Sarıydı turkuvaz oldu da ne oldu? — Mehveş Evin (basinevi.com)

Ne hikmetse yüzü aşkın gazeteci yargılamasında bir tek Kürt gazeteciler “basın kartı sahibi” olamadıkları için gazeteci değil terörist sayılıyor. Örnekse Van’da iki köylüye askerin işkence etmesi, birinin ölümüyle sonuçlanan olayları haberleştirdikten sonra tutuklanan 4 gazeteci: Adnan Bilen ve Cemil Uğur Mezopotamya Ajansı’ndan, Nazan Sala eski MA çalışanı, Şehriban Abi Jinnews muhabiri

Sarıydı turkuvaz oldu da ne oldu? — Mehveş Evin (basinevi.com)

Gazetecilerin, meslek örgütlerinin ortaklaşması, ses çıkarması gereken binlerce önemli konu varken basın kartını mı tartışalım yani?
Evet arkadaşlar, tartışalım. Hatta çok geç bile kaldık. Artık yüce yargımız basın kartına göre gazeteci misin, değil misin karar verebiliyor. Rezaletin daniskası.

Basın kartını yıllardır protesto edenler var, çok haklı gerekçelerle. Her şeyden önemlisi, bir hükümet ya da devlet, kimin gazeteci olup olmadığına karar veremez.

Yani en azından demokrasiyle yönetilen bir ülkede.

Sarısını Başbakanlık veriyordu, iyi kötü bir Basın Komitesi vardı. Turkuvazı ise Cumhurbaşkanlığı İletişim Şeysi’nin yüce takdirine kalmış.
Malum, 24 Haziran 2018 seçimleri sonrasında “jet gibi işleyecek” cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi adlı rejime geçildi ya, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü de şak diye CİB’e bağlandı.

Sonrası? Şak diye binlerce sarı kart iptal edildi. Kimileri, bilinmeyen nedenlerle bir türlü turkuazını alamadı. 51 yıllık gazeteci Aydın Engin mesela, sürekli basın kartı sahibi olmasına rağmen 2 yıldır bu hak elinden alındı. Sonunda dava açtı. Ömründe gazetecilikten başka iş yapmamış Tuğrul Eryılmaz da hakeza.

Saray’dan onayın var mı?

Liste böyle uzayıp gider. Ben de altı yıl önce Milliyet’ten atıldıktan sonra yenileme zahmetine girmedim. Nasılsa artık bir kurumda, kadrolu çalışmayacağım, nasılsa sorun çıkaracaklar, ne uğraşayım?

Basın kartı “bir ayrıcalık” sanılır. Asıl işlevi, gazetecilik yapanın işini kolaylaştırmak -idi. Mesela sokağa çıkma yasaklarında çalışabilmek, bir toplumsal olayın haberini yapabilmek, kitlelere ulaştırmak için…

Ama özellikle sahada, hele ki yerelde çalışan meslektaşlar için basın kartı hayati. Ankara’da siyaset takip edenler, yargı muhabirleri, hele ki dört bir yanı yüksek güvenlikle çevrili bölgelerde haber yapanlar için.

Fakat basın kartı, artık Saray’dan onaylı olup olmamak anlamına geliyor. Bu anlamda ayrıcalık mı, hayır tam aksine. Ne yazık ki gazetecilerden çok +%90’ı satın alınmış medyadaki idari birimlere ekmek gibi dağıtılan bir belge. Gerçekten görevli olsun olmasın, arabanın tepesine mavi çakar koyup emniyet şeridine dalmak gibi bir Türkiye yamukluğu.

Ama tüm bunlar faso fiso.

Asıl facia, son zamanlarda birden fazla gazetecinin sırf basın kartına sahip olmadıkları gerekçesiyle “gazeteci olamayacakları”na mahkemede hükmedilmesi. Yani mesleki faaliyetleri nedeniyle yargılanır ve savunmalarını yaparken, mahkeme başkanının CİB’e “bu kişi gazeteci midir?” diye sorması (!). El cevap: Kartı yok, demek ki gazeteci değil.

Basın kartı olmadığı için ‘terörist’ sayılanlar

Ne hikmetse yüzü aşkın gazeteci yargılamasında bir tek Kürt gazeteciler “basın kartı sahibi” olamadıkları için gazeteci değil terörist sayılıyor.
Örnekse Van’da iki köylüye askerin işkence etmesi, birinin ölümüyle sonuçlanan olayları haberleştirdikten sonra tutuklanan 4 gazeteci: Adnan Bilen ve Cemil Uğur Mezopotamya Ajansı’ndan, Nazan Sala eski MA çalışanı, Şehriban Abi Jinnews muhabiri.

Dört gazeteci, “devlet aleyhine toplumsal olayları haber yapmak”, “süreklilik, çeşitlilik gösterir biçimde haber yapmak”la suçlandı. Basın kartlarının olmaması nedeniyle basın mensubu sayılmadılar. Gazeteciler, 9 Ekim 2020’den bu yana, iddianame olmadığı halde hapiste.
Bir diğer skandal, Ayşegül Doğan’a 6 yıl 3 ay ceza veren Diyarbakır mahkemesinden çıktı… Fransa’da gazetecilik yüksekokulunu bitirmiş, uluslararası basın kurumlarında ve IMC TV’nin kuruluşundan gerekçesiz kapatılışına çalışmış olan Doğan, hem gazetecilik faaliyetleri üzerinden suçlandı. Hem de “gazeteci” sayılmadı!

Doğan, “Cumhurbaşkanlığı İletişim Daire Başkanlığı’ndan gelen yazıya göre benim onlarda gazeteciliğe dair herhangi bir kayıt bulunamadığı söyleniyor. Dolayısıyla bir şekilde gazeteci olmadığım ima ediliyor. Ama hakkımda usulsüz toplanmış delillerle yapılmış, 784 gün boyunca dinlenmiş telefonlarım” diyordu Haberin Var Mı İnsiyatifinin yayınladığı videoda. Uluslararası Basın kartı (IFJ) sahibi olmasının da hiçbir önemi yoktu tabii… Zaten IFJ, IPI gibi uluslararası basın kartı taşımanın da. Yabancı basın dahil, basın kartı ve akreditasyon alabilmek için herkes uslu davranmak zorunda.

İşin acısı, gazetecilerin kıyamet kopartamaması. “Kimin gazeteci olduğuna siyasetçiler karar veremez” diyenlerin, basın özgürlüğü için ses çıkartan bir avuç insandan ibaret kalması. Eh sonra şahsım çıkar, “Türkiye’de tutuklu gazeteci yok” der. Bundan sonra daha da çok diyecek, emin olun.

Kaynak: Basinevi.com

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur