1 Mayıs sokaklarında “çoban ateşleri” yakalım

Bu sene 1 Mayıs’ı yalnızca izin verildiği ölçüde, izin verilen günlerde, izin verilen kalıplarda kutlamak, sınıftan ve halktan kopmak bize yakışmaz. Taksim Camii’nin açılışı Ramazan ayında yapılabilsin diye harıl harıl işçiler inşaatta çalışırken yalnızca sendika yöneticilerine daralmış bir Taksim 1 Mayıs’ı bize yakışmaz. Hem devrimci bir kararlılıkla hem de kitlelerden kopmadan 1 Mayıs çağrısı yapmalıyız. 1 Mayıs’ı en kitlesel biçimde memleketin dört bir yanında örgütlemeyi hedeflemeliyiz. Yasaklarla önümüze çizilen çizgileri üstlerine basarak geçmeliyiz

1 Mayıs sokaklarında “çoban ateşleri” yakalım

Faşizme ve gericiliğe pandemiye özgü bir biçim kazandıran tek adam rejimi, işçilerin, emekçilerin birlik, mücadele ve dayanışma gününün etrafına yasaklarla, büyük kapatmalarla duvar örmek, sendika yöneticileri ile üyelerini, işçi sınıfıyla sosyalist hareketi, devrimcilerle halkı birbirinden soyutlamak istiyor. Bu sene 1 Mayıs tek adam rejiminin krizlerini/çelişkilerini derinleştirdiğimiz, mücadele çizgimizi ortaya koyduğumuz bir gün olarak örgütlenmeli. Aşağı bakmayacağız, inşaatta, imalathanede, markette, kargoda ve en önemlisi hastanelerde çalışan milyonların yanında, ekmeğimizin peşinde, faşist yasakların karşısında olacağız.

1 Mayıs yeni bir başlangıçtır. İşyerlerinden çalışma alanlarına, evlerden sokaklara her yer 1 Mayıs alanıdır. Her anı, her saniyeyi 1 Mayıs ilkesiyle, işçi sınıfının birliği, mücadelesi ve dayanışması ilkesiyle; faşizme karşı mücadele ilkesiyle örgütleyeceğiz.

1 Mayıs 2021’i hangi koşullarda karşılıyoruz?

İşçilerin, emekçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs’a sayılı günler kaldı. Yalnızca işçi ve emekçilerin değil aynı zamanda ezilen, ötekileştirilen, kutuplaştırılan, hakları gasp edilen, görmezden gelinen milyonların da kendilerini ifade ettikleri, birlik, mücadele ve dayanışmaya katıldıkları, omuz verdikleri en görünür gündür 1 Mayıs. 1 Mayıs’ın anlamı “İşçi Bayramı”nın ötesindedir. Bugün, salgını bir işçi sınıfı hastalığına dönüştüren AKP iktidarına karşı direniştir. Yasakların kapsamadığı salgın proletaryası ile dayanışmadır. Salgın yönetimine karşı bir başkaldırıdır.

Boğaziçi direnişinin rüzgârı, kadınların inatçı, yaratıcı ve direngen mücadelelerinin yol göstericiliği, Newroz’da her şeye rağmen alanları dolduran Kürtlerin kararlılığı ile 1 Mayıs’ı karşılıyoruz. Yaygın işçi direnişleri, topraklarını, doğalarını, derelerini sermayeye karşı korumak için yapılan doğa savunmaları, atanmış kayyım rektörlere karşı direnen üniversite eylemleri, salgın sürecinin kahramanı aynı zamanda en çok kaybı veren sağlık emekçilerinin öfkesiyle 1 Mayıs’ı karşılıyoruz.

Kendi koyduğu yasakları tam da faşizmin ruhuna yakışır şekilde kendi cenazelerinde, kongrelerinde, mitinglerinde ihlal eden ama muhalefet unsurlarına gelince yasakları genişleten bir iktidar, kendi krizleri karşısında çözüm üretemezken devrimcilere düşen görev krizlerin derinleşmesini, çatlakların büyümesini sağlamak olmalı. Çarklar dönsün ki sermaye kazanmaya devam etsin, nasılsa çalışırken salgına yakalanan, kalıcı rahatsızlıkları olan, ölen işçilerin yerine ikame edebilecekleri milyonlarca işsiz bekliyor. O yüzden salgınla mücadele programları bilimsel ve gerçekçi değil. O yüzden salgını İçişleri Bakanı, muhalefeti bastırma yönetimine çevirdi. İstanbul Sözleşmesi için asılan pankartların ya da “128 milyar nerede” sorusunu soran pankartların salgınla ne alakası var? Neden yasak kapsamına alınıp gece yarısı operasyonları ile indirilmeye çalışılıyor?

1 Mayıs’ı AKP faşizmini en çarpıcı biçimde yansıtan göstergelerden biri olan Kod-29’a karşı mücadeleyi büyütmenin bir aracı haline getirmeliyiz aynı zamanda. Faşizmin gerici, şoven, talancı, vurguncu, dolandırıcı, mafyatik, kadın düşmanı unsurlarının sermayenin imdadına nasıl yetiştiğini, işçiler için hayatın nasıl onur kırıcı, ezici hale getirildiğini teşhir etmeli ve buna karşı mücadeleyi yükseltmeliyiz.

Soma’da adaleti Can Gürkan’a, İkizdere’de kolluk kuvvetlerini Mehmet Cengiz’e, Çapaklı’da köyün mülkiyetini Abdulkadir Konuk’a peşkeş çektikleri, devlet idaresini Alaattin Çakıcı’ya bıraktıkları, Merkez Bankası’nı talan ettikleri, TBMM’yi tiyatro sahnesine dönüştürdükleri, uluslararası sözleşmelere bakkalların borç defteri muamelesi yaptıkları, patronu Recep Tayyip Erdoğan olan “şirket devlet” döneminde 1 Mayıs’ı karşılıyoruz.

AKP iktidarı başta Süleyman Soylu olmak üzere yalnızca 1 Mayıs gününü değil öncesindeki 1 Mayıs hareketini, hareketliliğini de bastırmak, etkisizleştirmek, ölü doğurmak için baskıdan satın almaya, rüşvete, halkı aldatmaya yönelik PR çalışmalarına kadar birçok yöntemin peşine düşmüş durumda. 1 Mayıs’ın kitleselliğini engellemek için verilen içi boş vaatler, fotoğraflar ile bir nevi akıl karışıklığı yaratmak, iç tartışmaları tetikleme politikası güdüyor. Sokaklarda ise 1 Mayıs çalışmalarını doğrudan faşizm yöntemleri ile engellemeye çalışıyor. Afiş asanlara para cezaları, gözaltılar, biber gazlı saldırılar, afişlerin üzerini boyamalar gibi yöntemlere başvuruyor. Hal böyleyken 1 Mayıs gününe denk gelen yasağın salgınla mücadele için alındığına ya da iktidarın 1 Mayıs samimiyetine artık hiç kimse inanmıyor.

O yüzden bu sene 1 Mayıs’ı yalnızca izin verildiği ölçüde, izin verilen günlerde, izin verilen kalıplarda kutlamak, sınıftan ve halktan kopmak bize yakışmaz. Taksim Camii’nin açılışı Ramazan ayında yapılabilsin diye harıl harıl işçiler inşaatta çalışırken yalnızca sendika yöneticilerine daralmış bir Taksim 1 Mayıs’ı bize yakışmaz. Hem devrimci bir kararlılıkla hem de kitlelerden kopmadan 1 Mayıs çağrısı yapmalıyız. 1 Mayıs’ı en kitlesel biçimde memleketin dört bir yanında örgütlemeyi hedeflemeliyiz. Yasaklarla önümüze çizilen çizgileri üstlerine basarak geçmeliyiz.

Önce bizleri ısıtsın, ardından egemenlere korku salsın

1 Mayıs’ı 1 Mayıs günü işçi sınıfının gerçekliği ile kutlayalım. Salgın koşullarında evde kalamayanların 1 Mayıs’ına dönüştürelim. Market işçileri, kargo işçileri, inşaat işçileri, imalathane işçileri, belediye işçileri ve sağlık emekçileri ile kutlayalım. Elbette akşam 21.00’de evlerimizden, balkonlarımızdan sesimizi en gür biçimde çıkaralım, hatta kapılarımızın önüne inip bayraklarımızı da sallayalım. Ama sabah 10.00 ile akşam 17.00 arasında çalışan sınıf kardeşlerimizin de yanında olmayı bir görev bilelim. Şantiyelere kapatılan inşaat işçilerini unutmayalım. 1 Mayıs sokaklarında “çoban ateşleri” yakalım. Önce bizleri ısıtsın, ardından egemenlere korku salsın.

O nedenle bu sene 1 Mayıs’ın anlamı salgın yönetiminden hesap sormak olmalıdır. Tek adam rejimine ve onun faşist, gerici, cinsiyetçi, fırsatçı, kutuplaştırıcı, düşmanlaştırıcı ve türcü yönetim biçimine, salgın yönetiminin başarısızlığına, aşıdaki adaletsizliğe, eğitimdeki eşitsizliğe, büyüyen erkek şiddetine, yağma ve talana karşı duracağımızın ilanı olacak bir anlayışla 1 Mayıs’ı örgütlüyoruz.

Pandemi proletaryasının her gün yüz yüze geldiği salgın riskine karşı omuz omuza birlik olduğumuz, Kod-29 ile işinden edilen binlerle, milyonlarca işsizle, dükkânı kapatılan on binlerce esnafla mücadeleyi büyüttüğümüz, evlerinde bakım emeği yükü artan milyonlarca kadınla, toprakları ellerinden alınan köylülerle, evlerine kapatılan emeklilerle dayanışmayı ilmek ilmek örgütlediğimiz gün olarak 1 Mayıs’ı örgütlüyoruz.

Halk sağlığı için halk iktidarını, faşizme karşı demokrasi taleplerimizi, gerici politikalara karşı özgürlüklerimizi, patriyarkaya karşı eşitliği, kayyımlara karşı adaleti, talana, yağmaya karşı kamusallığı savunduğumuz, devrimci inancımız ve yaratıcılığımızla sarmaladığımız 1 Mayıs’ta sokaklara.

Bu pisliği devrim temizler. Yaşasın 1 Mayıs, yaşasın sosyalizm!


* Mustafa Eberliköse: Halkevleri Genel Sekreteri

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur