Paris Komünü’ne dair bir şarkı yapsak!

Bugünden Paris Komünü’nü anlatan şarkıları nasıl yapabiliriz sorusuna, şimdiye kadar tarihsel olayları ya da durumları anlatan şarkıların yönteminin dışına çıkmadan cevap aradım, şarkı sözleri uydurdum. İlginç bir deneme oldu benim için de. Umarım feyiz olur

Paris Komünü’ne dair bir şarkı yapsak!

Sendika.Org’un Paris Komünü dosyasına en iyi bildiğim alandan; müzikten bir yazı yazmak için kolları sıvadım. Aklıma ilk gelen elbette “Paris Komünü Şarkıları” oldu. Elbette güzel olurdu ama dosyanın amacı biraz da Paris Komünü’nü bir geçmişten ziyade bir tarih olarak okuyup, bugünü anlayabilmek ve yarını kurmak için bazı filizleri görebilmek olduğu için, ikinci adım olarak “Türkiye’deki Paris Komünü Şarkıları”na baktım. “Adaptasyon şarkı” literatüründen Enternasyonal var, ATTF Korosu’ndan Grup Yorum’a, Bandista’dan Ozan Çoban’a kadar söylenmiş. Yanı sıra, Grup Dinmeyen’in Kavganın Ortasında şarkısında bir satırlık bir yer edinmiş Komün. Baktım ki buradan da “ekmek yok” bana, bugün Komün’ü anlatan bir şarkı yapsak nasıl yapardık üzerine düşünmeye başladım. Aslında cesareti biraz da Peter Watkins’in La Commune isimli politik sahte belgeselinden [mockumentary] aldım. Filmde “Paris Komünü’nde yaşayanlara mikrofon uzatılsa nasıl cevaplar gelirdi?” sorusunun cevabı bir havuz medya yergisiyle birlikte aranıyor.

Ben de bugünden Paris Komünü’nü anlatan şarkıları nasıl yapabiliriz sorusuna, şimdiye kadar tarihsel olayları ya da durumları anlatan şarkıların yönteminin dışına çıkmadan cevap aradım, şarkı sözleri uydurdum. İlginç bir deneme oldu benim için de. Umarım feyiz olur.

Kahraman kişi

Aklıma ilk gelen şey kişilerin kahramanlaştırılması. Örneğin, Komün’ün öne çıkan isimlerinden bir kadın savaşçı: Louise Michel. Belki de şarkı Michel’in hayatı üzerine kurulabilir. Michel’in kadın özgürlüğü ekseninde yaptığı konuşmalardan birinde söylediği ve bugün de “Kadınların özgürleşme eylemlerine neden erkekleri almıyorsunuz?” başlıklı sorulara yanıt niteliğindeki, “Toplantılarda, kadınların hakları söz konusu olduğunda, aydın erkeklerin eşitlik fikrini hararetle alkışladığını gözlemliyorum, ancak bizimle dayanışma içindeymiş gibi görünmelerine rağmen bu yüzeysel bir ilgiden öteye geçmiyor. Bu nedenle, kimseye yakarmadan kendi gücümüze güvenmeliyiz”[1] sözünün özeti olan “kimseye yakarmadan kendi gücümüzle” gibi bir merkez oluşturabiliriz şarkıya. Michel’in yaşamından izlerle birleştirerek ben-biz diyalektiğinde şöyle bir şey olabilir:

Annem bir malikânede hizmetçiydi
Günden güne eşitsizliğe öfkem sertleşti
Önce Napolyon’un yeminini reddetmeyi başardım
Sonra evlenmek vardı sırada, üstesinden geldim

Sözüm sana kadın yoldaş, kulak ver bu fikre
Kimseye yakarmadan, kendi gücümle

Paris barikatlarının eşitlik ve özgürlüğün tarafında savaştım
Kadın ve erkek tüm yoldaşlarla birlikte
Erkeklerin de sahibi ve aynı anda mağduru olduğu bu düzende
Ötede yeterince yüzeysel alkışlar duydum eşitlik fikrine

Sözüm size kadın yoldaşlar, kulak verin bu fikre
Kimseye yakarmadan, kendi gücümüzle

Kolektif kahramanlık

Ama kişileri kahraman gibi sunmak yerine topluluğun kolektif devrimci ruhunu ortaya koymaya, daha doğrusu bir kolektif kahramanlık üretmeye de çalışabiliriz. Burada Deniz Gezmiş gibi kült devrimcilerin yarattığı sembol durumun değerini ve hatta çoğu yerde de örgütleyici olduğu gerçeğini bir kenara koymadan kolektif kahramanlığın özendirilmesinin önemine doğru kaydırıyorum konuyu. Bir yandan da Paris Komünü’nün ruhu da büyük ölçüde böyle. Bu zeminden hareketle düşününce, Marx’ın Paris Komünü’nü yaşatanlar için kullandığı “Gökyüzünü fethe çıkanlar” sözü gayet uygun gibi. Tüyleri diken diken edecek bir şarkı için hazır bir çalgı setimiz de olmalı. Sözlerse şöyle:

1871 yılında yaşandı 72 koca gün
Yaşandı her seferinde dün ve bugün
Hugo’nun bile kucaklamadığı komünarlar
Dünyanın ilk kızıl cumhuriyeti bayrağını açtı

Gökyüzünü fethe çıkanlar yolu açtı
Komünarların düşü ölmedi, geçmişteki geleceğe ulaştı

Duvarın önüne dizildi komünarlar
Kurşuna dizildi 30 bin kadarı
72 gün özgür yaşayanların bedenleri
Dolaşan hayaletlerden taşıyor her yerde, şimdilerde

Gökyüzünü fethe çıkanlar yolu açtı
Komünarların düşü ölmedi, geçmişteki geleceğe ulaştı

İmgesel

Elbette imgesel ve kapalı anlatımların gücünün de farkındayız ve o minvalde de şarkılarımız olmalı. Akla ilk gelen imge “kiraz günleri”. Komünün kapitalizme karşı ilk devrim denemesi olmasının coşkusuna da birkaç satır denk getirilebilir:

Sıcağın sıcağı, kirazın kirazı günleri
Hatırlanmakta şiirdeki bahar günleri
Coşku her yanımızı sarmış
Eller kulakta, eller tetikte

Bizi unutmayın
Ellerimizi kayıp bırakmayın

Nihayet keşfedilmiş bir dünya
Bundan sonrası hem sana hem bana
Düşman her duvarımızı sarmış
Eller yarada, eller arkada

Bizi unutmayın
Ellerimizi kayıp bırakmayın

İronik

Geçmişteki olaylara dair yazılan şarkılardaki farklı bir eğilim de ironik anlatım. Komün’ün içine düşen ama Komün’ü hiç de benimsemeyen birinin ağzından, Komün’ü övmek için yazılsa:

Diyorlar ki, sen de özgürlükçüyüm diyorsun,
neden katılmadın Komün’e?
Ne yapsaydım?
Vahşi kızıllarla ateşe mi verseydim kutsalları?
Ne yapsaydım?
Bozguncularla birlikte ihanet mi etseydim halis ulusa?
Ne yapsaydım?
Yokmuş gibi mi yapsaydım babadan sahip olduğum toprakları?
Ne yapsaydım?
Mümkün olmayan bir eşitliğin peşinde duvar önünde kurşunlansa mıydım?
Ne yapsaydım, söylesenize!

Tarihsel

Bir yandan da Paris Komünü’nün kısa sürmesinin yaratabileceği olası moral bozukluğunu önlemek ve Nazım Hikmet’in ağzından söylersek: “Yoldaşlar sakın ha sakın yılmayın, dünü bugüne, bugünü yarına bağlayın” türünden bir tarihsellik kurmak için 1917 Sovyet Devrimi ve Lenin’e atfedilen devrimden sonra 73. günkü sevinç meselesi temel alınabilir:

73. sabahına ulaştık sevinçle
Ve şimdi başlıyor her günün ilk günü
Açlığın olmadığı bir dünyanın özleminin yerine kendisi var
Şimdiyse sömürü çarklarını kâr edinenlerin yetkesi dar

Bitti sandılar 1872’de, oysa hayalet şimdi kat ediyor sınırları
Sovyetlerde kışlık saray önünde bir kartopu
Çin’de upuzun bir yürüyüş
Vietnam’da Ho Şi Minh

1872’de doğduk her birimiz
Ne nüfus yazar ne yaş tutar
Bugün oldu hala ölmedik biz
Ne mezar taşı yazar ne yas tutar

Direnmeyenler yenilmezler

Direnmek-yenilmek meselesine dair beylik söz haline gelen önermelerin sayısı çok. En çok bilineni “Direnenler yenilmezler” olsa gerek. Fakat alakasız bir söyleşide, örgütlü solun eleştirisi temelli bir konuşmada söz alınıp dile döküldüğünü duyduğum “Direnmeyenler yenilmezler” sözünün etkisinden çıkmak istemeyen birisi olarak; direnenlerin, yenilse de verilen mücadelenin kültürünü geride bıraktığının altını çizebiliriz diye düşünüyorum. Korkut Boratav da Gezi İsyanı’nın daha ilk ayı bitmeden benzeri bir hayal toplayıcı diyalektiğin altını şöyle çizmişti: “Taksim’deki öğrenciler, aydınlar, işçiler, kafa emekçileri bizlere bu kargaşayı armağan ettiler. Elbette sonunda yenilecekler; ama diyalektiğin ‘evrensel’ yasası işleyecektir: Türkiye’yi bir üst düzleme taşıyarak ve sosyal mücadeleler tarihine önemli bir armağan bırakarak…”[2]

Evet, evet size diyorum
Arka planındaki afili kütüphanenin önünde
En buluşmaz konuşmaları yapan sizler

Evet, evet size diyorum
Bizim derdimiz değil diye
Köşe bucak çekilen sizler

Direnmediniz, anlatacak hikâyeniz yok bu köhneliğe
Yenilmediniz, bırakacağınız bir kıvılcım yok bu yangın yerine

Filiz

Kalkışma dönemlerinde bulunmuş kişilerin, zamanında isyan etmemiş ya da kalkışma esnasında yeterince başarılı olamamış kişilere dönük eleştirileri çok ağır olabiliyor. 1980 darbesinin hemen sonrasındaki tartışmaların uzantılarından bunları biliyoruz, duyuyoruz ama onlar kadar militanı olduğumuz tartışmalar olmuyor. Sebebi belki de o tartışmaların zeminini yaşamamış olmamız. Ancak bu döneme bir filiz kaldığını da kabul etmek gerekir bu silsilelerden.

“Bizim çocuk evlenirse” diye uzatılan gecekondu filiz demirleriyle yakınlık kurabileceğimiz şekilde, bazı olguların, planlanmasa da tahminlerle olumlanan tarafıyla karşılaşırız. Plan yok ama birikim var. Belki bir de böyle bir şarkı yazılabilir.

Paris’te yenildiğimizi bile bile
Sustuk tarihin kıyısında
Demlendi suskunluk ve histeri

Alsa götürse bu geçmişi
Bu çığlığı duyan birileri
Bittiysek ama yoksa haberimiz bizim
Sustuysam ama varsa geçmişte izim

Yine de bir en azından bir cümle kaldı bugüne
Bir şişe şarap doldu o günden her güne

Böyle daha uzar gider bu liste. Ve her bir adımda da pek çok şey konuşabiliriz ama asıl konuya bir çengelli iğneyle ilişmek iyi olacak: Bir tarihsel olayın bugün yapılabilecek olası şarkılarına ilişkin bir yazı neden yazılır? Tabii ki geçmişi bugüne taşımakla ilgili yöntemlerimizi tartıştırmak ve geliştirmek için. Düne dair yaptığımız şarkılar, ister istemez bugünü algılayışımız ve geleceğe dair tasavvurumuz üzerinedir. Onun için Paris Komünü’nü, dündeki bir olayı anmak için değil, bugünü anlamak ve yarını kurmak için okumak ve anlamak durumundayız. Diğer türlü Paris Komünü, geçmişte yaşanmış ve sonlanmış herhangi bir olayla aynı familyaya doğru kaymaya başlar. Hayır, bizim Komün’e ihtiyacımız var; hem tarihsel olarak hem de bugün.

Dipnotlar:

[1] https://www.catlakzemin.com/29-mayis-1830-louise-michel-paris-komununde-bir-anarsist-feminist/

[2] https://sendika.org/2013/06/her-yer-taksim-her-yer-direnis-bu-isci-sinifinin-tarihsel-ozlemi-olan-sinirsiz-dolaysiz-demokrasi-cagrisidir-korkut-boratav-120919/


Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur