Yeni bir Haziran!

72 gün direnebildikten sonra yenilir Komün. Kuşkusuz “yenilgi” tarihsel değil konjonktüreldir. Hem direnişte inadın yol göstericiliğinden, hem de Komün'ün hayata geçirmeye çalıştığı politikaların hala bir anlamını koruyor olmasından. Son günü 28 Mayıs 1871’dir. Yeni bir Haziran’dan hemen önce. O Haziran gelecek elbet!

Yeni bir Haziran!

Hasan Hüseyin hepimiz için anlamı büyük olan “Haziran’da Ölmek Zor” şiirinde, şiire konu olan o Haziran’da çekilen acıların Haziran’a pek de uygun olmadığının altını biraz da hüzünle çizmek için sorar:

“Ne anlar acılardan güzel Haziran / ne anlar güzel bahar!”

Altına da bir not düşer şiirin sonra: “1963’lerde yaşanılanları ben, ancak böyle dökebildim 1976’larda şiire. On üç yılda özümsemişim o olayları, on üç yıl sonra damıtabilmişim. O günleri yaşayıp da ozanlığa soyunanlar, elbette ki benden daha iyi yapabileceklerdir bu işi. ‘El elden üstündür, taa arşa kadar’ demiş eskiler.”1

Şairin yaşadığı ile acısını dile dökebildiği zaman dilimi içerisinde bir başka Haziran daha vardır.

Malum: Türkiye’nin sanayi sermayesine dayalı birikim sürecinin hızlandığı 1960’lar, kırdan kente göçün etkisiyle ama aynı zamanda 1963 Kavel direnişinin, 1964 Sungurlar kazan fabrikası grevinin, 1965 Kula ve Yün Mensucat direnişinin, 1966 Paşabahçe grevinin, 1969 Demir-Döküm ve Gamak direnişlerinin de gösterdiği üzere, işçi sınıfının sosyolojik ve politik bir aktör olarak varlığını iyice hissettirdiği bir zaman dilimidir.

Not edilecek ilk Haziran işte bu zaman diliminde yaşanır, 15-16 Haziran 1970’te. 1952’de ABD parası ile ve anti-komünist bir müfreze olarak kurulan Türk-İş’ten DİSK’e geçişleri önlemek için yapılan mevzuat değişikliğine karşı, on binlerce işçi ayağa kalkar.

Öte yandan o dönemde sadece Türkiye’de değil, Britanya’dan İsveç’e, Fransa’dan İtalya’ya, Almanya’dan ABD’ye, dünyanın birçok yerinde sınıf hareketi yükseliyordur. Bu anlamda, yerel karakterine rağmen, kendi sınıf kardeşleri ile senkronizedir, enternasyonal bir eğilimin içerisindedir bu Haziran.

Gezi’nin Haziran’ı

İkinci Haziran, ilkinden yaklaşık 40 yıl sonra gelir: 2013’ün Haziran’ı ve Gezi direnişi. Birinci Haziran’dan farklı olarak, sanayi işçi sınıfının geri planda olduğu bir direniştir bu. Bir başka ifadeyle, üretim sürecinde açığa çıkan sömürü ya da ona karşı durma, onu geriletme çabaları değildir merkezde olan.

Sermayenin bir başka birikme biçimi olan, topluma ait olana “el koymaya”, bunu yaparken de toplumu mülksüzleştirmesine karşı, yani Karl Marx’ın Kapital’in birinci cildinin son bölümünde tartıştığı “ilkel birikim”in güncel formu olan “mülksüzleştirerek birikim”e karşı bir direniştir bu.

Kent topraklarının, müştereklerin sermayenin özel mülkü haline getirilmesine karşı.

Kendisini geleneksel sınıf hareketinin bir parçası gibi görmese de, geleneksel sınıf hareketi ile mesafeli olsa da, sınıfın bir başka, “beyaz yakalı” tabir edilen ve daha çok hizmetler sektöründe çalışan segmentidir direnen.

Üretim sürecinde açığa çıkan sömürüye karşı değil ama sermaye birikimi sürecinin bir başka aşamasını oluşturan dolaşım sürecinde açığa çıkan metalaşmaya karşı. Ya da bizzat sermaye birikiminin eğilimlerinden birisi olan dışlamaya, “artık nüfus” haline getirme eğilimine karşı.

Kendisini geleneksel işçi hareketinin parçası olarak görmese de ondan kopuk da değildir ama bu Haziran. Nitekim hemen sonrasında Kazova Tekstil’de örneğin, yani bir üretim işletmesinde fabrika işgali baş gösterir. Tıpkı öncesinde Tekel işçilerinin Ankara’da bir meydanı işgal etmişliği olduğu gibi. Bu anlamıyla, önü ve sonuyla da sınıf hareketiyle ilintilidir bu Haziran.

Öte yandan, tıpkı birincisi gibi uluslararası bir eğilimin içinde yer bulur Gezi de kendisine. Nitekim, 2010 yılı sonrasında dünyanın birçok yerinde benzer direnişler yaşanmıştır, Tahrir’den Wall Street’e. Bu anlamda ikinci Haziran da içkin bir enternasyonalizme sahiptir.

“Büyük İnsanlığın” Haziran’ı

Üçüncü Haziran 2015 Haziran’ıdır. Bir yandan otomotiv sektörü işçilerinin hem düşük ücretlere hem de işveren örgütlerine karşı direniş dalgası estirmiş olması nedeniyle… Diğer yandan da Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) “istikrar ve güvenlik” kavramlarıyla propagandasını yaptığı başkanlık sistemine ve “Yeni Türkiye” söylemine karşı, bir ezilenler koalisyonu olarak beliren HDP’nin, “büyük insanlık”ın “yeni yaşam” programı ile elde ettiği seçim zaferi nedeniyle.

Salt bir siyasal partinin aldığı bir zafer değildir bu. İki nedenle: Birincisi büyük bir başarı kazanan, programda yazan şu sözlerdir:

Emeğin ve ezilenlerin kurtuluşu için; özgürlük, barış ve adalet için mücadele eden güçlerin birliğinden oluşan Partimiz, insanlığın sınıfsız, sınırsız ve sömürüsüz bir dünyaya ulaşacağına inanır. Üzerinde yaşadığımız ve tüm sömürü aygıtıyla birlikte, inkârın, baskının, asimilasyonun egemen olduğu topraklarda ise emek mücadelesinin önündeki tüm engellerin kaldırıldığı, halkların ve inançların özgür olduğu, kadın erkek eşitliğinin yaşandığı demokratik bir halk iktidarını hedefler.2

Başarı aynı zamanda bu program ile birlikte açığa çıkan Türkiyelilik eğiliminin de başarısıdır. Bütün halkların dil ve kültürlerine özgürlük talep ediyor olması başta olmak üzere birçok nedenle “demokratik”; ama aynı zamanda yukarıda da ifade edildiği üzere, emekçilerin taleplerine yaşlanıyor olmak nedeniyle “sosyal” bir yönelimdir bu: Dolayısıyla, başarı demokratik ve sosyal cumhuriyet programınındır. Nitekim aşağıdaki ifadeler de o programdan gelir:

‘Etnik kimliği, kültürü, dili ve diniyle tek tip Türk milleti’ dayatmalarına karşı çoğul, farklılıkların eşit ve gönüllü beraberliğine dayalı bir toplumsal yaşamı; özgürlükçü ve demokratik bir Türkiye hedefini savunur.3

Daha tarihsel bir bağlamda bakacak olduğumuzda söz konusu olan, Kürt halkının uzunca bir zamandır dile getirdiği “demokratik cumhuriyet” talebiyle, 1848’in Paris barikatlarının “sosyal cumhuriyet” talebinin bir araya gelmesi, birbirini tamamlamasıdır.

1848’den Komün’e

Bu “tamamlayıcılık” ilişkisi Fransa’nın 1848’ine ve 1870’e, yani Komün’e uzanan, başka, daha geniş zeminli ve daha tarihsel bir tamamlayıcılık ilişkisine de sahiptir.

Örneğin: Marx, Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i başlıklı eserinde “sosyal cumhuriyet” der, “bir söz olarak, bir kehanet olarak Şubat Devrimi’nin eşiğinde ortaya çıktı. 1848 Haziran olayları boyunca sosyal cumhuriyet Paris proletaryasının kanı içinde boğuldu, ama dramın sonraki perdelerinde bir hayalet gibi ortaklıkta dolandı.”4

Devrimler çağında Louis Bonaparte’ın kendi rejimini inşa etmesi ancak ve ancak Paris işçilerinin 1848 ayaklanmasının, sosyal cumhuriyet talebinin ve düşüncesinin bastırılması üzerine inşa edilmişse, “yerli ve milli Bonapart”ın kendi “şahsında” somutlanan rejiminin inşa edilmesi de; ancak ve ancak yukarıda sayılan son iki Haziran’ın ezilmesiyle mümkün olur.

Tam da bu nedenle, en çok o iki Haziran’ın özneleridir saldırı altında olan; tam da bu nedenle o iki Haziran’ın önde gelen figürleri tutsak edilmeye çalışılır “yerli ve milli Bonapart” tarafından. Tıpkı, 12 Mart 1971 darbesinin, kendisinden hemen önceki Haziran’ı, 15-16 Haziran’ı ezmeden kendi rejimini tesis etmesinin mümkün olmaması gibi.

Öte yandan, 12 Mart 1971’in 12 Eylül 1980’in, onun ise bugünün Türkiye’sinin yolunu döşemesi ve tamamlayıcısı olması gibi, Fransa’daki 1848 Haziran’ındaki beş günlük proletarya ayaklanmasının bastırılması, aynı yılın Aralık ayında Louis Bonaparte’ın cumhurbaşkanı olmasının; 1851 Aralığında gerçekleştirdiği darbe de sonrasının yollarını döşeyecektir.

“Vive la Commune!”

Birincisi, yükselen sınıf mücadeleleri Fransız burjuvazisinin, “eskisi gibi yönetememesi” olgusunu açığa çıkarmıştır. Bunun yol açtığı yönetim bunalımının sonucu ise, kapitalist gelişme süreci bir hayli ilerlemiş olan Prusya’ya savaş ilanıdır 1870’te. Tam da bu nedenle “Temmuz 1870 savaş komplosu, 1851 Aralık coup d’etat’sının (darbesinin) düzeltilmiş bir baskısından başka bir şey değildir”5 diye yazacaktır Marx, Fransa’da İç Savaş’ta.

Uluslararası Emekçiler Derneği de karşıdır savaşa. Derneğin Fransız-Alman Savaşı üzerine birinci çağrısını yazan Karl Marx, şu sözleri alıntılar:

Savaş adil midir? Savaş ulusal mıdır? Hayır! Savaş, bir hanedan savaşıdır. İnsanlık, demokrasi ve Fransa’nın gerçek çıkarları adına, Enternasyonal’in savaşa karşı protestosuna tamamen ve var gücümüzle katılıyoruz!

Savaş, Fransa’nın yenilgisiyle son bulur. 4 Eylül 1870’te Bonapartist rejim son bulur ve cumhuriyet ilan edilir. Marx’ın ifadesiyle, işçi sınıfının gerçek temsilcileri hâlâ Bonapart’ın zindanlarındadır. Prusyalılar ise kent üzerine yürümektedir. Dolayısıyla Paris hazırlıksız yakalanmıştır ve ulusal savunma kaygısıyla kentin işçi sınıfı tarafından elde tutulmasına göz yumar. Ancak, silahlarını bırakmayı reddederek kentini savunan bir işçi sınıfı aynı zamanda Fransız burjuvazisinin egemenliğinin de tehdit edilmesidir. Çözüm, Paris’i işçi sınıfına ve onun aracılığıyla kurtuluşa teslim etmektense Prusya’ya teslim etmektir.

18 Mart sabahı Paris’in, gök gürültüsünü andıran “Vive la Commune!” çığlığıyla uyandığını aktardıktan sonra, “Proletaryanın ayaklanma tehlikesi karşısında birleşik varlıklı sınıf, bunun üzerine devlet iktidarını, kimseni gözünün yaşına bakmaksızın ve çalımla, sermayenin emeğe karşı ulusal savaş silahı olarak kullandı” diye yazar Marx.6 Ve ekler: “Şubat devrimini ilan ederken yükselttiği ‘toplumsal cumhuriyet’ çığlığı, sınıf egemenliğinin yalnız kralcı biçimini değil, ama kendisini kaldıracak bir cumhuriyet için duyulan belirsiz bir özlemden başka bir şeyi dile getirmiyordu Komün”.7

Aşağıdaki öğeler ise, Komün’ün kimi temel politikalarıdır.

– Kamu oylamasıyla seçilen ve her an görevlerinden alınabilen meclis üyeleri,

– Polisin siyasal ayrıcalıklarına son verilmesi,

– Kamu hizmetlerinin özel mülk olmaktan çıkması,

– Rahiplerin iktidarının ortadan kaldırılması, yani laiklik,

– Kamusal ve laik eğitim,

– Bilimin iktidarın boyunduruğundan kurtulması,

– Kooperatif örgütlenmeleri.8

72 gün direnebildikten sonra yenilir Komün. Kuşkusuz “yenilgi” tarihsel değil konjonktüreldir. Hem direnişte inadın yol göstericiliğinden, hem de Komün’ün hayata geçirmeye çalıştığı politikaların hala bir anlamını koruyor olmasından. Son günü 28 Mayıs 1871’dir. Yeni bir Haziran’dan hemen önce. O Haziran gelecek elbet!

Dipnotlar:

1 Murat Eşiyok, 13 Haziran 2011 Evrensel, “Haziranda ölmek zor derdi Hasan Hüseyin”, https://www.evrensel.net/haber/7912/haziranda-olmek-zor-derdi-hasan-huseyin.

2 Halkların Demokratik Partisi (HDP) Programı,  https://www.hdp.org.tr/tr/parti-programi/8/.

3 Halkların Demokratik Partisi (HDP) Programı,  https://www.hdp.org.tr/tr/parti-programi/8/.

4 Karl Marx, Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i, çev. Sevim Belli, Ankara: Sol, s. 124.

5 Karl Marx, Fransa’da İç Savaş, çev. Kenan Somer, Ankara: Sol, s. 23.

6 age., s. 60.

7 age., s. 61.

8 age., s. 62 – 63.


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur