Hayır, Joe Biden bize sosyal demokrasi vaat etmiyor – Matt Karp

İyi bir bütçe yasa tasarısı “temelden değişiklik” ile aynı değil, hele de “büyük, yapısal değişiklik” ile hiç aynı şey değil

Hayır, Joe Biden bize sosyal demokrasi vaat etmiyor – Matt Karp

Teşvik paketinde pek çok iyi şey var. Ama Biden’ın Demokratik Partisi’nin yapısal değişiklikleri kucakladığı abartılı bir iddia: çok ihtiyaç duyulan nakit parayı enjekte etmek, işçileri güçlendirmekle ve değişimi yaratacak bir topluluk yaratmakla aynı şey değildir.

Geçen hafta Senato’dan geçen 1,9 trilyon dolarlık Amerikan Kurtarma Planı acil durum yardımlarında bir dönüm noktasıdır.

Yasadaki en büyük kalemler; yani 1400 dolarlık nakit ödemesi, süresi uzatılan işsizlik yardımı, eyalet hükümetleri ve yerel idareler için 350 milyar dolar, en çok dikkati çekenler oldu, ama pakette sendikalar bünyesindeki emekli sandığı emeklilerinden çocuk bakımı hizmeti verenlere kadar işçi sınıfı içindeki milyonların yaşamında maddi fark yaratacak daha pek çok yardım var. Sağlık hizmeti, kira, yiyecek, okullar, çocuklu aileler için yapılan ek yardım harcamalarıyla bu paket, New York Times’ın sözleriyle, “bir nesil içinde yoksulluğa karşı alınmış en büyük tedbir”.

Bu yasanın parti hatlarını yansıtan 50’ye 49’luk oy ile geçmiş olmasının Amerikan politikası hakkında verdiği fikir nedir? Geniş Demokratik koalisyon içinde bir kutlama hatta zafer havası var. “Joe Biden dönüştürücü bir başkan,” ilanında bulunuyor David Brooks. New York dergisinde yazan Eric Levitz, “İlerici ve sosyalist örgütçüler, sendikalar, Siyah kiliseler ve diğer işçi sınıfı örgütleri, bizi, Joe Biden’ın Amerikan tarihinin satın alma gücündeki en büyük doğrudan artışı sağladığı noktaya getirmekte yardımcı oldular,” diyor.

Bu minvaldeki pek çok liberal analist için Kurtarma Planı, Demokratik Parti’de önemli bir ideolojik transformasyona işaret ediyor. Paketin devasa büyüklüğü (GSYİH açısından Obama’nın 2009’daki teşvik paketinin neredeyse iki katı) Demokratların kemer sıkma politikaları dönemini geride bıraktıklarını gösteriyor. Diğer yandan da Cumhuriyetçiler ile yapılan görüşmelerde yasayı sulandırmayı reddetmeleri, Demokratlara ait eski partiler arası üçgenleme kalıbının da son bulduğunu gösteriyor.

İşçi sınıfından (bütün ırklardan) seçmenler daha çok Cumhuriyetçi olurken, üniversite mezunu meslek sahiplerinin Demokrat tabanın daha büyük bir kısmını oluşturması oy verenler arasında partilere sınıfsal yandaşlığın azaldığını gösterebilir. Ama, MSNBC’den Chris Hayes’e göre, teşvik paketi politikası iki parti arasındaki ekonomik [politikalardaki] farkın her zamanki gibi hayatiyetini koruduğunu gösteriyor. “Cumhuriyetçilerin 2017’deki [Trump’ın başkan olduğu yıl; -ç.n.] en büyük yasama başarısı şirketler ve çok zenginler için tarihsel bir devasa vergi indirimiydi. 2021’deki, bu yeni yönetimin imzasını taşıyan Demokratik yasa ise yoksullar, çalışanlar ve orta sınıf için benim siyaseti takip ettiğim zaman içinde gördüğüm en keskin yardım paketi.”

Bu tartışmanın en keskin versiyonu Vox yazarı Zack Beauchamp’tan geldi: Kurtarma Yasası banliyölerdeki varlıklı seçmenlerin aslında Demokratları ekonomik olarak sola ittiklerinin bir kanıtıdır. Eğer partideki yeni koalisyon, Bernie’nin bile dediği gibi, “bu ülkenin modern tarihinde çalışan ailelerin yararına olan en önemli yasama örneği”ni ortaya çıkarabiliyorsa, neden işçi sınıfı politikalarının durumundan endişelenelim ki?

Beauchamp gibi yorumcular, ilericilerin, kültürel alışkanlıkları tarafından yönlendirilen meslek sahibi sınıf mensubu seçmenlerin ekonomik yeniden bölüşümün güçlü bir öncüsü olduğu yeni bir “post-materyal materyalizmin” ortaya çıkışını kutlaması gerektiğini ileri sürüyorlar. Vox’un okuyucularına 2021 için verdiği mesaj, kabaca, Obama’nın 2008’de taraftarlarına verdiği mesajın aynısı: “Beklemekte olduğumuz, biziz.”

Tarih tuhaf dönüşler yapıyor, her zaman şok ve sürprize hazırlıklı olmalıyız. Kim bilir? Evrenin Vox’tan bakınca görünüşü belki de olaylar tarafından doğrulanabilir. Ama, burada, 2021 yılında, liberaller biraz kendilerini aşıyor olabilirler.

Kemer sıkma politikaları dönemi bitti mi?

Şüphe yok ki, Biden’ın Kurtarma Planı ekonomik olarak sınırda yaşayan yüz milyonlarca Amerikalıya bir nefes alma imkânı verecek. Ve yasanın geçirilmesi (geçen yaz geçirilen 2,2 trilyon Dolarlık CARES Yasası [Mart 2020’de çıkarılan The Coronavirus Aid Relief and Economic Security Act – Koronavirüs Yardımı ve Ekonomik Güvenlik Yasası; -ç.n.] ve geçen Aralık ayındaki 900 milyarlık paketin üstüne) Amerikan siyaset sınıfının federal bütçeye bakışına dair büyük bir değişime işaret ediyor. Clinton, Bush ve Obama dönemlerindeki bitmek tükenmek bilmeyen bütçe açığı pazarlıklarıyla kıyaslandığında bu farklı bir durum. Solcu uzman James Medlock’un dediği gibi, “‘Büyük hükümet devri bitti’ devri bitti.”

Ama bu resimdeki anahtar unsur, Demokratik Parti’deki zafer turları sırasında genellikle unutulan son on yılın olaylarının (mali çöküş, yavaş ve eşitsiz toparlanma ve şimdiki küresel salgın) nasıl da Amerikan politikasındaki her şeyi bütçesel olarak sola ittiğidir. Evet, 1,9 trilyon dolarlık mali kurtarma paketini borçla finanse etmeye oy veren Demokratlar 2008’de olduklarından çok daha cömerttirler. Ama, daha geçen yıl, borçla finanse edilen 3,1 trilyon dolarlık yardım paketine oy veren Cumhuriyetçiler de öyledir.

2017’deki vergi indirimlerinin gösterdiği gibi, Cumhuriyetçiler yukarıya doğru yeniden bölüşümcü bir parti olarak kalmaya devam ediyorlar; ancak, artık, hiçbir anlamda “küçük hükümet”çi ya da katı kemer sıkmacı bir parti değiller. Bu kayma Demokratların pozisyonundaki herhangi bir değişim kadar dramatiktir. Hatırlarsanız, Şubat 2009’da, Kongre Obama’nın çok daha küçük teşvik paketini görüşürken, kamuoyu araştırmaları Cumhuriyetçilerin %25’ten azının paketi desteklediğini gösteriyordu.

Ama, Trump çağı Çay Partisi* çağı değildir. Bu yıl, Senato’daki Cumhuriyetçiler Biden’ın yasa önerisine karşı görevlerini yerine getirerek muhalefet hattını korurken, seçim çevrelerindeki insanlar savaşı çoktan terk etmişlerdi: Cumhuriyetçi seçmenlerin %70’i 1400 dolar ve üzerindeki doğrudan ödemeleri, %60’ı 1,9 trilyon dolarlık kurtarma paketini destekliyor. Hatta, Biden yasasının en “devrimci” kalemi olan, federal hükümetin çocuklar için doğrudan yardımı Cumhuriyetçilerden %60 destek görüyor.

Cumrhuriyetçiler 2009’da Obama’nın teşvik paketinin yasalaşması üzerine, merkezinde hükümet harcamalarının bütün biçimlerine karşı çıkan bir aktivist hareketi başlatmışlardı. Bu yıl ise, daha Biden yasasını imzalamadan önce, Cumhuriyetçi senatörler paketin cömertliğini kendilerine mal etmeye çalıştılar.

Kurtarma Planı’na karşı tabandan gelen bir muhalefetin olmaması Senato’da temelden farklı bir manzara yarattı. Siyasal bilimci Dave Hopkins’in Washington Post’a söylediği gibi, “şu durumda ılımlı kırılgan Demokratlar bir büyük harcama yasa tasarısı lehine oy vermekte kendilerini daha özgür hissediyorlar -çünkü kamuoyu araştırmaları [yasa tasarısının] halk tarafından beğenildiğini gösteriyor ve çünkü Demokratlara karşı tartışma Dr. Seuss ve Mr. Patates Kafa** üzerinden yapılıyor, borç üzerinden değil.”

Bugünkü Cumhuriyetçi taban, meslek sahibi sınıftan Demokratlar gibi, politikayı aslolarak kültür savaşı merceğinden görüyor, ham ekonomik çıkar merceğinden değil. Hatta, bazı iş dünyası mensubu Cumhuriyetçiler bir Çay Partisi yaratmak istedilerse de teşvik paketi karşısında alınan tavra bakıp, yeni Cumhuriyetçi koalisyonunun arkalarında durmayacağını gördüler. Kamuoyu araştırmalarına göre üniversite mezunu olmayan beyaz seçmenler, yani Trump döneminin köşe taşı olan seçmenler, 1400 dolarlık yardım çekini, üniversite mezunu beyazlardan daha çok “partiler üstü” görüyor.

Bu üstünde düşünülmeye değer bir ironi. Sol politika açısından bölünmüş bir işçi sınıfı felaket olabilir, ama büyük yardımlar söz konusu olduğunda illa da engel olacağı anlamına gelmiyor. Öyle ki, sınıf hizalanmasının bozulması (ve işçi sınıfından seçmenlerin Trump’ın partisine akması) hükümet harcamalarına karşı Cumhuriyetçi direnişin mobilize olmasını engelledi ve muhtemelen bir miktar ekonomik yeniden dağılım sağlamak için Kongre’nin işini kolaylaştırmış oldu.

Fakat bu durum, Demokratların her nasılsa kendi kendilerine etkin bir sosyal demokratik reform partisine dönüştükleri fikrinden çok uzaktır.

Patlamış lastiği nakitle yamamak

Evet, Levitz, Brooks ve diğerleri haklı: açık ki, Demokratik Parti’nin son on yılında makro ekonomik aklıseliminde bir evrim oldu. İstihdamı artırma vurgusu egemen olan enflasyon korkusunun yerini aldı, gerçek sonuçlarıyla. Kurtarma Planı’nın ölçüsü ve kapsamı, Trump zamanında harcanmış olan trilyonlarla birlikte, Sol’a “neoliberal kemer sıkma” hakkında daha fazla eleştiriye girişmeden önce bir düşünme arası vermek için yeterli olmalı.

Sosyalistler yeni tür bir bütçesel serbestinin ne olduğunu tanımakta cesur olmalı; ve eski türden, bütçe açıklarını cezalandırma politikalarıyla kıyaslandığında büyük bir ilerleme olduğunu not etmeli.

Ancak, bu Demokratik kaymanın gerçek konturlarını anlamak için biraz perspektife ihtiyaç var. İyi bir bütçe yasa tasarısı “temelden değişiklik” ile aynı değil, hele de “büyük, yapısal değişiklik” ile hiç aynı şey değil. Amerikan sosyal demokrasisine doğru ilerlemeye dair bütün hurralara rağmen, buradaki herhangi bir şeyin işçiler ve patronlar arasındaki, yurttaşlarla devlet arasındaki, işgücü ve sermaye arasındaki sosyal ilişkileri sadece değiştirmeye başlayabileceğini bile görmek zordur. Goldman Sachs, Google, Lyft, Siemens, Visa ve Zillow’un (ve Vox Medya da dahil!) CEO’larının da dahil olduğu 170 iş dünyası liderinin paketi destekleyen bir mektup yazmalarının bir nedeni var. Bazı iş dünyası liderlerinin tercihlerine meydan okuyan, asgari ücretin saatlik 15 dolara çıkarılması ise, önde gelen Demokratlardan hiçbir karşı baskı olmaksızın, Senato’da ortadan kaldırıldı.

Daha da öteye, bu sadece bir bütçe yasası değil, ifade edildiği gibi bir yıllık acil durum yardımı yasası. Kurtarma Planı’ndaki bütün büyük kalemler (çekler, işsizlik desteği, devlet yardımı, çocuk yardımı) eğer daha önce bitmezse bile 2021’in sonunda bitecek. Birkaç ay içinde, Demokratlar harcamaları uzatmayı ya da uzatmamayı seçebilirler. Bu konuda yasadaki hiçbir şey şu ya da bu şekilde ellerini zorlamıyor, ellerini zorlayabilecek bir siyasal grup da yaratmıyor.

Bir yasayı geçiren her Demokratik başkanı Franklin Delano Roosevelt ile kıyaslamak liberal gazeteciliğin adeti oldu. (Hatırlanırsa, 2009’da, Michael Grunwald, Obama’nın teşvik paketinin bir Yeni Anlaşma [Yeni Anlaşma (The New Deal), 1929’daki büyük depresyonu takiben Başkan Roosevelt tarafından ilan edilen büyük ekonomik iyileşme ve sosyal reform programı; ç.n.] olduğunu ilan eden bir kitap yazdı. Bu sadece bir abartma. 1935’teki Wagner Yasası, sendikaların çok ciddi bir şekilde yaygınlaşması için yolu açıp fiilen gelecek onyıllar için sermaye ve işgücü arasındaki güç dengesini resetlemişti; Sosyal Güvenlik Yasası, sürekli bir refah devleti için temelleri atmıştı; kamu istihdam programları milyonlara iş sağlamış ve toplumun iyiliğinin hizmetine koşarak hükümetin işlevini devrimcileştirmişti. Biden’ın ajandasındaki hiçbir şeyde bu cinsten bir yapısal dönüşüme özenme bile yok.

Daha anlamlı bir karşılaştırma Amerikan bütçesel serbestisinin bir önceki pik noktasıdır: 1960’ların Büyük Toplum’u. O dönemin tartışmalı başarıları sosyalistlerin ve işçi liderlerinin talep ettiklerinin çok altındaydı, ama yine de sağlık ve yiyecek yardımlarında [Medicare, Medicaid ve food stamps gibi; -ç.n.] önemli ve uzun dönemli refah programları ortaya koydu.

Sanders’in ve New York Times’ın ilan ettiği gibi Kurtarma Planı’nın emekçi aileler için “bir nesil” içinde en iyi yasa olduğu doğru olabilir. Fakat bu, pek çok bakımdan, yasanın kendisinden çok son nesil hakkında bir şey anlatmaktadır! Bu, bir yıllık acil durum yardım paketindeki hiçbir tedbir Büyük Toplum’un yoksulluğa karşı tedbirleriyle boy ölçüşemez.

Asıl soru bundan sonra neyin geleceğidir. Bir yıllık çocuk yardımı sürekli bir aile yardımı programına dönüşecek mi? İşçiler için Örgütlenme Hakkını Koruma (PRO) Yasası’nın kaderi ne olacak veya oy kullanma hakları yasasının H.R.1; her ikisi de Senato’dan geçmek için sert bir mücadele (ve bir çeşit prosedürel reform) gerektiriyor? Demokratlar saatlik asgari ücret yenilgisini uysalca kabul mü edecekler yoksa savaş meydanına geri mi dönecekler? En ılımlı yapısal reformların bile, sosyal sigorta opsiyonu gibi, geri plana itildiği bu zamanda sağlık hizmeti reformunun şansı nedir?

Bugün mümkün olanın sınırı olduğu düşünülen bu reformlar manzumesi bile sosyal demokrasinin ya da Roosevelt’in ekonomik haklar yasasının (yaşanabilir ücret, düzgün bir konut, sağlık hizmeti ve bütün Amerikalılar için iyi bir eğitim) gerisinde kalacaktır. Ama, hakkını teslim edelim ki, “temelden değişim”e yakın bir şeyi temsil edecektir; gelecek mücadeleler için zemin hazırlayan bütçesel serbestinin ulaştığı yeni bir pik.

Ama bu sayılanların henüz hiçbiri elde edilmedi; şüpheli olmak için nedenlerimiz var var.

İşçi sınıfı açısından durum

En azından 2019’dan beri, partiler karşısındaki sınıf hizalanmasının bozulması karşısındaki Jacobin-tarzı tutum, basitçe, üniversite eğitimli seçmenler “Demokratik Parti’yi sağa çekiyorlar” demek değil. Bu sadece karikatür değil, aynı zamanda yanlış okuma. Sol’un argümanı ise, daha ziyade, sınıf politikalarının seçim sisteminden kaybolmasının yapısal değişikliği elde etmeyi çok daha zorlaştıracağıdır.

Evet; müreffeh, banliyölüleşmiş bir Demokratik Parti borçla finanse edilmiş refah programlarını desteklemek istiyor; sağlık yardımının genişletilmesinden çocuk vergi kredisine kadar. Ama, örneğin tek ödemeli sağlık hizmeti [bütün yurttaşlar için merkezi hükümetin fonlayacağı genel sağlık hizmet -ç.n.] gibi, sosyal demokratik bir toplumun gerektireceği daha geniş reformları fonlamak için kendi tabanını (ciddi ölçüde!) vergilendirebilir mi? Sadece “destekleyerek” değil de, asgari ücret, işçi sendikalarının büyümesi veya iş garantisi gibi işçi sınıfı öncelikleri için fedakarlıkta bulunabilir ve mücadele edebilir mi? Hem Kongre’deki hem koyu mavi eyaletlerdeki [Demokratik çoğunluğun olduğu eyaletler; -ç.n.] kanıtlar pek de sevindirici değil.

Bunların hiçbiri Biden’ın Kurtarma Planı’na sırtımızı döneceğimiz anlamına gelmiyor. Plan milyonlarca Amerikalıya gerçek yardım sağlıyor ve zor durumdaki eyalet hükümetleri ile yerel idarelere cankurtaran oluyor. Ama bir acil durum bütçesi yasasına “temelden değişiklik” elbisesi giydirmek davayı ilerletmiyor. Eğer Demokratlar -eyalet meclislerinde ve Senato’da- gelgiti geri çevirmek ve dayanıklı çoğunluklar kazanmak istiyorlarsa işçi sınıfı seçmen topluluklarının uzun dönemli olarak yaşam koşullarını iyileştirecek yapısal reformlar için daha büyük riskler almalıdır. Çalışan halkın sadakatini kazanacak ve daha güçlü bir sosyal dayanışma yaratacak yeni programlara ihtiyaçları var.

Senato’nun terkibi ve Demokratik liderlerin belirli olmayan öncelikleri dikkate alınırsa, acı gerçek şudur ki Bidenizmin en iyi hali çoktan geride kaldı. Yanlış anlaşılmasın, teşvik yasası doğru yönde atılmış önemli bir adımdır ve eğer işçi sınıfını güçlendirecek tarihsel bir hummalı yasama faaliyetinin sadece başlangıcıysa, ben de sosyal demokrasi için yeni banliyö koalisyonumuzu öven sesler korosuna katılacağım.

Ama işlerin bugünkü durumuna bakıldığında, zıddı olan alternatifin de aynı şekilde gerçekleşme olasılığı var. Eğer Kurtarma Planı “2021’in Demokratları simgeleyen yasası” olarak tarihe geçerse, Chris Hayes’in dediği gibi, bütçesel serbestinin bu yeni dönemi daha öncekilerin gerisinde kalacak.

Dipnotlar:

*Kamu harcamalarının azaltılmasını isteyen sağcı bir hareket.

**Sevilen çocuk kitaplarının yazarı Dr.Seuss kitaplarının ve Mr. Patates Kafa’nın yayıncıları kitaplardaki ırkçı ve cinsiyetçi olarak anlaşılabilecek karakterlere ilişkin tedbirler almaya/değişiklikler yapmaya karar vermişler. Cumhuriyetçilerin bu değişikliklere liberallerin başını çektiği “iptal kültürü”nün sebep olduğunu iddia etmeleri ve karşı çıkmaları kastediliyor.


Matt Karp: Princeton Üniversitesi’nde doçent ve Jacobin’de yardımcı editör.

[Jacobinmag’deki İngilizce orijinalinden Sevil Kurdoğlu tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur