Restorasyonun fragmanı olarak Maltepe grevi

İşçiler AKP'nin itibarını sarstığında iyi ama CHP'nin belediyesinde hak aradığında kötü. Sendika, partinin mitingine destek verdiğinde iyi ama işçinin hakkını aradığında kötü. Sosyalistler belediye seçimlerinde destekleyici tutum aldığında iyi ama işçilerin yanında tutum aldığında "çağ dışı ideolojilerinin saplantılarının kurbanı"

Restorasyonun fragmanı olarak Maltepe grevi

Maltepe Belediyesi’ndeki grev birtakım gerçeklerin üstündeki hayal perdesini kaldırdı. İşçi sınıfının dokunuşu, siyasetin hayallerle ve iyi niyetlerle yapılamayacağını gösterdi. Gerisi sınıf kavgası.

Bilindiği gibi önce Kadıköy sonra da Maltepe Belediyesi’nde greve çıkan işçiler, insanca yaşayacak bir ücret, sosyal haklarda iyileştirme istiyordu. Anlaşma sağlanamaması sonucu işçilerin en büyük kozu olan grev silahını da kullanmaya başladılar. Buraya kadar her şey normal. Sonra yaşananlar ise üzerinde önemle düşünülmesi gereken bir yerde.

Birincisi Kadıköy grevinde işçilerin kararlılığı ve bağlı oldukları sendika şubesinde iradelerinin geçerliliği sendika genel merkeziyle parti genel merkezi arasında dönen trafikle yok sayıldı. Bugüne kadar sendikal hareketin bürokratikleşmesi sorunu olarak ele alınabilecek bu meseleyi parti-sendika ve siyaset ilişkisi bağlamında yeniden ele alacağız.

İkincisi grevci işçilere karşı CHP’li belediye polisi göreve çağırmaktan, çeteleri kışkırtarak, organize ederek işçilere saldırtmaya kadar bir dizi grev kırıcılık taktikleri denedi. Yetmedi İBB ve yerel parti teşkilatı devreye girerek grevin etkisiyle biriken çöpleri toplamaya girişerek ikinci bir grev kırıcılık taktiği geliştirdi. Bu meseleye de “iktidara yürüyen” ya da bu ruh halindeki bir siyasal odağın işçi hareketiyle olası ilişkileri bağlamında geri döneceğiz.

Üçüncüsü ise sosyal medyada ortaya çıkan itibarsızlaştırma çabası. Ancak zurnanın zırt dediği yer diğer iki sonuçtan ziyade asıl olarak burası. Sıradan vatandaş tepkisi olsa bir biçimiyle özeleştirel bir muhasebe konusu olması gerekir ancak örgütlü bir saldırı olarak sosyal medya trollüğü, bunu örgütleyen merkezin ideolojik kodlarını da bir kez daha açığa vurdu.

“İşçiler, salgın koşullarında çöpleri toplamayarak halk sağlığını riske atıyor”muş, “Aldıkları maaşı beğenmeyen işçilerin yerine hatta daha düşük ücretle çalışacak birçok işsiz var”mış. Hatta “Ben olsam hepsini kovar yerine onları alırım”mış. Bu hareket “AKP’nin ekmeğine yağ sürüyor”muş.

Şimdiye kadar virüsle burun buruna kentin en ücra noktalarında toplumsal hayatın yeniden üretilmesinde kritik bir konum alan işçilerin adı anılmazken bu işleyiş aksayınca akla gelen çöpler işçileri itibarsızlaştırma aracı oldu. Düşük ücret normalleştirildi, işsizlik işçileri tehdit unsuruna dönüştü. İktidar partisinin emekçilere yaklaşımını andırıyor ama maalesef kimilerinin ilk seçimlerde umutlarını bağladığı ana muhalefet partisinin pratiği bu.

Restorasyonun fragmanı

İşçiler AKP’nin itibarını sarstığında iyi ama CHP’nin belediyesinde hak aradığında kötü. Sendika, partinin mitingine destek verdiğinde iyi ama işçinin hakkını aradığında kötü. Sosyalistler belediye seçimlerinde destekleyici tutum aldığında iyi ama işçilerin yanında tutum aldığında “çağ dışı ideolojilerinin saplantılarının kurbanı”.

Bu üçlü “saplantı” uzun süredir sosyalist hareketin birtakım politik tercihlerinin de ortaya çıkardığı bir sonuç. Bu sonuca göre işçi sınıfının ekonomik huzursuzlukları bir sonraki seçimde oy olarak kazanılabilirse değerlidir. Sendika, belediyeler aracılığıyla ve genellikle de yukarıdan aşağıya üye sayısını arttırarak toplam sendikal hareketi, iri gövdesiyle partinin programı ya da restorasyonun karakteri doğrultusunda hizada tutarsa işe yarar, bu sınırın dışına çıkarsa müdahale edilmesi gereken bir sorundur. Sosyalistler birtakım kültürel değerleri diri tutarsa ve bunların korunması noktasında destekçi konumunda kalırsa iyi ama sınıf mücadelesiyle ilişkilenirse arızadır. Özetle ilk seçime kadar beklenmelidir, bu süre boyunca da arıza yaratılmamalıdır.

Kısa süre öncesine kadar sosyalist hareket içerisinde bu durum pek de sorgulanmazken son dönemde sınıf hareketinin irili ufaklı pratikleri, Boğaziçi gibi toplumsallaşabilen demokratik itirazların açığa çıkardığı muhalefet içi çelişkiler üzerinden restorasyon beklentisi ve yedeklenme pozisyonunun sorgulandığı doğrudur. Ancak bu ana muhalefetten biçimsel bir ayrılık yaratma noktasından ileriye gidemedi henüz. Siyaset yapmanın tarifini bugün, şu anda mücadeleye döndürecek ve her “sıradan insanın” siyaset yapma hakkını garantileyecek bir pozisyonun gerekliliği hala ortada duruyor.

Bu gerekliliği yakıcı bir şekilde bilinçlerde uyandıran bir vaka olarak Maltepe örneği, Millet İttifakı ve onun sağ ve sol apartları tarafından beklenti haline getirilen “Restorasyon”un fragmanıdır. Bu durum AKP seçimle “Gider mi, gitmez mi?” ve ona göre tercih yapalım ikiliğinden öte olası bir düzen içi götürme planının doğal sonucudur. Yani sosyalisteler açısından sınıf kavgasının önceliği ve belirleyiciliği romantik bir yaklaşım değil, tekrarlarsak zorunluluktur.

Bu zorunluluğu kavramak ve hakkını vermek daha çok tartışma gerektirir. Ancak öncelikli olarak düzen muhalefetinin, çatışmaya girmeden bekleyerek destek toplama biçimine indirgenen siyaset yapma biçiminin sola sirayet etmiş kısımlarından ayrışmak gereklidir. Bu yalnızca siyasetin içeriğine dair bir ayrışmayı değil yani örneğin restorasyonu değil de kabaca bir “Sosyalist programı destekle ve üye ol!” biçiminden de ayrışmayı gerektirir. Siyaset güncel mekânda ve zamanda sınıf kavgasıdır ve öznesi de sıradan insanlardır. Dolayısıyla siyasal örgütlenme ve siyaset yapma işi de tek başına profesyonellere[1] havale edilmeden herkesin hakkı olarak inşa edilmelidir. Maltepe grevi, bunun üzerine çok daha fazla düşünmemize vesile olsun…

Dipnot:

[1] Bu geniş tanım parti yöneticilerinden milletvekillerine ve çubuğu bize doğru bükersek meslekten devrimcilere kadar farklı düzeyleri kapsıyor.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur