Kesişimsellik – Başak Kocadost (Feminist Bellek)

Kesişimsellik cinsiyet, cinsel yönelim, sınıf, ırk, ulus, engellilik ve yaş/kuşak gibi kategorilerin birbirinden bağımsız kategoriler olarak ele alınamayacağını vurgulayan bir yaklaşımdır

Kesişimsellik – Başak Kocadost (Feminist Bellek)

Karmaşık toplumsal eşitsizliklerin bu farklı tahakküm hatlarının iç içe geçmesiyle oluştuğunu tespit eder ve bunu tek bir teorik ve metodolojik çerçevede analiz etmeye çalışır. Başka bir deyişle kesişimsellik, farklı güç ilişkilerinin birbirine eklemlenmesiyle oluşan özgül ezilme biçimlerini açığa çıkarmaya ve bu şekilde ortaya çıkan kimliklerin karmaşıklığını anlamaya yönelik analitik ve politik bir araç sağlar.

Kesişimsellik kavramını ilk olarak, ABD’li hukuk ve eleştirel ırk teorisyeni Kimberle Crenshaw 1989 tarihli Demarginalizing the Intersection of Race and Sex isimli makalesinde kullanmıştır. Crenshaw incelediği hukuk davaları üzerinden siyah kadınların uğradıkları özgül ayrımcılıkların Amerikan mahkemeleri tarafından tanınmadığını gösterir. 1976 yılında görülen DeGraffenreid / General Motors davası bunlardan biridir. General Motors, ABD’de Medeni Haklar Yasası’nın kabul edildiği yıl olan 1964’ten önce hiç Siyah kadın istihdam etmemiştir. 1970 yılında başlayan işten çıkarmalarda ise “son alınan işçiyi ilk işten çıkar” anlayışına dayalı kıdem sistemi çerçevesinde bu tarihten sonra işe alınan tüm Siyah kadınları işten çıkarmıştır. İşten çıkarılan beş siyah kadın işçi, bu kıdem sistemi aracılığıyla 1964’ten önce kendilerine karşı yapılmış olan ayrımcılığın etkilerinin sürdürüldüğü ve bu kıdem sisteminin siyah kadınlara yönelik yeni bir ayrımcılık oluşturduğu iddiasıyla dava açmıştır. Ancak mahkeme, 1964’ten önce kadınların (sadece beyaz kadınların) ve siyahların (sadece erkek siyahların) işe alındığını belirtmiş; dolayısıyla işten çıkarmalarda kadınlara ya da siyahlara yönelik bir ayrımcılık olmadığına hükmetmiştir.

Crenshaw, ırk ve cinsiyetin birbirlerinden ayrı olarak ele alındığı ve tahakkümün tek eksenli bir çerçevede anlaşıldığı bu bakışın, siyah kadınların deneyimlerini görünmez kılarak iki farklı tahakküm biçiminin kesişmesiyle uğradıkları özgül ayrımcılığın üzerini örttüğünü savunur. Farklı tahakküm hatlarının nasıl kesiştiği, üst üste bindiği ya da iç içe geçtiğini açıklayabilmek için trafikteki dörtyol/kavşak (intersection) metaforunu  kullanır. Siyah kadınların özgül deneyimlerini ve uğradıkları ayrımcılığı anlayabilmek için bu farklı tahakküm yollarının etkileşimini gören kesişimsel bir bakışa ihtiyaç vardır. Ayrımcılıkla mücadele hukuku alanındaki hakimlerin söylemlerini analiz eden Crenshaw, siyah kadınların Amerikan hukukunda tanınan ve korunan iki kategorinin de temsilcisi olarak görülmediğini; siyahların siyah erkekler tarafından, kadınların ise yalnızca beyaz kadınlar tarafından temsil edildiğini saptamıştır. Hukuk sistemindeki yaklaşımlardan yola çıkarak analizini hem feminist hem de ırkçılık karşıtı kuramlarda siyah kadınların yokluğuna odaklanarak genişletmiş; birincisinin sadece beyaz kadınların deneyimini içerdiğini, ikincisinin sadece siyah erkekleri ele aldığını, siyah kadınların deneyimlerinin ise bu iki gruptan biriyle örtüştüğü ölçüde korunduğunu belirtmiştir.

Kavram ilk olarak Crenshaw tarafından türetilmiş olsa da kesişimsel feminist bakışın kökleri, 19. yüzyıldaki Sojourner Truth, Anna Julia Cooper, Ida Wells-Barnett gibi siyah kadınların uğradıkları özgül ezilme biçimlerini ifadelerinden (Gines: 2014) 1970’lerden itibaren siyah düşünürlerin farklı tahakküm sistemlerinin birbirleri ile iç içe geçmişliğini anlattığı çalışmalara (Hooks, 1981; Davis, 1981; King, 1988), chicana feministlerin, lezbiyen ve trans aktivistlerin (S.T.A.R.; Combahee Nehri Kolektifi, 1977; Lorde, 1984) ana akım feminist çerçevenin kendi deneyimlerini dışladığı vurgusuyla yürüttükleri tartışma ve mücadelelere kadar uzanmaktadır. Yani kesişimsellik; cinsel, ırksal, sınıfsal farklı tahakküm sistemlerinin birbirleriyle ilişkisini ve işleyişini anlamaya, bu farklı ezilme biçimlerine maruz kadınların farklılıklarını gören bir feminizm kurmaya yönelik teorik ve politik çabaların bir sonucudur.

Kavram uzun bir tarihe yaslansa da özellikle 2000li yıllarla birlikte akademi ve feminist hareketler içinde popülerlik kazanmış; tanımı, kapsamı, yeniliği, metodolojisi yaygın olarak tartışılmaya başlanmıştır. Kesişimselliğin bir kavram mı, analiz biçimi mi, teori mi olduğu tartışılmıştır (Lykee, 2011; Collins, 2015). Akademide bir alan olarak “disipline edilmeye” çalışıldığı kavramsallaştırmalara karşı eleştirel siyasi potansiyelinin önemi vurgulanmıştır (Bilge, 2013). Keskin bir tanımından ziyade tam da (öz)eleştirel gücünü açık uçlu bir kavram olmasından aldığı (Davis, 2008); feminizmin vardığı nihai bir düzey olarak değil, feminist teori ve politika için bir hareket noktası olarak düşünülmesi gerektiği öne sürülmüştür. Kesişimsel analizin cinsiyet, ırk ve sınıf temelli tahakküm biçimlerinden başka hangi toplumsal kategorileri kapsadığı tartışılmıştır. Sadece çoklu ezilmeye maruz kalan belirli kimliklerin mi kesişimsel olduğu, yoksa zaten tüm kimliklerin karmaşık ve çoklu şekilde mi kurulduğu üzerinde durulmuş; buradan hareketle de sadece çeşitli tahakküm biçimlerinin eklemlenmesine değil farklı ayrıcalık ve ezilmelerin nasıl bir etkileşime girdiğine de bakılması gerektiği savunulmuştur (Nash, 2008). Yine kimliklerin ya da kategorilerin değil, onları kuran toplumsal güç akslarının ilişkilenmesine bakacak bir analiz ve buradan da geniş koalisyonlara imkan verecek “çapraz siyaset” önerilmiştir (Yuval-Davis, 2006).

Öte yandan kesişimsellik yaklaşımı, sınıfsal tahakküme diğer tahakküm biçimleri kadar yer ayırmadığı için eleştirilmiştir. Ayrıca sınıfsal sömürünün diğer tahakküm biçimlerinden niteliksel olarak farklılığı sebebiyle farklı şekilde ele alınması gerektiği de savunulmuştur (Gimenez, 2001). Farklı tahakküm biçimlerinin neden ve nasıl bu halleriyle kesişmiş olduklarının açıklanmadığı, sadece betimlendiği, bu tahakküm biçimlerinin birbirleriyle içsel bir ilişkisi olmayan ontolojik olarak farklı sistemlermiş gibi ele alındığı ifade edilmiş; ilişkisel olarak ele alındığı yaklaşımlarda ise birbirine bağlı tahakküm biçimleri ile beraber oluşturdukları toplumsal bütünlük arasındaki ilişkinin tam olarak açıklanmadığı öne sürülmüştür (Ferguson,  2016).

Türkiye’de çoğunlukla doğrudan kesişimsellik kavramı kullanılarak olmasa da, patriyarkanın kapitalizm, militarizm, ırkçılık, heteroseksizm gibi diğer tahakküm biçimleri ile ilişkisi üzerine bir yandan teorik çalışmalar ortaya kondu. Diğer yandan da Kürt kadın hareketi, lezbiyen biseksüel feministler (LezBiFem oluşumu)[1] ve transfemininistlerin özgün deneyimleri ve mücadeleleri üzerinden nasıl bir feminizme ihtiyaç duyulduğu üzerine tartışmalar yürütüldü, bu doğrultuda ittifaklar[2] oluşturuldu. Çoklu ezilmeye maruz kalan öznelerin deneyimleri ve kimlik oluşumları (Çağlayan: 2007; Mutluer: 2008), bu farklı deneyimler arasında kurulacak dayanışma ve geniş ittifaklar siyasetinin imkanları (Özkazanç: 2018),  feminist özne (Ahıska vd.: 2011) ve farklılıkları tanıyan kapsayıcı bir feminizmin olanakları tartışıldı. Bu farklı deneyimler aracılığıyla feministler, (öz)eleştirel ve kesişimsel bir bakış geliştirmeye ve buna uygun politikalar üretmeye çalıştı. Son olarak Arlene Voski Avakian’ın Amerikalı Ermeni lezbiyen bir kadın olarak kendi kesişimsel kimliğini bulma ve feminizmini kurma hikayesini anlattığı Aslan Kadının Mirası (2019) isimli otobiyografik çalışması bu bağlamda okunabilir.

Kaynakça

  • Acar-Savran, G. (2018). Feminizm Yazıları, Kuramdan Politikaya. Ankara: Dipnot Yayınları.
  • Altınay, A. (2004). Vatan, Millet, Kadınlar.  İstanbul: İletişim Yayınları.
  • Avakian, A. V. (2019). Aslan Kadının Mirası (M. Camcı, Çev.). İstanbul: Aras Yayıncılık.
  • Bilge, S. (2013). Intersectionality Undone, Saving Intersectionality from Feminist Intersectionality Studies.  Du Bois Review, 10(2), 405-424.
  • Crenshaw, K. (1989). Demarginalizing the Intersection of Race and Sex. University of Chicago Legal Forum, 1989 (1), 139‑167.
  • Collins, P. H. (2015). Intersectionality’s Definitional Dilemmas. Annual Review of Sociology, 41, 1-20.
  • Combahee Nehri Kolektifi (2000). The Combahee River Collective Statement.  Home Girls: A Black Feminist Anthology. New Brunswick, NJ: Rutgers University Press, 264-274.
  • Çağlayan, H. (2007). Analar, Yoldaşlar, Tanrıçalar: Kürt Hareketinde Kadınlar ve Kadın Kimliğinin Oluşumu. İstanbul: İletişim Yayınları.
  • Davis, A. (1981). Women, Race, and Class. New York: Random House.
  • Davis, K. (2008). Intersectionality as Buzzword: A Sociology of Science Perspective on What Makes a Feminist Theory Successful. Feminist Theory, 9(1), 67-85.
  • Gimenez, M. E. (2001). Marxism and Class, Gender and Race: Rethinking the Trilogy. Race, Gender & Class, (8)2, 23-33.
  • Ferguson, S. (2016). Intersectionality and Social-Reproduction Feminisms, Historical Materialism, 24 (2), 38-60.
  • Gines, K. T. (2014). Race Women, Race Men and Early Expressions of Proto-Intersectionality, 1830s-1930s. N. Goswami vd. (Ed.), Why Race and Gender Still Matter, An Intersectional Approach içinde (s.13-26). London: Routledge.
  • Hooks, B. (1981). Ain’t I a Woman, Black Women and Feminism. Boston: South End Press.
  • King, D. K. (1988). Multiple jeopardy, multiple consciousnes. Journal of Women in Culture and Society, 14(1), 42-72.
  • Lorde, A. (1984). Sister Outsider: Essays and Speeches. Berkeley CA: The Crossing Press.
  • Lykee, N. (2011). Intersectional Analysis, Black Box or Useful Critical Feminist Thinking Technology. M. T. H. Vivar ve H. Lutz (Ed.), Framing Intersectionality, Debates on a Multi-Faceted Concept in Gender Studies içinde (s. 207-221). Farnham UK: Ashgate Publishing Limited.
  • Mutluer, N. (2008). Cinsiyet Halleri: Türkiye’de Cinsiyetin Kesişim Sınırları. İstanbul: Varlık Yayınları.
  • Nash, J. C. (2008). Rethinking Intersectionality.  Feminist Review, 89 (1), 1-15.
  • Özkazanç, A. (2018). Türkiye’de Kadın Hareketi ve Kesişimsellik Yaklaşımı Kesişimsellik Tartışması. N. Berber (Der.), Duvarları Yıkmak, Köprüleri Kurmak: Yeni Küresel Feminizmin Yükselişi ve İmkanları içinde (s. 24-37). İstanbul: Heinrich Böll Stiftung Derneği.
  • S.T.A.R (street transvestite action revolutionaries), street transvestite action revolutionaries survival revolt and queer antagonist struggle. https://untorellipress.noblogs.org/post/2013/03/12/street-transvestite-action-revolutionaries-survival-revolt-and-queer-antagonist-struggle/
  • Yuval-Davis N. (2006). Intersectionality and feminist politics. European Journal of Women’s Studies, 13, 193–210.

Dipnotlar

[1] https://m.bianet.org/biamag/toplumsal-cinsiyet/173760-lezbiyen-biseksuel-feministlerle-tanisin

[2] Barış İçin Kadın Girişimi, https://www.catlakzemin.com/e/baris-icin-kadin-girisimi/

Kaynak: Feminist Bellek

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur