Dış borç ve cari açık için 200 milyar dolar aranıyor – Mustafa Sönmez (Al Monitor)

Dış borç ödemeleri ve cari açığın finansmanı için bu yıl yaklaşık 200 milyar dolara ihtiyaç duyan Türkiye’nin bu yükle 2021 virajını alması kolay görünmüyor

Dış borç ve cari açık için 200 milyar dolar aranıyor – Mustafa Sönmez (Al Monitor)

Türkiye’nin 2021 boyunca temin etmesi gereken dış kaynak, yıla ait vadesi gelen dış borç ödemeleri ile verilecek cari açığın finansman ihtiyacından oluşuyor. Merkez Bankası, 12 ayda ödenmesi gereken dış borcu 2020 sonu itibarıyla 189 milyar dolar olarak açıkladı. Bu, 435 milyar dolarlık toplam dış borç stokunun yüzde 43,4’ü demek. Türkiye’nin dış borçları, son yıllarda daralan ulusal gelirine göre yükselmiş durumda ve 2020 sonu itibarıyla dış borç stoku milli gelirin yüzde 60’ına yaklaştı. Bu dış borç stokunun bu yıl yüzde 43’ünün çevrilme zorunluluğu, ağır bir yük. Türkiye, özellikle son yıllarda vadesi gelen dış borçlarını çevirmekte zorlanıyor, bu çevirme işlemini daha ağır faizlere katlanarak yapmaya çalışıyor.

Türkiye’nin bu yıl ödemesi gereken yaklaşık 189 milyar dolar dış borcun çevrilme ihtiyacının yanında, verilmesi muhtemel 15 milyar dolarlık cari açığın finansmanı için dış kaynak ihtiyacı da var. Bu da eklendiğinde 2021’de bulunması gereken dış kaynak 205 milyar dolara kadar çıkıyor.

Ekonomi büyüme konusunda fazla iştahlı ve ithalat faturası fazla kabarık olmazsa belki cari açık 10 milyar dolarda kalır ve yuvarlak olarak bulunması gereken dış kaynak da 200 milyar dolar ile sınırlanır.

Ama 200 milyar dolarda kalsa da yük ağır. Bu yükle 2021 virajını almak, alırken ağır faiz faturaları ödememek, döviz fiyatını sıçratmamak kolay görünmüyor. Ya da bunu hafifletmek belli reformları yapmaya çok bağlı. Gerekli dış kaynağın temininde önemli sorunlar yaşanması halinde, 7 TL’nin altına inmiş görünen dolar fiyatının yeniden yükselme ihtimali var.

Merkez Bankası’nın 18 Şubat’ta açıkladığı kısa vadeli dış borç verilerine göre önümüzdeki 12 ay içinde ödenmesi gereken 189 milyar dolarlık dış borcun üçte ikisi, 126 milyar doları özel kesimin. Özel sektörün borçlarının yaklaşık 68 milyar doları firmalara, kalanı bankalara ait. Özel firma borçlarının en ağırlıklı kısmını kısa vadeli ithalat borçları oluşturuyor.

Kamu kesiminin kısa vadeli dış borcu 42 milyar dolar dolayında ve aralarında Ziraat Bankası, Halk Bankası, Vakıflar Bankası’nın olduğu kamu bankalarının borçları bunun yüzde 85’i.

Merkez Bankası’nın da 2021 için 21 milyar dolarlık dış borç yükümlülüğü var. Bunun tamamına yakını Katar ve Çin ile yapılan swap anlaşmalarıyla ilgili.

Türkiye ekonomisi ancak yüzde 1 büyüyebildiği durgunluk yılı 2019 yılında 7 milyar dolara yakın cari fazla vermişti. Ne var ki pandeminin ağır koşullarının yaşandığı 2020’de ödemeler dengesi büyük açıklar verdi ve Merkez Bankası verilerine göre yıl 37 milyar dolara yakın açık ile kapandı.

Tahminen yüzde 2 büyüme yaşanan (1 Mart’ta açıklanacak) 2020’de bu büyüklükte bir cari açık anormal. Ama bunun arkasında altın ithalatı gerçeği var. Tasarruf sahiplerinin pandemi ve kriz koşullarında güvenli liman olarak gördükleri altına o kadar talep oldu ki ithal edilen altın ödemeler dengesi açığını da büyüttü. 2019’da 11 milyar dolar olan altın ithalatı 2020 yılında 25 milyar doları buldu.

2021’de bu altın çılgınlığının yenilenmesi beklenmiyor. Yıllık büyüme yüzde 2-3 dolayında kalsa bile cari açığın 15 milyar dolardan az olmaması bekleniyor. Bu tahminde, pandemi nedeniyle turizm gelirlerinin eski düzeyine ulaşamayacağı, dünya emtia fiyatlarındaki artışın ithalata getireceği yüklerin de göz önüne alındığı belirtilmeli.

Cari açığın 2021’de 10-15 milyar dolar aralığında gerçekleşmesi, bu yıl için en az 200 milyar dolar dış finansman bulunması zorunluluğunu getiriyor. Türkiye bu miktarda borçları geçmiş yıllarda çevirmedi mi? Çevirdi ama her geçen yıl hem miktar büyüyor hem de faiz yükü. 2019 sonunda, gelecek 12 ayda çevrilmesi gereken dış borç toplamı bugünkünden 20 milyar dolar daha azdı. Sadece 2020’de Türkiye 6 milyar doların üzerinde dışarıya faiz ödedi.

2020 yılında, toplamda daha ağır koşullarla ihtiyaç duyulan 200 milyar dolar kaynağın bulunabilmesi için Türkiye’nin risk primini şubat ayında inmiş bulunduğu 280 puanın daha da altına indirmesi gerekiyor. Bu, hem daha az zahmetle kaynak bulmaya hem de bunun maliyetini düşürmeye yarayacaktır. Dünyada faizlerin sıfırlandığı, hatta bazı ülkelerde negatif olduğu şartlarda bile Türkiye, risk priminin 300 dolayında olduğu günlerde ancak yıllık yüzde 5 faiz ödemeyi göze alarak borçlanabildi.

Bilinen şu ki hükümetin Kasım 2020’deki ekonomi kadrosu değişikliği ve beraberinde TL faizlerinin artırılmasına, bazı reform sözleri verilmesine rağmen hızlı bir yabancı kaynak girişi henüz sağlanamadı.

Bir kere, yabancılar, Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu kaynak biçimi olan doğrudan yatırım formunda gelmeye henüz istekli değiller. 2020’nin en çok heyecan yaratan Volkswagen yatırım niyetinin kısa sürede nasıl askıya alındığı hatırlardadır. Doğrudan yatırım altında yapılmış 2020 girişleri 4,6 milyar dolar olarak görünürken bunun yüzde 95’inin gayrimenkul yatırımı olduğu anlaşıldı. Bir anlamda yabancılar sanayiye, hizmet sektörüne doğrudan yatırımı 2020 yılında akıllarından bile geçirmediler.

Borsa üstünden giriş bir yana, ilk dokuz ayda 15 milyar dolarlık yabancı kaynak çıkışı oldu. Son üç ayda girişi gerçekleşen 9,5 milyar dolar, kaybı önlemeye yetmedi ve 5,5 milyar dolar portföy yatırımı çıkışı ile yıl kapandı.

Merkez Bankası’nın Katar swapları sayesinde sağlanan girişler ise sonuçta 37 milyar dolarlık cari açığı bile kapatmaya yeterli olmadı ve Merkez Bankası’nın 32 milyar dolar rezervi, cari açık finansmanı için kullanılmak zorunda kalındı, rezervler iyice eridi.

2021’in ihtiyacı olan 200 milyar dolarlık dış kaynağın makul faizlerle, maliyetlerle bulunabilmesi için risk priminin 300 puandan çok daha aşağılara, en azından 200’ün altına indirilmesi gerek. Bu da ancak güven yaratıcı ekonomik ve siyasi adımlarla mümkün. Hem iç hem dış aktörlerin yönetime daha çok güvenmeye ihtiyacı var. Alınan kararların istikrarı konusunda emin olmak istiyorlar. Ekonomide sadece faizle parasal sıkılaştırma değil, bankacılık sisteminde şeffaflık, mesela sorunlu kredilerin boyutu konusunda açıklık bekleniyor. Bütçedeki karartıların kaldırılıp, örneğin mega proje denilen “koşullu garantilerin” bütçeye yüklediği ve yükleyeceklerinin bilinmesi isteniyor. Ve elbette ekonominin yanı sıra hukukta vaat edilen reform sözünün gerçekleşip gerçekleşmeyeceği takip ediliyor.

Kaynak: Al Monitor

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur