Şarkılarınla hangi taraftasın?

Müzisyen, müzisyenlik haklarını almak için örgütlenmek durumundadır ve müzisyen, müziği ve kendini özgürleştirmek için de sınıfsal-kültürel savaşın bir tarafında olmak zorundadır

Şarkılarınla hangi taraftasın?

Önceki yazıda müzisyenlerin terk edildiği yokluk, borç ve intihardan bahsedip konuyu, kültür işçiliğinin ikili karakterine getirmek üzere, bir çelişki askısında bırakmıştım. Erkan Oğur’un Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın şarkısına, düzenlemesi ve çalgıları ile katılmasının yarattığı tartışmalar vesilesiyle, müzik-ideoloji civarındaki konulara ilginin artacağını düşünerek hızlıca bir adım daha atmaya çalıştım.

İkili karakter, ikili mücadele

Bardak fabrikasında çalışan emekçinin de müzik emekçisinin de emeklerini satmak dışında bir geçim yolu yoktur. Dolayısıyla müzik emekçilerinin büyük bölümü, aynı diğer emekçiler gibi her gün büyük ölçüde patron için, az biraz da kendi için çalışır. İlk bakışta müzisyenin işsizliği, gündeliğinden bile mahrum olması veya uzun çalışma saatleri ile yıpranmışlığı ile formüle olmuş olan şey aslında, güvencesiz proleterlerin tümü için yakın düzeylerde geçerlidir. Dolayısıyla bugün müzisyenlerin yapması gerekenlerden biri, işkolu örgütlenmesidir. Hayatta kalınabilir zemin ancak böyle bir örgütlülükle oluşturulabilir.

Müzisyen, müzisyenlik haklarını almak için örgütlenmek durumundadır. Fakat icra edilen müziğin ve dahası müziği icra eden müzisyenin özgürlüğü için ekonomik haklar mücadelesi yetmez. Müzisyenin özgürleşebilmesi için mevcut düzenin ve düzenle uyum içindeki yerleşik kodların yerle bir olması gerekir. İşte böylece cümlemizin şöyle güncellenmesi gerektiği noktaya gelmiş oluruz: “Müzisyen, müzisyenlik haklarını almak için örgütlenmek durumundadır ve müzisyen, müziği ve kendini (dolayısıyla zorunlu olarak toplumu) özgürleştirmek için de sınıfsal-kültürel savaşın bir tarafında olmak zorundadır”.

Müziğin yaygınlaştırma gücü

Müzisyenin emeğini karmaşıklaştıran asıl şey, hem mevcut ideolojiyi hem de onu yıkabilme ihtimali olan ideolojileri yaygınlaştırmak konusundaki gücüdür. ‘Yaygınlaştırmak’ kelimesini özellikle kullanıyorum. Müziğin toplumsal işlevinin metin bazlı aktarımdan daha çok, bir duygunun ortaklaştırılması ve yaygınlaştırılması şeklinde cereyan ettiğine uzun süredir tanıklık ediyoruz. Müzik çok geniş topluluklara temas ediyor. Çok sayıda insan müzik dinlemekten büyük keyif alıyor ve sıkça müzik dinliyor. Özellikle şarkılarla sımsıkı bağlar kuruyor; beğendiği şarkıları defalarca dinliyor, arkadaşlarına gönderiyor, müzik dinlediği yerde istek şarkı peçetesine yazıyor.

Hem meta hem metalar dünyasını meşrulaştıran öğe!

Şarkılardaki konular, söylemler, cümleler, kodlar, müzikal tercihlerin kültürel bağlamları, kullanılan çalgılardan her biri kültürün taşıyıcılarıdır. Tabiî buna müzisyenin kimliği, kültür endüstrisiyle ilişkisi, video-klipte olan bitenler vs. eklendiğinde, şarkılarda bütün olarak bir ideolojik aktarımın olduğunu görürüz. Yani örneğin, Demet Akalın’ın ortaya koyduğu müzik, yalnızca bir meta olarak ele alınamaz. Çünkü bu müzik, sözleri, müzik düzenlemesi, video-klibi ve sunuluş biçimiyle aynı zamanda da meta üretim sistemi olan kapitalizmin meşrulaşmasına, devamına ve hatta belki de önündeki bazı engelleri kültür yoluyla aşmasına yarar. Çünkü her şarkı nihayetinde ideolojik bir taşıyıcıdır.

Bu ‘star’lar sisteminde müzisyenlik faaliyeti büyük şovun küçük dişlileri olarak devam eder. Müzisyen önce tüketim kültürünün -belki zorunluluk sebebiyle- küçük bir parçası, sonra da söylediği şarkılarla, katıldığı programlarla bu kültürün doğrudan yaratıcısı ve yeniden yaratıcısı olur. Yani ücretsiz ‘Uğur Işılak Halk Konseri’ de meta üretim sisteminin devamlılığının önündeki olası engellerin kaldırılması çabasıdır.

Şarkılarınla hangi taraftasın?

Bu hünerli sistem, satış rakamlarını temel almayan ve hatta mevcut düzene uygunluk göstermeyen içeriklerdeki üretimleri bile meta alanının dışına taşamayacak şekilde konumlanmaya zorlar. Bugün müziğini dinletmek istemek, Youtube, Spotify gibi büyük kârlar elde eden dev şirketlere tam mahkumiyetle eşdeğer olmaya doğru ilerliyor.

Eşit-özgür bir dünya dışında çaresi olmayan müzik sanatının da, kendini edimiyle, yani müzik icra ederek var eden müzisyenin de çaresi toplumsal altüst oluştadır, devrimdedir, sosyalizmdedir. Notaları doğrulttuğunuz zaman sömürücüler size teslim olmaz ama müzisyenlerin bu anlamdaki silahları farklı kültürel ve ideolojik işlevler açısından çok güçlüdür. Yeter ki şu sorunun cevabı verilsin: “Şarkılarınla hangi taraftasın?”

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur