları inceleyerek destekliyor ve sürekli olarak, temel neden olarak arazi birikimi ve mülksüzleştirmenin olduğu, bir tür sömürüye rastlıyor.

1980’lerde bir ABD Kongresi oturumunda, YZ’nin önemi hakkında ifadesine başvurulan, Katz’ın hakkında yazdığı erken YZ savunucularından biri: “akıl yürüten makine devri kaçınılmaz. … bu bilişimin açık kaderidir” demişti. Elbette, açık kader, 19. yüzyılda beyaz göçmenlerin ABD’ye yayılmasının hem haklı hem de kaçınılmaz olduğuna atıfla söyleniyor. Sanatçı John Gast, Amerikan İlerlemesi (1872) isimli meşhur resminde, Birleşik Devletler’in simgesi olarak, meleksi bir beyaz kadını, Columbia’yı çiziyor; yukarıda gözüken kadın, batıya doğru medeniyete öncülük ediyor ve yerli halkları kovuyor. Elindeki medeniyet simgeleri arasında bir telgraf teli (o günün İnternet’i) ve bir kitap var. Sonraki yıllarda pek bir şey değişmedi. Harvard’lı bir Bilgisayar Bilimcisi olan James Mickens’in de gözlemlediği gibi, teknoloji sanayinin güncel felaketlerinin çoğunun nedeni, kendisinin “teknolojinin açık kaderi” düsturu olarak adlandırdığıdır, teknolojinin değerle yüklü olmadığı, dolayısıyla da kendiliğinden ve kaçınılmaz olarak “ilerlemeye” neden olduğu düşüncesi.

“Özgürlük ve ırkçılık arasındaki ikilem, hiç de bir ikilem değildi” diye açıklıyor tarihçi Tyler Stovall, “aksine, ırksal ayrımlar çağdaş özgürlük fikirlerinin yükselişinde anahtar bir rol oynadı ve bu fikirlerden ayrılamaz.” Stovall etkili, kapsamlı ve etraflı bir araştırmanın sonucu olan White Freedom: The Racial History ve Idea[8] kitabında, ABD ve Fransa’da özgürlük ve ırkçılık tarihlerinin nasıl da derinlemesine bir şekilde birbirine dolanmış olduğunu gösteriyor. Stovall, “özgürlük” gibi Aydınlanma ideallerinin, özgürlük ve demokrasi gibi çağdaş kavramlara yol açtığını sık sık tekrarlıyor. Ama bunu yaparken, özgürlük ve demokrasinin nasıl da Atlantik ötesi köle ticaretinin, Amerikan Yerli soykırımının ve sistemsel ırk ayrımcılığının merkezinde yer aldığını gösteriyor.

Fransa tarihi konusunda uzman olan Stovall’ın, Fransa ve Birleşik Devletler tarihleri konusuna odaklanması oldukça anlaşılır, yine de modern dönemde beyaz özgürlüğü konusuna kapsamlı yaklaşımı küreseldir. Kitabında, özgürlük kavramının beyazlıkla dolu olmasını sağlayan sayısız şekli inceliyor, o kadar ki “beyaz” olmak tanım gereği “özgür” olmak anlamına geliyor.

Benim açımdan, Stovall’ın metnindeki verimli keşiflerden biri, Özgürlük Heykeli’nin, “belki de Amerika’nın beyaz özgürlüğünün simgesi” olup olmadığına yönelik araştırması. Stovall, Özgürlük Heykeli’nin nasıl ve neden “Avrupalı göçmenler beyaz olduğunda, göçü karşılayan bir simge haline geldiğini” ayrıntılı bir şekilde anlatıyor. Heykelin arkasındaki sanatçılar Édouard René Lefèbvre de Laboulaye ve Frédéric Auguste Bartholdi kişisel olarak köleliğin kaldırılmasını destekliyorlardı. Ancak ABD’yi gezdikten sonra, Konfederasyon’un İç Savaş ve Yeniden İnşa söyleminin ülke çapında ilgi çektiğini gördüler. Bu nedenle heykelin elinde kölelikten kurtuluş simgesi olarak kırık zincirler tuttuğu özgün tasarımını, bir yasa kitabı tutacak şekilde değiştirdiler. Bugün New York limanındaki heykelde kırık zincirler ayağının ucunda duruyor, ancak kaidesi ve cübbesiyle başarılı bir şekilde gizlenmiş durumda. Stovall, “Amerikalılar, 1886 yılında Özgürlük Heykeli’nin açılışını kutladıklarında, özgürlüğün ırksallaştırılmış bir tasavvurunu kutladılar; özgün heykel Siyah olmayabilir” (ısrarcı ama kanıtlanmamış bir söylentiye göre öyleymiş) “ancak kucakladıkları kesinlikle beyazdı. Bu yüzden, Özgürlük Heykeli, Amerika’daki öyküsünün başlamasıyla birlikte beyaz özgürlüğünün güçlü bir temsili oldu” diye yazar.

Stovall, bu noktaya şunu not ederek ulaşıyor: “hiç kimse, bu yeni göçmen dalgalarına işaret etmek için ABD-Meksika sınırında, Miami’de veya San Francisco Körfezi’ndeki Angel Adası’nda benzer heykeller dikmeyi önermedi ve kesinlikle hiç kimse Güney Karolina Charleston’da veya Afrika-Amerika köle ticaretinin yolunda yer alan bir limana benzer bir anıtı inşa etme teklifinde bulunmadı. Özgürlük Heykeli, John Gast’ın simgesel Columbia resmi gibi, beyaz bir leydidir, beyaz egemenliği davasını savunmaktadır.

Büyüdüğüm Teksas’ta, “özgür, beyaz ve 21” ifadesi, Stovall’ın hakkında yazdığı tarihin şekillendirdiği insanları tanımlamanın yaygın bir yoluydu. Yetişkinliğe (21) ulaştığımda her istediğimi (özgür, beyaz) yapabilirim kavramıyla büyütülmek, yolundaki her şeyi yutan bir yayılma sağlıyor. Bu, psikanalist Donald Moss’un “yetkili egemenliğin epistemolojisi” olarak söz ettiği durumdur, bu durumda beyaz olarak yetiştirilen bizler “doğuştan imtiyazlıyızdır ve dolayısıyla hedefli objelerimizi bulmaya, yakalamaya, parçalamaya ve boyun eğdirmeye yetkimiz vardır. Öyle ki, en sonunda öğrenir ve onların üzerlerinde egemenliğimizi kurarız”.10 Platform kapitalizmini yönlendiren bu beyazlık biçimidir ve altında yatan yetkili beyazlığın epistemolojisidir.

White Freedom kitabının sonunda Stovall çıkmazımızı şu şekilde özetler: “Teoride ırksal eşitliği kucaklayan bir dünyada, beyazlık eninde sonunda savunulamaz, yük olduğu kadar da bir ayrıcalıktır. Son tahlilde, toplumlarımızı beyazlık ihtiyacından azade kılacak bir yol bulabilecek miyiz?”

Beyaz üstünlükçü şiddetin dünyanın artık parçası olmadığı bir zaman ve dünyada yaşamak istiyorsak, bu üç metindeki mesajları ciddiye almalıyız. İlk olarak beyaz üstünlükçü ideolojiye adanmış kişilerin bizim için taşıdığı oldukça hakiki tehdidi kabullenmemiz gerekiyor. Daha sonra da YZ ve beyazlığın emperyalizmin hizmetinde birbirine dolanmış olduğunun farkına varmamız gerekiyor. Ve nihayetinde beyazlığa olan ihtiyacımızı ortadan kaldıracak bir yol bulmamız gerekiyor.

Bu yazı Mona Sloane tarafından sipariş edilmiştir.

Dipnotlar:

* Manifest Destiny (Açık Kader), 19. yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri’nde Amerikalı yerleşimcilerce kıtanın doğu kıyısından batı kıyısına kadar genişlemenin mukadder olduğunu ifade eden ideolojidir. ABD’nin dış politikasını da etkileyen önemli bir ideoloji (ç.n.).

[1] Sinirli Beyaz Adamlar: Bir Çağın Bitiminde Amerikan Erkekliği (ç.n.).

[2] Kültür Savaş Ağaları (ç.n.).

[3] Yapay Beyazlık: Yapay Zekâ’da Politika ve İdeoloji (ç.n.).

[4] Homestead Act (ç.n.).

[5] Yaklaşık 648 dönüm (ç.n.).

[6] Yaklaşık 1 milyar dönüm (ç.n.).

[7] Beşinci Nesil (ç.n.).

[8] Beyaz Özgürlük: Irk Tarihi ve Fikri (ç.n.).


  1. Stephen Cave ve Kanta Dihal, “The Whiteness of AI,” Philosophy and Technology, cilt. 33, no. 4 (2020).
  2. Elbette, Maryland Üniversitesi’nde, Ulusal Güvenlik Bakanlığı destekli bir Küresel Terörizm Veritabanı (KTV) var. “Küresel terörizm” çerçevesi, odaklanmayı planladığım beyaz üstünlükçü şiddet özgüllüğünden yoksun ve fikrimce, tüm terörizm biçimlerini eşitleyerek, konuyu aydınlatmaktan ziyade daha da karartıyor. Bu hata çözümlemesi başka yerlerde de tekrarlanıyor; örneğin “Terrorism in the United States“ Vikipedi girdisinde, “Right-Wing Terror Attacks“ kısmında birçok madde eksik.
  3. Michael Kimmel, Angry White Men: American Masculinity at the End of an Era (Nation Books, 2013), s. 244, 251; ayrıca bkz. “America’s Angriest White Men,” Salon, 17 Kasım 2013.
  4. Örneğin bkz. Jessie Daniels, Cyber Racism (Rowman & Littlefield, 2009).
  5. Tressie McMillan Cottom, “Where Platform Capitalism and Racial Capitalism Meet: The Sociology of Race and Racism in the Digital Society,” Sociology of Race and Ethnicity, cilt. 6, no. 4 (2020).
  6. Beyaz üstünlükçü grupların finansal sistem içindeki dolaşımını ve bu sistemlere erişimlerini kısıtlayarak onları kapatma çabalarını takip eden mükemmel bir habercilik örneği için bkz. Rebecca Ballhaus, Khadeeja Safdar ve Shalini Ramachandran, “Proud Boys and Oath Keepers, Forceful on Jan. 6, Privately Are in Turmoil,” Wall Street Journal, 16 Haziran 2021.
  7. E. B. Du Bois, “The Souls of White Folk” (1910), in Darkwater: Voices from within the Veil (Harcourt, Brace, 1920).
  8. Historian Keri Leigh Merritt, atıf veren Nikole Hannah-Jones, “What Is Owed,” New York Times Magazine, Haziran 24, 2020.
  9. Kriston McIntosh vd., “Examining the Black-White Wealth Gap,” Brookings Institution, 27 Şubat 2020.
  10. Donald Moss, “On Having Whiteness,” Journal of the American Psychoanalytic Association, cilt. 69, no. 2 (2021).

[publicbooks.org’daki İngilizce orijinalinden Tahir Emre Kalaycı tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur