‘45 milyon doları unut’ – Ergin Yıldızoğlu (Cumhuriyet)

Bir “suç örgütü” (SÖ) liderinin suçlamaları ülkeyi sarsıyor, dünya basınında ilgi çekiyor. Benim de “İçişleri Bakanlığı’na çağırmışlar”... “45 milyon doları unut”... “Ne yapsın devlet var karşısında”... “Üzerine çöktüler” ifadeleri ilgimi çekti

‘45 milyon doları unut’ – Ergin Yıldızoğlu (Cumhuriyet)

Bir “suç örgütü” (SÖ) liderinin suçlamaları ülkeyi sarsıyor, dünya basınında ilgi çekiyor. Benim de “İçişleri Bakanlığı’na çağırmışlar”… “45 milyon doları unut”… “Ne yapsın devlet var karşısında”… “Üzerine çöktüler” ifadeleri ilgimi çekti.

‘Alan’ın iki boyutu
Bu suçlamalardan, verilmeye çalışılan cevaplardan, ortaya saçılan bilgilerden oluşan “alan”ın iki boyutu var. Biri, insanlar arası ilişkilerin örüntüsünden, diğeri de devlet – toplum ilişkisinde gözler önüne serilen olguların örüntüsünden oluşuyor.

Birinci boyut, bir yasadışılığı, ahlaki çöküntüyü, siyasi kültürdeki çürümüşlüğü yansıtıyor. Bu boyut, ne kadar iğrenç olsa da esas olarak, “kriminal” bir alan, benim ilgimi fazla çekmiyor. Bence, ikinci boyut, bunun gelecekte sergilemesi olası biçimler, üzerinde düşünmek çok daha verimli olacaktır.

Kapitalist toplumda devletin işlevlerini kısaca şöyle özetleyebiliriz

1) Sermaye birikim sürecinin önündeki engelleri temizlemek; kâr oranları düşme eğiliminin karşıt eğilimlerini (KODEKE) harekete geçirmek, düzenlemek.

2) KODEKE’nin harekete geçirileceği coğrafi alanı yapılandırmak: Uygun parasal-mali ve hukuki sistemleri, altyapı hizmetlerini inşa etmek. Bu zeminde yaşayacak insanların duyarlılıklarının ve bedenlerinin bu zeminin gereksinimlerine göre üretilmesine, eğitim, medya, sanat kurumları ve sağlık kurumları ile yardımcı olmak.

3) Gerektiğinde bu zemini finansal ve askeri araçlarla (emperyalizm), gönüllü ya da zorunlu nüfus hareketleriyle (işçi ihracı ya da yerleşimciler) genişletmek.

4) 1 ve 2’deki dinamiklere uymayanları, simgesel ve fiziki şiddet, hapsetme, sürgün araçlarıyla disiplin altına almak ve cezalandırmak. Diğer bir deyişle sınıf çelişkilerinin basıncının yıkıcı düzeye çıkmasını önlemek.

Basitleştirirsen kırılganlaşır
Bu işlevlerinden dolayı kapitalist devlet, egemen sınıfın bir “sopası” (iktidarının ifadesi) olmanın çok ötesinde, kültür ve ideolojiyle birbirine bağlanmış güç / iktidar merkezlerinin varoluş alanı, bazen genişleyen bazen daralan bir örüntüsüdür. Bu anlamda, birincisi, devlet toplumdan ayrı onun dışında (üzerinde) değil, içinde var olan bir yapıntıdır. İkincisi, kapitalist devlet bu karmaşıklığı yansıtabildiği oranda, işlevlerini yerine getirebilir, devlet toplum ilişkisinin istikrarı korunabilir.

Bu, kısaca ve kabaca özetlediğim devlet teorisini benimsediğimden, AKP iktidara geldiği yıllardan bu yana, siyasal İslamın inşa edilmekte olan rejiminin, kapitalist devletin temel işleyiş biçimlerini ve ilkelerini adım adım yıkmakta olduğuna, bunun olası sonuçlarına işaret ediyordum. Özellikle “Gezi olayı” sonrasında hızlanan devleti “bir”leştirme (devlet-lider-parti-hareket) ve basitleştirme, adeta bir “şahsım” devletine dönüştürme çabalarının, sermaye birikim sürecinin gereksinimlerine cevap veremeyeceğini, kapitalist devletin karmaşıklığını yansıtamayacağını ve giderek siyasi, ekonomik istikrarsızlığın ve cevap olarak da simgesel ve fiziki şiddetin artacağını ileri sürdüm.

Bugün gelinen noktada, bu “bir”leştirme sürecinin, modern devletin kurumlarını, kurumlar arasındaki örüntüyü yaşatan “laik-seküler-rasyonalist” kültürü çözerek eski bir deyişle “berhava” etmeye başladığını görüyoruz.

Besbelli ki kapitalist devletin kurumsal örüntüsü çözülürken, açılan deliklerden içeri suç örgütleri kendi ahlak, kültür ve ritüelleriyle birlikte girmiş, devletle suç örgütleri arasında bir sembiyoz ilişkisi oluşmuş. Bu sembiyoz ilişkisiyle birlikte yaygınlaşan “çökme”, infaz, kaçırma pratikleri, kapitalizmin “kutsalı” olan mülkiyet güvencesini yok etmiş. Bu sırada devlet, devlet olmakla suç örgütü olmak; siyasi temsilciler, siyasi temsilci olmakla SÖ üyesi olmak arasında hibrit biçimler almaya başlamış.

Bu durum sürdürülemez. Sorun, bu rejimin sürdürülemez olanı sürdürmek için alacağı risklere yıkılırken sergileyeceği biçimlere ilişkindir. Eğer muhalefet hızla bu yıkıntının molozlarını temizleyecek, yerine yeni bir yapıntı inşa edebilecek konuma yükselemezse, bugün “rejim yıkılıyor” diye sevinenler, “Daha neler olacak neler. Bunlar iyi günler” sözlerini haklı çıkaracak olaylar yaşayabilirler.

Kaynak: cumhuriyet.com

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur