Anadilinizin ömrü sonsuz olsun

Bugün ülkemiz topraklarında Türkçe ile birlikte ağırlığı Kürtçe olarak 35 farklı dil, Anadolu’nun zengin kültürünün bir yansıması olarak vardır. UNESCO’nun Tehlikede Olan Diller Atlası’na göre bu dillerden 18’i yok olma tehlikesiyle yüz yüzedir. Ubıhça, Mlahso ve Kapadokya Yunancası ise yakın geçmişte yok olmuş dillerimizdendir

Anadilinizin ömrü sonsuz olsun

İnsanın içine doğduğu kültür aynı zamanda bir dil ortamıdır. Çocuğun doğal gelişim süreci kendisinden önce hâlihazırda bulunan dili kullanma sürecidir de. Coğrafi, tarihsel ve sosyal nedenlerle birbirinden ayrı kalan insan ya da insan grupları zamanla ayrı dil ve bunun aracılığıyla da ayrı kültürler oluşturmuştur. Farklı diller, farklı kültürel zenginlik demek olduğu kadar dünyaya geldiğinde çevresinde hazırda bulduğu dil, insanın kendini en içten ve en doğru ifade ettiği dildi de.

Bu bilinçle öncelikle 18 Aralık 1992’de BM Genel Kurulunda “Ulusal veya Etnik Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Mensup Kişilerin Haklarına Dair Bildiri” hazırlanmıştır. Elbet bu ve bunun gibi metinlerin özü temel insan hakları bildirilerine dayanmaktadır. Kültürlerin, kültürel değerlerin korunması ve yaşatılması insana yönelik saygının başat unsurudur. Dil ise kültürün en önemli parçası olduğundan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü -UNESCO 17 Kasım 1999’da 21 Şubat’ı Uluslararası Anadil Günü ilan etmiştir.

Neden dil?

Son 200 yıl içindeki hızlı uluslaşma hareketleri, ulusal kimlikle bütünleşmiş eşdeğer dilleri öne çıkarırken, resmi kimlik öğelerinde yer verilmeyen halklar ya da toplulukların dilinin de bazı hallerde yakın, bazı hallerde ise çok geri planda kalması sonucunu doğurmuştur. Dünyada konuşulan binlerce dil olduğu (7000’den fazla anadil olduğu düşünülürken, bu dillerin yarısını konuşan toplulukların sayısının 10 binden az olduğu biliniyor) gerçeği de burada saklıdır. Binlerce dil, binlerce kültürün anahtarıdır ve her on beş günde bir dilin yok olduğu düşünülmektedir. Yeryüzünün kültürel ve dilsel çoraklaşma yaşaması düşün alanı ve insan ruhunun da çoraklaşması anlamını taşır.

UNESCO’nun 21 Şubat Uluslararası Anadil Günü egemen dillerin arka yüzünde ya da uzak bir yerlerde kalmış dillerin varlığına, korunmasına, yazılı kültüre eklemlenmesine dikkat çekmeyi de amaçlamaktadır. İnsan eliyle yapılıp yüzyıllar ya da binyıllar öncesinden kalmış her türlü eserin korunma altına alınması kadar, bir dili yok olmaktan kurtarmak da o kadar önemlidir. Bunun için bir kenarda kalmış ya da yaygın konuşulanın gölgesindeki anadilin yazılı kültürün içine çekilmesi, kendini geliştirme olanağı yakalaması ve kalıcılaşması bakımından çok önemlidir.

Dolayısıyla iş daha çok çocuğun eğitim döneminde düğümlenir. Anadile saygı, hukuka dayalı çağdaş insan haklarına saygıdır. Çocuğa anadilde eğitim, evrensel insan haklarına saygının gereği olduğu kadar bilimsel laik eğitimin de temelidir.

Türkiye’nin eğitim alanındaki başarısızlığının altında yatan en önemli nedenlerinden biri, resmi dil olan Türkçe dışında çocuğa anadilinde eğitim olanağı verilmeyişidir. Doğup büyürken anadilinin sözcükleriyle kendine bir oda inşa eden çocuğun abc’ye farklı bir dilde başlaması onun odasının altüst olması sonucunu doğurur. Farklı bir dille eğitilen çocuğun yeni bir dil öğrenirken konuları anlaması, soyutlama yapabilmesi de oldukça zorlaşır. Kimi istisnalar ise genelde olması gereken başarıya ölçüt olarak sunulamaz. BM’nin bu konudaki bildirgelerine imza atmak yasak savmaktan öte bir şey değildir. Türkiye, Türkçe dışındaki yaygın konuşulan dillerdeki eğitimin gereğini hiçbir zaman yapmamış ve resmi dil dışındaki dilleri baskılayarak bölünme/parçalanma fobisi oluşturmuştur.

Anadolu’nun coğrafi konumu insan topluluğu hareketleri açısından tarih boyunca hep stratejik bir önem taşımıştır. Doğudan batıya, kuzeyden güneye karşılıklı akınların binyıllardır köprüsüdür Anadolu. Böylesi bir geçit yurdunda farklı dillerin, farklı kültürlerin var olmasından doğal ne olabilir ki? Şu an avucumuzun içinde bulunan dillerin dışında çok çok daha fazlasının Anadolu’dan geçip gittiğinin, hatta kimisinin derin izler bırakarak farklı dil ve lehçelere yol açtığını tahmin etmek hiç de zor olmasa gerek. Bugün ülkemiz topraklarında Türkçe ile birlikte ağırlığı Kürtçe olarak 35 farklı dil, Anadolu’nun zengin kültürünün bir yansıması olarak vardır. UNESCO’nun Tehlikede Olan Diller Atlası’na göre bu dillerden 18’i yok olma tehlikesiyle yüz yüzedir. Ubıhça, Mlahso ve Kapadokya Yunancası ise yakın geçmişte yok olmuş dillerimizdendir.

Anadilin hak olarak tanınması ve korunmasına dair bildirgeyi imzalayan Türkiye benzeri birçok kararda takınılan ikiyüzlü tutuma bu konuda da sahne olmuştur. Örneğin anadilde eğitim hakkını Kürt halkına karşı takınılan siyasal tutumla özdeş kılmıştır ki temel yanlış budur. Buradan hareketle “Barış süreci” denilen dönemde, 2012’de eğitimle ilgili mevzuata “Yaşayan Diller ve Lehçeler” dersi konulması eklenmiştir ama çok az sayıda öğretmen ataması yapılan ve seçmeli olan dersin anadilde eğitimi sağlama çabasının çok uzağındadır.

Dillerin canlılığını arttırmakta temel eğitim ortamı kadar farklı kültürel birimlerde icra edilmesine olanak tanınması da gerekir. Sinema, tiyatro, konser etkinlikleri; kitap-gazete, broşür, afiş vb. yayıncılık faaliyetleri; kamuya açık çeşitli duyurular, ticari alış-veriş ortamlarında tabela ve etiketleme işleri vs. vs. dil kültürünün yaşaması ve pekişmesini sağlayan unsurlardandır. Oysa bu ve bunun gibi dilin etkili bir iletişim aracı olarak kullanılmasına hoş görü ile yaklaşmak bir yana gösterime giren bir sinema filminin Kürtçe oluşunu bölücülükle gerekçelendirip yasaklayabiliyorlar. Daha dün İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, tiyatrolara pandemi desteği nedeniyle Gaziosmanpaşa Sahnesinde, Teatra Jiyana Nü’nün Kürtçe oynayacak olan “Berû” adlı oyununu birkaç saat öncesinde yasaklamasına ne demeli? Bir ilçe kaymakamı çıkıp “Tiyatro oyunu kamu güvenliğini bozabilir” derse o dil, baskı ve korku ikliminde nasıl bir dinamizm kazanabilir ki?

İnsan ruhunun anahtarı dildir

Başka bir boyutta ise küresel kapitalizm, insanın en değerli birikimlerini maddi çıkarlar için baskılayıp görünmez kılmakla meşgul. Neredeyse egemen ulusal diller bile tekellerin uluslararası ticari çıkarları altında ezilip, aşınmaktadır. Resmi olsun olmasın anadiller egemen ticari ilişkiler trafiği altında işe yaramaz sayılmaktadır. Anayurt insanları ticari rüzgârların etkisiyle eğitimin bir noktasından sonra iş, kariyer ve para getireceği kaygısıyla yaygınlaşan farklı dillere (İngilizce, Fransızca, Çince, Rusça, Japonca…) yönelmektedir. Dil öğrenmek insana artı değer katar. Sorun, iktisadi ve ticari açıdan etkin güç olan emperyal ilişkilerin insanın kültürel birikimlerini değersizleştirmesindedir.

Sözü Türkçeyi dinamik, derin ve en zengin biçimiyle kullanmış olan Yaşar Kemal’le noktalayalım: “Tek çiçeğe kalmış, tek renge, tek kokuya kalmış bir insanlık ve tek dile kalmış bir dünya hapı yutmuştur. Öyle bir dünya cehennemden beterdir…”

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur