Sosyalist feminizm – Melda Yaman (Feminist Bellek)

Sosyalist feminizm, en azından teorik olarak, feminist mücadeleyi sosyalist bir dünya ufkuna genişletirken, sosyalist tasavvuru da kadınların kurtuluşundan ayrılmaz bir perspektife dönüştürür. Böylece feminist mücadeleyi ataerkiyle kapitalizme karşı “birleşik” bir mücadele olarak tarif eder

Sosyalist feminizm – Melda Yaman (Feminist Bellek)

Sosyalist feminizm, Marksizmle feminizmin yaratıcı bir sentezini üretme çabasının ürünüdür. Diğer bir deyişle, kadınların ezilmesini, Marksist kapitalizm eleştirisi ile erkek egemenliğinin feminist eleştirisini “birleştiren” bir yaklaşımla açıklamayı hedefler. Bununla birlikte gerek Marksizme gerekse de feminizme ilişkin farklılaşan yorumlar, sosyalist feminist sentezi de farklılaştırır. Bu nedenle sosyalist feminist düşünce geniş bir çeşitliliğe sahiptir. Yine de genel olarak sosyalist feministlerin kadınların kurtuluşunun yanı sıra sosyalist ufku da benimsediği, böylece feminist mücadeleyi hem erkek egemenliğine hem de kapitalizme karşı yürüttüğü söylenebilir.

Sosyalist feminizmin kökleri 19. yüzyıl sosyalistlerine dek uzatılabilir; Barbara Ehrenreich 1976 tarihli “What Is Socialist Feminism?” başlıklı makalesinde, sosyalist feminizmin [ruhunun] uzun yıllardır yanı başımızda olduğuna dikkat çeker.[1] Bununla birlikte bir feminist yaklaşım olarak sosyalist feminizm yeni sayılır. 1960’ların sonlarında, ABD ile İngiltere’de neredeyse eş zamanlı olarak, sosyalist, siyah hakları için mücadele veren, savaş karşıtı hareketlerde aktif olarak yer alan kadınların arasından doğmuştur. Bu mücadelelerin içindeki kadınların bir bölümünün, feminist sorulara Marksist yanıtlar aramanın yarattığı hayal kırıklığıyla feminizmle Marksizm arasındaki ilişkiyi sorgulamaya başlamasıyla sosyalist feminist düşünce de filizlenmeye başlamıştır. Zira Marksizm cinsiyet eşitsizliğini açıklamada yetersiz kalmış; kadınların ezilmesinin kaynaklarının kapitalizmle açıklanmasına, feminist mücadelenin de sosyalist mücadeleye sıkıştırılmasına sebep olmuştur. Gerek feminist teoriyi gerekse de feminist mücadeleyi daha ileri götürebilmek için alternatif bir çerçeveye ihtiyaç olduğunu gören bu kadınlar, solun cinsiyetçi tavrını da eleştirerek, kendilerinin kurtuluşu için de mücadele etmeleri gerektiğini anlamıştır.[2]

Radikal feministlerin erkek egemenliği sistemini açıklamak üzere geliştirdiği ataerki kavramı, yeni bir feminist bakış açısının peşinde olan sosyalist kadınlar için yeni bir ufuk açmıştır. Ancak radikal feministler, genellikle, evrensel sayılabilecek, kadınlar ve çağlar arasındaki farklılıkları yeterince dikkate almayan, üretim tarzlarıyla yapısal ilişki kurmayan, daha çok kültürel kodlarla ve biyolojik olgularla açıklanan bir ataerki kavrayışına sahiptir. Kadınların özgürleşme mücadelesinin kapitalizmle mücadeleden ayrı tutulamayacağını savunan sosyalist feminist kadınlarsa, ataerkiyi kapitalizmden bağımsız ama kapitalizmle etkileşim içinde kavramsallaştırmıştır. Sosyalist feminist anlayışta ataerki, tarihsel, farklı üretim tarzlarıyla ilişkisi farklı sonuçlar doğuran, özgül yeniden üretim mekanizmalarına ve özgül dinamiklere sahip bir sistemdir. Böylece sosyalist feminist sentez, kadınların ezilmesinin kaynaklarını araştırırken kapitalizmle ataerkinin nasıl bir ilişki içinde olduğunu teorileştirme çabasına dönüşmüştür denilebilir.

Ataerki ile kapitalizmin ilişkisini açıklamaya yönelik devasa bir sosyalist feminist literatür bulunmaktadır. Bu literatür iki sistem teorileri adıyla da anılır. Heidi Hartmann’ın çığır açan makalesi, bu konudaki tartışmaları tetiklemiştir. Hartmann’a göre ataerki ile kapitalizm ayrık sistemlerdir; lâkin kimilerine, örneğin Zillah Eisenstein’a (1979) göreyse kapitalizm ile ataerki ne özerk sistemlerdir ne de özdeştir; karşılıklı olarak bağımlıdırlar –kapitalist ataerki olarak birleşmişlerdir. Hartmann’ın yorumuna karşılık pek çok sosyalist feminist kapitalizmle ataerkinin tek bir sistem olduğunu ileri sürmüş, kimileri de ataerkinin tamamen kapitalizm içinde eridiğini savunmuştur.[3]

Sosyalist feminizmin kendini ayrıştırmasıyla Marksist feminizm cinsiyet baskısını sınıf baskısına indirgeyen bir feminizm anlayışına referans etmeye başlamıştır.  Bununla birlikte aralarındaki ayrım giderek silikleşmiştir, öyle ki kendini sosyalist feminist olarak tanımlamakla birlikte sınıf baskısını öne çıkaran, hatta ataerkiyi kapitalizm öncesine ait bir yapı olarak görüp kadınların ezilmesinin kaynağını tek başına kapitalizme dayandıran çok sayıda feminist bulunmaktadır. Bu eğilim son dönemde özellikle toplumsal yeniden üretim yaklaşımını savunan feministler arasında hayli yaygındır. Bu yaklaşım, kadınların ezilmesinin hem kaynağını hem de bağlamını kapitalizmle açıklama amacındadır.

Pek çok sosyalist feministe göre, günümüz koşullarında kadınların ezilmesinin maddi temeli, kadınların hane içinde harcadıkları görünmeyen, karşılıksız emektir. 1960’lar ve 70’ler boyunca devam eden, hane içindeki karşılıksız emek sürecinin sermayeye ve erkeklere sağladığı faydalar üzerine yürütülen tartışma, yankıları günümüze dek süren ev içi emek tartışmasını yaratmıştır. Bugünse böylesi tartışmalar epeyce gözden düşmüş, sosyalist feministlerin odağı toplumsal yeniden üretime, bakım emeğine, sosyal politikalara doğru kaymıştır. Bununla birlikte kadınların hane içindeki ücretsiz emek süreci ile ücretli iş kıskacında yaşadığı sorunlara ilişkin çok sayıda katkı yapılmıştır.

Sosyalist feministler arasında kadınların ezilmesini, sınıf ve cinsiyetin yanı sıra ırk / etnik köken veya cinsel yönelim gibi kimliğin diğer yönlerini bütünleştiren bir çerçevede anlamaya çalışıp analiz etme eğiliminin yaygınlaştığı görülmektedir. Bu anlayış günümüzdeki kesişimsellik yaklaşımına kapı aralamıştır.

Türkiye’de feminist hareket içinde hem köklü hem de özgünlüğünü koruyan sosyalist feminist bir hat bulunduğunun altını çizmek gerekir. Sosyalist feminizme dair ilk değinilerden biri, Gülnur A. Savran’ın 1985 yılında 11. Tez’in ilk sayısı için kaleme aldığı “Sosyalist Bir Feminizm Olanaklı mı?” yazısıdır.[4] Gülnur bu yazısında kadınların ortak ezilmişliğini açıklamak için sınıf ilişkilerinin yanı sıra cinsiyet ilişkilerine, üretim ilişkilerinin yanı sıra yeniden-üretim ilişkilerine bakmak gerektiğine dikkat çekmiştir. 1988 yılında sosyalist feminizmin ilk dergilerinden biri olan Sosyalist Feminist Kaktüs dergisi yayın hayatına başlarken, derginin “Biz Sosyalist Feministiz” başlıklı giriş yazısında “Kadınların kurtuluşunu bir iktidar değişikliğinden ve toplumsal projeden bağımsız düşünmediğimiz ölçüde, hem böyle bir projesi olan, hem de feminizme açık bir sosyalizmi savunuyoruz” denilmiştir.[5]

Türkiye’de sosyalist feminizmin örgütsel bir yapı kazandığı, feminist mücadelenin dönüm noktalarından biri olan Sosyalist Feminist Kolektif (SFK), 2008 yılında bir grup sosyalist feministin çağrısıyla kurulmuştur. Çağrı metninde, “sosyalist feministlerin önceliğinin”, “kapitalizm/ neoliberalizm ile patriarka arasında bağ kurarak kadın emeğini eksen alan ancak kadınların yaşadığı tüm ezilmişliklere karşı mücadelede kendini dolaysız var eden bir politik yönelim olması gerektiğini”nin altı çizilmiştir. SFK’nın sosyalist feminizm anlayışı, “Bizim Sosyalist Feminizmimiz Üzerine” başlıklı yazıda özetlenmiş gibidir: Bu yazıda Ece (Kocabıçak) ile Filiz (Karakuş) “sistem dışı” feminizmi çok önemsediklerini; kadınların gerek karşılıksız ev emeği, gerekse ucuz işgücü olarak Türkiye’de sermaye birikimi sürecine eklemlenmesine göz yumulmaması gerektiğini belirtmişlerdir.[6] Gülnur (A. Savran) ise SFK’nın web sayfasında yer alan yazısında, feminizmi muhalif hareketten öteye, bir gelecek tasavvuruna dönüştürmek gerektiğine dikkat çekmiştir.[7]

Sosyalist feminizm, en azından teorik olarak, feminist mücadeleyi sosyalist bir dünya ufkuna genişletirken, sosyalist tasavvuru da kadınların kurtuluşundan ayrılmaz bir perspektife dönüştürür. Böylece feminist mücadeleyi ataerkiyle kapitalizme karşı “birleşik” bir mücadele olarak tarif eder. Gelgelelim pek çok versiyonunda kadınların “kadın” oldukları için ezildiği gerçeğinin göz ardı edildiği, feminist mücadelenin kapitalizme karşı mücadeleye indirgendiği görülüyor. Son dönemde dünyanın çeşitli yerlerinde hayata geçirilen feminist grevlerse, birçok örneğinde sosyalist ufku canlı tutup, kapitalizmin yanı sıra ataerkil sistemle mücadeleyi de öne çıkararak, böylesi “birleşik” bir mücadelenin yolunu yeniden açıyor.

Kaynakça

  • Eisenstein, Z. (Der.) (1979). Capitalist Patriarchy and the Case For Socialist Feminism. Londra: Monthly Review Press.
  • Evans, S. M. (2004). Tidal Wave: How Women Changed America at Century’s End. New York: Free Press.
  • Kennedy, E. L. (2008). Socialist Feminism: What Difference Did It Make to the History of Women’s Studies? Feminist Studies, 34 (3), 497-525.
  • Sargent, L. (Der.) (1981). The Unhappy Marriage of Marxism and Feminism: A Debate of Class and Patriarchy. Montréal: Pluto Press.

Dipnotlar:

[1] Bu makale 1976 yılında WIN Magazine’de yayınlanmıştır. https://www.marxists.org/subject/women/authors/ehrenreich-barbara/socialist-feminism.htm.

[2] Bu dönem üzerine değiniler için bkz. Kennedy (2008); Evans (2004).

[3] Hartmann’ın “The Unhappy Marriage of Marxism and Feminism: Towards a More Progressive Union” başlıklı makalesi ve sunduğu çerçeveye verilen yanıtlar için bkz. Sargent (1981). Eisenstein’ın (1979) derlemesi de, kadınların ezilmesini ataerki ile kapitalizmin bir senteziyle açıklamaya çalışan makaleleri içerir.

[4] Bkz. shorturl.at/clpC1.

[5] Bkz. http://www.pazartesidergisi.com/pdf/Kaktus1.pdf.

[6] Bkz. shorturl.at/dlBL3.

[7] Gülnur A. Savran: “Sosyalist Feminizm Kurtuluş Perspektifimizin Neresinde Duruyor?”,  shorturl.at/yDQST.

Kaynak: Feminist Bellek

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur