Demokrasi çürüyor… — Ergin Yıldızoğlu (Cumhuriyet)

Boris hükümeti, 2020 başında, Covid-19 nedeniyle meclisten “olağanüstü hal” yetkileri aldı ve geçen hafta bu yetkileri 6 ay daha uzattı. Covid önlemleri bağlamında, gösteri, yürüyüş ve toplantı hakları kısıtlanırken polis “Artık Yeter” eylemine şiddetle saldırdı. Polisin uyguladığı orantısız şiddet, basında yaygın biçimde görüntülendi. Ancak Boris hükümetinin cevabı, polisin toplantılara, “aşırı gürültü”, “aşırı huzursuzluk yaratma”, “birilerinin çalışmasını önleme” gibi bulanık gerekçelerle müdahale etme yetkisini genişleten bir yasayı meclise getirmek oldu

Demokrasi çürüyor… — Ergin Yıldızoğlu (Cumhuriyet)

İngiltere’de Boris Johnson başbakan olduğundan bu yana demokrasi çürüyor, “süreç olarak faşizm” ilerliyor.

Brexit ve sonrası

Boris, Muhafazakâr Parti’nin başkanlığına, “Avrupa Araştırma Grubu” olarak bilinen (ırkçı, milliyetçi, ekonomide sınırsız serbestlik yanlısı) bir grubun desteğiyle geldi. Bu grup adeta “Atlantik kıyısında yeni bir Singapur” yaratmayı planlıyordu. Türkiye’deki “Osmanlı restorasyonu”, Trump’ın “Yeniden büyük yapma” fantezileri gibi bir şey…

Boris, 24 Haziran 2019’da Muhafazakâr Parti başkanı ve başbakan oldu. Brexit sürecini denetimsiz yürütebilmek amacıyla, 28 Ağustos’ta parlamentoyu beş hafta askıya alma girişimi (Yüksek Mahkeme durdurdu), başlayan sürecin ilk habercisiydi. Boris, ülkeyi “Brexit’i halledelim” sloganıyla Aralık 2019’da genel seçimlere götürdü, gerileyen sanayi dallarındaki işçi sınıfının muhafazakâr duyarlılıklarını ırkçı, milliyetçi bir söylemle besleyerek seçimleri kazandı; Brexit, Aralık 2020’de gerçekleşti. “Fantezi” gerçekleşirken, tersine dönmeye, Birleşik Krallık’ın birliğini tehdit eden siyasi, kültürel süreçler, İskoçya ve Kuzey İrlanda’da güçlenmeye başladı. Brexit, ekonomi, finans ve ticaret alanında yeni ve büyük sorunlar yarattı; Boris’e oy veren bölgelerdeki demir çelik gibi geleneksel sanayilerin yok olma sürecini hızlandırdı. Covid-19 krizi, Boris’in karasızlıkları, onu iktidara taşıyan kadroların, ekonominin kapanmasına direnişleri krizi daha da derinleştirdi.

Yeni tepkiler…

Yeni istikrarsızlıklar döneminin ilk işareti, Brexit sürecinde ülke, çıkmak ve kalmak isteyenler arasında tam ortadan bölünmüş durumdayken geldi. Nisan 2019’da, çevreci “Yok Olma İsyanı” (Extinction Rebellion), büyük protesto gösterileriyle Londra’da Piccadilly Circus, Oxford Circus, Marble Arch, Waterloo Bridge ve Parlamento Meydanı gibi merkezleri işgal etti, polisle çatıştı.

İkinci işaret, ABD’de George Floyd’un beyaz polisler tarafından öldürülmesinin ardından hızla yükselen “Siyah Yaşamlar Önemlidir” hareketinin İngiltere’deki yankılarıydı. Bu yankıların tetiklediği ırkçılığa karşı kitlesel hareketler, kent meydanları köleci, sömürgeci askerlerin siyasetçilerin heykelleriyle dolu İngiltere’de tüm emperyalist geçmişle hesaplaşmayı, düzenin “yapısal ırkçılığını”, “yapısal ırkçılığın” kökenlerini, siyasi gündemin ilk sıralarına taşıdı.

Üçüncü işaret, 2017’de ABD’de başlayan ve kadınların mücadelesine yeni bir enerji katan “Me Too” hareketinin 2018’in ortalarından itibaren İngiltere’de, kadınlara yönelik şiddet olaylarına, okullardaki “pornografi ve tecavüz kültürünün” etkilerine ilişkin tartışmaları canlandırdı. Sarah Everard adlı genç kadının bir polis tarafından kaçırılarak öldürülmesi, bardağı taşıran son damla oldu. Londra’da kadınlar, “Artık Yeter” sloganıyla yine meydanlardaydı.

Süreç olarak faşizmin izleri

Boris hükümeti, 2020 başında, Covid-19 nedeniyle meclisten “olağanüstü hal” yetkileri aldı ve geçen hafta bu yetkileri 6 ay daha uzattı. Covid önlemleri bağlamında, gösteri, yürüyüş ve toplantı hakları kısıtlanırken polis “Artık Yeter” eylemine şiddetle saldırdı. Polisin uyguladığı orantısız şiddet, basında yaygın biçimde görüntülendi. Ancak Boris hükümetinin cevabı, polisin toplantılara, “aşırı gürültü”, “aşırı huzursuzluk yaratma”, “birilerinin çalışmasını önleme” gibi bulanık gerekçelerle müdahale etme yetkisini genişleten bir yasayı meclise getirmek oldu. Bu kez, “Yasayı öldür” sloganı ile patlak veren yaygın protesto gösterileri, ülkenin çeşitli kentlerinde gündemin merkezine oturdu. Bu sırada, hükümet göçmenlik yasalarının kapsamını, radikal biçimde daraltmaya hazırlanıyordu.

Hükümetin “Siyah Yaşamlar Önemlidir” hareketi bağlamında hazırlattığı yeni bir rapor, “ülkede artık yapısal ırkçılık olmadığını” iddia ediyor. Raporu hazırlayan komisyonun başkanı Tony Swell’in, (siyah bir akademisyen) “kölecilik yalnızca kâr ve baskı değildi, başka bir hikâye de var” sözleriyle olumlu yanları da olabileceğine ilişkin sözleri muhafazakâr hükümetin “ırkçılıkla ilgili söylemi” değiştirme, ırkçılığa karşı tepkileri susturma çabalarının geldiği noktayı gösteriyor ve süreç olarak faşizm, demokrasiyi çürüterek ilerlemeye devam ediyordu.

Kaynak: Cumhuriyet

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur