Pandemide tarım işçileri: “Bankada babasını bekleyen çocuğa ceza kesen polis, bizim dolu servislerde tarlaya giden çocuğumuza el sallıyor”

Tarım işçilerini daha çok kaza yapan servislerinde yaşamlarını yitirdiklerinde duyuyoruz. Pandemi koşullarında da bu durum değişmedi. 17 kişilik servislere 35 kişi binmeye devam ediyorlar. Mersinli mevsimlik tarım işçileriyle COVID-19 salgını ile birlikte çalışma koşullarında değişenleri ve değişmeyenleri konuştuk

Pandemide tarım işçileri: “Bankada babasını bekleyen çocuğa ceza kesen polis, bizim dolu servislerde tarlaya giden çocuğumuza el sallıyor”

Kapitalizmin kırsal alanlara müdahalesi ile birlikte tarımsal üretim başka bir boyut kazandı. Köylerinde geçimlik üretim yapanlar kentlere göç ettirilerek işçileştirildi. Büyük bir çoğunluğu kentlerin yoksul mahallelerinde oturan tarım işçileri ağır güvencesiz koşullarında yaşam mücadelesi veriyor ve tarımsal sömürü politikalarının yarattığı tahribatı tüm boyutları ile yaşıyorlar. İşe gitmek için bindikleri servislerin kaza yapması sonucunda hayatlarını kaybediyor veya yaralanıyorlar. Kentin kıyısında sağlıksız koşullarda evlerde yaşıyorlar; eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere erişimleri sorunlu. Siyasal iktidar ise tüm bu sorunlara gözlerini kapatıp tarım şirketlerinin vergilerine af getirmeye devam ediyor.

Yaklaşık bir yıl önce kurulan ve tarım işçilerinin hakları için de mücadele veren Güvencesiz İşçiler Derneği’nin başkanı Abdulselam Kutlu’nun da bize eşlik etmesiyle, Mersinli mevsimlik tarım işçilerine ulaştık, yaşadıkları sorunları, COVID-19 salgını ile birlikte yaşanan değişimi konuştuk.

Tarım işçilerini daha çok kaza yapan servislerinde yaşamlarını yitirdiklerinde duyuyoruz. Pandemi koşullarında da bu durum değişmedi. 17 kişilik servislere 35 kişi binmeye devam ediyorlar. Kendileri ne kadar tedarik ederse o kadar maske var ama mesafe yok. İşe çocuklarıyla birlikte balık istifi gidip geliyorlar. Polis tarım işçilerini taşıyan servislerin bu haline ses çıkarmıyor, işçilerin sözüyle, banka önünde babasını bekleyen çocuğa 900 lira ceza kesen polis, tarlaya giden işçi çocuğuna güle güle diye el sallıyor.

Emrah Beyhan 21 yaşında, Misis’te bir Narenciye bahçesine tarım işçisi olarak çalışmaya gidiyor. Neden tarım işçisi olarak çalışıyorsunuz?

Mersin’de çalışabileceğim bu iş var, başka iş bulamadığım için mecburen çalışıyorum.

Aldığınız ücret ne kadar?

Değişiyor, bahçe yevmiyesi 106 lira, elimize 96 lira geçiyor. (10 lirası elcinin payı).

Aldığınız ücret ile geçinebiliyor musunuz?

Yok geçinemiyoruz. Ne sigortamız var ne bir şeyimiz. Yağmurlu günlerde evdeyiz.

Yılın kaç ayı çalışıyorsunuz?

İşe bağlı aslında, olursa gidiyoruz olmazsa evde yatıyoruz. Gündelik ihtiyaçlarımızı ancak karşılayabiliyoruz. Akşam iş var mı yok mu diye elciyi arıyoruz. Yoksa yatıyoruz. Varsa sabah beş gibi servislere binip çalışmaya gidiyoruz.

Çalışma yaşamında yaşadığınız en büyük zorluk nedir?

Bahçe işinde çalışmak gerçekten zordur. Servisler (yanımızdaki diğer tarım işçileri de söz söyledi) 17 kişiliktir ama 40 kişi gidiyoruz. Bir ekip (ortalama 35 kişi) için iki servis aracı gönderilmiyor. Maliyetini kurtarmadığını söylüyorlar.

Kısa süre önce Erdemli’de gerçekleşen kazada bir işçi servisinde 2 işçi öldü, 33 işçi yaralandı. Bu kazaların ardı arkası gelmiyor. Ne düşünüyorsunuz?

Biz de çok kaza yaptık. Biliyorum. Ölümün olup olmaması Allah’ın elindedir. Çok zor gidip geliyoruz, dip dibeyiz. Tüm bunlar kaza riskini de arttırıyor tabi.

Diğer çalışma alanlarında işçilerin sendikaları var, hakları için mücadele edenler var. Tarım işçileri içinde de böyle bir örgütlenme mekanizmasının olması gerektiğini düşünüyor musunuz?

Evet, biz yevmiyemizin yükselmesini istiyoruz hem de servis konusunda yaşadığımız sorunların çözülmesini istiyoruz. Bunlar konuşulmalı.

Salgın sürecinde maske, dezenfektan sorununu nasıl çözüyorsunuz? İşveren bunları karşılıyor mu?

Yok, herkes kendi cebinden karşılıyor. Yevmiyenin yarısı bunlara gidiyor zaten.

Cevdet Batur, 33 yaşında; elci (çavuş/işin yapılması için işçi bulan kişi) olarak çalışıyor.

Siz bir elci olarak iş sürecini farklı aşamalarda doğrudan gözlemleyebiliyorsunuz. Pandemi süreciyle birlikte sizce en yakıcı sorunlar sizce neler? Bu sorunlar nasıl çözülebilir?

Hepsi zaten güvencesiz çalışıyor. En büyük sorunumuz sadece servis aracı sorunu değil, bir de trafik cezası yazılması sorunumuz var. 17 kişilik araçlara 35-40 kişi almak zorundayız. Trafik cezası yememek için oradan oraya kaçarak, yolumuzu uzatarak işe gidiyoruz. Sorunumuz bir iki tane değil, sorunumuz çok. Ceza yazılabiliyor. Araç bağlanabiliyor. Otobandan gelsek başka yerden kaçıyoruz, çevre yolundan gelsek ara sokaklardan kaçıyoruz. Fabrika iki servis vermiyor zaten, kaç defa dile getirdik, dinlemiyorlar. Bu servisleri çavuşların kendisi sağlıyor. Fakat parasını bahçe sahibinin anlaştığı fabrika veriyor. Bir ekibe iki servis gelsin diye kaç defa dile getirdik. Dernek’le (Güvencesiz İşçiler Derneği) birlikte fabrika ile konuştuk. Kabul etmiyorlar. 35 kişi 17 kişilik araçlarla gidiyoruz.

Tarım işçileri günde ortalama kaç saat çalışıyor?

Normalde altı yedi saat çalışıyorlar da insanların evinden çıkışıyla eve geri dönüşü yol süresiyle birlikte on, on iki saat sürüyor.

Orhan iki yıldır tarım işçiliği yapıyor, 46 yaşında, çekindiğini belirterek soy adını yazmamız kaydıyla konuşacağını söylüyor.

Neden bu işte çalışıyorsunuz?

Ben 2 yıldır çalışıyorum fakat burada 15-20 yıldır çalışanlar var. Elimizde yapacağımız tek iş bu olduğu için, başka iş alanları olmadığı için ailece tarım işinde çalışıyoruz. Sosyal güvencemiz de yok, sigortamız da yok.

Az önce birkaç tarım işçisi ile birlikte yaptığımız sohbette salgın sürecinde takılması zorunlu olan maskeyi kendilerinin aldığına dikkat çektiler. Siz ne düşünüyorsunuz?

Ne maskesi, her şeyi kendimiz alıyoruz. Dün çarşıda bir tane çocuk babasını bankanın önünde beklerken 900 lira para cezası kesildi. Ama bizim çocuklarımız salgından beri bizimle birlikte 35 kişi ile birlikte arabaya binip çalışmaya gidiyorlar. Onlara yasak yok, bir sıkıntı yok. Polis görüyor güle güle diyor. Eğer içimizde koronalı biri varsa canımız Allah’a emanet.

Evden kaçta çıkıp kaçta dönüyorsunuz?

Bu belli olmuyor, bazen sabah dörtte çıkıyoruz, bazen üçte, bazen de gecenin ikisinde çıkıyoruz. Mesela dün saat yedide eve yetiştik. Bu durum tarlaya göre, meyvenin çokluğuna bağlı değişiyor.

Peki salgın süreci ile eskiyi kıyaslarsak, salgın süreci içerisinde tarım işçilerinin sorunlarına eklenen sorunlar oldu mu?

Tabii ki, mesela yasaklar oluyor işe gidemiyoruz. Pandemi döneminin başında 2-3 ay boşta kaldık. Yani aç kaldık. Mersin Büyükşehir Belediyesi’nden yardım istedik, belediye yardım etmedi. Oy verdiğimiz insanlar dönüp bize hiç bakmadı. Üç dört defa mesaj yazmama rağmen görmediler yani. Biz bunlar için oy topladık, gecemizi gündüzümüze kattık ama boş.

Tarım işçilerinin bütün çalışan kesimlerin içerisinde en güvencesiz çalışanlar olduğu sık sık dile getiriliyor. Peki bu şekilde mi devam edecek? Yani her sene çok fazla kişinin bindiği servislerin yaptığı kaza sonucu ölümler, yaralanmalar devam mı edecek?

Bu devletin işi, bizim işimiz olduğunu düşünmüyorum. Devletin bu duruma bir el atması gerekiyor. Milletvekilleri, bizi temsil edenler bir şey yapmalı fakat ne yazık ki herhangi bir çözüm üretilmiyor. Görüyorsunuz yirmi yıldan, otuz yıldan beri böyle. Bizim sendikamız yok, bizim herhangi bir örgütümüz de yok, yani öbür örgüt olarak anlamayın, işçilerin örgütünden bahsediyorum. Kendi haklarımızı savunmak için bir örgütümüz yok. Bizim eğitim seviyemiz düşük olduğundan kaynaklı muhtemelen. Çoğu ilkokul mezunu bile değil burada. Ne için okumadı bu insanlar biliyor musunuz? Bizler niye okuyamadık? Eve ekmek lazımdı, mecbur on iki on üç yaşında çocukken işe başladık. Yanlış anlama, bu da devletin hoşuna gidiyor.

Peki diğer bölgelerde, yani iç Anadolu, Karadeniz gibi yerlerde tarım işçilerine yönelik ırkçı saldırılar da oluyor. Siz de benzer durumlarla karşılaşıyor musunuz?

Burada olmadı çok şükür. Ben burada görmedim, duymadım da. Mesela Sakarya’da olmuştu Kürt işçilere. Afyon’da oldu mesela ama burada olmadı.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Mesela bir sendika olsa, bir örgütümüz olsa, insanlar bir araya gelse, kendi haklarını arasa ve bir güvencesi olsa iyi olacak. Bu servislerin durumunun düzeltilmesi ve insan sayılarının azaltılması için hakkımızı aramamız gerekiyor. Tabii bizim için zor olabilir, burada eğitimli insanların da bizlerin haklarını savunması lazım.

Cemile Karçın, 38 yaşında, 1 yıldır tarım işçisi olarak çalışıyor.

Tarım işinde çalışan bir kadın olarak ne gibi zorluklar yaşıyorsunuz?

Çok, anlatmakla olmuyor, gerçekten çok sorun yaşıyorum. Bakın sabahın köründe saat dörtte kalkıyoruz mesela. Çocuklarımız var bırakıp geliyoruz, gelmek zorundayız. Benim beş tane çocuğum var. Dördü öğrenci, biri asker. Eşim vefat etti ve o çocuklara bakmak zorundayım.  Yani benim gibi onlarca insan var şurada. Koşulları benim gibi olmayabilir ama durumları olmadığından geliyorlar. Yoksa kim ister bu saatte kalkıp işe gitmeyi. Çocuklarım evdeler, onlar kendilerine bakıyor. Bazen erken geliyoruz, bazen geç geliyoruz. En geç saat 16.00’da işten çıkıyoruz ama mesaiye kalırsak 17.30’u buluyor çıkışımız.

Yevmiye ve iş yükü açısından kadınlar ve erkekler arasında bir fark ya da eşitsizlik var mı?

Maaş konusunda bir ayrım yok hepimiz aynı alıyoruz. 106 lira yevmiyemiz, 10 lira elciye verince hepimize yine 96 kalıyor. Tabiî hak ettiğimiz maaş bu değil, bu iş için çok az. gelip bir de bahçede görmeniz lazım. Yarım saat öğle yemeği molamız var. Bir de lavabo molamız var çok kısa süreli, onu da lütfediyorlar. Ben bir yıldır çalışıyorum. Daha önce hiç çalışmamıştım, eşim ölünce başladım. Bizi çalıştıran kişi çok iyi ve merhametli birisi yani. Hiç zorlamıyor diğer çavuşlara göre. Oğlum iki gün sonra askere gidecek, ben çalışmazsam kim çalışacak bilmiyorum. E diğer çocuklara da bakmak zorundayım, okuyorlar, bizim gibi olmasınlar diye çalışıyorum. Hayattaki tek çabam budur.

Peki salgın süreci öncesi ile salgın başladığından bugüne ne gibi bir fark var sizi açınızdan?

Hiçbir fark yok. Değişen hiçbir şey yok. Sadece ne var? Servislere bindiğimizde bizi uyarıyorlar, maskelerinizi takın diye. Mesafe hiç yok zaten, olamaz da. Bazen çavuşumuz maske alıyor işçilerine dağıtıyor, bazen de kendimiz alıyoruz. İki servis olsa mesafe olur ama tek serviste zor. 25 kişiyiz.

Bu sorunlar nasıl çözülür sizce?

İşçilerin hepsi birlik olmak zorunda. Bütün çavuşların, işçilerin toplanıp işveren kişilerin yanına gitmeleri gerekiyor. Bir yerde oturup konuşmaları, tartışmaları gerekiyor. Ama maalesef ne karşı taraf dinliyor bunu ne de işçiler, çavuşlar. Niye yapamıyoruz? Çünkü işveren “Kabul edersen bu, kabul etmiyorsan bir sürü işçi var, bir sürü çavuşlar var, gelip çalışabilirler, sen işime gelme” diyor direkt. Bu budur diyorlar. Bakın geçen sene bu yevmiyelerin az olmasından kaynaklı işçiler protesto etti, işe gitmiyoruz dediler. Fakat biri gitti biri gitmedi yani buradakiler gitmedi Adana’da, Tarsus’ta gidenler oldu. Birlik olmadı yani. Birlik olması için de konuşulması lazım. İşçilerin artık bu devran böyle gitmez demesi gerekiyor. Bu işverenler gelsinler bir gün işçilerle bahçeye, görsünler bu hayat nasıl oluyormuş…

Sendika.Org / Mersin

Sendika.Org'u destekle

Okurlarından başka destekçisi yoktur