Boğaziçi Direnişi’nde tutuklanan Şilan Delipalta’nın kardeşi Yaren Delipalta ile röportaj (Feminist Üniversite)

"Biliyorum ablam çıkacak ve çıktığında da kadınlar için özerk demokratik bir üniversite ve özgür bir ülke için tekrardan mücadele etmeye devam edecek. Bu yıldırma politikası bizler de etki bıraktı sananlar yanılıyor. Evet, zor bir süreç yaşıyoruz, zor günler geçiriyoruz. Ama ne olursa olsun ablamla gurur duyuyorum. Ablamın da ablam için mücadele veren arkadaşlarının da kadınların da yanındayım. Korkup evlerimizde oturacak değiliz. Benim ablam da doğru olanı yaptı. Evde oturmadı ve gün geldi sesini çıkaramayanların sesi oldu gün geldi üniversitenin, memleketin, kadınların sesi oldu"

Boğaziçi Direnişi’nde tutuklanan Şilan Delipalta’nın kardeşi Yaren Delipalta ile röportaj (Feminist Üniversite)

Şilan Delipalta, Boğaziçi Direnişi’nde tutuklanan 9 kişiden biri. Üniversite öğrencisi. AKP’nin kayyum rektörünü kabul etmediği için önce evi basıldı, gözaltına alındı. Üniversitelileri teslim almaya çalışan iktidar tarafından günlerce gözaltında tutuldu. Serbest bırakıldı.

Tüm İstanbul’u etkisi altına alan Boğaziçi Direnişi’nde 2 Şubat günü Kadıköy’de yeniden gözaltına alındı. Kendisini darp eden polislere tepki gösterdiği için “görevini yaptırmamak için polise direnme” ve anayasal hakkını kullandığı için de 2911 sayılı yasaya muhalefetten tutuklandı.

Şilan’ın tutukluluğunu ve mücadelesini üniversiteli kardeşi Yaren Delipalta ile konuştuk.

“Boğaziçi Direnişi haklı bir direniştir”

Bir üniversite öğrencisi olarak Boğaziçi Eylemlerini nasıl değerlendiriyorsun?

Boğaziçi eylemlerini ilk gördüğüm yer sosyal medya olmuştu. Malum zaten bu tarz eylemleri uzun zamandır ana akım medyada görmüyoruz. Dolayısıyla benim için ilk anda çok farklı bir hissiyat yaratmamıştı. Ancak süreç ilerleyince bende bir üniversite öğrencisi olarak eylemleri araştırmak ve yakından takip etmek istedim. Tabii bunun sonucunda anlamış oldum ki yalnızca üniversiteler için değil tüm toplum açısından önemi giderek artan bir direnişe tanık oluyoruz. Zaten bugün Boğaziçi’nde yaşanan Ege Üniversitesi’nde, Dokuz Eylül Üniversitesi’nde, ODTÜ’de de bildiğimiz gördüğümüz bir müdahaleydi. Bu müdahale açıkça iktidarın üniversitelileri “biz istediğimiz zaman istediğimizi yaparız” fikrine itaat etmeye zorlamaktı. Doğrudan üniversitelileri ilgilendiren bir konuda dahi yetkiyi kendilerinde görme durumuydu.  Ben de tüm bunları düşündüğümde bir süredir üniversiteliler üzerindeki denetimi arttırmaya karşı bir başkaldırı olarak değerlendiriyorum Boğaziçi Direnişini. Mesele üniversite içindeki akademik özgürlük, mesele üniversitelerdeki nitelikli eğitim talebi,  mesele geleceğimiz hakkında söz sahibi olmaktır. Yapılan eylemlerde gördüğüm kadarıyla da bu üç talep öne çıkıyor. Boğaziçi Üniversitesi tüm ülkede üniversite sınavında derece elde edenlerin ilk tercihleri arasında yer alan bir üniversite; dolayısıyla bu öğrencilerin ülke geleceği açısından önemi göz ardı edilemez. Ancak ediliyor ve üniversitelilerin tek bir merciden çıkan fikirlere itaat etmesi bekleniyor. Ben bu beklentinin gerçekleşmesinin hayal olduğunu düşünüyorum. Üniversitelilerin sorgulamayan, düşünmeyen nesiller haline getirilmeye çalışılmasına karşı Boğaziçi Direnişi haklı bir direniştir. Hatta bende imkanım olsaydı ablamın ve arkadaşlarımın yanında bu eylemlerde bir üniversiteli olarak bulunmak isterdim.

Şilan, Boğaziçi eylemlerinin ilk gününden sonra yapılan ev baskınlarında da gözaltına alınmıştı. Bu süreç senin açından nasıl geçti? Neler hissettirdiğini bizimle paylaşır mısın?

Ablamın ilk eylemlere katıldığı günün gecesini hiç unutmuyorum, unutamıyorum. Sabaha karşı evimizin kapısı kırarcasına çalındı. Yanlış hatırlamıyorsam eğer 7-8 tane özel harekat polisi ve 10-15 tane sivil polis çok kalabalık bir şekilde kapımızdalardı. Kapıyı açar açmaz bizi yere yatırdılar. Evi arayacaklarını söylediler. O kapıyı açtığım anda karşıma çıkan durumu unutamıyorum ve hala kapı çalınışında aynı korkuyu yaşıyorum. Bu psikoloji beni kötü etkiliyor. Aklımda olan tek şey tabii o an annem ve babamın da durumdan etkileneceğiydi. Annemin rahatsız olduğunu dile getiriyor olmama rağmen bana “yat yere yat yere” şeklinde bağırmaya devam edildiğini hatırlıyorum. Biraz daha zaman geçince aklıma ablam geldi. Ama ablam için duyduğum kaygı ve korku daha çok ona bizden daha kötü davranacak olmaları oldu. Eve gelenlerin içinde özellikle bir polis vardı ki bize bile kışkırtıcı birçok cümle kurarak ailemi ve beni dahi gözaltına almak istiyordu. Bana sürekli olarak psikolojik şiddetle bulunuldu. Ellerindeki ev arama kararını görmek istediğimde bana gösterilen kağıtta ablam adına şahsi bir arama kararı olduğu yazıyordu ancak biz ablamın kaldığı odayı göstermiş olmamıza rağmen saatlerce evimizin tüm odaları didik didik edilerek arama yapıldı. İlk kez böyle bir şey yaşamıştım. Üzerimizde etkisi hala devam ediyor. Ablam daha önce de üniversitede fikirlerini savunmak istediği için hukuksuzca gözaltına alınmıştı ancak ne biz ne de ablam hiç böyle bir muameleye maruz bırakılmamıştık. 2 günlük bir gözaltı sürecinin ardından ablam ve onun dışında gözaltına alınan birçok üniversiteli haftada bir gün imza atmak şartıyla serbest bırakıldılar. Ama bitmedi… Ablamı bu yaşadıklarımızın üzerinden çok geçmeden yine Boğaziçi eylemlerine katıldığı sırada gözaltına aldılar. Her geçen gün eylemlere katılan insanlara yönelik saldırı ve gözaltı sayıları artıyordu. Önce onlar sonra yüzlere ulaşan sayılarda gözaltılar olduğunu duyuyorduk. Ne yazık ki ablamda o yüzlerce insandan, kayyum rektör istemeyen üniversitelilerden biriydi.  Aşağı bakın diye bir söylemle insanların üzerine yürümek kabul edilebilir, sindirilebilir bir durum değil.  Ablam şuan aşağı bakmayanlar arasında olduğu için tutuklu yargılanıyor. Bizim için zor bir süreç. Annem ve babam süreci daha zorlu görebiliyorlar ama ben hem yaşça hem de fikir olarak ablama daha yakın hissettiğim için onlardan daha farklı düşünüyorum. O gece evimizi bastıklarında da şimdi de fikrim değişmedi. O gece nasıl ablam gibi aşağı bakmadıysam şimdi de bakmayacağım.

“Dışarıdaki herkese, arkadaşlarına, kadınlara güveni tam”

Şilan sizlerle görüşme imkanı buldu. Nasıl görünüyordu? Bizlere bir mesajı var mıydı?

Covid19 tedbirleri nedeniyle ablam şuan karantinada tutuluyor. Ne yazık ki yine salgın tedbiri altında yalnızca 2 görüşçü içeri girebiliyor. Tutuklandığı ilk hafta annem ve ablam görüşebildi. Kendisi kaldığı yerde tek olmak dışında bir sorun yaşamadığını söyledi. Vaktini geçirmek de zorlanıyormuş. Cuma günleri bizi telefonla arama hakkı var. Onun dışında mektuplarla haberleşebiliyoruz. Perşembe günleri mektup günü olduğunu öğrendik. Aynı şehrin içinde haftada bir gün yazılı kağıtlarla görüşme olanağına mecbur bırakılıyoruz, üstelik ablam sadece muhalif bir üniversiteli olduğu için. Ablam şuan her şeyin farkında, biz de farkındayız. Ablam hapiste ama dışarıda sürdürülen bir mücadele olduğunu o da bizler de biliyoruz. Dışarıdaki herkese, arkadaşlarına, kadınlara güveni tam. Bunun böyle bitmeyeceğini, yaptıklarının bir yıldırma politikası olduğunu dile getiriyor hep. Tabii bir de bunların boşuna çaba olduğunu… Ablam hem moral olarak hem de fiziksel olarak gayet iyi ve güçlü durumda. Dışarıda onun için ve bu ülke için mücadele eden herkese selamlarını iletiyor. Özellikle çok sevdiği feministlere 🙂

Son olarak hem Şilan için hem tüm Boğaziçi direnişçileri için senin söylemek istediğin bir şey var mı?

Bu ablamın ilk gözaltına alınışı değil ama ilk tutuklu yargılanışı. Biz hep ablamla sohbet ederken “tutuklarsınız eyvallah da çıkarsak sıkıntı büyük 🙂 ” diyorduk. Tutukladılar ama bizim kimseye baş eğecek halimiz yok. Biliyorum ablam çıkacak ve çıktığında da kadınlar için özerk demokratik bir üniversite ve özgür bir ülke için tekrardan mücadele etmeye devam edecek. Bu yıldırma politikası bizler de etki bıraktı sananlar yanılıyor. Evet, zor bir süreç yaşıyoruz, zor günler geçiriyoruz. Ama ne olursa olsun ablamla gurur duyuyorum. Ablamın da ablam için mücadele veren arkadaşlarının da kadınların da yanındayım. Korkup evlerimizde oturacak değiliz. Benim ablam da doğru olanı yaptı. Evde oturmadı ve gün geldi sesini çıkaramayanların sesi oldu gün geldi üniversitenin, memleketin, kadınların sesi oldu. Bu nedenle ablamla gurur duymakla yetinmiyorum aynı zamanda ona ve onunla mücadele eden tüm arkadaşlarına da saygı duyuyorum. Evlerinde oturup sıcak çaylarını içerken Boğaziçi eylemlerine katılan üniversitelileri terörist ilan etmeye çalışanlara alkış tutanlardan olmayacağız. Bugün hala gözaltılar devam ediyor. Ablamın tutukluluğuna yapılan itiraz reddedildi ve hala tutuklu yargılanıyor. Bu demektir ki onlar doğru olandan yana yürüyorlar. Evet, benim söylemeye çalıştıklarım tam olarak hislerimi ifade etmese bile son sözüm yan yana olmaktan, dayanışmaktan, mücadele etmekten vazgeçmemek olacaktır. Çünkü gücümüz hep birlikteliğimizden.

Kaynak: Feminist Üniversite

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur