“Herkes kapısının önünü süpürürse dünya temiz olur” yalanı

Evet, her birimiz günlük ekolojik davranışlarla yaşamımıza anlam katmaya çalışabiliriz. Enerjiyi, suyu tasarruflu kullanarak bütçemize katkıda bulunabiliriz. Ama “Bu davranışları birbirine ekleyerek dünyayı kurtarabilir miyiz?” sorusu ayrı bir konu. Çünkü toplumun iktisadi yürüyüşüne karar verenler tüketiciler değildir

“Herkes kapısının önünü süpürürse dünya temiz olur” yalanı

Dünyaya oturmaya geldik. Bizden önce gelenlere misafir olduk. Ama oturmasını bilemedik, daha doğrusu kimileri oturmasını bilemedi. Evinin önünü ve çevresini mahvetti.

Dünya tehlikede. Her bir bireyin atacağı “ekolojik” adım, yapacağı her bir çaba doğayı ve dolayısıyla dünyamızı felaketlerden kurtaracak. “Herkes kapısının önünü süpürürse dünya temizlenir” deyip duruyorlar.

Evet, doğru. Herkes kapısının önünü süpürsün, temizlesin. Neden eve girerken temiz bir kapı önünden geçip girmeyelim. Bu zaten doğal bir hareket. Ama sizce dünya da böyle temizlenir mi?

Kaz Dağları’nda kapının önünü kim kirletti ve kim temizleyecek? Siyanürü doğaya bırakıp giden mi yoksa doğanın koruyucuları mı, yörede yaşayanlar mı?

Kapitalist sistemin kurduğu ve desteklediği, milyar dolarlara boğduğu o güzelim kuruluşlarının, vakıflarının, enstitülerinin en çok yaydıkları en rezil ve en aldatıcı yalanlarından biri. İnsan-sever kapitalistler de işin içinde. Daha önce sözünü ettiğimiz “biz çöp üretelim, siz geri dönüştürün” yalanı gibi.[1] Medya da bu yalanı yaymak için önemli çaba sarf ediyor.

Hükümetler ve kirliliği yaratan çok uluslu şirketler olayı kişiselleştirerek, tüketiciyi sorumlu tutarak işin içinden sıyrılıyorlar. Salgında olduğu gibi olay kişilere indirgeniyor, hükümetin sorumluluğu saklanıyor ve maske takmayan ötekileştiriliyor, düşman ilan ediliyor. Çöpünü doğaya atan ya da ayrıştırmayan kişiler elle gösteriliyor. Tanıdık gelmiyor mu?

Evet, karbon salımı açısından 4X4 arabalarla gezmek yerine bisikleti tercih etmek daha uygun. Ama, sorun burada değildir. Esas sorun iklim değişikliği ya da küresel ısınmadan korunmanın yolunun evinin önünü süpürmekten geçmeyeceğidir. Ayrıca herkesin evi de yok ki!

Evet, her birimiz günlük ekolojik davranışlarla yaşamımıza anlam katmaya çalışabiliriz. Enerjiyi, suyu tasarruflu kullanarak bütçemize katkıda bulunabiliriz. Ama “Bu davranışları birbirine ekleyerek dünyayı kurtarabilir miyiz?” sorusu ayrı bir konu. Çünkü toplumun iktisadi yürüyüşüne karar verenler tüketiciler değildir. Kimi davranışlarımız, tercihlerimiz üretimi etkilese de. Üreticiler talebi reklam yoluyla yaratıyorlar, piyasalara her gün yeni ürünler sunuyorlar. Piyasaya egemen olan tekeller, hisse senedi sahipleri, holding patronları ne yiyeceğimize ne satın alacağımıza karar veriyorlar. Doğadan neyi çekip alacaklarına karar verip doğayı büyük pazara çeviriyorlar. Canlısı, cansızı mala dönüştürülüyor. İşte bu dönüşümü yaparken de kirletiyorlar, iklimi değiştiriyorlar. Sonra da başımıza asit yağmurları düşüyor, denizlerde canlılar plastikten ölüyor. Siz nasıl kurtaracaksınız bu canlıları evinizin önünü süpürerek?

Sermayeyi elinde tutanlar kapılarının önünü temizliyor mu, yoksa sizin kapınıza gelip çöp mü döküyor?

Karl Marx, “Sermaye iki şeyi tüketir, bitkin düşürür: Doğa ve Emek” demiş.

Sizin tasarruf ettiğiniz damlalar…

Yaşamımızda yapacağımız ekolojik davranışlardan örnekler verelim ve birkaçı üzerinde duralım.

Bir kez kullanılan “kullan-at” nesneler kullanmayalım. Suyu ve elektriği ve giysileri tasarruflu kullanalım. Kullanılmayan ilaçları çöpe atmayıp eczaneye verelim. Şarjlı pil kullanalım. Odaları az ısıtalım. Mevsim sebze ve meyvelerini yiyelim. Yerel ve doğaya katkılı üretime katkıda bulunalım. Çamaşır makinesini doldurup çalıştıralım ve mümkünse 30-40 derece ısıtalım. Kâğıt mendil yerine bez mendil kullanalım. Atılır çocuk bezi yerine yıkanır çocuk bezi kullanalım. Tamir edelim, yama yapalım. Eski giysileri atmayalım, ihtiyacı olanlara verelim. Az mesaj yollayalım, az video seyredelim. Kütüphaneye gidip kitap alalım. Klima kullanmayalım. Fazla yiyecek satın almayalım. Bittikçe alalım ve çöpe atmayalım. Bunlara siz de eklemeler yapabilirsiniz.

Hem bütçeye hem de sağlığımıza katkıda bulunabiliriz.

Ama bütçemize el atıyorlar ve sağlığımızla oynuyorlar.

Yaşamın vazgeçilmez kaynağı su’dan başlayalım. Siz evinizde ekolojik davranış içine girerek tasarruflu kullanmaya çalışıyorsunuz. Dişinizi fırçalarken musluğu kapatıyorsunuz. Duş alırken dikkat ediyorsunuz. Kimileri duş alırken çişinizi de yapın ki tuvalette ki suyu tasarruf etmiş olursunuz diyor.

Peki bir kot pantolonu üretmek için ne kadar su kullanılıyor? Sizin yıllar boyu tasarruf ettiğiniz ve ekolojik dengeye katkı sağladığınız su miktarı boşa gidiyor. Bir kot pantolonu üretimi için (pamuk ekiminden, iplik ve kumaş üretimi ve pazarlamasına kadar) 7-10 bin litre su gerekiyor! Bu pantolonun hangi gelişmekte olan ülkelerde, hangi koşullarda emeğin nasıl sömürülerek üretildiği de ayrı bir konu.

Bir kilo sığır eti üretimi için 3100 litre, bir araba için 30 bin litre bir ayakkabı için 8 bin litre ve bir “burger” için 2400 litre su gerekli.

Bir tişört üretmek için sizin 70 kez duş alırken kullandığını su gerekli.

Suyu bu şekilde kullanan sistemi değiştirmek daha yerinde olmaz mı?

Elektrik kullanımımızı ele alalım. Ne diyorlar? Odadan çıkarken lambayı söndürün. LED ampuller alın. TV ve bilgisayarınızı uyku modundan çıkarın. Evet tasarruf sağlarsınız. Peki elektriği kömürle üretmeye ve dünyayı kirletmeye kim devam ediyor? Şu ünlü “veri merkezleri” (Data Center) ne kadar elektrik tüketiyor ve tasarruflu kullanıyorlar mı? SMS, e-posta yollarken video izlerken tasarruf aklınıza geliyor mu? Sizi “bilişim tüketimine” sevk edenler kapılarının önünü süpürüyor mu?

Başka yolu yok mu?

Çöpünüzü ele alalım. Evet çöp üretmeyelim ve çöplükler dolmasın diyorlar. Üretileni de geri dönüşüm yoluyla kazanalım diyorlar. Sanayinin ürettiği ve zehirli çöplerin de içinde bulunduğu katı, sıvı, gaz çöplerin miktarının sizin ürettiğiniz çöp miktarını kat kat aştığını saklıyorlar. Sadece size “geri dönüşümü sağlayın” diyorlar. Kullan-at nesnelerden vazgeçiyorsunuz. Peki neden üretimlerinin yasaklanmasını talep etmiyorsunuz? Plastik çatal, bardak, tabak, tıraş bıçağı üretenler, nesnelerin kullanma sürelerini bilerek kısıtlayanlar yani programla kullanımdan düşürenler neden destekleniyor, neden üretime devam ediyorlar? Neden kapılarının önünü temizlemiyorlar?

Geri dönüştürebilen plastik üretimine geçilemez mi? Cam şişeleri geri kazanmak için eskiden olduğu gibi depozito koyulamaz mı?

Mümkünse yerel pazarda alışveriş yapıp yerel ürünleri tercih edelim. Yerel üreticiye destek olalım. Diğer ülkelerden ithal edilen, borç yaratan ve sadece belirli bir sınıfa seslenen ve nakliyesiyle binlerce ton CO2 salan gıda ürünlerini tüketmekle çöpleri bizim kapının önünde birikirken sermaye cebini dolduruyor.

Siz işinize yaya, bisikletle giderek çevreye katkı sağlamaya çalışırken özel yatlarla, uçaklarla 4X4’le gezenler dünyaya daha fazla CO2 salarak kapılarının önünü kirletmiyorlar mı? Sizin bir yılda tasarruf etmeye çalıştığınız benzin miktarı bir saat içinde, belki de bir saniye içinde spekülatif işlemlerle milyarlar kazananlar tarafından tüketiliyor. Gelir, üretime katkıda bulunanlara göre eşit dağıtılsa, toplu taşıma öne çıksa ve bu amaçlar uğrunda kapımızın önünü süpürsek daha refah ve temiz bir dünya yaratamaz mıyız?

Siz çevreyi koruyayım derken Kanal İstanbul’un çevreye vereceği zararı düşündünüz mü? Hangi canlılar göç edip gidecek? Doğaya nefes veren hangi bitkinin canına kıyacağız?

Siz birkaç ağaç dikip doğa nefes alsın derken çok uluslu şirketler, petrol ve gaz şirketleri kaya kırma yoluyla, bitümlü kumlarda ve kutuplarda yeni petrol ve gaz kaynaklarına ulaşmak için ormanları, buzulları mahvederek bizleri nefessiz bırakmıyor mu? Hayvan yemi, biyoyakıt üretmek için yerlilerin yaşam alanları ele geçirilip geçim tarımları engellenip açlığa mahkûm edilirken biz kapının önünü süpürmekle neyi temizliyoruz?

Yerliler doğal ürünlerle ve doğal ilaçlarla yaşamlarını sürdürürken dev ilaç firmaları doğal bitkilere el koyup bröve çıkarıp kullanmalarını yasaklarken ve kârlarına kâr katarken biz evimizin önünü süpürmeye devam edelim.

Dev petrol şirketleri petrolün fiyatını; çıkarma, rafineri, ulaşım maliyetleri ile kâr payını da ekleyerek belirlerken yarattığı kirliliğin, sağlık sorunlarının ve ölümlerin maliyetini bizlere yükler ve işin içinden Devlet’in verdiği desteklerle kolaylıkla sıyrılırken siz hangi kirliliği kapınızın önünden süpüreceksiniz ve katkınız ne olacak?

Değerli tarım toprakları kentleşmeyle ve toprak rantı peşinde koşan sermaye tarafından kaybolmakta iken biz bir avuç toprağı korumaya çalışmakla neyi kurtarıyoruz?

Gıdaların yüzde 30’unu tüketmeden çöpe atarken kapınızın önünü süpürseniz ne olur?

Örnekleri çoğaltabiliriz ve siz de daha fazla soru sorarak çocuklarınızla gelecekteki dünyayı düşleyebilirsiniz. Ama sermayenin bu dünyayı çöplük haline getirmesi karşısında mücadelenin bireysel değil ama kolektif olması gerektiğini kavramalıyız. Çözüm sistemin değişmesinde aranmalıdır ve dünyayı kurtarmanın başka yolu yoktur.

Kolektif mücadele sizin kapınızın önünü süpürmenize engel değildir.

Dipnot:

[1] İsmail Kılınç: Geri dönüşüm yalanı, biz çöp üretelim, siz geri dönüştürün, sendika.org, 6 Ekim 2019. https://sendika.org/2019/10/geri-donusum-yalani-biz-cop-uretelim-siz-geri-donusturun-563864/

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur