Karanlık gider Gezi kalır

Bugün emeğimize, topraklarımıza, ormanımıza, suyumuza sahip çıkıp göz dikenleri kararlı bir şekilde teşhir edebiliyorsak Gezi’de mayalanan hak ve mücadele bilincini kazandığımız içindir. O gün nasıl ki Hasankeyf’in sesini kirletilen Ergene nehri, Artvin Cerattepe’nin sesini Bafa Gölü duydu ise ve bugün Kaz Dağı’nın sesi İkizdere’de yankılanıyorsa Gezi’nin mayası tuttuğu içindir

Karanlık gider Gezi kalır

Gezi, memleketin dağını, toprağını, ormanlarını tarumar edip sırtını dayayacağı yeni zenginler yaratmak için iktidar olan AKP’nin hala hazmedemediği bir halk bir direnişi olmaya devam ediyor.

Siyasi baskı altında yerlerde sürünen, sıradan insanların dahi “guguk oldu” dediği perişan haldeki hukuku temsil edenler gerçekten ne yaptığını şaşırmış halde. Sekiz yıl öncesinden bugüne geldiğimizde halkın çok meşru talepleriyle alanlara çıkmasından “darbe” çıkarmaya çalışma hamleleri her keresinde boşa gitmedi mi? Gitti. Sanık sandalyesine oturtulan Taksim Dayanışması, Beşiktaş Çarşı Grubu, Osman Kavala, Mücella Yapıcı, Can Atalay… başta olmak üzere Gezi’yi mahkûm etmek için açılan davaların duruşması trajikomik tiyatro sahnelerini andırdığına hepimiz tanığız.

Savcılarca ağır hapis cezaları verilmesi amacıyla hazırlanan iddianameler teker teker çöktü, beraat kararını veren hakimler adeta sanıkların gözlerine bakma cesaretini göstermeden duruşma salonundan sıvıştılar.

Gezi hak ve hukukta ısrarlı bir çığlıktır

İktidarın baskılarına boyun eğerek meslek onuru ve ahlakını ayaklar altına aldıklarının pekâlâ onlar da farkındaydılar. Bir, iki, üç… iktidarın Gezi’yi mahkûm etme ya da Gezi’den darbe çıkarma hamlesi şimdiye kadar hep boşa çıktı. Şimdi yeni savcı ve hakimlerle bir yenisini deniyorlar. Ve biz Geziciler her seferinde “Karanlık dider Gezi kalır” noktasındayız ve bu konuda ısrarcı olduğumuz ölçüde gerçek Geziciyiz. Çünkü varız. Çünkü Gezi Direnişi bizim gelecek ya da geleceğini sağlayacağımız iyi günlere olan inancımızı bir kez daha arttırdı. Yine çünkü Gezi ısrarı haklıdan, hukuk ve demokrasiden yana olan bizlerin öylesine basit bir sokak hareketinden daha fazlası olarak gönülleri fetheden insan ve yeryüzü odaklı bir harekettir.

Kaç kez dedik, yine diyoruz: Gezi en genel insan ve vatandaşlık hakkı, hukukudur. Gezi, insan ve doğanın en içtenlikli kaygısını ifade etme hakkıdır. Gezi, yaşanabilir kentin ve doğanın dile gelişidir. Gezi hakkı beton kulelere karşı gökyüzü hakkıdır. Kent halkıyla, kedisi, köpeği, kuşu böceğiyle nefes alınabilecek parkları koruma hakkıdır. Gezi hakkı, evsizlere güvenilir kent köşeleri verme hakkıdır. Gezi hakkı, dağların, ormanların, nehir ve derelerimizin madencilere, inşaat tekellerine açık hale getirilmesine karşı isyan etme hakkıdır. Gezi hakkı iş hakkı olduğu kadar güvenli, güvenceli çalışma koşullarını talep etme hakkıdır. Ortak çıkarlar için bir araya gelme ve örgütlenme hakkıdır. Parasız, eşit ve özgür eğitim hakkıdır. Dinci, cinsiyetçi eğitime karşı demokratik laik, anadilde eğitim hakkıdır. Dinsel, dilsel, etnik her türlü ayrımcılığa karşı özgürlük, yurttaşlık hakkıdır. Hak olan her şey Gezi; haksızlığa maruz kalan herkesin, her şeyin kendini bulduğu adres de Gezi’dir.

Sesimizin birbirine ulandığı adres Gezi’dir

2013 yılı İstanbul Gezi Parkı’nı, parkın kadim ağaçlarını korumak için başlayan Gezi Direnişi ülkemizin aşağı yukarı tüm kentlerinde çok çeşitli halk kesimlerinin kendi yaşadığı sorunları dikkate alarak başlattığı çok yönlü bir direnişe dönüşmüştür. Haklı talepleri olan organize bir direnişi sahiplenmek ve savunmaktan daha doğru ve anlamlı bir şey olamaz. Ki o günden bu yana ülkemizin maddi değerlerin ve çevremizin tahrip edilmesi Gezi Direnişi’nin haklılığını kerelerce bize göstermiş, göstermektedir.

Şöyle bir yönden de bakabiliriz: Eğer Gezi İsyanı olmasaydı dün Yırcalı’da sökülmek istenen zeytinlikler, bugün Kaz Dağı’nda, Fatsa’da, Artvin’de, İkizdere’de yapılan doğa katliamları yurdun bir diğer başındaki insanların dikkatini belki de kolay kolay çekmeyecek; çevresel değerleri sahiplenme bilinci bu denli hassas ve gelişkin olmayacaktı. Bir yerde yapılan tahribata karışında bir başka bölgedeki insanın ses çıkararak müdahil olması Gezi’nin yarattığı ruhla ilgilidir. ‘Gezi Ruhu’ denen şey budur. Tahribe uğrayacak bir çevrenin insan boyunu aşan bariyerlerle kapatılması; Gezi bilincinin, iktidar ve onun icazetinden nemalanan inşaat ve maden şirketlerinin sermayedarlara verdiği korku yüzündendir. Bu nedenledir ki halkın tepkileri karşısında polisin-jandarmanın gölgesinde çalışırlar.

Biz yapılanları hazmetmeyip sesimizi çıkardıkça, Gezi, AKP iktidarı ve baş aktörü RTE’nin kâbusu olmaya devam etmektedir. Yoksa en son 1,5 yıl önce beraat kararı verilen Gezi davasından sonra bugün yeniden başka bir Gezi davası açılmasının başka ne anlamı olabilir ki? Artık kamuoyu, bu konunun “o hakimle olmadı, bu hâkim olsun, bu da olmadı diğerine bakalım” anlayışıyla sürdürüldüğünün pekâlâ bilincindedir.

Bugün emeğimize, topraklarımıza, ormanımıza, suyumuza sahip çıkıp göz dikenleri kararlı bir şekilde teşhir edebiliyorsak Gezi’de mayalanan hak ve mücadele bilincini kazandığımız içindir. O gün nasıl ki Hasankeyf’in sesini kirletilen Ergene nehri, Artvin Cerattepe’nin sesini Bafa Gölü duydu ise ve bugün Kaz Dağı’nın sesi İkizdere’de yankılanıyorsa Gezi’nin mayası tuttuğu içindir. Aynı şekilde Malatya, Erzincan, Sivas üçgenini kuşatan dağlar için verilmiş yüzlerce maden ruhsatına karşı yöre halkının harekete geçişinde de Gezi ve çevre hareketinin sağladığı bilinç ve güç vardır. Hazmedemedikleri, hazmedemeyecekleri budur.

Peki, tüm ileri görüşlülüğümüze, direnişimize rağmen elimizde kayıp gidenler için söylenecek bir sözümüz olmayacak mıdır? Talancı sermayeyi daha çok büyütme iştahı ve tüm şiddetiyle üstümüze gelen faşist siyasal İslamcı iktidar karşısında ne yazık ki örgütsüz ve dağınık olduğumuz bir gerçektir. Belki de ta baştan söylediğimiz “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” dediğimiz noktadaki iddiamız esas kazancımızdır. Yine en önemlisi, gücümüz oranında her yer ve fırsatta hukuksuzluğun üstüne gidiyor olmamızı; “Tüm bunları yapmasaydık neler olurdu” noktasından da bakarak çıkardığımız sonuçlarla, şu süreçte içinde bulunduğumuz seviye arasındaki fark bir yol aldığımızı da göstermez mi? Gezi, dünyamızı insanlığın elinden alıp gidenlere karşı her yerde ve her zaman yapılan itirazın kendisidir. Gezi’nin ışığı sönmez…


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur