Yüzde 50+1 iktidardan çok muhalefete prangadır, yalnız sokakta kırılır

Yeni seçim sisteminin Tayyip Erdoğan’ı Devlet Bahçeli’ye mahkûm ettiği şeklindeki değerlendirme eksik ve bu nedenle de yanlış. Sistem, aslında bu sahnedeki tüm siyasi aktörleri, sermaye çıkarlarını ve kontrgerillanın dokunulmazlığını güvence altına alacak şekilde birbirine mahkûm etmiş durumda. Sorun sadece Erdoğan’ın Bahçeli’ye mahkumiyeti değil, ana muhalefet CHP’nin sağa, sermaye ya da kontrgerilla ile derdi olup da bu denkleme müdahil olanların ise mevcut CHP siyasetine mahkumiyeti söz konusu

Yüzde 50+1 iktidardan çok muhalefete prangadır, yalnız sokakta kırılır

Nedense öncelikli olarak sermaye temsilcilerinin muhatap alındığı hukuk reformu müjdeleri ve HDP’nin kapatılması tartışmaları, Tayyip Erdoğan’ın sağ muhalefete uzattığı el ve Devlet Bahçeli’nin sağ muhalefete uzattığı sopa, AİHM kararlarının Erdoğan’ı bağlamaması ve Erdoğan’ın Avrupa Birliği ile ilişkileri rayına oturtmaya hazır olması, muhalefeti Biden’cılıkla suçlayan iktidarın Biden yönetimi ile birlikte ABD-Türkiye ilişkilerini onarma yönünde niyet beyan etmesi… İktidar, çelişkili gibi görünen ancak ortak bir planın birbirini tamamlayan unsurları olarak değerlendirildiğinde yerli yerine oturacak hamlelerle girdi 2021’e. İktidar blokunun kusursuz bir uyum içinde olduğu iddiasında değiliz. Sadece uyumsuzluğun yanlış yerde aranmasına karşıyız.

İşin özü, bu hamlelerle sermayeye ve emperyalizme “Türkiye’de bir başka iktidar alternatifi aramana gerek yok” mesajı verilmekte, iktidar alternatifi olabileceğini 31 Mart 2019 yerel seçimleriyle gösteren muhalefet bloku da HDP’den CHP’ye oradan da sağ muhalefete doğru genişletilen bir saldırı planıyla bölünüp zayıflatılmaya çalışılmaktadır.

Artık HDP’ye ve CHP’ye saldırı da yetmemekte, sağda muhalefete doğru devam eden çözülmenin AKP-MHP karşısında bir sağ muhalefet bloku oluşturması ihtimaline karşı Saadet Partisi, İyi Parti, Gelecek Partisi ve Deva Partisi çevreleri de havuç-sopa operasyonlarının hedef tahtasına konmaktadır.

İktidar ortağına gerektiğinde tek başına da hareket edebileceğini dönem dönem hatırlatan MHP’nin gösterdiği sopanın, iktidar içi mücadelede de bir karşılığı olmakla birlikte, sopa şu aşamada uyumunu koruyan Cumhur İttifakı adına muhalefete gösterilmektedir.

Ancak dikkat edilmesi gereken şey, tüm bu hamlelerin, iktidarın toplumsal rıza üretme kapasitesindeki daralmayı durdurmak ya da toplumsal hoşnutsuzluğu bastırmaktan çok, %50+1 denklemine göre şekillenen siyaset sahnesini düzenlemeye yönelik olduğudur. Başarı şansı da yok değildir.

Sermaye ve emperyalizm, kendi çıkarlarını güvence altına alan ve işleri kitabına uyduran bir iktidarın kendi ülkesinde muhalefete ve halka ne yaptığıyla ilgilenmeyecektir. Sağ muhalefet içindeki rahatsızlar ve “sol” içinden satın alınabilecek figürlerin Erdoğan ve Bahçeli’nin havuç-sopa taktiği karşısında ne kadar sağlam duracağı tartışmalıdır. HDP’ye yönelik saldırılar tırmanabilir, seçim yasası değiştirilebilir…

Erdoğan’ın tüm bu hamlelere karşın başarısız olması ve CHP liderliğindeki muhalefet blokunun iç uyumunu koruyarak %50+1 şartını sağlama şansı da yok değildir. Zaten bütün iddiaları da 2023’te ya da bir erken seçim kararı alınması durumunda daha erken bir tarihte gerçekleşecek seçimlere kadar bunu başarabilmektir. İşte muhalefet açısından esas mesele gerçekleşme şansı da olan bu iddianın kendisindedir.

%50+1 neyin güvencesi?

Ülkenin neredeyse yarı yarıya bölündüğü 16 Nisan 2017 referandumuyla seçim kazanma şartı çoğunluk oyunu elde etmek olarak tarif edileli beri düzen siyasetinde her adım %50+1 denklemi gözetilerek atılıyor. Hele de hiçbir partinin tek başına çoğunluk elde edemediği ve iktidar ile onu 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde alt eden muhalefet arasında bıçak sırtı bir dengenin olduğu koşullarda iki taraf da aynı savaş stratejisi ile hareket ediyor: Karşı cepheyi böl ve oradan kendine yeni müttefikler edin.

Ama bir tuhaflık var. Bu nasıl bir mücadele ise, aynıları aynı, ayrıları ayrı yerde değil; aynıları ayrı, ayrıları aynı yerde buluşturuyor. Tayyip Erdoğan AKP’si iktidarda, Ali Babacan-Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu AKP’leri muhalefette. Devlet Bahçeli MHP’si iktidarda, Meral Akşener MHP’si muhalefette. Saadet Partisi muhalefette ama kayda değer bir kısmının gönlü iktidarda. Akşener muhalefette ama partisindeki bazı ağır toplar muhalefete muhalefette. CHP muhalefetin başında ama CHP’nin 2014 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı ile 2018 Cumhurbaşkanlığı Seçimi Adayı, CHP’ye muhalefette.

İdeolojik-politik ayrımların silikleştiği ya da geri plana atıldığı, herkesin birbirine benzeştiği ya da benzemeye çalıştığı, kıblesi sermaye, dokunulmazı kontrgerilla olan, ayrımların da daha çok sermaye ve kontrgerilla içi çelişkilerden kaynaklandığı ve sorunun şahıslara indirgendiği, var olan partilerin tatmin etmediği ve kendini iki büyük blok arası rekabette pazarlamaya çalışan onlarca yeni partinin kurulduğu, nedense sosyalistlerin de yatırım yaptığı bir düzen siyaseti sahnesi var karşımızda.

Yeni seçim sisteminin Tayyip Erdoğan’ı Devlet Bahçeli’ye mahkûm ettiği şeklindeki değerlendirme eksik ve bu nedenle de yanlış. Sistem, aslında bu sahnedeki tüm siyasi aktörleri, sermaye çıkarlarını ve kontrgerillanın dokunulmazlığını güvence altına alacak şekilde birbirine mahkûm etmiş durumda. Sorun sadece Erdoğan’ın Bahçeli’ye mahkumiyeti değil, ana muhalefet CHP’nin sağa, sermaye ya da kontrgerilla ile derdi olup da bu denkleme müdahil olanların ise mevcut CHP siyasetine mahkumiyeti söz konusu.

CHP yönetimine Ekmeleddin İhsanoğlu faciası yetmezmiş gibi Erdoğan karşısında Abdullah Gül’ün adaylığını tartıştıran, 10 Ekim Katliamı’nın birinci yıl dönümünde İslam sempozyumu örgütleten, Maraş Katliamı’nın yıldönümünde Türkeş ziyareti yaptıran, Nihat Atsız Parkı açtıran, kendi parti yöneticilerinin katilleri ile ittifak kurduran, Erdoğan karşısında AKP’yi savunan Davutoğlu ve Babacan’ı destekleten, gerektiğinde kendi kendini inkâr ettiren bir mahkûmiyet bu; ya da HDP’ye bağrına taş bastıran; ya da sosyalistlere ve anarşistlere aslında düzen karşıtı siyasetin tabutuna dönüşecek sandıkları savundurtan…

%50+1’in kritik kuralı bir aritmetik şartın sağlanmasının ötesinde, düzen karşıtları dahil bütün muhalefetin düzen içi alternatiflere yedeklenerek, düzenin onarımının ve istikrarının güvence altına alınmasıdır.

%50+1’e sığmayanlar

Köklü bir değişiklik için mücadeleye giden yolda, önce bütün Erdoğan karşıtlarının %50+1 kuralını gözeterek asgari müştereklerde buluşması gerektiğini iddia edenler, bağrımıza taş basıp geçeceğimiz bir bağlantı yolu değil gerçek bir değişim hedefleyen devrimci siyasetin imkânlarının kaybedileceği bir çıkmaz sokak önermektedir.

Oysa iktidarın toplumsal desteğinin zayıflaması, Erdoğan’ın karşısına çıkarılan muhalefet adaylarının seçim dönemlerinde kendilerini şeyh sanabilecekleri şekilde havalanması, AKP’ye sandıkta da kaybettirilebileceğinin görülmesi, gittikçe güçlenen bir toplumsal itirazdan kaynaklanmaktadır. Uzun süre kimlik bariyerleri ve şiddet gösterileriyle üstü örtülen toplumsal çelişkilerin giderek keskinleşmesi sonucunda işçi sınıfı katmanlarının, kadınların, gençlerin itirazı artık o bariyerleri aşmaktadır. Parlamenter muhalefet bu taşkının yaratanı değil faydalananıdır. Üstelik %50+1’i sağlamaya yönelik geliştirdiği strateji nedeniyle bu toplumsal itirazı ve taşıdığı devrimci potansiyeli temsil etmenin çok çok uzağındadır. Hatta büyük ölçüde kontrol altına alma, ehlileştirme ve bastırma eğilimindedir.

Türkiye’de bugün Erdoğan iktidarı tarafından temsil edilen neoliberal-faşist düzen karşısında gelişen toplumsal itiraz, %50+1 denklemi ile kurulan muhalefet zeminlerine de muhalefet etme biçimlerine de sığmaz. Ne var ki bu kadar partinin-örgütün ortasında örgütsüzdür, temsilcisizdir. Bu nedenle de sandıkta Erdoğan’a kaybettirmek için bir “Millet İttifakı seçmeni”ne dönüşse de gerçek temsilini bütün örgütsel-politik zayıflıklarına rağmen işçilerin, kadınların, gençlerin militan eyleminde görebilmektedir.

Burada bir başka denklem daha belirmekte, çıkmaz sokaklardan farklı bir yol olduğu da görülmektedir. Gerçek bir değişimin gereklilik ve imkânları, devrimci bir toplumsal muhalefet yaratmak için yürünecek bağımsız bir yol kendini göstermektedir. Gerici kimlik bariyerleri AKP tabanındaki ezilenleri eskisi gibi tutamıyorsa; işçilerin, kadınların, üniversitelilerin küçük isyanları bütün memlekette yankılanıyorsa; alay komutanının barikatı, kapı önünde gözaltılar, kapıları kıran özel harekatçılar sokağı sindiremiyorsa bütün öznel zayıflıklarımıza rağmen gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz ki biz bu denklemde siyaset yapmalıyız. Seçim günü geldiğinde kitlelerin yine Erdoğan karşısında %50+1’i sağlamak üzere oy kullanmaya yöneleceğini bilerek ancak 2015 sonrasının acı deneyimleri ışığında sokak hareketinin bağımsızlığını koruyarak, sokak muhalefetinde yaratılan birikimi ve devrimci siyaset iddiasını sandık denklemlerinde heba etmekten kaçınarak…

Bu tercih, bizi Erdoğanlı ya da Erdoğansız AKP düzenine mahkûm eden %50+1 siyasetinden kurtulmamızın da temel koşulu.

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur