Züleyha Gülüm: “HDP asla demokratik siyaset alanlarını bırakmayacak”

HDP Milletvekili Züleyha Gülüm, Meclis'e sunulan fezlekeler hakkında yaptığı değerlendirmede kendileri açısından yeni olmayan bu baskıların bütün toplumsal muhalefeti hedeflediğini ve muhalefet partilerinden toplumsal muhalefet güçlerine kadar herkesin yargı eliyle yürütülen bu tasfiye çabası karşısında ortak tutum alması gerektiğini söylüyor

Züleyha Gülüm: “HDP asla demokratik siyaset alanlarını bırakmayacak”

Bir süredir sürekli çok sayıda fezlekenin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulduğu, bunların da çoğunlukla HDP’li milletvekilleri hakkında olduğu yönünde haberler peş peşe geliyor. Sayılar karışık. Bir sadeleştirme yaparsak, dokunulmazlıkları kaldırılsın diye hakkında fezleke sunulan HDP’li milletvekili sayısı 22. Anayasa ve Adalet Karma Komisyonu’nda ele alınması beklenen fezlekeler mart ayının en sıcak gündemleri arasında olacak.

Bu fezlekelerin olağan ve adil bir yargı sürecinin sonucunda gündeme gelmediği, kilit parti konumunu koruyan HDP üzerindeki baskıları tırmandırmanın bir aracı olduğu herkesin malumu. HDP’nin kapatılması ya da çok sayıda milletvekilliği düşürülerek siyaset sahnesi dışına itilmesi olasılıkları tartışılıyor.

HDP’nin hukukçu milletvekillerinden Züleyha Gülüm, konuyla ilgili Sendika.Org’un sorularını yanıtladı. ”Bu yöntemlerin tutma ihtimali yok. Biz elbette ki Halkların Demokratik Partisi olarak bunlara gereken cevapları vereceğiz ama şunu iyi bilmek gerekir ki bu mücadele öyle fezlekelerle, kapatma davalarıyla ya da farklı yöntemlerle susturulabilecek bir mücadele değil, çünkü biz gücümüzü haklılıktan, gerçeklerden bu ülkenin demokratik mücadelesinden aldığımız için, bu anlamıyla gerçeklerin susturulma olasılığı yok” diyen Gülüm, bütün tasfiye çabalarına rağmen demokratik siyaset alanını asla bırakmayacaklarını vurguluyor.

Sendika.Org: Meclis’e sunulan son fezlekelerle ilgili ne düşünüyorsunuz, sizce neden hazırlandı bu fezlekeler, konuyla ilgili ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Aslında fezlekeler meselesi yeni gibi gözükse de geçmişte de yine 4 Kasım (2016) darbesi dediğimiz bir süreçle önceki dönem milletvekillerimizin dokunulmazlıkları kaldırılarak bunun üzerinden tutuklamalar gerçekleşmişti. Hala da milletvekillerimiz, eş başkanlarımız içerideler. Bir bütün olarak şöyle değerlendirmek gerekiyor; iktidar demokratik siyaset alanında kendi başarısızlıklarını örtmek için yargıyı bir araç olarak kullanıyor, demokratik hakların kullanımların tümüne yönelik bir yargı engeli getirmeye çalışıyor.

”Yargıyı tüm toplumu susturmak için kullanıyorlar”

Gözaltılarla, tutuklamalarla, baskılarla, yıllara varan ceza yaptırımlarıyla aslında demokratik siyaset alanını susturmaya çalışan bir iktidar var karşımızda. Çünkü artık halktan istediği oranda onay alamayan, seçimlerde kaybedeceğini açıkça gören, artık bir yönetememe kriziyle karşı karşıya olan bir iktidar söz konusu. 18-19 yıldır uyguladıkları politikalar halka hiçbir şey vermedi ve bundan sonrasında vermeyeceği de çok açık görüldüğü için kaybetme durumuyla karşı karşıya. Bunun karşısında toplumsal muhalefet güçleniyor. Doğruyu söyleyen, gerçekleri açığa çıkaran ve buna çözüm yöntemleri öneren bir demokratik muhalefet alanı var ve bunu susturabilmek için, mücadelenin önünü kesebilmek için yargıyı kullanıyor.

Sadece fezlekeler meselesi değil, tüm toplumu bu yargı mekanizması ile susturmaya çalışıyorlar. İşçi eylemlerine, doğasını savunan köylülere, kayyum rektör istemeyen Boğaziçi Üniversitesi’ne, kadın mücadelesine, eş başkanlık sistemimize, kadınların siyasete eşit katılım talebine, “Kazanımlarımızdan vazgeçmiyoruz” talebine… Toplumsal muhalefetin çok çeşitli kesimlerini hedef alan bir saldırı dalgası var. Kürt halkının haklı taleplerine yönelik saldırı dalgasında olduğu gibi toplumsal muhalefetin genelini de yargı yoluyla susturmaya ve bastırmaya çalışıyorlar.

Partimize yönelik saldırı dalgası çok uzun zamandan beri var. Her gün operasyonlar oluyor, her gün tutuklamalar oluyor, tutuklama olmazsa bile ev hapsi ile, çeşitli adli kontrol uygulamaları ile susturmaya çalışma yöntemleri var. Yine kaçırmalar, tehditler, ajanlık dayatmaları gibi yöntemler var.

Hukuki süreçlerle değil iktidarın talimatı ile…

Aslında bir bütün olarak, bütün mekanizmaları kullanarak toplumsal muhalefeti tabiî bunun içerisinde de HDP’yi susturmaya çalışıyor. Çünkü toplumsal muhalefet içinde HDP çok önemli bir nokta. 6 milyon oy alan bir partiden bahsediyoruz. Bugün de halkın iradesiyle seçilmiş milletvekillerine yönelik fezlekeler var. Fezleke dediğimiz şey ne? Yargının haksız hukuksuz bir şekilde açtığı soruşturmaların meclise gönderilmesi ve buradan dokunulmazlıkların kaldırılması ya da yine aslında hukuka, demokratik teamüllere uygun olmayan kesinleşmiş yargı kararlarıyla milletvekilliklerin düşürülmesi meselesi. Daha önce Leyla Güven’in, Musa Farisoğulları’nın milletvekillikleri düşürüldü. Neye dayandırıldı? Yargı kararına. Oysaki biz bu yargının bağımsız bir yargı olmadığını talimatla yürüdüğünü çok iyi biliyoruz. Yine şimdi Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında verilmiş kesin bir karar var, denilerek fezleke gelmesi bekleniyor. Oysaki biz bu kararın da bir hukuki dayanağının olmadığını, iktidarın talimatıyla hatta son süreçte bilerek, hızlandırarak kararın kesinleştirildiğini ve bu şekilde fezleke yolunun açıldığını biliyoruz.

Yeniden iktidar olma aracı

Bugün bu fezlekeler meselesi bütün bu saldırı dalgasının bir parçası olarak geliyor ve HDP’yi demokratik siyaset alanından tasfiye etme, yok etme, çalışamaz duruma getirme gibi hedefleri söz konusu. Selahattin Demirtaş hakkındaki AİHM kararını, yine başka AİHM kararlarını tanımadıklarını açıklamaları, faaliyetlerimizin sürekli yargı ve idare eliyle engelleniyor olması, yapacağımız her etkinliğin bir yasak kararıyla karşı karşıya kalması bunlardan bazıları. Bu anlamıyla aslında siyasette yitirdiği meşruiyetini, kaybedeceği iktidarını korumanın, kendisini yeniden iktidar yapmanın bir aracı olarak kullanıyor. Bu şekilde belki de bir süre sonra yapılacak bir seçimde kendilerinin kazanmasının yolunu garantilemeye, kurmaya çalıştıkları otoriter rejimi sağlamlaştırmaya çalışan, belki de anayasal çoğunluğu elde etmeye çalışan bir yolu da açmaya çalışıyor.

Fezlekeler meselesi de bunun bir parçası. Çünkü mecliste hem anayasal çoğunlukları ellerinde değil, ”Bunun da yolunu açabilir miyiz?” diye muhtemelen bir arka plan değerlendirmesi yapıyorlar ve tabiî olası bir seçimde tek başlarına iktidar olmanın yol ve yöntemlerini bulmaya çalışıyorlar.

Daha önce de denediler ve başaramadılar

HDP’ye yönelik saldırı, aynı zamanda toplumsal muhalefete de bir saldırı. Çünkü toplumsal muhalefeti de bölmeye, parçalamaya yönelik hamle yapıyorlar. Sürekli ayrıştırmaya, dağıtmaya, HDP’yi kriminalize etmeye çalışarak ve HDP’nin yanında duranı da “terörist” ilan ederek, herkesin “terörist” ilan edilmesine ortam oluşturan bir mekanizma kurmaya çalışıyorlar. Ama şunu görmeleri gerekiyor; bunu daha önce de yaptılar ama milletvekilliklerinin düşürülmesi, dokunulmazlıkların kaldırılması ve siyasi darbe hiçbir şekilde HDP’nin istedikleri gibi bitmesine ya da demokratik siyaset alanından çekilmesine yol açmadı.

Çünkü HDP yılların birikimiyle yol alan bir siyasi parti. HDP tüm Türkiye’deki, Kürt halkının mücadele geleneğinin toplamından gelen bir siyasi parti ve dolayısıyla öyle demokratik siyaset alanından tasfiye etme niyetiyle, milletvekilliklerini düşürmeyle ya da kurulan baskıyla geri çekilecek, yok olacak bir parti değil. Her zaman kendi sürekliliğini devam ettirmiş bir parti. Bugünden sonra da bunu sürdürecek. Aslında bunu kendileri de çok iyi biliyorlar, daha önce denemedikleri yöntemler değil. Bunları hep denediler ama hiç birinde başarılı olamadılar bugün de başarılı olma şansları yok.

”İktidarın bu politikalarına onay verilirse bu herkesi yakacak”

Biz elbette bu sürece ilişkin parti olarak kendi içimizde değerlendirmelerimizi yapacağız, sürece dair bir yol haritası belirlemek için toplantılarımıza da devam ediyoruz. Ama bu süreçte birlikte söz kurmak gerektiğini düşünüyoruz. Yani sadece HDP’nin değil, bu iktidardan memnun olmayan, bu iktidarın politikalarından hoşnut olmayan, Türkiye’nin karanlığa sürüklenmesinden, yaşanılabilir bir ülke olmaktan çıkarılmasından rahatsız olan herkesin ortak bir tutum alması gerektiğini düşünüyoruz. Bu ülkede adalet, eşitlik, özgürlük istiyorsak HDP’siz olmayacağını bilmek ve buradan da önümüzdeki süreci hep birlikte örmemiz gerekiyor. Yoksa iktidarın bu politikalarına onay verilirse bu herkesi yakacak. Çünkü geçmişte belli bir kesimi “terörist” ilan edenler bugün herkesi terörist ilan ediyor.

”Bir kez daha aynı hataya düşmemek gerekiyor”

Diğer muhalefet partilerinin fezlekelerle ilgili açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Dokunulmazlıklarla ilgili partilerden çeşitli açıklamalar geliyor, henüz hepsinden gelmiş değil. Yani bir kez daha aynı hataya düşmemek gerekiyor. Yargının artık iktidarın bir aracı haline geldiği söyleniyorsa bunu her seferinde kendileri de başka vesilelerle söylüyorsa, bugün yargı mekanizmasının ne yapmaya çalıştığını herkes görüyorsa, bağımsız bir yargı olmadığını biliyorsa buna göre değerlendirmek gerekiyor. İktidarın gerçekte ne yapmaya çalıştığını bilmek, muhalefet partilerinin de buradan doğru bir tutum alması gerekiyor. Muhalefet partilerinin ya da kendini muhalefette gören partilerin, iktidarın bu anlamıyla yapmaya çalıştıklarına, kendini yeniden güçlendirmesine ve büyütmesine onay verecek bir zemine izin vermemesi gerektiğini düşünüyorum.

Mizahi bir gidişat

Garo Paylan, Selahattin Demirtaş’a, ”Sevgili Selahattin Demirtaş” demesinin fezlekede suç sayıldığını açıkladı ve daha sonra pek çok kişi konuyla ilgili tepkisini sosyal medya üzerinden dile getirdi. Böyle bir sebepten fezleke oluşturulabilir mi?

Biraz önce anlatmaya çalıştığım komedinin içeriği tan da bu. İşte fezleke dediğimiz şeyler böyle şeyler, yani bizim önceki dönem eş genel başkanımıza sevgili demenin neresi suç olabilir, nasıl suç olabilir? Böyle bir suç tanımı hiçbir yerde görmedik. Bazen Türkiye’de özel olarak mizah yaratmaya gerek yok, gidişatın kendisi aslında bir mizahla yürüyor. Böyle bir fezlekeye gülmekten başka ne yapabilirsiniz. Bizim eski eş genel başkanımıza, hadi öyle olmasa bile bir insana sevgili demenin neresi suç olabilir, gerçekten anlaşılabilir gibi değil. Sadece bu da değil, fezlekelerin içeriğine bakıldığında gerçekten çok komik şeyler oluyor. Örneğin, bir konuşmada bir arkadaşımız konuşurken, yanında duran başka bir arkadaşımız için konuşmaya sessiz kaldığı için hazırlanan fezlekeler var. İnanılır gibi değil. Bu da benzer bir komedi fezlekesi. Fezlekelerin çoğu böyle. Kendi yasasını dahi hiçe sayan bir yaklaşımla, alelacele hazırlanmış, talimatla gelen fezlekeler.

Ama gerçekten de halk sosyal medyadan suç diye gösterilen şeyi sahiplendi. Herkes Twitter’da “Sevgili Selahattin Demirtaş” dedi.

”Asla demokratik siyaset alanını bırakmayacağız”

Tüm bunların karşısındaki tutumunuz nasıl olacak?

Bu yöntemlerin tutma ihtimali yok. Biz elbette ki Halkların Demokratik Partisi olarak bunlara gereken cevapları vereceğiz. Ama şunu iyi bilmek gerekir ki bu mücadele öyle fezlekelerle, kapatma davalarıyla ya da farklı yöntemlerle susturulabilecek bir mücadele değil. Biz gücümüzü haklılıktan, gerçeklerden, bu ülkenin demokratik mücadelesinden aldığımız için bu anlamıyla gerçeklerin susturulma olasılığı yok. Demokratik siyaset alanından tasfiye edilmek isteniyoruz ama biz asla demokratik siyaset alanını bırakmayacağız.

Söyleşi: Ceylan Bulut

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur