SES: “Sağlık emekçilerine yönelik ayrımcı genelgeleri kabul etmiyoruz”

SES, pandemi kısıtlama kararları kapsamında sağlık emekçilerinin haklarını yok sayan Sağlık Bakanlığı genelgesine dair Ankara'da basın toplantısı yaptı. Açıklamada, "Sağlık emekçileriyle ilgili son yayınlanan genelge ile izin ve idari izin hakkımızın ortadan kaldırılmasını, sürgünlerin önünün açılmasını kabul etmiyoruz. Dinlenme hakkımız aynı zamanda yaşam hakkımızdır, yaşatmak için yaşamak istiyoruz, yaşam hakkımıza sahip çıkıyoruz" denildi

SES: “Sağlık emekçilerine yönelik ayrımcı genelgeleri kabul etmiyoruz”

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) pandemi kısıtlama kararları kapsamında sağlık emekçilerinin haklarını yok sayan Sağlık Bakanlığı genelgesine dair Ankara’da SES Genel Merkezi’nde basın toplantısı yaptı. Basın metnini Merkez Yönetim Kurulu adına Eş Genel Başkanımız Selma Atabey yaptı.

Sağlık emekçilerilerinin artan iş yükünün doğal sonucu olarak her zamankinden daha fazla çalışmak zorunda bırakıldıklarını belirten Ayabey, koronavirüs salgınında çalışanlar arasında en büyük risk grubunun yine sağlık çalışanları olduğunu hatırlattı.

Nisan ayındaki vaka sayılarının Şubat 2021’e göre 10 kat arttığına dikkar çeken Atabey, “COVID-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise günlük 297 kişiye yükseldi. Turkuaz tabloda eleştirilere rağmen ısrarla yer verilen yeni hasta sayısı tırmanışa geçerek 2,845 kişiye yükseldi. Toplam vaka sayısı 4 milyonu geçti (4 milyon 86 bin 957 kişi), toplam can kaybı 35 bin 31 kişiye yükseldi” dedi

Atabey, “Patates ve soğan dağıtarak, bunu da basının önünde teşhir ederek ekonomik olarak daralmış 84 milyon halkı bir de pandeminin yayılmasından sorumlu tutup, yükü de sağlıkçıya yıkıp, toplumsal dayanışmayı bozamasınız. Bu bir toplumsal durum ve hep birlikte üstesinden gelmek zorundayız. Daha dikkatli açıklamalar ve düzenlemeler yapmalısınız” diyerek şunu söyledi:

Yapılan birçok bilimsel çalışmada çeşitli ülkelerden elde edilen verilere göre sağlık çalışanlarında COVID-19 sıklığı toplumun çok üstündedir. Şimdiye kadar yapılan tespitler doğrultusunda 391 sağlık emekçisi hayatını kaybetti ve 180 binin üzerinde sağlık çalışanı enfekte oldu. Uluslararası Çalışma Örgütü gibi kuruluşlar ve 129 ülkenin meslek hastalığı olarak kabul ettiği bu durum yasal düzenlemelerimize göre meslek hastalığı veya iş kazası olarak tanımlanmasına rağmen ülkemizde bildirim yaptırılması ekonomiye yükünden dolayı engellenmektedir. Yine salgının en ön safında mücadele etmesine rağmen salgının bitirilmesinde kilit faktör olan sağlık emekçilerinin de aynı kaygıdan olsa gerek, temel ücreti arttırılmamakta; verdikleri 3600 ek gösterge sözü yerine getirilmemektedir.

“Tükendik, ölüyoruz”

“Emeğimizi görmeyen, emeğimizin hakkını vermeyen ve bu antidemokratik uygulamalardan kaynaklı tükendik, ölüyoruz” diyen Atabey, Batman’da sosyal hizmetlerde çalışan ve filyasyonda görevlendirilen sosyal hizmet emekçileri sırf kişisel koruyucu ekipman istedikleri için sürgün edildiğini, İzmir’de ise  hayatını kaybeden sağlık emekçileri için düzenlediği anma etkinliğini gerçekleştirdikleri için temsilci ve üyelerinin sürgün edilerek, açığa alındığını aktardı.

“Ayrımcı genelgeyi kabul etmiyoruz”

Açıklamanın devamında Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan genelgeye göre, yapılan tespitleri sıralayan Atabey şunları söyledi:

  • 2020 Kasım ayında Sağlık Bakanlığı genelgesi ile her ne sebeple olursa olsun görevden çekilme (istifa) talebi kabul edilmeyecek dendi ve bu yasak hala devam etmektedir. OHAL ilan edilmeden istifa ve emeklilik yasağı getirilemeyeceği ortadayken sağlık emekçilerinin bu haklarının ellerinden alınması Anayasaya aykırıdır.
  • Yine bu 2. Genelgede iller arası geçici görevlendirilen (resen atanan) personelin derhal ayrılışı yapılarak görevlendirildiği yere gitmesi sağlanacak denmektedir. Pratikte bunun karşılığı Batman ve İzmir örneğinde yaşadığımız gibi çoğunlukla sürgün anlamına gelmektedir. Oysa sürgün suçtur, bu durum kabul edilemez.
  • Anayasal güvence altında olan ve Dünya Sağlık Örgütü’nün de önemini vurguladığı dinlenme hakkına izinler durdurularak yine 2. kez müdahale edilmiştir. Hele ki pandemi ile mücadele edilen, normal zamanlara göre daha yoğun ve uzun saatlerle çalışılan böylesi bir dönemde bu müdahale sağlık emekçilerinin yaşam hakkını yok saymak demektir.
  • Radyoaktif ışınla çalışan personele verilmekle yükümlü olunan bir aylık sağlık izni (şua izni) kurum amirlerinin inisiyatifine bırakılmıştır. Röntgen ve tomografinin tanıda kullanımı pandemi süresince daha da artmış olup radyasyonla çalışan sağlık emekçilerini normal zamana göre daha fazla korumak gerektiği ortadadır. Radyasyonun kanser yapıcı etkisini azaltmak için verilen şua izinlerinin ertelenmesi ve kurum amirine bırakılması demek sağlık emekçilerine “ya COVID ol ya da kanser ol” demektir.
  • Kamuda görev yapan ve 10 yaş altı çocuğu olan kadın emekçilere tanınan idari izinlerin kadın sağlık emekçilere tanınmaması büyük bir ayrımcılıktır. Ayrıca çocuk izni ebeveyn iznidir, çocuğun bakım yükü sadece anneye bırakılamaz. Eşlerden talep edenin izin hakkı amasız, koşulsuz yerine getirilmelidir. Fatma hemşirenin idari izin verilmediği ve izin alamadığı için nöbete giderken komşusuna bırakmak zorunda kaldığı çocuklarının yangında can vermesi hepimizin hafızasındadır. Böylesi insanlık dramlarının tekrar yaşanmaması için idari izin verilmelidir.
  • Çalışma saatlerinin kamuda 6 saate indirilmesinden sağlık emekçileri yine faydalandırılmamakta ve kamu emekçileri arasında eşitlik sağlanmamaktadır. Bu eşitsizliğin giderilmesi için 6 saat üzeri çalışmanın fazla mesai kabul edilmesi ve sağlık kurumlarında çalışan tüm emekçilere ödenmesi gerekmektedir.
  • Kadın emekçileri hamile olduğu tespiti yapıldığından itibaren idari izinli sayılmalıdır.
  • Emziren annelerin sadece süt izinleri kapsamında değerlendirilmemesi ve emziren annelere idari izin verilmesi gerekmektedir.

“Bütün bu düzenlemeler kamu emekçilerine tanınırken Sağlık Bakanlığı’nın yarattığı bu eşitsizliği ve ayrımcılığı kabul etmiyoruz” diyerek şunları söyledi:

Çünkü sağlık emekçisinin en temel insan hakları olan yaşama hakkı ve dinlenme hakkı yok sayılmakta, sağlık sisteminizin maliyet dengesi olan az elemanla çok iş denklemiyle bilinçli bir şekilde sürdürdüğünüz personel eksikliği bu duruma gerekçe gösterilmektedir.

Ardından Sağlık Bakanlığı’na çağrıda bulunarak taleplerini sıraladılar:

  1. Atama bekleyen binlerce sağlık emekçisinin derhal kadrolu, güvenceli ataması yapılmalıdır.
  2. Haksız, hukuksuz şekilde işlerinden edilmiş hepsi de uzun yıllarını meslekte geçirmiş tecrübeli insanlar olan KHK’li sağlık emekçileri işlerine döndürülmelidir.
  3. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yasasının kaldırılmalı ve bu sebeple işe başlatılmayan sağlık emekçileri bir an önce işlerine başlatılmalıdır.
  4. Pandemi yönetiminde sağlık alanındaki emek ve meslek örgütleri karar alma süreçlerine dahil edilmelidir.
  5. COVID-19 iş kazası ve meslek hastalığı kapsamına alınmalıdır.
  6. Sağlıkta şiddet önlenmelidir.
  7. Bütün sağlık emekçilerinin temel ücretleri yoksulluk sınırının üzerinde olacak şekilde düzenlenmelidir.
  8. Kronik hastalığı olan ve 60 yaş üstü tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine idari izin verilmelidir.

Sendika.Org

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur