Tarsus’ta 2 Temmuz Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı: Sivas’ın ışığı sönmeyecek

Tarsus'ta, 2 Temmuz'da Sivas Katliamı'nda yaşamını yitirenler anıldı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin çağrısıyla, kurumların katılımıyla gerçekleştirilen anmada, yurttaşlar ellerinde üzerinde katledilenlerin fotoğraflarının olduğu pankart taşıdı. Anmada, Sivas'ta yapılacak tören için yarın (1 Temmuz) Sivas'a hareket edileceğinin duyurusu yapıldı

Tarsus’ta 2 Temmuz Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı: Sivas’ın ışığı sönmeyecek

Tarsus’ta, 2 Temmuz’da Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin çağrısıyla, kurumların katılımıyla gerçekleştirilen anmada, yurttaşlar ellerinde üzerinde katledilenlerin fotoğraflarının olduğu pankart taşıdı. Anmada, Sivas’ta yapılacak tören için yarın (1 Temmuz) Sivas’a hareket edileceğinin duyurusu yapıldı.

“Egemenlerin organize ettiği ve gerici katil güruhun tetikçiliğiyle hayata geçirdiği planlı bir katliam”

Basın metnini Tarsus PSAKD Başkanı Cuma Erçe okudu. Erçe, Sivas Katliamı’nın gelişimini, devlet yöneticilerinin, mahalli idarenin katliam ortamını nasıl hazırladığını şöyle anlattı:

Bu katliam, devlet güçlerinin göz yummaları ve ötesinde yönlendirmeleriyle, son derece planlı ve organize bir çalışmanın sonucunda gerçekleştirildi. Katliamın öncesinde gerici ve şeriatçı örgütler haftalarca nefret ve düşmanlık içeren bildiriler dağıtıp “kıyam” çağrılarıyla Sivas’a gelecek olan aydınlarımızı ve canlarımızı hedef gösterdiler. Sivas Belediyesi tarafından katliamdan birkaç gün önce Madımak Otelinin etrafına, şehrin hiçbir yerinde çalışma olmamasına rağmen, kamyonlar dolusu parke taşları bırakıldı. Dönemin Sivas belediye başkanı katliam sırasında bu güruha dönük “Bir defa şöyle bir fatiha okuyalım. Şunların ruhuna el fatiha diyelim” ve “Gazanız mübarek olsun” gibi provokatif ve kışkırtıcı söylemlerle ateşe benzin dökenlerden biri oldu.

Katliamın yaşandığı gün devlet yetkilileri şeriatçı güruhun toplanmasını ve kalabalıklaşmasını saatlerce seyrettiler. Bu insanlık düşmanı katiller kan ve intikam sloganlarıyla katliam için harekete geçerlerken hiçbir devlet gücü onlara müdahale etmek için bir hamlede bulunmadı. Müdahale etmek bir yana bu katiller planlı bir şekilde teşvik edilip yönlendirildiler. Açıkça görüldüğü gibi Sivas Madımak Oteli Katliamı egemenlerin organize ettiği ve gerici katil güruhun tetikçiliğiyle hayata geçirdiği planlı bir katliamdı.

Zaman aşımından düşen dava: “Hayırlı olsun”

Katliamdan sonra bu katliamda yer alan gerici katil güruh içinden sadece çok küçük bir grup hakkında dava açıldığı hatırlatması yapan Erçe, katillerin bir kısmı hakkında arama kararının dahi çıkarılmadığını, serbestçe Sivas’ta ikamet etmeye devam ettiklerini anlattı.

Ardından zaman aşımı ile davanın düşürüldüğünü de hatırlatan Erçe, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın o dönem zaman aşımı kararı karşısında “Hayırlı olsun” sözlerine de dikkat çekti.

Erçe sözlerine şöyle devam etti:

Halen yurtdışında yaşayan katillerin iadesi için hiçbir çaba gösterilmedi. Tam tersine bu katillerin iade edilmemeleri için bilerek yanıltıcı ve yanlış bilgiler verildi. Sivas katillerinin avukatları AKP tarafından milletvekili, belediye başkanı, bakan ve hatta Anayasa Mahkemesi üyesi yapılarak ödüllendirildiler. Bugün ise AKP iktidarı sadece Alevilere değil diğer tüm ilerici-demokrat-muhalif toplum kesimlerine karşı da baskı ve sindirme politikalarını aralıksız olarak sürdürmektedir. AKP Gezi direnişinden beri ülkeyi süreklileştirilmiş bir Olağanüstü Hal rejimiyle yönetmeye çalışmaktadır. Çünkü AKP iktidarı izlediği politikalarla ülkeyi uçurumun eşiğine getirmiştir. Bu yüzden artık rıza üreterek iktidarını sürdürme şansı kalmadığından dolayı ülkede ağır bir baskı rejimi kurmuştur. Bu süreçte çıkarılan KHK’larla yüzbinlerce insan haksız yere işinden atılmış, muhalif basın yayın organları kapatılmış, binlerce insan hukuksuz kararlarla tutuklanmış, insanların malına mülküne keyfi bir biçimde el konulmuştur. Bu haksızlığa boyun eğmeyip direnen insanlar AKP iktidarının saldırgan politikalarının hedefi olmuşlardır.

Roboski, Suruç, Ankara, Diyarbakır, Antep…

Roboski, Suruç, Ankara, Diyarbakır, Antep katliamlarını hatırlatan Erçe AKP’nin kurduğu düzenin farklılıklara asla izin vermediğine dikkat çekerek “Çoğulcu yapıyı yok etmeye çalışan tekçi bir anlayışla hareket edilmektedir. Bu çerçevede AKP iktidarı kendisinden olmayan herkesi düşman kabul etmekte ve terörle ilişkilendirmeye çalışmaktadır. Toplum üzerinde inşa edilen bu tekçi iktidar ilişkisine karşı güçlü bir demokrasi mücadelesi verilmesi kaçınılmazdır. AKP iktidarı halk desteğini hızla kaybetmektedir. Bu gerçeği gören AKP iktidarı daha da saldırganlaşmaktadır” dedi.

“Şeklen kalmış olan sınırlı laik niteliği bütünüyle ortadan kaldırılmaya çalışılıyor”

Devletin artık şeklen kalmış olan sınırlı laik niteliğinin bütünüyle ortadan kaldırılmaya çalışıldığına da dikkat çeken Erçe şunları kaydetti:

Eğitimde akıl, bilim, eleştiri ve sorgulamanın yerine kör inançlara ve akıldışı dogmalara dayalı siyasal İslamcı, gerici bir anlayış getiriliyor. Çocuklarımız eğitimin çeşitli kademelerinde sürekli taciz ve tecavüzle anılan gerici vakıflara teslim ediliyor. Aleviler üzerindeki bin yıllık asimilasyon ve yok etme politikaları AKP iktidarı tarafından da hevesle devam ettirilmektedir. Cemevlerimiz tanınmıyor. Alevi köylerine zorla Cami yapılıyor. Cami olmayan köylerimize hizmet götürülmüyor. Alevi çocuklarına zorla din dersleri dayatılıyor. Dersim, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi katliamlarının üzeri devlet tarafından örtülüyor. Kamuda ayrımcılığa uğruyoruz. Gençlerimiz Alevi kimliklerinden dolayı işe alınmıyorlar. Birçok insanımız baskı ve ayrımcılıktan dolayı toplumsal yaşamda Alevi kimliğini gizlemek zorunda kalıyor.

“Biz yurtseverler asla karanlığa teslim olmayacağız”

AKP iktidarının İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmasının, kadın örgütlenmesine karşı açık ve aleni bir tavır olduğunu da vurgulayan Erçe, “Buna verilecek en somut ve belirgin örneklerden biri de, kamuoyunda  ”İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olan sözleşmeden çekilmiştir. Bu, zaten hayatın bir çok alanında  şiddete ve haksızlığa maruz kalan kadınların daha da savunmasız kalmaları anlamına geliyor” dedi.

Erçe sözlerini mücadele çağrısıyla şöyle noktaladı:

Ama biz Aleviler, biz demokratlar, biz laikler, biz devrimciler, biz yurtseverler asla karanlığa teslim olmayacağız. 2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı özünde sadece Alevilere karşı değil; ezilen, ötekileştirilen, yok sayılan tüm toplumsal kesimlere karşı yapılan bir katliamdır. O yüzden ezilen, ötekileştirilen ve yok sayılan tüm canlarımızı karanlığa karşı aydınlığı, zulme karşı adaleti, zorbalığa karşı özgürlüğü savunmak için alanlara çağırıyoruz. Gelin hep birlikte 2 Temmuz’da tekçi anlayışa, faşizme, ırkçılığa, gericiliğe ve baskı politikalarına karşı laikliği, özgürlüğü, eşitliği, adaleti, barışı, demokrasiyi ve halkların kardeşliğini savunarak katliamda yitirdiğimiz canlarımızı analım. Gelin 2 Temmuz’da acılarımızı ortaklaştıralım. Gelin hep birlikte dayanışmayı ve mücadeleyi büyütelim.

Sendika.Org

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur