AB’nin Mozambik’teki yeni sömürgeci macerası

2010 yılında şu an Total tekeline bağlı bir konsorsiyum, Mozambik’te 65 trilyon metreküplük bir gaz arama projesine başladı. Total araştırmaların bittiği 2019 yılında projeye 2024 yılına kadar 20 milyar dolar yatırım yapmaya karar verdiklerini açıkladı. Haziran 2020’de Mozambik hükümeti ile 15 milyarlık yatırım anlaşması imzalandı. Hint Okyanusu’nda Mozambik karasuları içinde bulunan devasa alandaki gazın çıkarılmasının önünde tek engel "terör" korkusu kalmıştı.

AB’nin Mozambik’teki yeni sömürgeci macerası

Almanya’nın sol liberal günlük gazetesi TAZ 29 Mart 2021’de Fransa’nın ünlü petrol tekeli Total’in Mozambik’te gaz çıkarmak için girişimde bulunduğunu yazmıştı.[1] İlk elden bu girişim sadece Fransa’yı bağlıyor gibi görünse de altında Avrupa Birliği’nin (AB) yeni sömürgecilik ve askeri alanlarını genişletme planları yatıyor.

Afrika’nın doğal kaynaklarının yağmalanması her zaman olduğu gibi “teröre karşı mücadele” adı altında sürdürülüyor. İktidardaki otoriter rejimlerin satın alınması artık yeterli gelmediğinden sömürünün arzu edildiği gibi hayata geçirilmesi için askeri güç gerekiyor.

1498’den beri Portekiz sömürgesi olan Mozambik 25 Haziran 1975 tarihinde bağımsızlığını ilan etti. Bu bağımsızlığa Portekiz’deki faşist cuntanın 1974’te iktidardan indirilmesi vesile olmuştur.

Mozambik 31 milyon nüfusa sahip. Toplumun çeşitli halklardan oluştuğu Mozambik çok mezhepli, çok dilli ve farklı halkları ile rengarenk bir ülke. Ülkenin resmi dili Portekizce olmasına rağmen Portekizcenin yanı sıra ülkede 40 farklı dil konuşulmaktadır. Öyle ki Portekizce konuşanların sayısı %15 civarındadır. Ülkenin güney ve güney doğusunda Katolik Hıristiyanlar kuzeyinde ise Müslümanlar yaşamaktadır. Batısında ve iç kesimlerde Protestanlar ve diğer dinlerden ve dillerden insanlar yaşıyor.

Şimdi gelelim doğalgaz konusuna

2010 yılında şu an Total tekeline bağlı bir Konsorsiyum Mosambik-Flüssiggasprojekt’le Mozambik’te 65 trilyon metreküplük bir gaz arama projesine başladı. Total araştırmaların bittiği 2019 yılında projeye 2024 yılına kadar 20 milyar dolar yatırım yapmaya karar verdiklerini açıkladı. Haziran 2020’de Mozambik hükümeti ile 15 milyarlık yatırım anlaşması imzalandı. Hint Okyanusu’nda Mozambik karasuları içinde bulunan devasa alandaki gazın çıkarılmasının önünde tek engel terör korkusu kalmıştı.

İşte burada AB’nin sömürü projelenin askeri bakımdan koruma altına alınması devreye girdi. 2017’de kurulan “Askeri Planlama ve Yönetim Kapasitesi” (MPCC), bugüne kadar birçok Afrika ülkesinde hükümetlere bağlı güvenlik güçlerinin eğitimini üslendi. Adı eğitim olsa da askeri operasyonların planlanmasını ve AB askerlerinin operasyonlara katılmasını da içeriyor. Mali, Orta Afrika Cumhuriyeti, Afganistan ve Somali’de yıllardır görev yapan benzeri birliklerin sivil halklara karşı sürdürdükleri savaşın yeni adı terörizmle savaş.[2] Bu ülkelerde işlenen savaş suçları hiçbir Avrupa medyasında yer almazken bu misyonlar Alman parlamentosunda büyük çoğunlukla uzatılıyor. İşin başını Almanya ve Fransa çekiyor gibi gözükse de ekonomik çıkarları olan diğer ülkeler de askerlerini misyonlara gönderiyorlar. Örneğin Mozambik’te 477 yıllık sömürge geçmişi olan Portekiz askerlerinin ilk öngörülen askeri güç olması tesadüf değil. 2008 ekonomik krizinde binlerce Portekizli iş bulmak için eski sömürgelere gitmiş, oralarda her türlü işi kabul ederek neoliberalizmin gazabından kurtulmaya çalışmışlardı. Şimdi aynı toplum neoliberalizmi diğer ülkelere taşıyor.

Evdeki hesap her zaman çarşıya uymuyor

Mozambik’teki plan, küçük operasyonlarla geçiştirilecek bir olay değil. Gaz ve diğer doğal kaynakların sömürülmesi, 60 kişilik bir “askeri eğitim grubunun” boyunu aşar. Deutschland Funk’un haberine bakılırsa sayı şimdilik bu kadar. Ama biliniyor ki bir kez bir ülkeye ayak basıldı mı gerisi teferruat olur. Bruxelles2 sayfasına göre planlar hazırlanmış bile.[3] Mali ve Orta Afrika’da olduğu gibi yoğun bir askeri varlığın uzun süre Mozambik’teki askeri üslere yerleştirilmesi gerekecek. Ayrı bir sorun da doğalgaz yataklarının Mozambik’in güneydeki başkenti Maputo’dan 2700 kilometre uzaklıktaki Palma şehrinin açıklarında olması.

Palma’nın isyancı gruplar tarafından işgal edilmesi yapılan tüm planları altüst etti. Bu işgal sırasında birçok yerin yerle bir edilmesi, Total çalışanlarının ve birçok insanın yöreyi terk etmesi çarpıcı gerçekliği ortaya koyuyor. Bugüne kadar devlet güçlerinin Palma’yı geri alamadığı göz önünde tutulursa çatışmaların büyümesi kaçınılmaz olacak. Bu da oraya gönderilecek personelin ve ekipmanın sayısında patlama olacağı anlamına geliyor. Yani ufukta yeni bir savaş görünüyor.

Mozambik’te zengin maden yatakları (elmas, altın, bakır, mermer, granit, boksit, korendon, mika ve grafit) olmasına rağmen bu gelirden toplumun sadece yüzde 20’si yararlanmakta. Verimli topraklara sahip olmasına rağmen yoksulluğun gün geçtikçe açlığa döndüğü ülkede Avrupa’da yapılan planların yerelde hayata geçirilmesi biraz zor görünüyor. Askeri üsler kurulacak, kuzeydeki isyancılarla savaş uçakları ile mücadele edilecek… Bu da sivil halkın tepesinden bombaların eksik olmayacağının habercisi.

Mali’de yapılanlar örnek alınarak yerel devletlerin orduları talim, teçhizat ve eğitim yardımı alacaklar. Oysa bunun hiçbir fayda vermediği Mali kötü bir örnek; tüm gizleme çabalarına rağmen, işlenen savaş suçları bir şekilde medyaya yansıyor. Daha bundan iki ay önce Birleşmiş Milletler bir hava saldırısında, düğüne katılan 19 sivilin öldürüldüğünü kabul etmek zorunda kalmıştı.[4]

Mali Çok Boyutlu Entegre İstikrar Misyonu’nun (MINUSMA) 2 Şubat 2021 tarihli son raporunda, Mali güvenlik güçlerinin Temmuz ve Eylül 2020 arasında çok sayıda yargısız infaz ve işkence vakası da dahil olmak üzere 483’ten fazla insan hakları ihlalinin tespit edildiği belirtiliyor.[5]

Tek taraflı askeri “çözümler”

Bruxelles2 portalı, Mozambik ordusu ve polisi tarafından işlenen insan hakları ihlalleri hakkındaki raporlara rağmen, AB’nin ülkedeki isyancı grupların gaz projesini sabote etmesinden çekindiği için askeri çözümde karar kıldıklarını belirtiyor. B2’ye göre Mali örneği projenin güvence altına alınmasında önemli rol oynuyor.

AB’nin iddiası şu: “EUTM Mozambik misyonu, yardımlar sayesinde Mozambik ordusunu ve polisini ‘insan hakları’ ve ‘uluslararası insancıl hukuk’ bileşeni ile eğitmeyi hedefleyecektir. Amaç, klasik müdahale standartlarına uygun ‘modern bir ordu’ kurmaktır.” Ancak Brüksel bu iyimserliğin nereden geldiğini açıklayamıyor. Şu andaki verilere göre AB’nin Mozambik planları, bundan önceki eğitim misyonlarından farklı ve daha “iyi olacağı” yönünde bir emare barındırmıyor.

Hazırlanan çeşitli raporlar, ülkenin kuzeyindeki huzursuzlukların sadece orada faaliyet gösteren isyancı gruplara bağlanamayacağını ortaya koyuyor.

Mozambikli sosyolog João Feijó, konunun gerçek sebeplerine dair başka bir perspektife işaret ediyor. Ona göre, yerel halk bölgedeki kalkınmadan yararlanmadı. Yerliler ve dışarıdan gelenler arasındaki eşitsizlik büyüdü. Merkezi hükümetin “her şey daha güzel olacak” şeklindeki vaatleri karşısında yaşananlar kısa sürede yerel gençler arasında hayal kırıklığı yarattı. Bu hayal kırıklığı, açlık ve sefalet gençlerin şiddet yanlısı gruplara yönelmesini sağladı.[6]

Burada unutulmaması gereken bir nokta da isyancıların saldırıları karşısında güvenlik güçlerinin tutuklanan ve terör ile suçlanan isyancılara acımasızca davrandığı gerçeği. Yakalanan İslamcıların sokak ortasında infaz edildiğine dair çok sayıda tanık ve rapor var.

Mozambik devlet başkanı ve ana muhalefet partisi başkanı Ağustos 2019’un başlarında yeni bir barış anlaşması imzaladığında umutlar yüksekti. Ancak ülke bundan sonra da istenilen sakinliğe ulaşamadı. Taz’ın bildirdiğine göre İslamcı bir geçmişe sahip olduğu iddia edilen grupların saldırılarının artması nedeniyle, “Mozambik sıvılaştırılmış gaz projesi” de kötüleşen güvenlik koşullarından etkilendi. Ve sonuçta Total, Ocak 2021 başında, belirsizlik nedeniyle çalışmaları durdurduğunu açıkladı. Yenilenen saldırıların ardından 24 Mart’ta tekrar çalışmaların başlatılması düşünülürken Total bir sonraki duyuruya kadar bu tarihi ileriye attı.

Ülkenin gaz yatakları ve doğal kaynakları Müslüman toplumun yaşadığı kuzeyde bulunmakta. Kuzey ve güney arasındaki gelir farklılığı çok büyük. Özellikle kuzeyde ağırlıkla Müslüman grupların etkin oldukları Cabo Delgado bölgesinde zengin kaynaklara rağmen yoksulluk ve işsizlik had sahada. AB yaşanan sabotajlar ve saldırıların arkasında Somali’de aktif olan cihatçı Eş-Şebab örgütünün desteklediği bazı İslamcı grupların olduğunu iddia ediyor. Oysa bunu destekleyecek hiçbir kanıt sunmuyorlar. Bölgedeki irili ufaklı İslamcı grupların küresel cihatçı hareketlerle bir bağlantısı ortaya konmuş değil. Fakat bu grupların perspektifsiz ve devlete güvenmeyen gençlerde sempati yarattıkları tartışılmaz.

Hammadde üretiminin yükselmesinden nüfusun yalnızca yaklaşık yüzde 20’si yararlanırken, kırsal bölgede yoksulluk sınırının altındaki insanların sayısı hızla arttı. Dünya Bankası’nın 2017 verilerine göre, tahminen 19 milyon Mozambikli aşırı yoksulluk içinde yaşıyor; yaklaşık 30 milyonluk nüfusun yüzde 62’sinden fazlası günde 1,9 ABD dolarından daha az parayla geçinmek zorunda. Garip olan ise hammaddelerin çoğunun depolandığı Mozambik’in merkezinin ve kuzeyinin sosyal, ekonomik ve altyapı olarak güneye nazaran çok daha geride kalması.

Tüm araştırmalara göre Mozambik’te şiddet kullanan grupların bu kadar popüler olmasının ve şiddet eylemlerine yönelimin öne çıkan nedeni doğal kaynakların sömürülmesiyle ilgili. Bilim ve Politika Vakfı (SWP), 2019’da bu konuyla ilgili bir yazı yayımlamıştı. Orada işaret edilen nokta ise hammadde bakımından zengin olan bölgede, son yıllarda yeni petrol ve gaz yatakları keşfedilmesi ile ve şirketlere verilen tavizler sonucunda, yerel nüfusun bir kısmı topraklarından sürüldü. Hammaddelerin çıkarılmasından elde edilen kârın sadece küçük bir kısmı yapısal olarak zayıf olan kuzeye geri dönüyordu.

Askeri operasyonlara İspanya ve İsveç’in destek vermesi de söz konusu. Bu operasyonlar 22 Mart 2021’de kararlaştırılan “barışın tesisi” adlı fondan finanse edilecek. 2021’den 2027’ye kadar dost ülkelerin ordularına yapılacak yardım ve operasyonlar için ayrılan miktar 5,7 milyar avro. Bu miktarın üç-beş katına çıkması kaçınılmaz görünüyor. Sorun sadece bir petrol tekelinin çıkarları ile ilgili değil, daha çok bir ülkenin tamamen yağmalanmasının önünü açmak ve neoliberalizme teslim edilmesi söz konusu.

Askeri müdahaleye 2008 Aralık ayında kurulan ve o günden beri AB tarafından uygulanan “Atalanta” misyonunun dahil edilmesi olayın boyutunu gösteriyor. Atalanta, korsanlara karşı askeri gemilerin konteyner gemilerini korumak için orada bulunmalarını açıklamak için kullandıkları bahanedir.[7]

Şimdi AB’nin silah gücü ile “terörizmle mücadele” adı altında ülkeyi talan etme planları hazır görünüyor. Eksik olan, gidecek AB askerleri ve onların barınacağı güvenli üsler. Belli ki hava gücü olmadan operasyonların hiç şansı yok. Bundan dolayı AB askerlerinin güvenli bir askeri hava üssüne yerleşmeleri zorunlu olacak.

AB’nin hedefine ulaşmak için halkları birbirine düşürmesi ile gelişecek bir muhtemel iç savaş ülkeyi kana boğacak. Ama sömürüyü kolaylaştıracak.

Dipnotlar:

[1] https://taz.de/Fluessiggasfoerderung-bedroht/!5761818/

[2] https://www.bmvg.de/de/themen/europaeische-sicherheit-und-verteidigung/militaerische-planungs-und-fuehrungsfaehigkeit-mpcc–61460

[3] http://www.imi-online.de/2021/04/01/mali-bounti-war-ein-massaker/

[4] agm

[5] https://minusma.unmissions.org/note-sur-les-tendances-des-violations-et-abus-de-droits-de-l’homme-au-mali-1er-juillet-30-0

[6] https://www.deutschlandfunk.de/mosambik-buergerkrieg-und-ein-bisschen-hoffnung.724.de.html?dram:article_id=492808

[7] http://www.imi-online.de/2008/12/05/maritimes-saebelrass/

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur