KESK’li kadınlar: “Mücadeleden vazgeçmiyoruz”

Kamuda kadın emekçilere yönelik artan saldırılar, baskı ve her türlü cezalarla kadınların kamusal alandan dışlanmaya, eve kapatmaya, iş yerinden, emekçilerden yalıtmaya, yalnızlaştırmaya çalışmasına karşı KESK'li kadınlar açıklamalarda bulundu

KESK’li kadınlar: “Mücadeleden vazgeçmiyoruz”

KESK Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy Tekdemir, Mali Sekreter Elif Çuhadar, SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, SES Genel Kadın Sekreteri Gönül Adıbelli ve Eğitim Sen Genel Kadın Sekreteri Simge Perçin, kamuda kadın emekçilere yönelik artan saldırılar, baskı ve her türlü cezalarla kadınların kamusal alandan dışlanmaya, eve kapatmaya, iş yerinden, emekçilerden yalıtmaya, yalnızlaştırmaya çalışmasına karşı bugün (16 Nisan) saat 10.30’da KESK toplantı salonunda basın açıklaması yaptı.

Basın metnini KESK Kadın Sekreteri Gülistan Atasoy Tekdemir okudu. Atasoy açıklamada, eşitsizliklerin dünyanın her tarafında şiddeti, tacizi, savaşı, krizi, yoksulluğu, işsizliği, mobbingi, ayrımcılığı derinleştirdiğini, tüm bunlara karşı kadınların insanca yaşam, gerçek demokrasi ve eşitlik taleplerinin ise yükselmeye devam ettiğini söyledi.

Kapitalizm, patriyarka ve iktidarın gerici ideolojisinin birlikte işleyişi ile kadınların kamusal alanda, istihdamdaki varlıklarının tehlikeye girdiğini, kadınların bedenine, kimliğine, emeğine yönelik saldırılar arttığını ifade eden Atasoy, “İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı başta olmak üzere, kadın kazanımlarını gasp etmeye dönük düzenlemelerin yasa kılıfında hayata geçirilmeye çalışılması, kadınları şiddete daha açık hale getirmeyi amaçlamaktadır” ifadelerini kullandı.

AKP’nin, 15 Temmuz darbe girişimi gibi pandemiyi de fırsata çevirdiğini ve “tek adama” dayalı yeni bir rejim inşasının gerekçesi haline getirdiğini söyleyen Atasoy, “Temel istihdam olarak öngörülen esnek/kuralsız ve güvencesiz çalışma, kadınların iş yerlerinde örgütlenmesi önünde engel teşkil etmekte, çıkarılan yasalar dışında mobbing ve baskı süreçleri de bunun için seferber edilmektedir. Yaşamlarımıza ve emeğimize dönük iktidar politikalarını işyerlerimizde teşhir etmekten geri durmadık. İşyerlerinden alanlara kadınların öncülüğünde kadın sözünü, taleplerini ve dayanışmasını örgütlemeye çalıştık. Bu nedenle haksız hukuksuz soruşturmalarla, ihraçlarla, işten çıkarmalarla ve türlü cezalandırmalarla karşı karşıya kaldık” dedi.

Sürgün, mobbing, işten çıkarma

Son dönemlerde farklı kurumlarda kadın üye ve yöneticilerinin haksız hukuksuz uygulamalarla karşı karşıya kaldığını dile getiren Atasoy,  yaşananları şöyle sıraladı:
  • İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi’nde çalışan iki üyemiz 14 Mart Tıp Bayramı’nda o gün itibariyle korona virüsü nedeniyle vefat eden 384 sağlık emekçisi için 1 dakikalık saygı duruşunda bulundular. Rektörlük tarafından bu anma gerekçe gösterilerek SES işyeri temsilcimiz hemşire Günseli Uğur ve üyemiz Arzu Sert tedbir kararı verilerek görevden uzaklaştırıldılar. Rektörlük soruşturma gerekçesini “ülke bütünlüğünü bozmak” olarak açıklamış, yazıda iki sağlık emekçisi hemşire arkadaşımız Günseli UĞUR ve Arzu SERT’e yöneltilen suçlamalar; pandemi kurallarına uymayarak sağlık çalışanlarının sağlığını tehlikeye sokmak, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, devletin oluşturduğu sağlık politikalarına ve sosyal hizmetlere karşı gelmek olarak ifade edilmiştir. Kısacası devlet pandemiyi yönetememenin faturasını iki kadın üyemize kestiğini itiraf etmiştir.
  • 5 Nisan 2021 günü Diyarbakır’da ROSA Kadın Derneği’ ne yönelik baskınla pek çok kadınla birlikte, KHK ile mesleğinden ihraç edilen ses üyemiz Zelal Bilgin ve BTS eski kadın sekreterimiz Bahar Karakaş ULUĞ katıldıkları kadın eylemleri gerekçe gösterilerek gözaltına alınmış ve sonrasında hukuksuzca tutuklanmışlardır.
  • Haber-Sen İstanbul Şube üyemiz Deniz Salmanlı, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek 14 Nisan 2021 tarihinde açığa alınmıştır. Yine aynı tarihte Haber-Sen Basın ve Eğitim Sekreteri Banu Savaş’a, sendika faaliyetlerini yürütmesi nedeniyle hukuka aykırı yapılan soruşturmayla ‘maaştan kesim cezası’ verilmiştir.
  • Diyarbakır Haber-Sen Şube Kadın Sekreterimiz Esra Ademhan katıldığı sendikal faaliyetler ve kadın eylemleri gerekçe gösterilerek, PTT Genel Müdürlüğü tarafından açılan soruşturma sonuncunda görevinden ihraç edilmiştir. Aynı gün 31 Mart seçimleri sonrasında kayyım atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nde çalışan Tüm Bel Sen Şube Yürütme Kurulu Üyemiz Nihal  Yanık’ın İçişleri Bakanlığı kararıyla  ihraç edildiğinin haberini aldık.
  • BTS İzmir Şube Kadın Sekreterimiz Nurhan Karadağ, aynı kurumda çalışan eşiyle birlikte pandemide gerekli önlemlerin alınması, hukuksuz sürgün kararlarının iptali ve özelleştirme uygulamalarına karşı kamusal ulaşım hizmeti talepleriyle yürüttüğü sendikal faaliyetleri nedeniyle sürekli baskı ve mobbinge maruz bırakılmaktadır. Malatya’ya sürgün edilen eşi Ünal Karadağ ise, eş durumundan kaynaklı İdari Mahkeme’ye açılan dava sonucu görev yerine dönmüş, sonrasında ise son derece keyfi bir tutumla Balıkesir Gökköy’e sürgüne gönderilmiştir.
  • Aynı süreçte İzmir’de görev yapan BTS Genel Kadın Sekreteri Begüm Özyönüm hakkında kılık kıyafetten, sendikal eylemlere değin pek çok keyfi gerekçeyle, usule aykırı bir biçimde yürütülen soruşturmalarla son 7 yıldır aldığı yüksek sicil notlarına rağmen kademe ilerlemesi durdurulmuş,  kınama gibi farklı cezalar verilmiş ve sonrasında sürgün edilmiştir.
  • Önceki dönem Ankara Eğitim Sen 5 No’lu Üniversiteler Şubesi başkanlığı görevini de yürüten Doç. Dr. Meltem Kayıran’ın 30 yıldır emek verdiği fakültesiyle ilişkisi haksız-hukuksuz bir biçimde kesilmiştir.

“Asla ‘makbul’ olmayacağız”

Kuşkusuz tüm bu saldırılar, karı özelleştirip zararı kamunun sırtına yıkan, birkaç şirket daha da zengin edilirken halkı giderek yoksullaştıran, halkın ücretsiz, ulaşılabilir, nitelikli, anadilinde kamusal hizmet almasını imkansızlaştıran, emekçilere güvencesiz çalışma koşulları ve sefalet ücretleri dayatan politikalara, doğanın, kamu kaynaklarının yağma ve talanına, üniversitelerin tahakküm altına alınarak bilimsel özgürlüğün, akademik özerkliğin, özgür üniversitenin yok edilmesini amaçlayan politikalara, kadın emeği, bedeni ve kimliğine yönelik saldırılara karşı itirazlarını yüksek sesle dile getiren tüm kesimlere yönelik saldırının bir parçasıdır. Ancak özellikle mücadele içerisinde görev ve sorumluluk alan, en önde olan kadınlar üzerinde yoğunlaşması iktidarın sermayeyi önceleyen, ataerkil ve siyasal İslamcı ideolojisinden ayrı düşünülemez. Kamuda uzaktan çalışma genelgesinde çocuk izninin sadece kadınlarla tarif edilmiş olması, çocuk, hasta, yaşlı, engelli bakımının sadece kadınlara ait bir sorumluluk olarak görülmesi, direnen kadınlara yönelen kolluk şiddeti, işsiz bırakma, sürgün, mobbing, tutuklama gibi saldırılar aynı zihniyetin yansımalarıdır.

Kapitalizmin, patriyarkanın ve dini araçsallaştıran, siyasallaştıran anlayışın sömürü ve tahakkümü, en açık ve derin biçimde kadın bedeni, emeği ve kimliği üzerinde kendini göstermektedir. Bu nedenle kadınlar bu mücadelenin her alanında var ve en önde! AKP iktidarı, oluşturduğu “makbul kadın” tanımının dışında kalan, mücadelede bir adım geri atmadan ve en önlerde yer alan kadınları türlü cezalarla kamusal alandan dışlamaya, eve kapatmaya, iş yerinden, emekçilerden yalıtmaya, yalnızlaştırmaya çalışsa da biz KESK’li kadınlar olarak asla vazgeçmeyeceğiz; dayanışmamızla, birbirimizden asla vazgeçmeden, birbirimize yurt olarak bu mücadeleyi ileri taşıyacağız. Asla “makbul” olmayacağız. Vardık, varız, var olacağız!

Sendika.Org

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur